Skip to content

KAPAK

TEMMUZ 2017 SAYI: 110

Boş Durma, Boşa Çalışma

Verimlilik, günümüz dünyasının ekonomik sorunlarını çözümlemede kullanılan anahtar kavramlardandır. Bir anlamda kalkınmanın itici gücü de olan verimlilik artışları, başka sektörleri de harekete geçirir. Sürekli artan verimlilik de, akılcı ve çağdaş bir yönetim uygulamasıyla kalkınmayı hızlandırır. Yüksek verimlilik, dönemsel krizlerden etkilenmeyecek bir üretme gücü yaratır. Kısa, orta ve uzun vadede büyümeyi desteklemek için yapılabilecek en önemli katkı verimlilik odaklı politikaların tasarlanması ve uygulanmasından geçer. Verimlilik artışı ile sağlanacak olan sektörel katma değer artışı GSYİH artışına ciddi katkılar sunarken belirlenen ekonomik hedeflere ulaşılmasını da kolaylaştırıcı bir etki ortaya koyar. Ekonomiler üzerinde itici bir güce sahip olan verimlilik konusuna “Verimlilik Temelli Kamu Destek Modeli Tasarımı” adlı rapor ile yoğunlaşan Türkiye’nin Makinecileri, makine sektörünün geliştirilecek destek politikalarına paralel olarak artan verimlilik sayesinde küresel rekabetteki konumunun üst noktalara taşınacağına dikkat çekti.

Dr. Bülent Gökdemir tarafından hazırlanan, makine sektöründe verimlilik üzerine yoğunlaşan çalışma kapsamında öncelikle; Türkiye’nin ekonomik konumunun anlaşılabilmesi bakımından dünya ekonomisinin mevcut durumu ve dünya ekonomisinin kısa ve orta vadede görünümüne değiniliyor. Ardından Türkiye ekonomisinin orta vadeli geçmiş performansını gösteren büyüme izleği ortaya koyularak, dünya ekonomisinin yakın gelecek eğilim ve beklentileri perspektifinden Türkiye’nin konumu irdeleniyor. Söz konusu analiz ve değerlendirmelerden sonra Türkiye ekonomisinin, makine sanayisinin ve makine sanayisi alt sektörlerinin karşılaştırmalı bir şekilde verimlilik performansı incelenerek mevcut yapının resmi çiziliyor.

Firma boyutunda verimliliğin neden önemli olduğu, verimlilik artışına sebep olan unsurlar, yenilikçilik-verimlilik ilişkisi, verimlilik artışının firma ihracatı üzerindeki etkileri de çalışma kapsamında incelenerek hem teorik boyutta hem de ampirik sonuçlar ışığında ele alınıyor. Çalışmada, Türkiye özelinde yapılan, yenilikçilik faaliyeti olan ve bu faaliyetleri “kamusal/yarı kamusal yenilikçilik destek programları” kapsamında fonlanan 340 imalatçı-ihracatçı firmanın 2007-2012 dönemi verilerini kapsayan ekonometrik analiz sonuçlarından da yararlanılarak, yenilikçilik destekleri ile firmanın özellikle ihracat performansı arasındaki ilişki de sergileniyor. Raporda ayrıca farklı ülkelerin uygulamalarından ortaya çıkan sonuçlar da ayrı ayrı değerlendiriliyor. “Verimlilik Temelli Kamu Destek Modeli Tasarımı” tüm bu teorik ve ampirik değerlendirmeler ışığında Türkiye makine sektörü için “politika önerisi” ile tamamlanıyor.

MAKİNE SEKTÖRÜ VE 2023 HEDEFLERİ

Toplumsal, siyasal ve ekonomik anlamda farklı alanlarda belirlenmiş 2023 hedefleri arasında ekonomik hedefler ön plana çıkıyor. Ekonomik hedefler içinde ise dikkat çeken iki husus söz konusu. Bunlardan ilki, belirlenen tarih itibarıyla kişi başı gelirin 25 bin dolara ulaştırılması. İkincisi de Türkiye’nin dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almasının sağlanması. Buna göre, nüfusumuz ve GSYİH’deki mevcut büyüme hızları hesaba katıldığında, şimdikinden daha hızlı bir büyüme performansı sergilememiz ve birçok yapısal tedbirin hayata geçirilmesi gerektiği açık. Bu çerçevede sanayinin önemli bir alt dalı olan makine sektörünün de kendi payına düşen sorumluluğu yerine getirmesi önem arz ediyor. Makine sektörünün ekonomideki bağlantıları nedeniyle ortaya çıkan bu önemli konum, hemen hemen tüm sektörler bazında ekonomik büyümeye kayda değer katkılar sağlayabilmesinden kaynaklanıyor.

 

Makine, tüm sektörlerin değer zinciri içinde yer alması, ilaveten imalat sanayi sektörlerinin tümünde verimliliğin temel belirleyicilerinden biri olması nedeniyle son derece kritik bir sektör konumunda. Bu bakımdan makine sektörü, 2023 hedeflerine ulaşılmasında yaratacağı ağ etkisi ve yayılma potansiyeliyle büyümenin önemli tetikleyicilerinden biri olacak. Sektörün bu göreli önemi nedeniyledir ki kalkınma planları çerçevesinde ilki 2011-2014 yıllarını kapsayan “Strateji Belgesi ve Eylem Planı”nın ardından, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 2017-2020 yılları için ikinci “Türkiye Makina Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı (Strateji Belgesi ve Eylem Planı)” hazırlanarak Resmî Gazete’de yayımlandı. Söz konusu Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nda da belirtildiği gibi, makine sektörü, sahip olduğu yüksek katma değer oranı, teknoloji üretimini zorunlu kılması, geniş bir yan sanayi ağı oluşturması, yatırım maliyetlerini düşürmesi, nitelikli personele yönelik istihdam alanı oluşturmasının yanı sıra pek çok sektöre girdi sağlaması ile lokomotif bir sektör konumundadır. Diğer yandan, küresel çapta yapılan çalışmalar büyümenin en önemli itici güçlerinden birisinin verimlilik artışı olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle kısa, orta ve uzun vadede büyümeyi desteklemek için yapılabilecek en önemli katkı verimlilik odaklı politikaların tasarlanması ve uygulanması olacaktır. Verimlilik artışı ile sağlanacak olan sektörel katma değer artışı GSYİH artışına ciddi katkılar sunarak belirlenen ekonomik hedeflere ulaşılmasını kolaylaştırıcı bir etki ortaya çıkaracaktır.

KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM VE VERİMLİLİK

Küresel ekonomide büyümenin lokomotifi verimliliktir. Bu nedenle ileriye dönük büyüme hamlesi yapmak isteyen ülkelerin üstesinden gelmesi gereken temel zorluk, verimlilik artışının önündeki engel teşkil eden unsurların tespiti ve bunları ortadan kaldıracak politikaların tasarımı ve uygulaması olacaktır. Gelişmiş ekonomilerin sahip oldukları en belirgin üstünlüklerden biri, göreli olarak yüksek verimlilikle üretim gerçekleştirmeleri. Her ne kadar yükselen/ gelişen ülkeler küresel ekonomiden ciddi paylar almaya başlamış olsa da bu ekonomilerin önemli bir kısmı orta gelir tuzağında takılıp kalmıştır. Söz konusu ülke ekonomilerinin bulundukları bu noktadan ileriye doğru bir hamle yapabilmeleri, verimlilik odaklı bir ekonomi politikası tasarlamaları ile mümkün olacaktır.

Verimlilik artışından kaynaklanan büyümeden emeğin yeteri kadar pay alması, birçok ülkede yapısal bir sorun olarak varlığını sürdüren gelir dağılımındaki adaletsizliğin de önüne geçilmesine ve büyümenin kapsayıcı bir nitelik arz etmesine imkân sağlayacaktır. Bu durum ise daha kaliteli bir iş gücü potansiyelinin sağlanması ve kaliteli iş gücünün gerekli mobilizasyonunun mümkün kılınması ile verimlilik artışlarının hızlanmasına, böylece sürdürülebilir yüksek hızda büyümenin elde edilmesine yol açacaktır. 2008 yılında baş gösteren küresel finans krizi sonrasında gözlemlenen, yavaş gelişen ama ümit vaat eden olumlu ekonomik tabloya, dünya ekonomisindeki pozitif büyüme trendine ve yükselen ekonomilerin küresel katkılarına rağmen, önümüzdeki birkaç 10 yılda küresel ve ülkesel bazda büyüme hızının düşeceğine yönelik çok sayıda çalışma mevcuttur. Ulusal ölçekte değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde büyümenin önündeki önemli engelleri aşmanın ve refahı artırmanın önemli bir aracı verimlilik artışı sağlamak olacaktır. Son 50 yıllık dönem göz önüne alındığında, kriz dönemleri müstesna, küresel ekonomik büyümenin parlak bir performans sergilediği görülüyor. Bununla birlikte, nüfus ve KBGSYİH değişkenlerinde de önemli artışlar ortaya çıktı. Küresel nüfusun iki kattan fazla arttığı, ortalama KBGSYİH’nın 13 bin dolar ile hemen hemen üç katına çıktığı bu dönemde, küresel gelir altı katına kadar genişledi. Gerçekleştirilen söz konusu GSYİH büyümesinin yarıdan çoğu verimlilik artışlarıyla sağlandı. Bununla birlikte, son 50 yılda ortalama iş gücü artışının yüzde 1,7 seviyesinden yüzde 0,3’ler düzeyine gerilemesi sonucunda büyüme trendi azalan bir eğilim sürecine girdi. Üstelik ekonomik performansı yüksek ülkelerin çoğunda çalışma süresi de giderek azalıyor. Nitekim son 50 yılda gözlenen görece yüksek iş gücü verimlilik düzeyi (ortalama yıllık yüzde 1,8) korunsa dahi, küresel ekonomik büyüme hızının önümüzdeki 50 yıllık dönemde yüzde 40 oranında azalacağı öngörülüyor. Bir diğer ifadeyle, uzun vadede küresel iktisadi büyüme oranının muhafaza edilebilmesi için verimliliğin yaklaşık yüzde 80 oranında artışla yıllık yüzde 3,3 düzeyine erişmesi gerekiyor. Konuya gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ayırımında bakıldığında, anılan trendin Türkiye’nin de dâhil olduğu gelişmekte olan ülkeler için bir fırsat penceresi sunma potansiyeli taşıdığı ileri sürülebilir. Çünkü tarihsel olarak gelişmekte olan ülkelerin verimlilik artış hızı, gelişmiş ülke artış hızının üzerindedir.

Üstelik özellikle son 10 yıllık dönemde verimlilik artış hızı farkı gelişmekte olan ülkeler lehine daha da artmıştır. Nitekim geçmiş 50 yılda gelişmiş ülkelerin verimlilik artış hızı yüzde 1,9 olurken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 2,8 düzeyinde gerçekleşti. Burada çarpıcı olan nokta, 2004-2014 döneminde verimlilik artış hızının gelişmiş ülkeler için yüzde 0,8; gelişmekte olan ülkeler için yüzde 5,6 olarak gerçekleşmesidir. Diğer yandan iş gücü artışındaki göreli yavaşlama ve çalışma süresindeki azalma gelişmiş ülkeler bakımından daha belirgin görünüyor. Tüm bu faktörlere rağmen ortalama rakamlarla gelişmiş/gelişmekte olan ülkeler arasındaki beş katlık verimlilik farkının kapatılabilmesi için stratejik kamu politikalarına ihtiyaç duyulduğu açıktır. Verimlilik hesaplamaları ve bunlara dayanılarak yapılan analizlerdeki teknik eksiklikleri ve aksaklıkların yanı sıra, kurumsal bazda verimlilik artışlarını ve analizlerini olumsuz yönde etkileyen unsurların başında küresel ekonomik krizler ve durgunluklar geliyor. Kriz ortamında firma veya sektörel bazda kredi olanaklarının daralması, varlık fiyatlarının firmaların mevcut mali yapısını ve gelecekteki devresel hareketlere karşı direncini etkilemesi ve firmalar arası veya sektörler arası kaynak dağılımında etkinsizlikler ortaya çıkması verimliliği doğrudan etkiliyor. Bu bağlamda küresel ekonominin durumu ve küresel ekonomiye yön veren başat aktörlerin ekonomik yapıları, Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişen ve yükselen ülke ekonomilerinin değerlendirilmesi ve bu ülkelerde verimlilik analizlerinin yapılması noktasında hesaba katılmalıdır.

