Skip to content

POZİTİF

EKİM 2016 SAYI: 101

“Kadınların Haklarının Teslim Edilmesi Gerekiyor”

Bursa’da yerel medyanın özellikle yerel televizyonculuğun parladığı yıllarda TRT’nin ilk spikerlerinden Tuna Huş’un başlattığı projeye başvuran İlknur Çatak Şen, sancılı ve heyecanlı bir sürecin ardından AS TV’de haber spikeri olarak iş hayatına atıldı. Geçen yıllar içinde değişik medya kuruluşlarında görev alan Çatak Şen, uzun yıllar yaptığı televizyonculuğun mekteplisi değil alaylısı. Mesleki kariyerinin ilerleyen yıllarında kurumsal iletişim alanına yönelen Çatak Şen, yaklaşık sekiz yıl Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin iktisadi kuruluşlarından BURFAŞ ve Kültür A.Ş’de proje yöneticiliğinden genel koordinatörlüğe kadar farklı pozisyonlarda görev aldı. Kurumsal iletişim alanındaki kariyeri boyunca değişik şirketlerde görev yapan Çatak Şen, son iki yıldır da makine sektörünün önde gelen üreticilerinden Akyapak Makine ailesinin bir ferdi. Bugün Akyapak’ta Kurumsal İletişim Müdürü olarak çalışmalarını sürdüren Çatak Şen, gerek kamuda gerek özel sektörde kadınların yönetici pozisyonuna gelmesinin kolay olmadığını söylüyor. Çatak Şen, “Bir toplum, kadınların gücünü ve yaratıcılığını baskı altında tutuyorsa gelişemez” diyerek, daha güzel günlerde yaşamanın yolunun önce ve mutlaka kadınların haklarının teslim edilmesinden geçtiğini söylüyor.

İlknur Çatak Şen ile organizasyonlar içinde stratejik bir yerde duran kurumsal iletişim departmanlarının şirketler için önemini ve Türkiye’de kadın çalışan olmanın zorluklarını konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Kimdir İlknur Çatak Şen? İş dünyası ile buluşmanız ne zaman ve nasıl gerçekleşti? Bu hikayenizi kısaca özetler misiniz?

Bursa doğumluyum. Gazi Üniversitesi Pazarlama Bölümü’nün ardından Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni tamamladım. Profesyonel iş yaşamında ise 19’uncu yılı geride bırakıyorum.

Bursa’da 1997 yılında, yerel medyanın özellikle yerel televizyonculuğun parladığı yıllarda TRT’nin ilk spikerlerinden Tuna Huş, Medya S yönetiminde iken bir proje başlatmıştı. Ben de yeni bir mezun olarak ne yapmalıyım, nerden başlamalıyım derken, babamın teşviki ile bu projeye başvuruda bulundum. Sancılı ve heyecanlı bir sürecin ardından, değerlendirmeler neticesinde AS TV’de haber spikeri olarak göreve başladım. Gündüz ara haberlerin ardından, uzun bir süre gece haberlerinin hem mutfağında çalıştım, hem ekran yüzü oldum. Ardından Olay Medya’da haber programı yapım ve sunuculuğunu üstlendim. Televizyon haberciliği gerçekten bambaşka bir şey. Hiç durmaz, duramazsınız. Durduğunuz anda ise çok şey kaçırırsınız. Her şeyden önce hızlı ve pratik olmalısınız.Uzun yıllar yapmaya gayret ettiğim televizyonculuğun mekteplisi değil, alaylısıyım.

