Skip to content

MAKİNE TARİHİ

EKİM 2016 SAYI: 101

Dokuma Makineleri: Neydi, Ne Oldu?

Dokuma makineleri, özellikle İngiltere gibi bir tarım ülkesini hızla sanayi toplumu haline getirdi. Köylerde oturan yüzbinlerce insan, kentlere koşmuştu. Çünkü yeni fabrikalar, güvenli bir gündelik ve yeni yaşam koşulları sağlıyordu. Kuzey’in soğuk iklimi için pek önemli sayılan yün bükmek ve dokumacılık dalında o yıllara kadar köylerde çıkrıklar ve el dokuma tezgâhları kullanılıyordu. Bu yoldan elde edilen kumaşlar pahalı satılmasına rağmen, bu işte çalışanların kazancı yine de az oluyordu. Üretimin artması ile bu alanda çalışanların yaşam koşullarında bir düzelme olacağı düşünülüyordu.

1606’da Fransız C. Dangon birtakım makara hareketleriyle ilk kez mekiklerin otomatik çalışmasını sağlarken, 1725’te Basile Bouchon, Dangon’un buluşunu geliştirerek geniş desenli dokumalar elde edilmesinin yolunu açtı. 1728’de Jean-Babtiste Falcon dekoratif desenler elde eden bir gelişmenin öncüsü oldu. 1764 yılında ise İngiliz Hargreaves mekanik olan insan gücüyle çalışan bir iplik eğirme bükme çıkrığı icat ederek adını tarihe yazdırdı. 1769’da su gücüyle çalışan tarama ve eğirme sistemini imal eden İngiliz Sir Richard Arkwright, bu makine ile dokuma makineleri için yeterli ipliğin temininde önemli bir aşama kaydedilmesini sağlamış oldu.

BASILE BOUCAN’IN 1725’TE İMAL ETTİĞİ DOKUMA TEZGAHI

Yeni kullanılmaya başlanan dokuma makineleriyle bütün bu sınırlandırmalar ve engeller ortadan kalkacak ve eski tür “eve iş alma” yerini, seri üretime dayanan modern sanayiye bırakacaktı. Bu konuya öncülük eden ise Lancashireli bir saatçi olan John Kay oldu. Kay, 1733’te bulduğu “uçan mekik”te denilen “çabuk mekikler”le adını tarihe yazdırdı. Dokuma, tezgahının her iki yanına yerleştirdiği savak kutularındaki mekikler, o güne dek elle çalıştırılan mekiklerin yerini alıyordu. Bu mekikler mekanik olarak bir o yana, bir bu yana gidip gelmekle el gücünden çok daha hızlı çalışıyordu. Dokumacılar bu yeni aygıt sayesinde daha hızlı iş çıkarmakla kalmıyor, şimdiye kadar dokuduklarının bir katı daha genişlikte kumaş dokuyabiliyorlardı.

DOKUMA TEZGAHLARI 1785’TE MEKANİK HALE GELDİ

Dokuma tezgahının, dokuma makinesi haline gelmesi üç temel hareketin; atkı atma, ağızlık açma ve tefe vurma sistemlerinin mekanize edilerek, kol gücü yerine de başka bir gücün kullanılmasıyla mümkün oldu. Yaklaşık 250 yıl önce, eğirme makinelerinde bir dizi geliştirici yenilik yapıldı. İngiliz Richard Arkwright’ın 1769’da geliştirdiği Vargel Tezgahı, önce ipliği çekiyor ve bir makaraya ya da bobine sarılırken bükülüyordu. On yıl kadar sonra Samuel Crompton, aynı anda bin kadar ipliği eğiren çıkrık makinesini yaptı.

İlk mekanik dokuma tezgahı ise 1785’te İngiliz mucit Edmund Cartwright tarafından gerçekleştirildi. 1786 yılında R. Miller tarafından geliştirilen dokuma tezgahı, bugünkü makineleşmiş dokumacılığın çıkış noktası oldu. Zamanla tasarımını geliştiren Cartwright dokuma makinesi sayılabilecek bir sistem imal etti. Bu yeni makinelerle birlikte dokumacılık evlerden, makineleri çalıştıran su gücünün ya da buhar gücünün bulunduğu fabrikalara taşındı.