Küresel ekonomi incelenirken, dünya ekonomisini etkileme potansiyelleri dikkate aldığında, ABD ve AB’nin konumu ile yükselen Asya ekonomilerini iyi değerlendirmek gerekiyor. Zira dünyaya yön veren bu kutupların içinde bulunduğu ekonomik koşullar küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Kriz sonrası toparlanma sinyalleri veren ABD ve AB’ye ilişkin orta vadeli büyüme projeksiyonları kriz öncesi döneme göre yavaş bir şekilde büyüme sergileneceğini gösteriyor. Bununla ilintili olarak da iş gücü verimliliğinin büyümesinde de (saat başı GSYİH) ciddi zayıflama olması bekleniyor. Diğer küresel siyasi, ekonomik ve demografik gelişmelerle birlikte düşünüldüğünde, sermaye akımlarında aksamalara yol açması beklenen söz konusu hususlar tüm yükselen ekonomiler gibi Türkiye ekonomisini de etkileme potansiyeline sahip.

Ayrıca, gelişmiş ülkelerle birlikte, iş gücünün niteliği ve yaşı, son dönemlerde, Türkiye’nin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkeler için de bir sorun olarak görülüyor. Nitekim yapılan bir çalışmada, gelişmekte olan ülkeler bakımından iş gücü yaş ve niteliğindeki değişimin, yükselen ve gelişmekte olan ülkeler için yılda ortalama yüzde 0,1 oranında verimlilik azalışına yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çerçevede, izleyen bölümlerde yapılacak olan verimlilik analizleri değerlendirilirken, küresel ekonominin konumunun yanı sıra, üretim faktörlerinin en verimli oldukları alanlara yönlendirilmesi ve verimlilik artışlarının temel kaynaklarından birisi olan iş gücünün niteliğini artırmaya dönük teşvik mekanizmalarının da istenen hedeflere ulaşmada etkili olabileceği dikkatlerden kaçmamalıdır.

TÜRKİYE EKONOMİSİ VE VERİMLİLİK

CESifo Dünya Ekonomik İklim Raporu’na göre, küresel toparlanmaya ilişkin olarak kısa vadeli göstergeler olumlu sinyaller vermekle birlikte, Türkiye’ye özgülenen analizlerde kısa dönem faizlerdeki yükselme ve dolardaki güçlenme eğiliminin olumsuz etkilerine işaret ediliyor. Bununla birlikte, kriz sonrası dönemde gelişmiş ekonomilerdeki yavaş büyüme trendinin, yükselen ve gelişen ekonomilerin göreli yüksek performansıyla bir ölçüde telafi edildiğini unutmamak gerekiyor. Yakın gelecekte de ABD ve AB ekonomilerindeki düşük büyüme hızlarına karşılık yükselen ekonomilerin daha yüksek büyüme oranlarına ve verimlilik artışlarına ulaşabileceği öngörülüyor. Bu noktadan hareketle Türkiye gerekli yapısal reformları ve teşvik mekanizmalarını hayata geçirerek gelişmiş ekonomilerle arasındaki farkı hızla kapatma potansiyeline sahip. Öte yandan küresel ekonomide ağırlığı artan Çin ve Hindistan gibi ülkelerin gerisinde kalma ihtimali yüksek. Nitekim ekonominin tümü için hesaplanan iş gücü verimliliğine ilişkin eğilimler bu savı destekliyor. Ülkelerin 2000 yılındaki verimlilikleri baz alınarak, ilgili yıla göre sonraki yıllardaki verimlilik değişimlerine bakıldığında, Türkiye’nin iş gücü verimliliğinin dünya makine ihracatında söz sahibi olan gelişmiş ülkelerin ve bazı ülke gruplarının iş gücü verimliliğine kıyasla bir taraftan krizlere daha duyarlı olduğu, diğer taraftan da trendin yükselme dönemlerinde daha olumlu tepkiler verdiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan Türkiye’nin 2000 yılı bazlı verimlilik değişimleri yükselen ekonomilerin ağırlıkta olduğu Asya ekonomileriyle karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo parlak görünmüyor. Ayrıca, Türkiye’nin 2002-2007 dönemindeki yüksek ekonomik performansının, 2009-2015 döneminde sürdürülemediği dikkat çekmektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında, izlenen ekonomi politikalarındaki değişiklik, eylem planlarında ortaya konulan yapısal reformların istenen hızda gerçekleştirilememesi, sermaye girişindeki sıkıntılar, yaşanan küresel kriz nedeniyle ticarette yaşanan daralma, üretim faktörlerin tahsisindeki etkinsizlikler ve iş gücü niteliğinin yüksek katma değerli ürünlerin üretiminde yetersiz kalması gibi unsurların etkili olduğunu ileri sürmek mümkündür. Türkiye’de 2002 sonrası GSYİH büyüme rakamları da bahsedilen verimlilik gelişmelerine koşut bir tablo ortaya koyuyor. Yapılan bu analiz ve değerlendirmeleri, belirli dönemler itibarıyla Türkiye’de sermaye, iş gücü ve toplam faktör verimliliğinin büyüme üzerindeki katkılarıyla birlikte değerlendirmek de mümkündür. Türkiye’de, verimliliğin büyümeye katkısı 2000’li yıllarda yüzde 20’ler dolayında seyrederken, 2010 sonrasında yüzde 10’un altına düşmüş, ortalama büyüme hızının görece düşük olduğu 1991-2000 döneminin de gerisinde kalmıştır.

Bu sorun çözülmedikçe Türkiye’nin potansiyel büyüme hızı olan yüzde 5 seviyesini yakalaması ve bu oranın üzerine çıkması son derece güçtür. 2010 yılı sonrasında ortaya çıkan verimlilik sorununun makroekonomik planda olduğu kadar mikroekonomik, bir diğer ifadeyle sektörel hatta firma planında analiz edilmesi gerekiyor. Anılan sorunun çözümüne ilişkin kamu politikalarının tasarımında verimlilik dinamiklerine odaklanan mikro analizler ciddi sinyaller verecektir. Bu noktada özellikle kamu destek politikalarının kaynak dağılımı üzerindeki etkileri mercek altına alınmalıdır.

