Skip to content

KAPAK

EKİM 2017 SAYI: 113

Ticaretin Sınır Tanımayan Anlaşmaları: STA’lar

Küreselleşen dünyada sınırların şeffaflaşması, küresel dış ticaret hacminin de artışını beraberinde getiriyor. Küresel ekonomi ile bağlarını güçlendiren ve uluslararası pazarlara giren ülkeler, küresel pazarlara giremeyen ülkelere göre daha hızlı büyürken, artan ticaret hacimleri ekonomik büyümeyi de destekliyor ve ülkelerin refah seviyelerinde gözle görülür iyileşmeler hızlanıyor. 

Küreselleşmenin avantajı, uluslararası ticaretin daha da kolaylaşması ve serbestleşmesi anlamına geliyor. Bu nedenle tüm ülkelerin öncelikli hedefi haline gelmiş durumda. Bu hedef doğrultusunda Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) çatısı altında çok taraflı müzakereler sürse de bu düzenlemeler günümüzün gereksinimlerini karşılayamıyor ve çok taraflı ticaret düzeni yeni pazar açılımları konusunda yetersiz kalıyor. Dolayısıyla ülkeler ikili ve bölgesel ticaret anlaşmaları yapmaya yönelirken, Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) da son dönemde gerek gelişmiş ülkeler arasında, gerekse kuzey-güney ve güney-güney ticari ve ekonomik ilişkilerde giderek yaygınlaşıyor.

Serbest Ticaret Anlaşmaları, iki ülke veya ülke grubu arasında, bazı malların veya hizmetlerin ticaretini etkileyen tarife ve tarife dışı engellerin kaldırılarak, taraflar arasında bir serbest ticaret alanı oluşturulmasını sağlayan; ancak taraf ülkelerin üçüncü ülkelerle ticaretlerinde mevcut ulusal düzenlemelerini sürdürmesine izin veren anlaşmalardır. Bu anlaşmaların temel hedefi, anlaşmalara taraf olan ülkeler arasındaarasındaki ticaretin, karşılıklı menfaatler korunarak artırılmasıdır. Buna göre taraf ülkelerin firmaları, bu anlaşmaya taraf olmayan ülkelerin firmalarına göre daha avantajlı duruma gelir. Bunun nedeni, STA imzalayan ülkelerin birbirlerine indirimli gümrük vergileri, kotaların azaltması veya kaldırması ve koruma duvarlarını aşağı çekmeleri gibi kolaylıklar sağlayacak uygulamalar getirmesidir. STA’lar mal veya hizmet ticaretini kapsayabileceği gibi aynı zamanda fikri mülkiyet hakları, yatırımlar, devlet ihaleleri ve rekabet politikaları gibi alanları da kapsayabilir. STA’lar ile ticaret ve yatırımların önündeki engeller kaldırılırken, iş bölümü, uzmanlaşma ve en önemlisi karşılaştırmalı üstünlükler yoluyla ticaret hacmini artırmak esastır.

Ülkeler arasındaki STA ağının genişlemesiyle dünyadaki birçok ülke mal tedarikini STA ortaklarından temin ederken, STA ağlarının dışarısında kalan ülkeler, tercihli ticaretin sağladığı imkânlardan mahrum kalıyor. Domino etkisi yaratan bu durum, doğal olarak, tüm ülkelerin artan şekilde STA ağları oluşturmasını da beraberinde getiriyor. Halen üye ülke sayısı 164 olan DTÖ üyelerinin yüzde 90’dan fazlası, en az bir STA’ya veya Gümrük Birliği anlaşmalarına taraf konumda bulunurken, DTÖ’ye bildirilen Bölgesel Ticaret Anlaşmalarının (BTA) sayısı da 453 olarak ifade ediliyor. Bunların 250’si STA konumundayken, gümrük birliği anlaşmalarının sayısı 30, ekonomik entegrasyon anlaşmalarının sayısı 150 ve tercihli ticaret anlaşmalarının sayısı ise 23 olarak açıklanıyor. Üstelik bu rakamlardaki hareketlilik, son yıllarda yukarı yönlü hızlı artışlar şeklinde dikkat çekici bir grafik izliyor. DTÖ anlaşmalarının temelini oluşturan 1947 tarihli Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) imzalanmasından 1994 yılında DTÖ’nün kurulmasına kadar geçen 46 yılda, çoğunun geçerlilik süresi halihazırda sona ermiş olan 124 STA imzalandığı bilgisini paylaşırsak, bu sürenin yarısında neredeyse üç katı STA imzalanmış olması gerçeği daha iyi anlaşılabilir.