1804’te Joseph Marie Jacuard tarafından broşlu kumaş dokuma tezgahı geliştirildi. 1822’de, İngiliz E. Roberts, kısa sürede tüm Avrupa’da benimsenen otomatik bir dokuma tezgahı geliştirirken daha sonra birçok teknisyen ve üretici bu makineyi bir üst seviyeye taşıdı.

MEKANİK YAPI, SORUNLARI DA BERABERİNDE GETİRDİ

İngiltere tezgahın mekanize edilmesi yönünde gelişme gösterirken Fransa desenlendirme üzerinde yoğunlaştı. 1725’de Basile Bouchon tarafından, kaldırılması gereken çözgüleri seçmek için bir delikli karton yardımıyla çalışan ilk otomatik ağızlık açma cihazı bulundu ve daha sonra Falcon 1728’de delikli karton zincirini kullandı. Ağızlık açma sistemlerinin gelişimi Jacquard’ın kendi ismiyle anılan Jakar makinesini icat etmesiyle doruğa ulaştı.

Tezgahın mekanik hale getirilmesinden sonra ortaya yeni bir sorun çıktı. Bu herhangi iplik kopuşu veya arıza anında tezgahın durdurulması ve masuranın bitmesi halinde de mekiği değiştirmek için çalışmanın kesilmesiydi. Zaman içinde atkı koptuğunda veya masura bittiğinde tezgahı durduran, otomatik olarak bobini değiştiren çeşitli mekanizmalar geliştirildi.

Atkının kancalarla atılması fikri 1898’de, hava jeti ile atkının atılabileceği 1914 yılında ortaya çıktı. Ancak hava jetinin kullanımı 1980’lerde gerçekleşebildi. 1980’li yıllardan sonra elektronik ve bilgisayar sistemlerinin çok hızlı bir şekilde gelişmesiyle üretim hızlarında büyük gelişmeler sağlandı.

PAMUKLU DOKUMACILIĞINDA DÖNÜM NOKTASI

19. yüzyılda genç bir Amerikalının Yale Üniversitesi’ni bitirir bitirmez bulduğu makine ise, Amerikan pamuklu dokumacılığında ve pamuk işletmekle bir dönüm noktası oldu. Eli Whitney adlı genç Amerikalının pamuk işleme makinesi, liflerin çekirdeğini ayıklıyordu. O günlerde bu iş ABD’nin güneyinde zenci kölelerce ve elle yapılıyordu. Bu makine o tarihlerde ABD ekonomisine büyük olanaklar getirdi ve pamuk ürünü, ülke zenginliğini sağladı. James Watt 1800 yılında ve 64 yaşında işi bıraktığı sıralar bütün Avrupa’da onun buluşu olan buharlı dokuma makineleri kullanılıyordu. İnsanlık tarihinde ilk kez yakıt kullanılmaya da başlanmıştı. Sonuçlar çok olumluydu; Özellikle İngiltere için. Buhar makinesinin bir İngiliz buluşu olmasından kaynaklanmıyordu bu. İngiltere’de kömür yatakları çok boldu. Bir sömürgeler İmparatorluğu olarak hızla gelişen ülke, bitip tükenmez hammadde kaynaklarına ve yerli halkın çok ucuz işgücüne de sahipti. Sanayileşme iki ya da üç kuşak gibi kısa bir sürede bütün ülkenin yasama düzenini temelinden değiştirmişti. Geçimi tarıma bağlı bir ulus, ekmeğini fabrikadan sağlayan bir halk olmuştu. Toprak sahiplerinin gücü yavaş yavaş azalmış, sanayi malları yapımcıları ve satıcıları olarak ortaya çıkan orta kesim zenginleşmişti.

1890’da Amerilkalı J. H. Northrop, otomatik dokuma tezgahını biraz daha geliştirerek bugünkü tekstil sanayiinde kullanılan makinelerin atası sayılan makineyi üretti.