TÜRKİYE MAKİNE SEKTÖRÜNÜN KONUMU VE GENEL GÖRÜNÜMÜ

Küresel makine ticaretinin gelişimi incelendiğinde, özellikle son yıllarda toplam ticaret içerisinde gelişmiş ekonomilerin aldığı payın, yükselen ülkelerin aldığı paya oranla azaldığı görülüyor. Her ne kadar gelişmiş ülkeler ileri teknolojili makine üretimine odaklanma eğiliminde olsa da, yakın gelecekte Türkiye’nin de içinde bulunduğu yükselen ülkeler kategorisinin, küresel makine ticaretindeki payının daha da artması bekleniyor. Bu itibarla verimlilik analizine geçmeden önce Türkiye makine sektörünün özelliklerini ve küresel konumunu kısaca ortaya koymak yerinde olacaktır. Makine imalat sanayisinin gelişimi diğer iktisadi sektörlerin gelişimiyle doğrudan ilişkilidir. Bunun altında yatan en önemli neden bu sektörün diğer sektörlere sabit sermaye yatırımı niteliğinde üretim gerçekleştirmesidir. Genel olarak iktisadi sektörlerin yükselişe geçtiği dönemlerde, yani sektörel bazda üretimin artma eğiliminde olduğu konjonktürde, yeni makine yatırımları ve/veya makine yenileme yatırımları talebinde artış ortaya çıkıyor ve bu durum da makine imalat sanayisini olumlu yönde etkiliyor. Makine imalat sanayisinde üretim ve değer artışında süreklilik sağlamak için iç ve dış ticaret olanaklarında iyileşme önem kazanıyor. Ülke ekonomisinin durağan olduğu dönemlerde dahi şayet küresel bir durgunluk yok ise dış ticaret bağlantıları ve uluslararası rekabet edebilirlik ön plana çıkıyor ve üretim artışının sağlanması için önem kazanıyor. Bu nedenle rekabetçiliğin önemli ayaklarından birisi olan uluslararası ticarette verimlilik kaynaklı üretim avantajları önemli hale geliyor. Bununla birlikte makine imalat sanayisindeki ihracat ve ithalat dengesinin ithalat lehine gerçekleştiği, bir diğer ifadeyle bu sektörde bir dış ticaret açığının var olduğu görülüyor. GTIP 84 kodlu ürün grubuna yönelik olarak Türkiye’nin dış ticaret dengesine bakıldığında, yıllar itibarıyla söz konusu ürün grubunda ithalatımızın ihracatımıza oranla daha fazla arttığı görülüyor. Bu bağlamda, 500 milyar dolar olarak öngörülen 2023 ihracat hedefi içerisinde makine imalat sektörü için 100 milyar dolar tutarında bir hedef belirlendiği dikkate alındığında, gerekli ihracat artışını sağlamak için daha rekabetçi bir makine imalat sanayisine sahip olmamız gerektiği açıktır. Bunun için öncelikle, üretim bakımından yurt içi talebi karşılamakta sıkıntı çektiğimiz makine sektörü alt üretim sınıflarının belirlenmesi ve bu sınıfların desteklenmesine dönük bir üretim politikası izlenmesi gerektiği öne çıkıyor. İkinci öncelik ise ihracat artışı sağlanması için makine imalat sanayisinin rekabet gücünün artırılmasına olanak sağlayacak politikaların geliştirilmesidir. Rekabet gücünün temel belirleyicilerinin başında verimlilik faktörü geliyor. Bu çerçevede, verimlilik artışlarıyla daha yüksek bir katma değere sahip olan bir makine imalat sektörünün uluslararası arenada daha rekabetçi bir konum elde etmesi, böylece ihracat hedeflerine ulaşması mümkün olabilecektir.

MAKİNE SEKTÖRÜNDE VERİMLİLİK ANALİZİ

Birçok sektöre yatırım ve ara malı üreten makine imalat sanayisinin toplam imalat sanayisi içindeki payı, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde artıyor. Bu bakımdan makine imalat sanayisindeki ilerlemeler yayılma ve çarpan etkisiyle diğer tüm sektörlerde de etkisini gösteriyor. Dolayısıyla bu sektördeki verimlilik artışları ekonominin bütününde olumlu bir etki yaratıyor.

Dünyada makine ihracatında en yüksek payı alan ülkelerin başında Çin, Almanya, ABD, Japonya ve ülkemizde örnek bir model olarak kabul edilen İtalya yer alıyor. En büyük ithalatçılarının başında ise ABD, Çin, Almanya, Meksika, Kanada ve Fransa geliyor. 2015 yılı sonu itibarıyla, Türkiye’nin makine ihracatından pay alan ülkeler arasında Almanya, ABD, İran, Cezayir ve Irak bulunuyor. 2010-2014 döneminde Türkiye makine imalat sanayisindeki iş gücü verimliliği toparlanmaya başlayarak 2014 yılı itibarıyla bazı gelişmiş ülkeleri geride bıraktı. Bu tablo, 2011-2014 yıllarını kapsayan Türkiye Makine Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nın (2011-2014 Strateji Belgesi); ihracat, Ar-Ge ve yenilik desteklerinin çeşitlendirilerek artırılması, KDV uygulamaları ve kamu alımlarına ilişkin düzenlemeler, gözetim ve denetim faaliyetlerinin etkinleştirilmesi yoluyla, gözlenen olumlu iyileşmeye katkı sağlamış olabileceğini ima ediyor.

Bununla birlikte, anılan performansın artarak sürdürülebilmesi, yeni Strateji ve Eylem Planı’nın etkin bir şekilde uygulanmasının yanı sıra verimlilik odaklı kamu destek politikalarının da adaptasyonu ile mümkün olabilecektir. Başta makine sektörü olmak üzere Türkiye imalat sanayisi verimlilik konusunda son yıllarda gösterdiği olumlu gelişmeye rağmen, gelişmiş ülkelerle hala aynı seviyeye gelebilmiş değil. Bir diğer ifadeyle Türkiye’nin orta ve uzun vadeli hedeflere ulaşması ve göreli konumunun yükselmesi için vites büyütmesi gerekiyor. Türkiye imalat sanayisinin kendi içinde sektörel bazda karşılaştırmalı durumuna bakıldığında, makine sektöründeki verimliliğin imalat sanayisi ortalamasının bir hayli üzerinde olduğu hesaplanıyor. Sektörde verimlilik artışının özellikle 2009 yılından sonra ivmelenerek yükseldiği ve imalat sanayisi içinde verimliliği yüksek olan birkaç sektörden biri olduğu görülüyor. Bu değerlendirmeler, makine sektörünün katma değer açısından ülke ekonomisi için önemli bir konumda bulunduğunu ortaya koyuyor.

