Skip to content

KAPAK

MAYIS 2017 SAYI: 108

Sektörün Stratejik Yol Haritası Hazır

Türk makine sektörünün tüm birikimini konsolide ederek, mevcut bilgiyi küresel ekonomik ve siyasi gelişmeler ışığında yorumlayıp, üyelerinin ve paydaşlarının kullanımına sunmayı hedefleyen Türkiye’nin Makinecileri ve MAKFED işbirliğiyle hazırlanan “Makine Sektörü Makro Pazar Analizi, Mevcut Durum Değerlendirmesi ve Stratejik Öneriler Raporu” sektörün gelecek yapılanmasını oluşturacak stratejilerin belirlenmesi ve sektörün küresel rekabette güçlü bir pozisyon elde edebilmesi için yapılması gerekenlere ait öneriler içeriyor. Makine sektörünün mevcut durumuna detaylı ve kıyaslamalı bir bakış getiren raporda rekabet açısından Türkiye’nin göreceli yerinin ortaya konması gerektiğinden hareketle ABD, Almanya, Çin, Güney Kore, İtalya, Meksika ve Tayvan, dünya makine sektöründeki konumları itibarıyla inceleniyor. Üç bölümden oluşan raporun ilk kısmında Türkiye ve belirlenen ülkeler makro seviyede analiz ediliyor. Makroekonomik göstergeler, demografi, ülkedeki iş yapabilirlik seviyesi gibi kriterler de bu bölümde inceleniyor. İkinci bölümde ise rekabetçilik alanının öncüsü sayılan Michael Porter’in Elmas Modeli kullanılarak Türkiye ile belirlenen ülkeler kıyaslanıyor. Elmas Modeli sonucunda Türk makine sektörünün gelişmiş ülkelere göre güçlü ve gelişime açık yönleri ortaya koyuluyor. Türk makine sektörünün mevcut sorunlarını ve sektördeki oyuncuların beklentilerini anlamak amacıyla bir anket hazırlanarak katılımcıların görüşlerinin alındığı raporda, Elmas Modeli ile beraber anket sonuçları da kullanılarak sektörün gelişimine etki eden tetikleyicilerin belirlendiği görülüyor.

Analizler sonucunda Türk makine sektöründe rekabetçiliği artırabilmek amacıyla geliştirilmesi gereken konular hakkında stratejik öneriler hazırlanırken bunların yaratacağı katma değer ve oluşturacağı riske göre analiz edilerek önceliklendiriliyor.

“DEVLET DESTEĞİ SON DERECE ÖNEMLİ”