KÜRESEL TİCARETİN YÜZDE 43’Ü STA’LARDAN KAYNAKLANIYOR

Kaynaklarını daha etkin kullanmak isteyen ülkeler, üye ülke üreticilerine daha geniş pazar olanakları sunmak için ticari işbirliği yoluna giderken, STA’lar, iç pazarda korumacılığı azaltarak diğer üye ülke pazarlarındaki fırsatlardan yararlanma olanağı da sağlıyor. Böylece, kendi aralarında işbirliği kuran ülkeler, daha büyük pazar ve endüstriler için ölçek ekonomileri oluşturacak üstünlük elde edebiliyor. Ticaret engellerinin azaltılmasıyla rekabet artarken, ekonomiye dinamizm kazandırılıyor ve ülke içerisindeki tüketim fazlası, üretim olanağı blok ülkelerince desteklenerek endüstri teşvik ediliyor. Bir grup ülke, kendi aralarında böyle bir bütünleşmeye gitme kararındaysa, diğer GATT ülkelerine yaygınlaştırmaksızın aralarındaki ticareti serbestleştirebilirken, bu ayırımcı politikanın uygulanması, yani STA’larla ilgili kurallar, DTÖ anlaşmalarının temelini oluşturan 1947 tarihli Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması’nın 24’üncü maddesince düzenleniyor. DTÖ’ye göre, bölgesel ticaret anlaşmaları olarak nitelendirilen STA’lar ve gümrük birliği anlaşmaları, DTÖ üyesi ülkeler arasında mal ticaretini düzenleyen “En Çok Gözetilen Ulus” (MFN) kuralının temel istisnasını oluşturuyor. Çünkü MFN kuralı gereğince DTÖ üyesi olan bir ülke, diğer DTÖ üyesi ülkelere karşı tarife oranları ve diğer ticari önlemlerde herhangi bir ülkeye tanıdığından daha az avantaj sağlayan muamelede bulunamıyor. Hâlihazırda DTÖ üyesi ülkeler arasındaki uluslararası ticaretin yüzde 43’ü STA’lar kapsamında gerçekleştirilirken, müzakereleri süren STA’ların sonuçlandırılmasıyla bu oranın yüzde 55’i aşacağı da tahmin ediliyor.

BÜYÜME STRATEJİSİNİN ANAHTARI

ABD, 2016’da ithalatının değer olarak yaklaşık yüzde 34,8’ini, ihracatının ise yaklaşık yüzde 46,5’ini toplam 20 STA üzerinden gerçekleştirirken, AB de 2016 yılındaki ihracatının değer olarak yüzde 32,6’sını, ithalatının ise yüzde 28’ini STA imzaladığı partner ülkeler üzerinden yaptı. Türkiye’nin ise halen yürürlükte olan 21 STA’sı bulunuyor. 2016 yılında Türkiye ihracatının yüzde 12’si ve ithalatının yüzde 9’unun kaynağı da bu 21 STA idi. Türkiye’nin yeni pazarlara ulaşmak ve ihracatın yapısını ürün bazında çeşitlendirebilmek amacıyla STA’lara önem vermeye başlaması, esasen 1980’li yıllarda başlayan ihracata dayalı büyüme stratejisinden kaynaklanıyor. Türkiye, ihracata dayalı büyüme stratejisi içerisinde “yeni pazarlar bulmak” ve “ihracatı ürün bazında çeşitlendirmek” amacıyla STA imzalamaya yönelik ilk görüşmelerini EFTA ülkeleri ile başlatırken, AB ile Gümrük Birliği gerçekleşinceye kadar geçen süre zarfında ihracatın artırılması içsel teşvikler yoluyla sağlanmaya çalışıldı. Bu süreçte, diğer ülkelerin pazarları veri kabul edilerek Türk ürünlerinin rekabet güçlerinin ihracat teşvikleriyle artırılması hedeflenirken, dış ticaretin önündeki en önemli engelleri oluşturan tarife ve tarife dışı engellerin kaldırılması için ayrıca bir çaba gösterilmedi. Aynı dönemde, özellikle Avrupa’da önemli değişiklikler gerçekleşirken, SSCB dağıldıktan sonra kendilerine yeni bir çizgi arayan Merkez ve Doğu Avrupa ülkeleri AB’ye yönelerek ticari hüküm ihtiva eden anlaşmalar imzalama yoluna gitti.

