Skip to content

MSSP FOCUS

HAZİRAN 2018 SAYI: 121

Akışkan Gücünde Kalite Kaçınılmaz Bir Başlık

KALİTE KAVRAMININ ÜRETİM VEYA SERVİS FARK ETMEKSİZİN BÜTÜN SEKTÖRLERDE ÖNEMLİ OLDUĞUNU SÖYLEYEN AKDER YÖNETİM KURULU BAŞKANI SEMİH KUMBASAR, “AKDER OLARAK, KALİTE KONUSUNA EĞİTİM PROGRAMLARIMIZDA SIKLIKLA YER VERİYOR; KALİTEYİ OLUŞTURACAK TEKNİK STANDARTLAR ÜZERİNDE ÖNEMLE DURUYORUZ” DİYOR.

Akışkan gücü sektörünü Türkiye’de temsil eden en üst yapı olan Akışkan Gücü Derneği (AKDER), 1994 yılında, sektördeki 28 firmanın bir araya gelmesi ile kuruldu. Bugün 75 üye sayısına ulaşan AKDER, 2002 yılından bugüne Avrupa Akışkan Gücü Komitesi’ne (CETOP) de üye ve CETOP içerisinde aktif olarak görevler almaya devam ediyor.

AKDER’in 14 Mart’ta gerçekleştirilen 12’nci Olağan Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçilen Semih Kumbasar, AKDER’in geçmişten bugüne en önemli misyonu olan sektörün ülke içi ve dışında temsili olduğuna atıfta bulunurken, 2018-2020 döneminde de yine sektör için önemli görülen konu başlıklarına odaklanacakları ve eğitim merkezinin güçlendirilmesi, proje güvenliğinde teklif projelerin üçüncü kişilere serbestçe sunulmasının önlenmesi ve Mesleki Yeterlilik Kurumu sertifikasyonu için sınav merkezi olma talebinin tamamlanması konularında etkin çalışmalar sürdüreceklerini söylüyor.

Önümüzdeki yıl 25’inci kuruluş yılını kutlayacak olan AKDER’in gelecek vizyonu ve makine sanayisi içerisindeki akışkan gücü sektörünün güncel başlıklarını, AKDER Yönetim Kurulu Başkanı Semih Kumbasar ile konuştuk.

Akışkan Gücü Derneği’ni (AKDER) ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

İnsanoğlunun teknolojik evriminde akışkanlar mekaniğinin yeri çok önemlidir. Akışkan gücü, basınçlı akışkanların, ister sıvı ister gaz halinde olsun, enerjilerinden faydalanarak elde edilen güçtür. Sıvı veya gaz ya da somut olarak su veya hava, ancak aralarında basınç farkı olan iki ortam arasında akışkan davranışı gösterir. Bu basınç farkı nedeniyle oluşan akış, aynı zamanda bir enerji de taşır. Endüstride yaygın kullanımından hareket edersek, basınçlı yağın enerjisinden faydalanılan sistemler Latince su-hydro kökünden doğan hidrolik, basınçlı havanın enerjisinden faydalananlar ise hava-pneu kökünden doğan pnömatik sistemler olarak ifade edilir. Akışkan Gücü Derneği de (AKDER), 1994 yılında, sektördeki öncü 28 firmanın adımlarıyla kuruldu. Kuruluşundan itibaren AKDER, asıl olarak aynı sektör mensubu üyelerinin dayanışmasını, sektörün bir anlamda sözcülüğünü üstelenen bir kuruluştur. Mesleki eğitime destek verir, ulusal ve uluslararası standartların oluşmasına katkı sağlar, ulusal ve uluslararası istatistiklerin çıkarılması ve üyelerine ulaştırılmasını sağlar, sektörel kongrelere üyeleri adına destek verir. Kısaca, sektörün ülke içinde ve dışında temsilcisidir. Bu temsil misyonundan hareketle AKDER, 2002 yılında, Avrupa’da 17 ülke akışkan gücü derneğinin bir araya gelerek kurduğu Avrupa Akışkan Gücü Komitesi’ne (CETOP) üye oldu ve faaliyetlerine katılmaya başladı. Ben ise 1952’de Ankara’da doğdum. ODTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü mezunuyum. Önce endüstriyel taahhüt işleri ve ticaret yapan bir Ankara firmasında iş başı yaptım. 1981’den itibaren de İzmir’de akışkan gücü sektöründe çalışıyorum. 1983’te proje satış mühendisi olarak görev aldığım Rexroth Hidropar firmasında Ege Bölge Müdürü ve 1994’ten itibaren de Ege Bölge Temsilciliği ve Sistem Entegratörlüğü görevlerini sürdürdüm. Halen, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite “Tasarım Merkezi” olarak anahtar teslimi özel makine, ekipman, üretim ve aktarma bantları ile otomasyon sistemlerinin tasarım ve imalatını yapan Hidropar İzmir’in Genel Müdürüyüm.