Diğer yandan, sektör düzeyinde, çalışılan saat başına işveren tarafından ödenen brüt ücretler bakımından iş gücü maliyetlerine bakıldığında, makine sektöründe iş gücü maliyetlerinin imalat sanayisi ortalamasına göre çok daha hızlı yükseldiği anlaşılıyor. 2003-2014 yılları arasında imalat sanayisinde saat başına brüt ücret yüzde 20 oranında artarken, makine sektöründe bu oran yaklaşık yüzde 80 olarak gerçekleşti. Bu noktadan hareketle görece yüksek verimlilikle çalışan sektörde işveren üzerindeki ücret yükünün azaltılmasına olanak verecek kamu politikalarının tasarlanması ve uygulanması sektörde yatırımlara hız verecek, böylece toplam imalat sanayisi verimliliğinin ortalaması artacaktır.

Sektörün yurt içindeki verimlilik durumunun analizinin ardından, uygun politika önerilerinin geliştirilebilmesi için göreli verimlilik analizi de yapmak gerekiyor. Bu çerçevede makine imalat sanayisinin alt sektörlerinin göreli iş gücü verimliliği sektörler arası ve uluslararası ortalamalar bakımından değerlendirilmiştir. Bu bilgilere göre, Türkiye makine sektörü alt dallarında, çalışmanın daha önceki bölümlerinde de yer verildiği üzere makine sektörünün toplamına benzer şekilde, karşılaştırmalı bir verimlilik dezavantajı olduğu görülüyor. Ancak burada dikkat çeken husus, Türkiye makine sektöründe faaliyet gösteren büyük/verimli firmaların verimliliklerinin dünya ortalamaları ile rekabet edebilecek düzeyde olması. Bu noktada ülkemiz makine sektörü için rekabet gücü açısından, temel sorunlardan birisinin küçük/ verimsiz firmaların verimliliklerinin dünya ortalamalarına kıyasla oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmesi. Söz konusu firmaların düşük düzeylerdeki verimlilikleri, Türkiye toplam makine sektöründeki ortalama verimliliği de aşağı çekiyor ve tüm sektörü içerecek şekilde yapılan karşılaştırmalarda diğer ülkelerle aramızda ciddi bir fark oluşmasına yol açıyor.

VERİMLİLİK ARTIŞINDA TEKNOLOJİK ADIMLAR ÖNEMLİ

Verimlilik artışları ya eldeki mevcut üretim faktörleriyle elde edilebilecek maksimum ürün miktarını artırarak (yani üretim olanakları sınırını genişleterek) ya da bu potansiyel sınıra ulaşmak için verimsiz olan alanlarda gerekli politikaları uygulayarak gerçekleştirilebilir. Potansiyel üretim kapasitesinin altında faaliyet gösteren ekonomiler ve sektörler, diğerlerine nazaran daha hızlı bir verimlilik büyümesi sergiler. Asya Kaplanları’nda belirli bir dönemde yaşanan verimlilik artışı kaynaklı hızlı büyümenin altında yatan temel etken budur. Bununla birlikte her ne kadar ülkeler geliştikçe verimlilik artışlarında düşüşler yaşanacağı beklense de tüm ekonomideki verimliliği dikkate aldığımızda, Türkiye’de yıllar itibarıyla verimliliğin gelişmiş ülkelerden görece düşük olduğu gözlemleniyor. Türkiye’nin ABD ile göreli verimliliği diğer tüm ülkelerden daha fazla bir farka sahip. 2000-2005 yılları arasında en üst düzeylere çıkan bu verimlilik farkı 2005-2015 arasında giderek azalmakla birlikte Türkiye halen ele alınan örneklerle kıyaslandığında ABD ile verimlilik farkı en yüksek ülke konumundadır. Söz konusu verimlilik farklarının kapatılabilmesi için Türkiye’de üretim imkânları potansiyelinin ciddi bir politika tercihi olarak yeniden ele alınması gerekiyor. Öncelikle üretim potansiyelini artırmanın en belirgin yolunun teknolojik gelişmede süreklilik ve organizasyonel yapıda yeni üretim tekniklerine uygun değişimleri gerçekleştirmek olduğu anlaşılmalıdır. Bu çalışmanın da konusu olan makine sektörü açısından ele alındığında, yukarıdaki bölümlerde yer verilen karşılaştırmalı verimlilik analizlerinden çıkarılabilecek ilk sonuç; sektöre yönelik olarak izlenecek stratejilerde, eylem planlarında ve ekonomi politikalarında verimliliği düşük olan alt sektörlerin özellikle dikkate alınmasının uluslararası rekabet gücü açısından uygun ve gerekli olduğudur. Bu bağlamda, kısa bir süre önce yayımlanan 2017-2020 Strateji ve Eylem Planı’nda da yer alan:

• Makine sektöründe Ar-Ge ve inovasyona dayalı üretimi geliştirmek,

• Rekabet gücü artırılarak makine sektöründe dış ticaret açığını azaltmak,

• Akıllı üretim sistemleri konusunda makine sanayisini geliştirilmek,

• İnsan kaynağının nitelik ve yetkinliğini geliştirmek, şeklinde ortaya konulan hedefler bu çalışmada elde edilen sonuçlarla uyumlu görünüyor.