Bu anlaşmalarla, anılan ülkeler AB pazarına uygun koşullarla girme imkânına sahip olarak Türk malları ile rekabet şansını yakaladıkları gibi, AB’ye verilen tavizler, bu ülke pazarlarında Türk ürünlerinin şansını azaltan bir etki yarattı. Bu aşamada ihracata dayalı büyüme stratejisinin yeni bir ivmeye ihtiyaç duyduğu somut bir şekilde ortaya çıkarken, AB’ye karşı yükümlülüklerimiz ve DTÖ taahhütleri nedeniyle vermekte zorlandığımız iç teşviklerin dışında yeni pazarlar yaratılması kaçınılmaz oldu. Bu kapsamda, EFTA ülkeleri ile 1990 yılında başlatılan STA müzakereleri, 1991’de anlaşmanın imzalanması ile sonuçlandırıldı. Bazı Merkez ve Doğu Avrupa ülkeleriyle görüşmelere de yine 1992 yılında başlanılsa da, 1996 yılına gelindiğinde AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliği’nin, taraflar arasında ortak bir ticaret politikası uygulanmasını gerektirmesi, AB’nin tercihli anlaşmalarından başlayarak üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin hızla ele alınmasını zorunlu hale getirdi.

21 STA YÜRÜRLÜKTE

STA’lar bugün Türkiye’nin önemli bir ticaret politikası haline getirilmiş durumda ve bu anlaşmalar, Türkiye’nin küresel ticaretteki payının artırılması ve ekonomi politikasının oluşturulmasında önemli bir paya sahip. Bu kapsamda, Türkiye, gerek uluslararası ticaretteki STA ağları oluşturma eğilimine paralel olarak gerekse Gümrük Birliği çerçevesinde AB’nin STA imzaladığı ülkelerle karşılıklı yarar esasına dayalı benzer anlaşmalar kurgulamaya devam ediyor.

Bugüne kadar Türkiye’nin imzaladığı STA sayısı 34 olsa da bunlardan Merkez ve Doğu Avrupa ülkeleriyle imzalanan 11 STA, bu ülkelerin AB üyelikleri nedeniyle feshedilmiş durumda. Halen yürürlükte olan 21 STA ise EFTA ülkeleri (Norveç, İsviçre, Lihtenştayn ve İzlanda), İsrail, Makedonya, Bosna-Hersek, Filistin, Tunus, Fas, Suriye (Türkiye ile Suriye Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşması 6 Aralık 2011 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile askıya alınmıştır), Mısır, Arnavutluk, Gürcistan, Karadağ, Sırbistan, Şili, Ürdün, Morityus, Güney Kore, Malezya, Moldova, Faroe Adaları ve Singapur ile imzalanmış anlaşmaları içeriyor. Diğer yandan, Lübnan ve Kosova ile STA süreci tamamlanırken iç onay süreçlerinin ardından yürürlüğe girecek. Gana ile STA’nın ise yakın zamanda imzalanması hedefleniyor.

Yine, Türkiye ile Güney Kore arasındaki STA kapsamında 26 Şubat 2015 tarihinde imzalanan “Yatırım Anlaşması” ve “Hizmet Ticareti Anlaşması”nın iç onay süreçlerinin tamamlanmasının ardından güncel haliyle yürürlüğe girmesi beklenirken, yürürlükte bulunan STA’ların günümüz ihtiyaçlarına göre güncellenmesi hedefi ve kapsamlarının yatırımlar ve hizmetler gibi alanları da içerecek şekilde genişletilmesi çalışmaları da devam ediyor. Bu çerçevede Sırbistan ile başlatılan süreç tamamlanırken, EFTA ülkeleri, Bosna-Hersek ve Gürcistan ile sürdürülen müzakerelerin de yakın dönemde sonuçlanması bekleniyor.

Türkiye’nin yürürlükte olan STA’ları, 2016 yılı itibarıyla Türk ihracatçılarına, yaklaşık olarak 326 milyon nüfuslu, 4,2 trilyon dolarlık milli gelire sahip, 1,5 trilyon dolarlık ithalat pazarına avantajlı giriş olanağı sağlarken, 2017 yılı Eylül ayı itibarıyla Türkiye’nin STA ortaklarıyla ticareti de Türkiye’nin toplam ticaretinin yüzde 10,5’ini oluşturuyor.

