Skip to content

KAPAK

OCAK 2017 SAYI: 104

2009 Krizi Sonrasının Şampiyonu Türkiye’nin Makinecileridir

Türkiye’nin makinecileri, dünyada, sadece 2016’yı değil, 2009 krizini takip eden bütün yılları en iyi değerlendiren imalatçılar oldular. Bunun iyi anlaşılabilmesi için gelişmeleri özetlemeye çalışalım. 2009’da dünya makine ihracatı yüzde 22 kadar gerilemiş idi. Bu emtia fiyatlarından çok küresel ekonomik durgunluğa bağlıydı ve hemen ardından iki yılda, sektör yüzde 19 ve yüzde 15’lik peş peşe artışlarla kayıplarını telafi etmişti. MAİB’in kuruluşundan itibaren dünya artışlarını katlayarak gelen Türkiye, o iki yılda dahi diğer ülkelerin ortalamasından yüzde 6 kadar daha fazla artış sağlamış, pazarını büyütmüştü. Takip eden yıllarda dünya makine ihracatı sabitlendi, artmadı; çünkü küresel büyümeyi, yani yatırımların çoğunu yapan gelişmekte olan ülkeler de büyüyemez hale geldiler. Bu durgunluk hammadde fiyatlarını da düşürdü, bütün malların pazarları daraldı, dış ticaret rakamları düştü. Fakat makine ihracatı bu daralmadan en az etkilenen oldu, ucuz da olsa üretim devam ediyordu. 2015’te yeni bir daralma süreci başladı; son iki yılda küresel makine ticareti yüzde 18’e yakın azalırken bundan Çin de payını aldı, ihracatı yüzde 20’ye yakın azaldı. 2015 krizindeki zeminini geri kazanan iki ülke Almanya ve Türkiye oldu. Bunlar da üretim ortaklığı içindeki iki ülkedir. Netice itibarıyla 2009’dan bu tarafa baktığımızda, Türkiye’nin ihracat artışı yüzde 30’a yakındır; bu bir şampiyonluktur. Çin’in artışı yüzde 9 kadardır, Almanya artmamıştır, İtalya, Japonya artmamıştır, dünya ortalaması da artmamıştır. Yani 2010’da dünya ihracatı nerede ise şimdi de oradadır. Türkiye’nin pazar payı yüzde 30 artmıştır. Bu olağanüstü bir performanstır.

ALMANYA, İMALATÇIMIZIN TEKNOLOJİK OLARAK SINIF ATLAMASINI SAĞLAMAKTA OLAN BİR MÜŞTERİ

Makinelerimiz çeşitlendi, makinelerimizin teknoloji sınıfı yükseldi; yani çok alana hizmet eden ve daha pahalı makineler üretiyoruz. Bir örnek, en yüksek fiyatla mal alan müşterimiz Almanya. Makine ihracatımızın birim fiyatı 5 dolar/kilo ise, Almanya 10 dolar/ kilo değerinde makineler alıyor. Neden Almanya daima hedef pazarımız olarak kalmak zorunda sorusunun cevabı budur. Çünkü Almanya imalatçımızın teknolojik olarak sınıf atlamasını sağlamakta olan bir müşteridir. İkinci önemli husus, pazarımız çeşitlendi. Yıllardır imalatın yüzde 60’ını AB ve ABD’ye gönderiyoruz. Geri kalan yüzde 40 klasik pazarlarımıza gidiyordu, komşular, Rusya, Mağrip, Orta Doğu, Körfez gibi. Buralar malum sebeplerden eski hacimlerinin yarısına düştü ama biz bu ülkelerin yerlerine yenilerini koyduk. Çok daha geniş bir pazarımız var şimdi ve eski pazarlarımıza huzur geldiğinde ihracatımız çok daha hızlı artacak. Döviz kurunun sert hareketlerine gelince: Biz katma değeri en yüksek sektörüz, yani ithalata bağımlılığı en az olan imalat sektörüyüz. Döviz artışlarından da en fazla istifade etmesi gerekeniz. İşin başka boyutu var fakat; o da yatırım yapıyor olmamız, borçlarımızın olması. Buna mukabil, KOBİ yapımız bizi sert hareketlere karşı en korunaklı sektör kılıyor. Şöyle bir etkisi olmasını umalım, net rakamları göreceğiz, ithal makinelere karşı bir avantaj sağlanması beklenmelidir. Bu da daha çok miktarlarda ve daha düşük maliyetlerle üretim yapmamızı temin edip, ihracatımızı tetikler.

BÜTÜN DÜNYA İTHAL MALA KARŞI GÖRÜNMEZ DUVARLAR ÖRÜYOR

Makine sektörünün daha rekabetçi bir ivme kazanabilmesi için iç pazarda yerli makine alımını teşvik edici tedbirlerin etkinliği konusunda tartışmalar sona ermedi çünkü uygulama zaafları mevcut. Kamu en büyük alıcı hala; ihale yasası yerli makineye yüzde 15’e kadar avantaj sağlanacağı hükmünü içeriyor.