Raporda ulaşılan sonuçlar çerçevesinde, sayılan bu hususlara eklenebilecek önemli bir politika tercihi de sektörel bazda var olduğu anlaşılan faktörlerin tahsisindeki etkinsizliklerin ele alınması ile sermaye ve emeğin yeniden tahsisine ilişkin teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi. Her şeyden önce, belirtilen bu hedeflere ulaşmak için mevcut çalışmada yapılan analizler neticesinde ulaşılan tespitlerle uyumlu politikalar geliştirilmesi gerektiği su götürmez bir gerçek. Uygulanabilecek politikalar açısından mikro ekonomik anlamdaki reformlar sektörel verimlilik ve rekabet gücü artışı sağlamak ve bu gelişmeye süreklilik kazandırmak bakımından önemli işlevler görecektir. Firmaların üretim potansiyellerinin artırılmasının önündeki bürokratik ve yasal engellerin kaldırılması, firma seviyesinde teknolojik ve organizasyonel değişimde yeniliklerin gerçekleştirilmesi ile sağlanabilecek rekabetçi bir yapının oluşturulmasına yönelik politikalar bu tür mikro ekonomik reformların başında geliyor. Diğer yandan verimlilik artışları ile çalışanların nitelikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin var olduğu biliniyor. Bu nedenle, kamu tarafından, çalışan kalitesini artıracak şekilde sektörlere özgü niteliklerin kazanılması için eğitime yapılacak olan yatırım veya ilgili sektördeki firmaların bu alandaki yatırımlarının desteklenmesi, öncelikli politika seçenekleri arasında yer almalıdır. Nitelikli iş gücü aynı zamanda, etkinlik kazanımı sağlayabilecek dışsal unsurların (kamu kolaylıkları ve ulaştırmaya ilişkin gerekli altyapı eksikliklerinin tamamlanması) ve özellikle firma kapasitelerini aşacak çaptaki verimlilik artışları sağlayabilecek teknik/teknolojik gelişmelerin önünü açacak Ar-Ge yatırımlarına dönük işletilecek olan teşvik mekanizmasının da daha etkili sonuçlar doğurmasını sağlayacaktır. Mutlaka dikkate alınması gereken bir başka konu da üretim faktörlerinin en etkin alanlarda kullanılıp kullanılmadığı. Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışmada Türkiye’de gerek tüm ekonomi gerekse sektörel bazda kaynak dağılımında ciddi ölçüde etkinsizlikler bulunduğuna yönelik tespitler yer alıyor. Söz konusu çalışmada Hsieh ve Klenow yöntemi ile yapılan hesaplamalara göre, 2014 yılı itibarıyla makine sektöründe kaynak dağılımındaki etkinsizlik ortadan kaldırıldığında, sektörün verimliliğinin yüzde 47 düzeyinde artacağı öngörülüyor. Sadece kaynak dağılımının yeniden düzenlenmesiyle elde edilebilecek bu oranda bir verimlilik artışının, sektörün, küresel rekabetteki konumu üzerinde ciddi bir etki yaratacağı belirtiliyor. Çalışmada, etkinsizliğin kaldırılmasıyla elde edilebilecek verimlilik kazanımının 2003 yılında yüzde 90 seviyesinde gerçekleştiği ortaya konuluyor. Bu tablo Türkiye’de son 10 yılda kaynak dağılımında bir iyileşme sağlandığını gösteriyor. Bununla birlikte 2023 perspektifli hedeflere ulaşmak için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği açıktır. İlgili çalışmada, Türkiye’de yapısal dönüşümün hızının azaldığı, verimlilik artışının sağlanabilmesi ve devam ettirilebilmesi için yeni bir politika tasarımına ihtiyaç duyulduğu vurgulanıyor. Buradan hareketle verimliliğin artırılmasına dönük kamu politika tasarımında sektörler arası ve sektör içi kaynak dağılımındaki bozukluklara odaklanılması gereği ortaya çıkıyor. Makine sektöründe verimli çalışan yüzde 20’lik grup, dünya ile rekabet edebilecek seviyede iken, verimsiz çalışan firmalar ülke kaynaklarını heba ediyor. Bu noktada faktör mobilizasyonuna yönelik ayrıntılı bir analiz yapılarak, kaynakların etkin olmayan bir şekilde dağılımını önleyecek nitelikte bir teşvik mekanizmasının tasarlanması gereği ortadadır.

YENİLİKÇİLİK-VERİMLİLİK-İHRACAT İLİŞKİSİ

İmalat sanayisi ve özelde makine sektörüne yönelik olarak nasıl bir teşvik sistemi kurgulanması gerektiği, mevcut sistemin özüne yönelik yapılabilecek müdahalelerin ana eksenleri, teorik tartışmalar ve ülke uygulamaları temelinde şu soruların cevaplarının aranması gerekiyor:

• Verimlilik ile ihracat performansı arasındaki ilişki nedir?

• Yenilikçiliğin verimlilik ve ihracat performansı üzerindeki etkisi nasıldır?

• Hangi tür teşvikler verimliliği ve buna bağlı olarak ihracatı artırmaktadır?

Yapılacak olan değerlendirmelerde bir taraftan teorik tartışmalar ve ampirik çalışmalar diğer taraftan da Türkiye özelinde yapılan ekonometrik analiz çalışmasının sonuçları dikkate alınıyor. Böylece teori, ülke pratikleri ve ampirik sonuçlar bir arada gösteriliyor. Teori ve ampirik literatür dikkate alınarak verimlilik ve ihracat performansı ilişkisi, ihracatçı firmaların verimlilik kaynakları, Ar-Ge teşviklerinin yenilikçilik ve verimlilik üzerindeki etkileri, hangi tür firmalar üzerinde Ar-Ge teşviklerinin ve ihracat desteklerinin daha etkili olduğu irdeleniyor.

Ekonometrik analizlerde Türkiye’de ihracat yapan firmaların kamusal fonlar tarafından desteklenen yenilikçilik faaliyetlerinin verimlilik üzerinden ihracat performanslarını nasıl etkilediği belirlenmeye çalışıldı. Analiz sonuçları; yenilikçilik desteklerinin, önceki bölümlerde kaynak dağılımında var olduğu tespit edilen etkinsizliği giderecek şekilde nasıl dağıtılması gerektiğinin ipuçlarını ortaya koyuyor. Elde edilen sonuçlar, çalışmanın sonuç kısmında yer verilen “Makine Sektörüne Özel Destek Modeli”nin bileşenlerini oluşturuyor.

YENİLİKÇİLİK DESTEKLERİNİN YURT İÇİ SATIŞLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İlk olarak firmanın yurt içi satışları üzerinde yenilikçilik değişkenlerinin etkileri incelendi. Bu analizlerde bağımlı değişken “Yurt İçi Satışlar”dır.

• Firmanın yaşı ve yabancı sermaye kullanımı kontrol edildiğinde, yenilikçilik destekleri ile yapılan proje sayısının katkısının yurt içi satışlar üzerindeki etkisinin önemli ölçüde (istatistiki olarak anlamlı) olduğu gözüküyor.

• Yenilikçilik desteği ile proje yapan KOBİ’lerin Ar-Ge personel sayısı arttıkça firmaların yurt içi satışları da artış gösteriyor. Toplam 233 firmanın verisine göre yapılan analizde bu etkinin istatiksel olarak yüzde 1 düzeyinde anlamlı olduğu sonucuna ulaşılıyor.

• 233 firma ve altı yıllık dönemde “yapılan proje sayısı” yurt içi satışlar üzerinde firmanın yaşı, yabancı sermaye ve Ar-Ge çalışan sayısı değişkenlerine göre daha etkili oldu.

• Yenilikçilik projelerine ne kadar önce başlanmışsa ve/veya ilk proje tarihi ne kadar eski ise yurt içi satışları o kadar çok artıyor.