YENİ STA’LAR İÇİN MÜZAKERELER SÜRÜYOR

Dünyada en fazla STA’ya sahip ilk 10 ülke arasında yer alan Türkiye, 2023 hedefleri çerçevesinde aktif bir STA politikası izlemeye önümüzdeki dönemde de devam edecek. Mevcut STA ağına yenilerine eklemek hedefiyle yeni müzakereler tüm hızıyla sürerken, 19 ülke/ülke grubu ile resmi olarak başlatılmış bulunan STA müzakereleri kapsamında 12 ülke (Ukrayna, Endonezya, Peru, Kolombiya, Ekvator, Meksika, Pakistan, Japonya, Tayland, Sudan, Cibuti ve Katar) ile müzakereler aktif bir şekilde sürdürülüyor. Söz konusu müzakereler kapsamında mal ticaretine ek olarak Ukrayna ve Katar ile hizmet ticareti; Peru ve Meksika ile yürütülen müzakerelerde hizmet ticareti ve yatırımlar, Japonya ile yürütülen müzakerelerde de hizmet ticareti, yatırımlar ve kamu alımlarına ilişkin fasıllar da görüşülüyor. Müzakere sürecinde olan diğer ülke/ülke gruplarından Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Kamerun, Çad, Seyşeller, Körfez İşbirliği Konseyi (Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman ve Bahreyn), Libya, MERCOSUR ülkeleriyle de (Arjantin, Brezilya, Paraguay, Venezuella ve Uruguay) söz konusu süreçlerin hızlandırılmasına ilişkin çalışmalar yürütülmeye devam ediliyor.

Ayrıca, ABD, Kanada, Hindistan, Vietnam, Orta Amerika Topluluğu (Kosta Rika, El Salvador, Honduras, Guatemala, ve Nikaragua), Afrika Karayip Pasifik Ülkeleri (toplamda 46 devletten oluşuyor), Cezayir ve Güney Afrika Cumhuriyeti nezdinde de STA müzakerelerine başlama girişiminde bulunulmuş durumda. Diğer yandan, AB’den ayrılma sürecinde olan İngiltere ile kısa vadede mevcut pazara giriş avantajların korunması, orta-uzun vadede ise geniş ve kapsamlı bir STA akdedilmesine yönelik görüşmeler de sürdürülmeye devam ediliyor.

İHRACAT VE İTHALATTA EFTA STA’SI ETKİLİ OLUYOR

Türkiye’nin STA imzaladığı ülkelere gerçekleştirdiği ihracat yıllar itibarıyla artış eğilimini sürdürüyor. 2012 yılında yaklaşık olarak 15,3 milyar dolar olan toplam ihracat 2015 yılında 20,5 milyar dolara çıksa da, 2016 yılında azalarak 17,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. STA imzalanan ülkelere yapılan ihracatın Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı ise yaklaşık yüzde 12 olarak ölçülüyor. Türkiye’nin STA imzaladığı ülkelere ihracatında en fazla paya sahip ülkeler ise EFTA ülkeleri (EFTA ülkelerine yapılan ihracatın yaklaşık yüzde 80’den fazlası İsviçre ile gerçekleşiyor), Mısır ve İsrail olarak dikkat çekiyor.

Türkiye’nin STA imzaladığı ülkelerden ithalatı ise dalgalı bir seyir izliyor. 2012’de yaklaşık 17,3 milyar dolar olan ithalat, 2013’te 24,5 milyar dolara yükselse de sonraki yıllarda azalarak 2016’da 17 milyar dolara geriledi. 2016’da STA imzaladığımız ülkelerden gerçekleşen ithalatın Türkiye’nin toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 9 seviyesindeydi. STA imzaladığımız ülkeler içinde en fazla ithalat yaptığımız ülkeler sıralamasında da ilk üç sırada Güney Kore, EFTA ülkeleri (EFTA ülkelerinden yapılan ithalatın yaklaşık yüzde 80’den fazlası İsviçre ile gerçekleştiriliyor) ve İsrail yer alıyor.