Raporda öne çıkan bulgular hakkında bilgi veren Deloitte Strateji ve Operasyonlar Kıdemli Müdürü Aysun Özen Tacer, “Türk makine sektöründe 2014 yılında yaklaşık 204 bin kişiye istihdam sağlandı. Girişim başına yaklaşık 16 kişinin istihdam edildiği sektörde, imalat sanayisinin yarattığı toplam istihdamın yüzde 5,5’lik kısmı karşılandı. İhracat potansiyeli sebebiyle makine sektörü, Türkiye’nin ekonomisi için kritik sektörlerden biri. Sektörde 2016 yılında 13,14 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Türkiye’nin 2023 yılında dünyadaki toplam ihracatın yüzde 1,5’ine karşılık gelen ihracat hedefi düşünüldüğünde, makine sektörünün bu hedefin gerçekleştirilebilmesinde rolü oldukça önemli. Ülkeye katkıları sebebiyle devletin, makine sektörüne olan desteğinin yeniden düzenlenerek devam ettirilmesi de sektörün gelişimi açısından son derece hayati. Elmas Modeli, makro analizler ve anket sonucunda öne çıkan kritik noktalar ise şunlar; Türk makine sektörü geçtiğimiz 2005-2015 yılları arasında yıllık yaklaşık yüzde 7,8 bileşik büyüme kaydetti. Müşterilerin satın alma motivasyonları düşünüldüğünde, Türkiye’de gelişmiş performans ve ileri özelliklerden ziyade düşük fiyata endeksli bir sektörün olduğu görülüyor. İleri teknoloji ürünlerinin devlet tedariki etkisine bakıldığında, kamu alımlarının yurt içi pazar içerisinde gelişim potansiyeli bulunuyor. Kamu alımlarında hazırlanan şartnamelerde genellikle ithal ürünlerin özellikleri yer alıyor. Türk imalat sanayisinin katma değeri, kıyaslanan diğer ülkelere göre düşük seyrediyor. Bunun en önemli nedenlerinden biriyse Türkiye’nin üretim süreci gelişmişliği konusunda değerlendirilen ülkelerin gerisinde yer alması. Türkiye’deki üretim, diğer ülkelere kıyasla daha az son teknolojilere ve daha çok yoğun iş gücü gerektiren süreçlere dayanıyor. Çalışan sayılarına göre firmaların dağılımı incelendiğinde, Türkiye’de mikro işletme yapısı ağır basıyor ve yerel rekabet daha yoğun. Pazarda birçok büyük şirket faaliyet gösterirken birçok küçük şirket de özel ürünlerle hizmet sunuyor. Ancak şirket sayısının artması ürün kalitesini olumsuz etkiliyor. Pazara düşük maliyetli ürünler sunabilmek amacıyla şirketler kayıt dışı istihdam, üretim ve düşük kaliteli ürünlerin ithalatına yönelebiliyor. Yurt içinde ürün kalitesinin artmasını destekleyecek bir unsur olan piyasa denetim yapısında da eksiklikler görülüyor. Kayıt dışı istihdamla üretim denetiminin sıklaştırılması ve bu tarz haksız rekabet oluşturan etkenlerin pazarda minimuma indirilmesi gerekiyor. Uluslararası sertifikasyon kuruluşlarının yurt içinde ofislerinin yetersiz kalabilmesi nedeniyle yerli ürünlerin uluslararası pazarlarda kabul gören şekilde sertifikasyonunda sıkıntılar yaşandığı da görülüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin yerel tedarikçi sayısı ve kalitesinde yeterli seviyeye ulaşamadığını ve bu durumun da dışa bağımlılığı artıran bir etken olarak öne çıktığını söyleyebiliriz” diyor.

“İNOVASYON, TASARIM VE MÜHENDİSLİK KABİLİYETİ ARTIRILMALI”

Analizlerin, Türk makine sektörünün rekabetçiliğinin artırılabilmesi için piyasa denetim ve gözetim yapısı ile eğitim altyapısı gibi konularda gelişim sağlanması gerektiğini ortaya koyduğunu belirten Tacer, “Elektrik, petrol, doğal gaz ve kömür maliyetlerinden oluşturulan enerji endeksine göre enerji maliyetlerinde bir düşüş yaşandığı için bu noktada bir avantaj söz konusu. İşgücü maliyeti bakımından Türkiye, Çin dışında diğer ülkelere göre de avantaj sahibi. İşgücünün niteliğine bakıldığında ise maaş ve üretkenlik konusunda zayıflıklar mevcut. Diğer yandan kurumsal yerine aile şirketi yapısı özellikle yönetim kadrolarında daha yaygın. Firmaların çalışanları bünyesinde tutmakta zorlanması nedeniyle beyin göçü ciddi bir sorun oluşturmaya devam ediyor. Ayrıca yurt dışından yetenekli işgücü çekme konusunda bir zayıflık görülüyor. Türkiye’deki eğitim sisteminin, sektörün ihtiyacını karşılayabilecek seviyede olmadığı söylenebilir. Rapor kapsamında bununla birlikte, sektörün gelişiminde kilit rol oynayan unsurların öncüsü olarak matematik ve bilim eğitiminin seviyesinin de yetersiz olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye’de araştırma ve eğitim hizmetlerinin yaygınlığı da dünya ortalamasının gerisinde kalıyor. Ayrıca şirketlerin eğitim ve çalışan gelişimi konusundaki yatırımları az. Artan teknolojik rekabete bağlı olarak, yüksek teknik bilgi ve tecrübe birikimine sahip nitelikli mühendis ile teknik eleman sayısı ise yeterli değil. Bu eksiğin bir sonucu olarak da sektörün inovasyon, tasarım ve mühendislik kabiliyeti düşük seyrediyor. Türkiye’nin zayıf olduğu diğer bir faktör koşulu ise araştırma ve geliştirme. Firmaların, yeni teknolojiler geliştirilebilme kapasitesi zayıf.