Başından beri Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev aldığım HPKON Kongresi’nin geçtiğimiz Kasım ayında düzenlenen sekizincisinde Yürütme Kurulu Başkanı olarak görev yaptım. Hidrolik ve pnömatik sektörünün ilk ve tek temsilcisi olan Akışkan Gücü Derneği’nin (AKDER ) Mart 2018’de yapılan 12’nci Seçimli Olağan Genel Kurulu’nda ise Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçildim.

Geride kalan yıl sektörünüz ve AKDER için nasıl geçti? Bu yıla ilişkin üretim, iç satış ve ihracat beklentileriniz nedir?

Geçtiğimiz yıl, bölgemizdeki onca istikrarsızlık ve oluşan belirsizlik ortamına rağmen sektörümüz olanca çabasıyla çalışmalarını sürdürdü ve mali olumsuzlukların üstesinden gelebildi. 2017’de sektörümüz için çok önemli gördüğümüz HPKON Kongresi’ni Makina Mühendisleri Odası (MMO) ile birlikte gerçekleştirdik. Yurt içi satışlarla ilgili olumsuz koşullar ne yazık ki halen sürüyor. Ancak bütün bunlara rağmen iç pazarın beklenenin üstünde bir performans gösterdiğini de söyleyebilirim. Hidrolik pnömatik sektörü, yedek parça satışının yanında proje yapan ve uygulayan bir sektördür. Sağladığı istihdamın büyük çoğunluğu teknik eleman ve mühendislerden oluşur. Müşteri talebine uygun tesis veya ünite, tasarlanarak imal edilir. İmalatta yerli ve ithal ürünler birlikte kullanılır. Dolayısıyla 2018’de belirsizlik sürüyor olsa da bizler çalışmaya devam ediyoruz ve 2018 yılı iç satışlarının geçen yıla göre yüzde 10 reel büyümesini bekliyoruz.

İhracatta da daha olumlu artışlardan söz edilebilir. Sektörümüzde, nispeten az miktardaki yüksek teknoloji ürünü olan malzemeler ithal edilirken, üretimi nispeten yüksek teknoloji gerektirmeyen ancak kullanımı yaygın malzemelerin ihracatını yıllardır başarıyla gerçekleştiriyoruz. Örneğin sabit debili dişli ve pistonlu pompalar, standart yön kumanda valfleri, hidrolik ve pnömatik silindirler ile hidrolik hortum ve bağlantı parçalarını ihraç ederken, hidrolik ve pnömatik servo valfler, değişken debili pistonlu ve paletli pompalar, orbital pompa ve motorlar ile akümülatörler ve kartriç valfler gibi ürünleri ithal ediyoruz.

Türk makine imalat sektörlerinin güncel durumu ve gelecek stratejileri için neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye’de makine imalat sektörü yıllık 15 milyar dolar ihracat hedefini aştı ve belirli bir kalite seviyesine ulaştı. Fuarlarda artık Türk makinesinden geçilmiyor. Dünyanın en büyük makine üretici ve ihracatçısı Almanya’da düzenlenen fuarlarda çok göze batan bir katılımcı sayısına sahibiz. Aynı şekilde makine ihracatımızın yüzde 20’ye yakın bölümünü de Almanya’ya yapıyoruz. Bu başarıda geçen yıl kapatılan Makine Tanıtım Grubu’nun emeklerini de takdirle anmamız gerektiğini düşünüyorum.

2018 yılı rakamları, makine ihracatının genel ihracatın önünde bir artışla devam ettiğini gösteriyor. Ben de aynı kanaatteyim. Burada belki iç piyasaya biraz sitem etmemiz gerekir. Kimi yatırımcılar, eşdeğer yerli ürün bulunduğu halde ithal makine tedarik etmeyi tercih ediyor. Tek bir taraftan kaynaklanmayan bu olumsuzluğun, sanayimizin tüm bileşenlerince çözülmesi gereken yanları var. Bu konuda ciddi bir bilinçlenmeye, tanıtıma, devlet desteğine ve en çok da ortak akla ihtiyaç olduğunu belirtmem gerek. Burada hep makineden söz ediyorum çünkü hidrolik ve pnömatik ürünler makinelerle birlikte tüketilen ürünlerdir. Ne kadar çok makine üretilirse, o kadar da akışkan gücü ürünleri tüketilir.

Türk makinesinin belirli bir kalite seviyesine ulaştığını söylediniz. Sektörünüzün kalite yönetimi yaklaşımı için neler söyleyebilirsiniz? Sektör temsilcilerinin yerel ve küresel rekabetteki pozisyonlarında “kalite”nin önemi nedir?