STA’LARIN KAPSAMI GENİŞLİYOR

STA’lara ilişkin çalışmalar ortaya koyuyor ki; bu tür bölgesel entegrasyonlar, ölçek ekonomilerine yol açarak maliyet düşüşü ve kaynak verimliliği sağlarken, dışa açık rekabetçi bir ekonomik altyapının tesisiyle ülkelerin uluslararası rekabet gücünü artırıyor; milli geliri ve toplumsal refahı yükseltiyor. Ayrıca, karşılıklı yatırımların artırılması yönünde daha uygun bir ortamın tesisini sağlayan STA’lar, tarife indirimleri ile “derin entegrasyon” olarak tabir edilen menşe kuralları, yatırımlar, fikri mülkiyet hakları gibi alanlarda yakınsama sağlarken, bu anlaşmalar ülkelerin üretim, dış ticaret ve refah düzeylerine ciddi ölçüde pozitif etkiler sağlıyor.

Türkiye’nin ilk STA’ları; görece küçük ekonomilere sahip yakın çevre ve komşu ülkelerle imzalanan, dünyadaki eğilime paralel olarak sadece mal ticaretinde açılımlar içeren dar kapsamlı STA’lardı. Bugün ise Türkiye, dünyanın önemli ekonomik aktörleriyle hizmetler, kamu alımları, yatırımlar başta olmak üzere diğer birçok alana dair ayrıntılı hükümler içeren anlaşmalar müzakere ediyor. Örneğin; Meksika ve Japonya’nın da içinde bulunduğu birçok ülke ile söz konusu başlıkları içeren müzakereler sürdürülmeye devam edilirken, 1 Ekim itibarıyla yürürlüğe giren Singapur STA’sı da hizmetler ve yatırımların yanı sıra kamu alımlarına ilişkin hükümler içeriyor.

Uluslararası ilişkiler perspektifinden bakıldığında ise; Türkiye’nin STA akdettiği ülkelerle sadece ticari ve ekonomik ilişkilerinin değil, aynı zamanda siyasi ilişkilerinin de daha istikrarlı bir yapıya kavuşmuş olması dikkat çekiyor. STA imzalanması sonrasında, STA’ya taraf ülkeler arasında oluşturulan Ortaklık Konseyi ve Ortaklık Komitesi’nin, en üst seviyede siyasi ve bürokratik temsilcileri bir araya getirerek, karşılıklı olarak yeni işbirliği imkânlarının gözden geçirilmesine fırsat verdiği; STA’lar sayesinde ülkelerin birbirlerinin ekonomik ve ticari potansiyelleri konusundaki farkındalıklarının arttığı ve iş insanları arasındaki karşılıklı anlayışın geliştiği; bunun sonucunda da ilgili ülkelerle dostluk bağlarının daha da pekiştiği izleniyor.

MALLARIN SERBEST DOLAŞIMI DEĞİL MENŞE KURALLARI ÖNEMLİ

Türkiye’nin en büyük ticari partneri olan AB ile arasındaki Gümrük Birliği, tarafların ticarette mevcut gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarıyla, her türlü eş etkili tedbirin kaldırıldığı ve ayrıca birlik dışında kalan üçüncü ülkelere yönelik olarak ortak gümrük tarifesinin uygulandığı bir ticari entegrasyon modeli olarak, Türkiye ekonomisinin güçlenmesinde rol oynayan önemli bir işbirliği anlaşmasıdır. Gümrük Birliği’nde malların serbest dolaşımı esas iken bu çerçevede, taraflarca ortak ticaret politikalarıyla ortak rekabet kurallarının geliştirilmesi ve uygulanması gerekiyor. STA’larda ise taraflar arasındaki ticarette malların tercihli rejimden yararlanmaları, menşe kurallarına göre gerçekleşiyor. Ayrıca, STA’larda ortak ticaret politikaları ve ortak rekabet kuralları uygulama zorunluluğu bulunmadığı gibi, taraflar üçüncü ülkelere karşı kendi gümrük tarifelerini uygulayabiliyor.

Bu çerçevede, STA’lar, komşu ve çevre ülkelerle dış ticaretin geliştirilmesi; ihracatçıların dış pazarlarda, başta AB ülkelerinin girişimleri olmak üzere rakipleriyle eşit şartlarda rekabet edebilmesinin temini; karşılıklı yatırımların ve ortak girişimlerle Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünün artırılması açısından önem taşıyor. Bu kapsamda, Türkiye’nin, AB tarafından imzalanmış STA’ların içeriğini aynen kabul etme yükümlülüğü bulunmazken gerçekleştirilen müzakerelerde sanayi ve ticaret politikası öncelikleriyle Türkiye’nin hassasiyetleri de göz önüne alınıyor.