Bilimsel araştırma enstitülerinin kalitesi konusunda da Türkiye, dünya ortalamasının gerisinde yer alıyor. Ayrıca, yeterli sayıda araştırma görevlisi ve mühendis bulunamaması nedeniyle de Türkiye’deki firmalar dezavantajlı durumda. Öte yandan incelenen yurt dışı örneklerinden hareketle, Türkiye’deki işbirliği kuruluşları sektörün gelişimine yardımcı olmak amacıyla diğer ülkelerdeki işbirliği kuruluşlarıyla benzer hizmetler sunarak üyelerine yol gösteriyor. Ancak, makine sektörüne ait verilerin yeterli seviyede olmaması, alt sektörlerin mevcut durumunu tespit ederken sorun yaratıyor. Üretimde verimlilik ve inovasyonu artıran mesleki kümelerin yaygınlığı da düşük oranda seyrederken firma kümelenmeleri sayılı bölgelerde gerçekleşiyor” diyor.

“BİRİBİRİYLE UYUMLU STRATEJİLER İZLENMELİ”

Sektörün gelişiminin bir süreç olduğunu, bu sürecin iyi yönetilmesi ve birbiriyle uyumlu politikaların geliştirilmesinin sektörün gelişimi için kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Tacer, “Küresel örnekler incelendiğinde makine sektörünün gelişiminin ani olmadığı, gelişimin net bir akış ve neden-sonuç ilişkisi bazında ve birbiriyle ilişkili stratejiler üzerine sağlandığı görülüyor. Tek bir odak noktası yerine ülkenin rekabetçiliğinin gelişmiş olduğu tüm yönleri üzerine kurulu stratejiler benimsenirken süreç de; öncelikle güçlü ve zayıf yönlerin belirlenmesi, gerekli yetkinlikler geliştirilmesi, bu yetkinliklerden faydalanarak pazarın gelişimin sağlanması, gelişim sürecinin sürekli olarak takip edilmesi ve gerekli aksiyonların zamanında alınması biçiminde ilerliyor. Yakın zamanda Çin, Güney Kore ve Tayvan’da bu yaklaşım görülürken, Almanya gibi süreci belirli bir seviyede olgunluğa getirmiş ülkeler ise mevcut durumda ulaştıkları seviyeyi Endüstri 4.0 için kullanıyor. Tüm bunlar için stratejilerin ve yol haritasının hazırlanması önemli. Hükümet düzeyinde bütünsel bir stratejinin oluşturulup taş üzerine taş koyularak bu yolun döşenmesi gerekiyor. Oluşturulan tüm planların birbirleriyle uyumlu olması başarı için kritik önem taşıyor. Bu rapor kapsamında tespit edilen ve sektörün gelişimini desteklemeyen unsurların düzeltilmesi için hükümetin stratejik bir yaklaşımla bir master plan hazırlaması ve içinde inovasyon kültürünün yaygınlaştırılmasından eğitime, teşvik paketlerinin yeniden düzenlenmesinden ihracat finansmana, yabancı sermayeye yönelik tedbirlerden Ar-Ge politikasına kadar geniş bir yelpazede birbiriyle uyumlu politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Sonrasında geliştirilen politikaların şeffaf bir şekilde duyurulması da önemlidir” diyor. Tacer, Türk makine sektöründe rekabetçiliği artırabilmek için geliştirilen önerilerin ise şöyle sıralandırılabileceğini söylüyor: Gelişen teknolojiler için strateji oluşturulması, piyasa denetim ve gözetim yapısının gözden geçirilmesi, sektördeki kurumsallaşmanın artırılması, hedef pazar stratejisinin geliştirilmesi, hedef pazarlardaki ajanslar ile üniversite işbirliklerinin yaygınlaştırılması, sektörel bir veri tabanının oluşturulması, genel teşvik ile Ar-Ge teşvik yapısının gözden geçirilmesi, kamu alımlarında yerli ürünlerin desteklenmesi, finansman olanaklarının geliştirilmesi, eğitim altyapısının gözden geçirilmesi, kümelenme desteklerinin revize edilmesi, yabancı sermaye koşullarının iyileştirilmesi ve güçlü bir yerli tedarik zincirinin oluşturulması.