Ve nihayetin de medya ile yolu bir şekilde kesişen ve hala bazı çevrelerce maalesef anlaşılamayan “iletişim yönetimi” alanına yöneldim. Yaklaşık sekiz yıl Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin iktisadi kuruluşlarından BURFAŞ ve Kültür A.Ş’de proje yöneticiliğinden genel koordinatörlüğe kadar farklı pozisyonlarda çalıştım. Ardından Bursa’nın en köklü PR şirketi BPR İletişim Danışmanlığı’nda, farklı şirket ve kuruluşlara yaklaşık iki buçuk yıl danışmanlık yaptım. Son iki yıldır da sektörünün önde gelen üreticilerinden Akyapak Makine ailesinin bir ferdi olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Bugün itibarıyla Akyapak’ta hangi görevi üstleniyorsunuz? Faaliyet alanınıza giren çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Akyapak’ta hali hazırda Kurumsal İletişim Müdürü olarak görev yapıyorum. Burada göreve başlamamla birlikte öncelikle, daha önce reklam ve halkla İlişkiler çatısı altında faaliyet gösteren birimin takip ve sorumluluğunda olan görev tanımını genişleterek, “Kurumsal İletişim Birimi” olarak konumlandırdık. Makine sektöründe uygulamalarını maalesef çok sık göremesek de, organizasyonlar içinde stratejik öneme sahip olan kurumsal iletişim departmanlarının varlığı artık bir zorunluluk. Kurumsal iletişimcilerin görev tanımı çok geniş ve çalışılan şirkete göre farklılıklar gösterebiliyor. Ağırlıklı olarak pazarlama ve satış destek materyallerinin hazırlanması ve bu süreçlerin yönetilmesi olarak değerlendirilse de, söz konusu görevler elbette ki bunlarla sınırlı değil. Organizasyonel bilgi akışının sağlanması, kurum kimliğinin oluşturulması, marka- şirket ve yöneticilerinin itibar konumlandırması, kurumsal aidiyetin ve sosyal sorumluluk projelerinin oluşturulması gibi olmazsa olmaz öncelikli görevlerimiz bulunuyor. Tüm bu ve benzeri çalışmaları, kurumlarının iletişim faaliyetlerine yönelik stratejik iletişim planına dayandırarak kurumda ayrılan bütçeyi yönetiyoruz. Aslında tüm bu çalışmaları, kurumsal iletişimin tanımı kendi içinde özetliyor. Kurumsal iletişim, kurumların karlılığını, varlığını ve itibarını sürdürebilmesi için; temel amaçlarını, hedeflerini ve değerlerini doğru yöntem ve teknikleri kullanarak ilgili çevrelere aktarabilmesini ifade ediyor. Kurumsal iletişimin kurum için taşıdığı anlam, tanımının içinde net olarak anlaşılıyor.

Bulunduğunuz görevi kaç yıldır sürdürüyorsunuz? Ortalama bir iş gününüz nasıl geçiyor?

Önümüzdeki Ocak ayında Akyapak’ta iki yılımı tamamlamış olacağım. Akyapak, kendi içinde sürekli dinamik olan bir yapıya sahip. Yurt dışı ve yurt içi satış kadrolarımızın yanında özellikle insan kaynakları birimimizle birlikte az önce belirttiğim çalışmaları hayata geçirmek için çalışmalar yürütüyoruz. Haftalık kurum içi değerlendirme toplantılarımız, iş paydaşlarımızla gerçekleştirilen görüşmeler, kurum- ajans arası alışılageldik diyaloglarla, nasıl fark yaratabilirizin peşindeyiz.

Makine sektörünün kurumsal iletişime bakışı nasıl?

Sadece makine sektörü değil, günümüz iş dünyasında kurumsal iletişim henüz hak ettiği yere gelebilmiş değil. Gazetelere dergilere ilan verip, ürün katalogları hazırlayıp, ürün video ve fotoğraf çekimleri ve fuar organizasyonları da yapıldığında her şey tamam diye düşünülüyor. Yalnızca, basın iletişimi üzerinden konuyu açarsak dahi kurumsal iletişimin bu kadar basite indirgenemeyeceğini söylemek gerekiyor. Bilinmiyor ki kurumsal iletişim faaliyetleri içerisinde ayrı bir şekilde konumlanan, ülkemizde bir çok kurum ve kuruluşun kendi bünyesindeki yapılanma dışında hizmet satın alarak yönettiği ‘medya ilişkileri’ kendi içinde hassas dengeleri barındırıyor. PR alanın önemli çalışma konularından bir olan medya ilişkilerinde başarının yolu ise uzun dönemli tutarlı ve gerçekten iyi niyete dayalı ilişkilerin kurulmasından geçiyor. Aslında her ilişki biçiminde de olması gereken bu değil midir? Ne ekersen, onu biçiyorsun. Bir iletişimci olarak müşterinin veya çalıştığın kurumun medya ilişkilerinde başarı, bu süreçte medya kuruluşlarında ilgili haberlerinin yayınlanmasını sağlamak için uyguladığın yöntemlerde bilgi ve deneyim sahibi olmakla mümkün. Bu sadece bir yönü, lider iletişimi, marka ve alt markalar iletişimi, STK’lar, iç iletişim, kriz iletişimi gibi çok yönlü kurumsal ilişkiler anlayışı olmadıkça kurumsal iletişim anlaşılamaz. Tam da bu noktada yine biz iletişimcilere görev düşüyor ve işimizi yapmanın yanında işimizin yarattığı katma değeri anlatmak da bizlere kalıyor. Bu noktada, Yönetim Kurulu Başkanımız Levent Akyapak’a ve Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Büşra Akyapak’ a vizyonları ve kurumsal iletişim birimi olarak gerçekleştirmeyi arzuladığımız çalışmalarda desteklerini esirgemedikleri için teşekkür ediyorum. Üretim odaklı yapılanmalarda özellikle yönetim desteği olmadan alanımızda fark yaratmak pek mümkün değil.