Bu “kadar” lafı bir by-pass vazifesi görüyor; çünkü alıcı bazı kurumlarca yüzde 1 uygulanabiliyor. Devlet diyor ki, “Makinecimi destekle, o benim için stratejik ehemmiyette!” Kurum diyebiliyor ki, “Senin makinecin benim için aynı önemde değil!”. Vahim bir tablo; ama devletimiz bunu da çözecektir kısa sürede, eminiz. Bir de kamu kaynaklarıyla veya garantisiyle finanse edilen projeler var. TİKA var, Eximbank’ın finanse ettiği yurt dışı projeleri var. DMO alımları var. Buralarda herhangi bir destek mekanizmamız yok. Oysa, bütün dünya, daha Trump seçilmeden, kendi imalatçısını desteklemenin yollarını geliştirmekte idi. Yeni trend bu. Eğer katma değer senin ülkende oluşmuyor ise, yani üretimin dışarıda ise istihdamı da dışarıda yaratıyorsun demektir. Küresel imalat yatırımları sermayedarların ülkelerine sürdürülebilir katkılar yapmadı; bilakis vatanlarındaki sosyal sorunları artırdı. Gittiler Uzak Doğu’yu lider yaptılar; orası için değil, kendi ülkeleri için orada ürettiler; iş öğrettiler, teknoloji öğrettiler, sonra da baş edemez hale geldiler. Bütün dünya ithal mala karşı görünmez duvarlar örüyor. Ek vergiler koyuyor. Asıl önemli koruma politikası PGD uygulamalarının etkin ve katı hale getirilmesi. Niteliksiz malın piyasadan çekilmesi. Bizi de güçlendirecek olan ve yabancı sermayenin gelişini sağlayacak olan tedbir budur.

SEKTÖRÜN GÜCÜ DERNEKLERİNİN, FEDERASYONUNUN GÜCÜ İLE ÖLÇÜLÜR

Birçok dokümanımız, raporumuz var, İnternet sitemizden ulaşılabiliyor. Derneklerimiz, federasyonumuz bunları paydaşlarıyla geliştirip ilgili mercilere, kamuoyuna sunuyor. Önemli birini özetleyeyim: Makine sektörünün küresel rekabetçiliği elektronik ve yazılım sektörlerinin tedarikine yakından bağlıdır. Yine, alaşımlı metaller, dökümler, dövmeler ana girdilerden. Bu sektörlerin gelişmesi ve ihtiyaç duyduğumuz çeşitlilikte ve kalitede mal sağlaması gerekiyor. Biz bunlar teşvik edilsin istiyoruz. Yerlilik tanımı ile bu alanlara yatırım özendirilmelidir. Yan sanayi de aynı şekilde desteklenmelidir; eğer PGD uygulamaları etkin olursa, sektörde bir dönüşüm sağlanır, çok sayıda yan sanayi firmamız olur. Hem kayıt dışı azalır, hem de ölçeklerimiz büyür.

Makine ihracatı kendi mahrecinde ilerliyor; çarpıcı da bir performansı var. Bu başarı sektörün örgütlenmede, uluslararası temsilde, hak ve menfaatlerini savunmada birlikte davranabilme kültürü ile birlikte yükseliyor. Bir önemli husus şudur: sektörün gücü derneklerinin, federasyonunun gücü ile ölçülür. Dünyada çok iyi bir yere geldik; bunun ardındaki kahraman Makine Tanıtım Grubu’dur. Bu oluşum veya yaptığı hizmet hangi ad altında olursa olsun sürmelidir; sektörün kendi ellerinde sürmelidir; bu bir uzmanlık alanıdır ve genel ya da m akro e tkinliklerle h edefe v arılamaz. B u konuyu kendi Meclisimizden başlayarak bütün mercilere anlatmaya çalıştık; çözüm bulunacağı inancını taşıyoruz. Çok çabuk zemin kaybederiz aksi olursa; telafisi güç olur, hedef ülkelerimizde ilişki kaybı yaşanır.

Biz 20 fuara katılıyoruz her yıl. Yirmi ihtisas fuarı. Yarısı, dünyanın kapısı olarak gördüğümüz Almanya’da. Oradaki fuarlara gitmeden kimse makine almaz. Bizim 22 alt dalımız, segmentimiz var. Hiçbir ihracatçı birliğinde bu çeşitlilikte uzmanlık birikemez. Bu uzmanlık, ürünler bazında çalışan derneklerde temerküz eder. Onu pekiştirmek ve kullanmak hem o segmentin imalatçılarına hem de müşterilerine hizmet etmektir. Bizim sırrımız budur. Zaten fonlar onların üyelerinden geliyor; ihracatlarından nemalanıyoruz; bir kısmını onları desteklemek için kullanmak adil olanıdır, doğru olanıdır, başarıyı getirecek olandır. Yaşayarak gördük. Bizim performansımız ne ülkemizde ne de dünyada mevcut; boş bir iddia değil bu, rakamlar ortada.

Türkiye’nin Makinecileri iyi çalışıyor. Hamasi işlere kalkışmıyorlar. Siyasetle değil bilimle, teknikle uğraşıyorlar. Biz sektörel görevlere başka anlamlar yüklemiyoruz; bu maksatlı arkadaşlarımız da hiç olmadı. Netice itibariyle 8 bine yakın üyeyi temsil ediyoruz; buna layık olmak için özenli, dikkatli ve çok çalışıyoruz. Bu yüzden söylediklerimiz, yazdıklarımız sadece tek bir amaca hizmet ederler, o da sektörümüzün bu güzel ülkeye hak ettiği katkıyı verebilmesidir. Teknolojisini, makinecisi olmadan geliştirebilen herhangi bir imalat dalı olsa yükümüz bu kadar ağır olmazdı. Devletimiz bizden daha çok yararlansın istiyoruz.