• Yenilikçilik projesine sağlanan destek tutarı yükseldikçe KOBİ’nin yurt içi satışları da artıyor.

• Yenilikçilik destek miktarıyla firmaların yurt içi satışları arasındaki pozitif ilişki firmanın yaşı, yabancı sermaye kullanımı, Ar-Ge personel sayısı kontrol edildiğinde dahi görülüyor.

YENİLİKÇİLİK DESTEKLERİNİN İHRACAT ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Firmanın yaşı ve yabancı sermaye kullanımı kontrol edildiğinde, desteklenen yenilikçilik proje sayısının ihracat üzerindeki katkısı istatistiki olarak anlamlı düzeydedir. Aynı etki, yurt içi satışlarla karşılaştırıldığında, desteklenen yenilikçilik proje sayısının, yurt içi satışlar üzerindeki etkisinin ihracata kıyasla daha yüksek olduğu sonucu çıkıyor.

• İnovasyon desteği alan firmanın Ar-Ge personel sayısı arttıkça firmaların ihracatı da artış gösteriyor (İstatistiki olarak anlamlı düzeyde).

• Desteklenen yenilikçi projelere ne kadar önce başlanmışsa ve/veya ilk proje tarihi ne kadar eski ise ihracat o kadar çok artıyor.

• Yenilikçilik destek miktarıyla firma ihracatı arasında pozitif ilişki vardır. Ancak bu etki yurt içi satışlarla kıyaslandığında düşük kalıyor.

Diğer bir ifadeyle alınan destek miktarı yükseldikçe yurt içi satışlar daha fazla artıyor.

DESTEK MODELİ ÖNERİSİ

Her ne kadar teoride ülkeler geliştikçe verimlilik artışlarında düşüşler yaşanacağı beklense de ekonomi genelindeki verimliliği dikkate aldığımızda, Türkiye’de yıllar itibarıyla verimliliğin gelişmiş ülkelerden görece düşük olduğu görülüyor. ABD ile göreli verimlilik baz alındığında Türkiye’nin, incelenen diğer tüm gelişmiş ülkelerden daha fazla bir farka sahip olduğu tespit ediliyor. 2000–2005 yılları arasında en üst düzeylere çıkan bu verimlilik farkı 2005–2015 arasında giderek azalmakla birlikte, Türkiye halen ele alınan örneklerle kıyaslandığında ABD ile verimlilik farkı en yüksek ülke konumunda. Verimlilik-büyüme ilişkisi irdelendiğinde; verimliliğin Türkiye’nin büyümesine katkısının 2000’li yıllarda yüzde 20’ler dolayında seyrederken, 2010 sonrasında yüzde 10’un altına düştüğü ve ortalama büyüme hızının görece düşük olduğu 1991-2000 döneminin de gerisinde kaldığı görülüyor. Türkiye’nin iş gücü verimliliğinin yıllar bazında değişimi incelendiğinde; dünyada verimliliğin düşme eğilimi gösterdiği dönemlerde (2007- 2010 yılları arası) Türkiye’deki iş gücü verimliliğinin gelişmiş ve yükselen ekonomilerdekinden daha sert bir düşüş sergilediği görülüyor. Buna karşılık eğilimin yükselişte olduğu dönemlerde, Türkiye’deki verimlilik artışları ortalamaların görünür şekilde üzerinde gerçekleşiyor. Bu da dalgalanmanın oldukça yüksek olduğunu anlatıyor. Çalışmada verimlilik konusu, makine sektörü özelinde de inceleniyor. Buna göre makine sektörünün verimliliği, imalat sanayisi ortalamasının bir hayli üzerinde. Sektörde verimlilik artışının özellikle 2009 yılından sonra ivmelenerek yükseldiği ve imalat sanayisi içinde verimliliği en yüksek birkaç sektörden biri olduğu dikkat çekiyor. Alt sektörler bazında incelendiğinde ise, altı makine alt sektöründeki düşük iş gücü verimliliği, makine imalat sanayinin ortalama verimliliğini de aşağı çekiyor. Söz konusu altı sektörde verimlilik düşüklüğünün nedenlerinin spesifik olarak araştırılması, bu sektörler özelinde yapılacak odak grup çalışmaları ve firma bazlı analizlerle ortaya konulması gerekiyor. Buna göre alınması gereken verimlilik artırıcı tedbirlerin belirlenmesi önem taşıyor.

Diğer yandan sektör düzeyinde iş gücü maliyetlerine bakıldığında; makine sektöründe iş gücü maliyetlerinin çok daha hızlı yükseldiği anlaşılıyor. Bu noktadan hareketle görece yüksek verimlilikle çalışan sektörde, işveren üzerindeki ücret yükünün azaltılmasına olanak verecek kamu politikalarının tasarlanması ve uygulanması, sektörde yatırımlara hız verecek, böylece toplam imalat sanayisi verimliliğinin ortalaması artacaktır. Türkiye makine sektörünün karşılaştırmalı analiz sonuçlarına göre, iş gücü verimliliğinin 2010 yılına kadar diğer ülkelerin performansının altında kaldığı, diğer bir ifadeyle sektörün çalışılan saat başına yaratılan reel katma değer bakımından karşılaştırmalı olarak düşük bir performans sergilediği anlaşılıyor. Ancak makine sektöründe en verimli ilk yüzde 20’lik dilimde yer alan firmalarımızın ortalama verimliliğinin, genel ortalama verimlilikten oldukça yüksek olduğu da tespit edilmiştir. Türkiye makine sektöründe faaliyet gösteren bu yüzde 20’lik dilimdeki firmaların verimlilikleri dünya ortalamalarıyla rekabet edebilecek düzeydedir. Bu noktada ülkemiz makine sektörü için rekabet gücü açısından temel sorunlardan birisinin küçük/ verimsiz firmaların verimliliklerinin dünya ortalamalarına kıyasla oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmesidir. Söz konusu firmaların düşük düzeylerdeki verimlilikleri Türkiye toplam makine sektöründeki ortalama verimliliği de aşağı çekerken tüm sektörü içerecek şekilde yapılan karşılaştırmalarda diğer ülkelerle aramızda ciddi bir fark oluşmasına yol açıyor. Türkiye makine sektörü verimliliği son yıllarda bir hamle yaptı. Bu sayede ülkemizin diğer ülkelerle arasında var olan verimlilik farklarının yavaş da olsa kapanmaya başladığını görüyoruz. Bununla birlikte mevcut gelişme hızı, Türkiye’nin, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almasını sağlayacak düzeyde görülüyor. Bu sebeple verimlilik düzeyi ve rekabet gücünün artırılmasına yönelik özgün kamu politikaları tasarlanmalı ve ivedilikle hayata geçirilmelidir. Bu türden politikalar neticesinde makine sektöründe kaynak dağılımındaki etkinsizlik ortadan kaldırıldığında, sektörün verimliliğinin yüzde 47 düzeyinde artacağı tespit ediliyor. Sadece kaynak dağılımının yeniden düzenlenmesi ile elde edilebilecek bu oranda bir verimlilik artışının sektörün küresel rekabetteki konumu üzerinde ciddi bir etki yaratacağı belirtiliyor. Bunun için özellikle doğru destek modellerinin tasarlanması, verimlilik odaklı destek modelinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Çalışmada gerçekleştirilen ekonometrik analiz sonuçları, nasıl bir destek modelinin kurgulanması gerektiğinin ipuçlarını veriyor. Verimlilik odaklı destek modelinin özünde yenilikçilik faaliyetlerinin desteklenmesi yatıyor.