İş dünyasında bir kadın yönetici olarak nelerle karşılaştınız? Erkek egemen bir sektörde kadın yönetici olmanın zorluklarını yaşıyor musunuz? Varsa bu zorluklar neler?

Öncelikle ülkemizde kadın çalışan olmak zor. Terfi kararlarında erkeklere öncelik veriliyor, aynı işi yapan, görev tanımı aynı olan işlerde erkekler kadınlara göre daha fazla ücret kazanıyor. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. 2013 itibarıyla Türkiye’de istihdam oranı yüzde 47,4. 2012 verilerine göre, işgücüne katılım oranı kadınlarda yüzde 29,5 erkeklerde yüzde 71. İstihdam edilen kadın nüfus oranı yüzde 26,3, erkek nüfus oranı yüzde 65. Veriler açık… Yani Türkiye’deki iş hayatında kadın olmak başlı başına ba - şarı bence. Oysa ki ülkemizin dünyadaki ilk 10 ekonomi arasında yer alması için kadının ekonomiye katılım oranı yüzde 100 artmalı. Makine sektörüne gelince, dediğiniz gibi erkek egemen bir sektör ve bu sektör de yönetim kademesinde görev alıyorsanız mücadeleci ruhunuzu her an göstermek durumunda kalabilirsiniz.

Türkiye’de kadınların toplumdaki ve iş dünyasındaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda dünya nerede, biz neredeyiz?

Yapılan son araştırmalar, ülkemizde her iki kadından birinin fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığını söylüyor. Son 10 yılda 5 bini aşkın kadın, cinayete kurban gitmiş durumda. Sözün kısası, Türkiye’de kadınlar alenen cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğruyor, erken yaşta evlendiriliyor, eğitim hakları elinden alınıyor ve sosyal yaşama katılmaları engelleniyor. Gerek kamuda gerek özel sektörde kadınların yönetici pozisyonlarına gelmeleri hakikaten zor. Bir toplum kadınlarının üretici güçlerini ve yaratıcılığını baskı altında tutuyorsa gelişemez. Daha güzel günlerde yaşamanın yolu önce ve mutlaka kadınların haklarını teslim etmekten geçiyor.

Diğer kadın çalışanlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz ?

Kadınlarımız, içlerindeki güce inansınlar. Yapamayacaklarını, başaramayacaklarını söyleyenlere kulaklarını tıkasınlar. Bilgiye, yeniliğe, fikirlerine ve en önemlisi kendilerine inansınlar. İlk darbede pes etmemek, zaten kadın olmanın doğasında mevcut. Meslektaş adaylarıma gelince, mezuniyetimde, hocalarımdan birinin sözü ile onlara bir tavsiyede bulunmak istiyorum: “Bu bölümden mezun olabilirsiniz ancak öyle bir işiniz olsun ki, işiniz hobiniz olsun. Her sabah koşarak gidin işyerinize.” Şükürler olsun, ben bu şekilde 19 yılı geride bıraktım. Bu anlamda gençler sevdikleri işi yapsınlar, başarı zaten ardından gelecektir.