Kalite; üretim veya servis sektörü fark etmez, artık bütün sektörlerde olduğu gibi akışkan gücü sektöründe de uyulması kaçınılmaz olan bir konu. Biz, AKDER olarak, bu konularda eğitimlerimizde gerekli bilgileri aktarıyoruz. Ayrıca kaliteyi oluşturacak teknik standartlar üzerinde de çok duruyoruz. Dernek olarak konularımızla ilgili ISO standartlarının tamamını satın aldık. Bu alım için de Makine Tanıtım Grubu’nun desteklerinden yararlandık. Bu standartlar, artık AKDER arşivindedir ve üyelerimizin görüşüne açıktır. Ayrıca standart demişken, başka bir şekilde daha standartlar konusunda hizmet veriyoruz. Bilindiği gibi Türk Standardları Enstitüsü de ISO üyesidir ve yeni tasarlanan veya tadil edilen standartlarda TSE, Türkiye’nin yüksek nüfusu ile orantılı olarak ISO komitelerinde oldukça yüksek bir oya sahiptir. Bu kapsamda biz de, sektörümüzle ilgili standartlarda, başkanlığını AKDER Genel Sekreteri Abdullah Parlar’ın yürüttüğü Ayna Komite üzerinden görüş oluşturarak TSE’yi bilgilendiriyoruz. AKDER Yönetim Kurulu olarak görev süreniz içinde odaklanacağınız önemli başlıklar neler olacak? Halen devam eden ve projelendirilecek çalışmalarınız hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Biz, 12’nci dönem yönetim kurulu olarak bayrağı 14 Mart’ta devraldık ve 2020 yılı Mart ayına kadar çalışacağız. Bu dönemde, önümüzdeki yıl, AKDER’in 25’inci kuruluş yıldönümünü de kutlayacağız. Bunun için kapsamlı etkinlikler planlamaya başladığımızı söyleyebilirim. Yine 12’nci dönemde, 10 yıla yakın süredir zaten devam eden eğitim merkezimizi daha da güçlendirmek ve mümkün olursa online eğitim verme projemizi gerçekleştirmek istiyoruz.

2020 yılı sonbaharında yapılması planlanan HPKON Kongresi için de şimdiden komitemizi kurduk ve hazırlıklarımıza başladık; kongre tarihine kadar bizim görev süremiz dolacak ve yeni yönetim için kongre hazırlıklarını tamamlamış olmayı arzuluyoruz.

Yine, bu dönemde, proje güvenliği konusunda da sonuç almak istiyoruz. MMO ile birlikte gerçekleştirmeyi düşündüğümüz çalışmayla teklif projelerinin üçüncü kişilere serbestçe sunulmasını önlemek istiyoruz. Diğer yandan Mesleki Yeterlilik Kurumu sertifikasyonu için sınav merkezi olma talebimizi de bu dönemde tamamlamak istiyoruz. Biliyoruz ki gelecek yıllarda sertifikası olmayanlar her hangi bir mesleği icra edemeyecek.

Yerli üretim makine kullanımının artması için neler yapılmalı? Bu konuda AKDER’in stratejisi nedir?

Biraz önce kısaca değinmiştim, kimi yatırımcılarımız, bilerek veya bilmeyerek yerli üretim eşdeğeri olduğu halde ithal makine kullanmakta ısrarcı olabiliyor. Bu durum bir yandan yerli üretim makinenin kalitesine olan güvensizlikten kaynaklanırken, öte yandan makineye ihtiyaç duyan firmanın hazırladığı şartname ve satın alma yönteminden de kaynaklanıyor olabilir. Dünyada marka olmuş makine üreticileri, “bu makine, istense de istenmese de, belli standartları ve kaliteyi mutlaka taşır ve gelecekteki modifikasyonlara belli ölçülerde açıktır” der. Yani müşteriye göre standart, kalite ve performansından taviz vermez. Yani örneğin, küresel bir otomotiv markasından koltuğu eksik, çekiş gücü düşük araç alamazsınız. Bizdeki şartnameler ve satın alma yöntemi ise aracın dört tekeri, belli bir güçte motoru, direksiyonu ve kaportası tam olan tüm araç tekliflerini eşit sayarak en ucuzunu seçer. Bu, tam bir kısır döngüdür ve sorunun sanayiciden mi yoksa makine üreticisinden mi kaynaklandığı hep tartışma konusudur. Sonuç olarak, yatırımcı haklı olarak ihraç edeceği ürünün kalitesini riske sokmamak için böyle bir tercih yapmak zorunda kalıyor olabilir ancak sorunun bir parçasının da kendisinin belirlediği ve neredeyse tüm ülkede kemikleşmiş olan “satın alma tercihleri ve şartnameleri” olduğunu anlamalıdır. Bu gerçeğin, ticaret ve sanayi odaları, kamu kuruluşları ve üniversitelerde tartışılması ve tarafların birbirlerini anlaması gerekiyor.

Sektörünüzün insan kaynakları için neler söyleyebilirsiniz?

Eğitim olarak bizim sektörümüzle doğrudan ilgili eğitimlerin eğitim kurumlarında yeterince işlendiğini söyleyemeyiz. Biz, tam da bu nedenle, eğitim meselesini kendi içimizde çözme gayreti içinde olduk ve eğitim merkezimizi kurduk. Genel mühendislik eğitimi almış bir kişi bu eğitimleri alarak sektörde çalışabilme bilgisine sahip olabilir.