Yapılan analizler ışığında, yenilikçilik desteklerinin bir bütün olarak firmanın hem yurt içi satışları üzerinde hem de ihracat üzerinde pozitif etki yarattığı tespit edilmiştir. Yapılan teorik değerlendirmeler ışığında verimlilik üzerinde pozitif etki yarattığı tespit edilen yenilikçilik faaliyetleri, Türkiye özelinde de firma performansı üzerinde olumlu etki yaratıyor. Yenilikçilik desteklerinin ihracat üzerinde de pozitif etki yaratması, söz konusu verimlilik artışının önemli bir boyutta olduğunu ortaya koyuyor. Destek miktarı arttıkça (projenin boyutu büyüdükçe) ciro performansının yükselmesi, yenilikçilik desteklerinin küçük firmalara değil de büyük miktarlar halinde verilmesinin, kaynak dağılımındaki etkinlik sorununu azaltacak bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Benzer şekilde proje kapsamında istihdam edilen Ar-Ge personeli sayısının hem iç satışlar hem de ihracat performansında etkili olması ve Ar-Ge personeli sayısı arttıkça ciro performansının yükselmesi, desteklerin önemli miktarda Ar- Ge personeli istihdam edebilecek büyüklükte firmalara yönlendirilmesinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda desteklenen proje sayısı arttıkça, etkinin boyutunun da artması destek modelinin kurgulanması açısından önem taşıyor.

Destekten yararlanan firmanın performans artışları göz önünde bulundurularak yeniden destekten yararlanmasına öncelik verecek bir model, çok daha büyük bir etkiyi ortaya çıkarabilecektir. Yenilikçilik desteklerinin bir taraftan verimliliği artırırken aynı zamanda firmanın ihracat performansını da yükseltmesi, Türkiye’nin sürdürülebilir bir ihracat artışı için yenilikçilik desteklerini ihracatçı firmalara yönlendirmesinin önemine işaret ediyor. Tüm regresyon sonuçlarında performans üzerindeki pozitif etkisi ortaya konan yaş unsuru ile birlikte değerlendirildiğinde; piyasada belirli bir dönem zarfında varlığını devam ettiren ihracatçı firmaların büyük montanlı yenilikçilik desteklerinden belirli bir periyod dahilinde, performans kriterine bağlı olarak yararlandırılması optimum model olarak karşımıza çıkıyor. Son olarak, ekonometrik analizlerde yenilikçilik desteklerinin ihracat üzerindeki gücünün iç pazara kıyasla düşük olması, bu desteklerin ihracat pazarlarında firmanın rekabet gücünü artıracak projelere yönlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu tespitler ışığında makine sektörü özelinde önerilen destek modelinin bileşenleri aşağıdaki gibidir:

• Belirli bir yaş, büyüklük ve verimlilikteki makine ihracatçısı firmaların,

• Uluslararası pazarlardaki rekabet güçlerini artıracak yenilikçilik projelerinin,

• Büyük montanlı destek ödemeleriyle,

• Birbirine eklemlenmiş projeler zinciri şeklinde uzun bir periyotta,

• Verimlilik kriterlerine bağlı olarak desteklenmesi.

Söz konusu unsurların tamamı hem Türkiye özelinde yapılan ekonometrik analiz sonuçları hem de ülke uygulama sonuçları tarafından destekleniyor. Fransa, Hindistan, İsveç, Avusturya, Portekiz, Singapur, Japonya ülke uygulamalarının tamamında ön plana çıkan unsur verimliliktir. Verimlilikten ihracata giden hareketin yönü, destek modelinin tasarımında verimliliğin önemini ortaya koyuyor. Fransa örneğinde desteklerin, destek öncesi verimli olan firmalara yönlendirilmesinin önemi net bir şekilde ortaya çıkıyor. Portekiz uygulaması ise, destek verilecek firmaların seçiminde firmanın yalnızca ihracat yoğunluğu değil, aynı zamanda rekabetçiliğine odaklanmak gerektiğini ortaya koyuyor. Bu noktalardan hareketle, kaynak dağılımındaki etkinsizliği azaltacak ve ihracatta maksimum etkiyi ortaya çıkaracak bir destek modeli için destek alacak firmaların verimliliğinin önceden ölçülmesi ve değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun için makine sektöründe verimlilik kriterlerini ortaya koyacak, firma bazında verimlilik analizleri gerçekleştirecek ve uzun vadede verimlilik sertifikasyonu yapabilecek bir merkezin varlığına ihtiyaç duyuluyor. Böyle bir merkez Türkiye’de henüz mevcut değildir. Kurulması önerilen merkez, imalat sanayisi alanında firma bazlı verimlilik analizlerini yapabilecek ve firma bazlı sertifikasyon yapabilecektir. Bu çalışmada ortaya konulan söz konusu destek modeli ve bu destek modelinin bileşeni olan merkez, pilot uygulama olarak öncelikle makine sektörü özelinde uygulanacaktır. Mevcut destek sistematiğine ilave edilecek yeni bir modülle mevcut yenilik ve Ar-Ge destek yapısında hiçbir değişikliğe gitmeksizin makine sektörü özelinde bu modelin uygulanması yerinde olacaktır. Uygulama sonuçlarına göre orta vadede imalat sanayinin bütününe yaygınlaştırılabilecektir.