İHRACATIN GÖZDE PAZARI ALMANYA

Rapor kapsamında Türk makine sektörünün mevcut sorunlarını ve sektördeki firmaların beklentilerini anlamak amacıyla MAİB ve MAKFED üyesi firmaların görüşlerine de başvuruldu. Ankette; sektördeki problemler, oyuncuların en çok ihracat/ithalat gerçekleştirdikleri ülkeler, gelişime açık noktalar, nitelikli işgücü, finansmanı etkileyen unsurlar, Türkiye’nin rekabet gücü ve rekabet edilen lider ülkeler, Ar-Ge faaliyetlerinin mevcut durumu ve kamu kurum ve kuruluşlarından beklentiler değerlendirildi. Ankete katılan firmaların yüzde 39’unun 50-299 arasında çalışanı bulunurken yüzde 39’unun cirosu 20 milyon TL’nin üzerinde. Firmaların yüzde 46’sının ana müşteri grubu ise kurumsal şirketler. Almanya, ankete katılan firmaların ihracatta en çok tercih ettiği ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor. Söz konusu firmaların büyük bir çoğunluğu kendi kaynaklarıyla pazarlama yaparak ihracat aktivitelerini sürdürüyor. Ankete katılan firmaların tamamı ihracat yaptığını belirtirken 60 farklı ülke alternatifini de dile getiriyor. Yakın coğrafya olması sebebiyle Orta Doğu ve Avrupa ülkeleri ankette yer alan firmalar arasında ihracatta en çok tercih edilenler arasında yer alırken, Almanya ve İran ise söz konusu sektör oyuncuları tarafından en çok tercih edilen ülkeler.

Firmaların yüzde 79’u pazarlama faaliyetlerini kendi kaynaklarını kullanarak sürdürürken, diğer firmalar ise aracı veya toptancılarla çalışarak ihracat yaptıklarını belirtiyor.

İÇ PAZAR YETERSİZ

Ankete katılan firmaların yüzde 70’i imalat süreçlerinde kullandıkları komponent, ham madde veya yarı mamul gibi girdileri ithal ettiğini belirtiyor. Almanya, İtalya ve Çin ithalatta ilk üç ülke olarak öne çıkıyor. Firmaların yüzde 80’i yurt içinde ilgili ürünleri bulamadıklarından ithalatı tercih ettiğini, yüzde 48’i ise yurt içinde ürünlerin mevcut olduğunu ancak kalite açısından yetersiz olması nedeniyle ithalat gerçekleştirdiğini belirtiyor. Diğer firmalar ise yurt içindeki ürünlerin pahalı veya satış sonrası desteğinin eksik olması sebebiyle girdi ithalatı gerçekleştiriyor.

TEŞVİKLER YENİ ÜRÜN GELİŞTİRMEDE KULLANILIYOR

Firmaların yüzde 86’sı Ar-Ge faaliyetlerinde bulunduğunu, yüzde 56’sı da Ar-Ge teşviklerinden faydalandığını söylüyor. Teşvikler en çok yeni ürün geliştirme amacıyla değerlendiriliyor. Devletin sağladığı teşviklerden faydalanan firmaların yüzde 73’ü teşviklerden memnun olduğunu belirtse de anket sonuçlarına göre Ar-Ge teşvikleri yüzde 64 oranıyla yetersiz görülüyor. Anket katılımcıları, Ar-Ge faaliyetlerinin gelişebilmesi için en çok üniversitelerin katkısının artması gerektiğini belirtirken ikinci sırada teşviklerin sektörün ihtiyaçlarını karşılamadığını ve sektörün yapısına uymadığını düşünenler yer alıyor. Teşviklerin tanıtımı veya firmaları bilgilendirme konusundaki eksikler de üçüncü sırada bulunuyor.

REKABETTE ÖNE ÇIKAN İLK ÜÇ ÜLKE İTALYA, ALMANYA VE ÇİN

Ankette görüş bildirenler makine sektöründe lider sayılabilecek en iyi üç ülkeyi Almanya, İtalya ve Çin olarak sıralıyor. Firmalar, yüzde 95 oranıyla Almanya’nın makine sektöründe lider ülke olduğunu söylüyor. Ankete katılanlar ihracat yaptıkları pazarlarda rekabet ettikleri en güçlü üç ülkeyi ise sırasıyla İtalya, Almanya ve Çin olarak belirtiyor. Ankete yanıt verenlerin büyük bir çoğunluğu nitelikli iş gücünün artırılması için meslek okullarında verilen eğitimin geliştirilmesi gerektiğini söylüyor. Diğer yandan firmalar teçhizat için yüksek sermaye gereksinimi ve yüksek finansman maliyetini yine finansmanı etkileyen en önemli unsurlar arasında sayıyor.