Skip to content

MAKALE

TEMMUZ 2017 SAYI: 110

2017 Yılının İkinci Yarısında Beklentiler

Avrupa Birliği’nde ekonomik toparlanma her alanda sürüyor ve beklentilerin üzerinde bir büyüme süreci yaşanıyor. Eylül ayındaki Almanya seçimleri sonrası Merkel’in kazanması halinde AB’de toparlanmanın hızlanması bekleniyor. Merkel ile Macron ikilisi Avrupa Birliği’ni çok vitesli Avrupa’ya taşıyacak reformları gerçekleştirecektir. Brexit de korkulan etkiyi göstermedi. AB ve İngiltere ekonomisi şu ana kadar çok az etki ile karşılaştı. Bundan sonra da toparlanma eğilimlerini bozacak bir etki beklenmiyor.

YILIN İKİNCİ YARISINI BÜYÜK MERKEZ BANKALARI ŞEKİLLENDİRECEK

Küresel kriz sonrası büyük merkez bankalarının başlattığı parasal genişleme politikaları yavaş yavaş yerini normalleşmeye bırakmaya başladı. Buna bağlı olarak genişletici para politikalarının uygulandığı dönemin koşulları da ortadan kalkmaya başlayacak. ABD Merkez Bankası (FED), bankanın bilançosunu küçültmeye hazırlanıyor. FED bununla ilgili bir plan açıkladı. Kademeli olarak bilanço büyüklüğünün 2022 sonuna kadar 4,5 trilyon dolardan 2,85 trilyon dolara indirilmesi hedefleniyor. Küçültmenin ne zaman başlanacağına ise bu yıl Eylül ayı toplantısında karar verilecek ve küçültme büyük ihtimalle Ekim veya Aralık ayında başlayacak. Avrupa Merkez Bankası küresel krizin ilk yıllarında çok tutucu davranmış ve parasal genişlemeye gitmemişti. Ancak 2013 yılında genişleme başlatıldı ve 2017 Haziran ayı itibarıyla Avrupa Merkez Bankası bilanço büyüklüğü FED bilanço büyüklüğünü de geçti. Avrupa Merkez Bankası’nın genişletici programı 2017 sonunda sona erecek. Bu çerçevede Avrupa Merkez Bankası’ndan programa ilişkin ilk gelen değerlendirmeler programın artık uzatılmayacağı ve 2018 yılından itibaren bilançonun küçültülmeye başlanabileceği yönünde. Avrupa Merkez Bankası eksi olan faizlerini de en azından ilk aşamada sıfıra getirebilecek.

Büyük merkez bankalarının para politikalarını normalleştirmeye başlaması ile birlikte küresel mali piyasalarda yeni koşullar oluşmaya başladı. Öncelikle küresel likidite azalacağından bankaların ve reel sektör şirketlerinin borçlanma olanakları sınırlanacak. Faiz oranlarındaki artışlar daha kademeli ve sınırlı olacak. Bu nedenle maliyet artışları daha az hissedilecek.

KÜRESEL EKONOMİ ÖNÜNDE EN ÖNEMLİ RİSK ABD BAŞKANI İLE İLGİLİ BELİRSİZLİK

ABD’de Başkan Trump ile ilgili azil konusu küresel ekonomi önünde en öneli risk olarak görülüyor. Bu risk sürdükçe ABD doları zayıf kalmaya devam edecek. ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımlarına ve bilanço küçültmeye yaklaşmasına rağmen dolar, Trump riski nedeniyle zayıflıyor. Euro ise hem doların zayıflaması hem de AB’deki toparlanma ve risklerin azalması ile birlikte güç biriktiriyor.

PETROL VE EMTİA FİYATLARINI ABD YENİ YÖNETİMİ ETKİLİYOR

Petrol fiyatları ABD ile üretici ülkeler arasındaki çekişme ile 50 doların altına indi. Muhtemelen yıl sonuna kadar 45-50 dolar arasında dalgalanacak. ABD yeni yönetimi enerjide radikal bir politika değişikliğine giderek dışa bağımlılığı en kısa sürede bitirmeyi hedefliyor. Bu çerçevede ABD’nin petrol ve doğalgaz üretimi artıyor. ABD’nin bu politikası enerji piyasasında ilave arz yaratarak fiyatları aşağı çekiyor. Emtia fiyatları ise yine ABD’nin yeni yönetiminin ekonomi politikalarından etkileniyor. Yeni yönetimin ekonomi vaatleriyle büyümenin hızlanacağı beklentisi artarak talep ile emtia fiyatlarını yukarı çekti. Ancak yeni yönetim halen ekonomide büyümeyi hızlandıracak radikal bir adım atamadı. Bu nedenle emtia fiyatları durağanlaştı. Metal ve gıda fiyatları mevcut talep ve mali yatırımlar çerçevesinde ikinci yarıda durağan kalacak.

JEOPOLİTİK GELİŞMELER VE ULUSLARARASI TERÖR KÜRESEL RİSKLER OLARAK KALACAK

Küresel ekonomik toparlanma önündeki en önemli tehdidin jeopolitik riskler olduğu görülüyor. Orta Doğu’da çok taraflı ve birden çok gerginlik yaşanıyor. Suriye ve Irak’ta İŞİD ile mücadelenin sonuna gelindikçe, sonrasına ilişkin kaygılar da artıyor. ABD ile İran gerginliği yükseliyor. Kuzey Kore balistik denemeleri ile önemli bir tehdit. ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi ise yarattığı hayal kırıklığının ötesinde tehditlere karşı uluslararası birlik oluşturma hevesini kırdı.

KÜRESEL YATIRIMLARDA KADEMELİ TOPARLANMA BEKLENTİSİ

2015 ve 2016 yıllarında dünya ekonomisinde görülen yavaşlama yatırımların da yavaşlamasına yol açtı. 2017 yılının ilk yarısında ise büyüme hemen her bölgede toparlanıyor ve sanayi kapasite kullanım oranları yükseliyor. Bu çerçevede teknoloji ve yenileme yatırımlarının yanı sıra yeni kapasite yatırımlarının da kademeli olarak toparlanması bekleniyor. Petrol ve emtia fiyatlarındaki gerileme ise üretici ve ihracatçı ülkelerde yatırımların yine zayıf kalmasına yol açacak.

TÜRKİYE EKONOMİSİ, BÜYÜMEYİ İHRACAT KANALI İLE DESTEKLEYECEK

Yılın ilk yarısında dünya ekonomisinde büyüme hızlandı ve dünya mal ticareti de yeniden büyümeye başladı. Yılın ikinci yarısında da küresel büyüme ve ticarette genişleme sürecek. Türkiye ekonomisi de büyümeyi özellikle ihracat kanalı ile destekleyecektir. Buna karşın yılın ilk yarısında ilk ay hariç oldukça uygun olan küresel mali koşullar bir miktar sıkılaşabilecek. Bu sıkılaşma ABD ve AB merkez bankalarının para politikalarındaki normalleşmeden kaynaklanacak. Bununla birlikte bu sıkılaşma oldukça kademeli olacağı için Türkiye’ye etkisi de yönetilebilir olacak.

KAMU DESTEKLERİ KADEMELİ OLARAK BİTİRİLECEK

Ekonomide yılın ilk yarısındaki hızlı toparlanmada kamunun birçok alanda sağladığı destekler etkili oldu. Bunların başında gelen KGF garantili kredilerde artık sona geliniyor. İstihdam destekleri yıl sonuna kadar sürecek. Çeşitli sektörlerdeki KDV ve ÖTV indirimleri de Eylül ayı ile birlikte kalkmaya başlayacak. Bu çerçevede piyasalar destekler olmaksızın kendi dinamikleriyle hareket etmeye başlayacağı için iktisadi faaliyetlerde bir miktar ivme kaybı yaşanabilir.

EKONOMİDE YÖNETİM YENİDEN TEK ELDE TOPLANIYOR

Bir önceki hükümette ekonomiden sorumlu birden fazla başbakan yardımcısı olması uzun yıllar sonra ekonomide çok başlılık endişesi yaratmıştı. Nitekim faiz oranları ve benzeri gibi birçok konuda farklı açıklamalar gelmesi belirsizlikler oluşturmuştu. Kabine değişikliği sonrası ekonomi yönetiminde yeniden tek elden yönetimin olacağı anlaşılıyor. Bunun yanısıra Maliye, Kalkınma ve Ekonomi Bakanları’nın da görevde kalmış olması istikrarı artıracaktır. Bu Bakanlıkların açıklayacağı 180 günlük programlar ise ekonomide yol gösterici olacaktır.

ORTA VADELİ PROGRAMDA KÖKLÜ REVİZYON YAPILACAK

Ekonomide yol gösterici temel belge olan orta vadeli program son üç yıldır yaşanan gelişmeler nedeniyle kısa sürede geçerliliğini yitirmeye başlamıştı. Geçen seneki orta vadeli program da bir yıl içinde eskidi. Ayrıca geçen Aralık ayında TÜİK’in milli gelir hesaplarını yenilemesi ile birçok göstergenin güncellemesi gerekiyor. Bu çerçevede en geç Eylül ayında açıklanacak olan yeni orta vadeli program büyüklüklerinde ve hedeflerde köklü revizyonlar yapılacaktır.

MERKEZ BANKASI PİYASALARI DESTEKLEYEN POLİTİKALARINI SÜRDÜRECEK

Merkez Bankası yılın ikinci yarısında da piyasaları destekleyen politikalarını sürdürecek. Özellikle piyasaya geniş likidite verilecek. Ancak yılın ilk yarısında Kredi Garanti Fonu destekleri ile hızlı genişleyen krediler yılın ikinci yarısında daha yavaş büyüyecek. Merkez Bankası buna karşın enflasyon beklentileri iyileşene kadar göreceli yüksek fonlama faiz oranlarını sürdürecek. Bu da faizlerdeki düşüşü öteleyecek.

TÜRKİYE’DE YÜKSEK EKONOMİK BÜYÜME YILIN İKİNCİ YARISINDA DA SÜRECEK

2017 yılının ilk çeyrek döneminde büyüme yüzde 5,0 olarak gerçekleşti. 2017 yılı ilk çeyreğinde tüm sektörlerde büyüme yaşandı. Sanayi ve sanayi ihracatı büyümenin ana motoru olunca daha sağlıklı bir büyüme ortaya çıktı. Ekonomik büyümeye en büyük katkıyı net ihracat sağladı. Hane halkı tüketim harcamalarıyla kamu tüketim harcamaları da büyümeyi destekledi. Yılın ikinci çeyreğinde de benzer bir büyümenin gerçekleştiği tahmin ediliyor. Muhtemelen yılın geri kalanında da büyüme dinamikleri benzer şekilde çalışmaya devam edecek.

ÖZEL SEKTÖR YATIRIMLARI HALEN DURAĞAN

Ekonomide hemen tüm iktisadi faaliyetlerde toparlanma yaşanmasına karşın özel sektör yatırımları halen durağan ve çekingen kalmaya devam ediyor. Özel sektör yatırımları açısından siyasi ve jeopolitik riskler halen devam ediyor. Bunun yanı sıra son dönemde faiz oranlarında önemli bir artış yaşandı. Yüksek enflasyon, riskler, kaynak yetersizliği ve Hazine’nin artan borçlanma ihtiyacı ile faizler yüksek kalmaya devam edecek. Önemli yatırım teşviklerine rağmen özel sektör yatırımları için uygun koşullar halen yeterli ölçüde oluşamadı.

TL DAHA İSTİKRARLI OLACAK

TL geçen yılın sonunda önemli bir değer kaybı yaşadı ve sepet kur 4,00 TL’ye kadar yükseldi. Yeni yılın ilk yarısında ise yaşanan göreceli normalleşme ile birlikte TL, bir miktar değer kazanarak giderek istikrarlı olmaya başladı. TL sepet kur olarak son iki aydır 3,70-3,80 aralığında dalgalanmaya başladı. Bu seviye pariteye bağlı olarak 3,50-3,60 dolar/TL, 3,95-4,10 euro/TL bantlarına denk geliyor. Mevcut koşullar ve TL faiz oranlarının seviyesi değişmedikçe TL bu aralıkta yılın ikinci yarısında da kalmaya devam edecek. TL’nin göreceli değer kazanmasına karşın iki önemli gelişme TL üzerinde baskı yapacak. Bunlardan ilki ABD ve AB merkez bankalarından normalleşme adımları gelirse Türk Lirası yıl sonuna kadar sepet kur bazında yüzde 6-8 arasında değer kaybı yaşayabilecek. Bir diğer unsur ise Türkiye’nin dış politika alanında karşılaşacağı riskler. Özellikle Suriye ve Irak’taki olumsuz gelişmeler TL’yi baskılayacaktır.