Skip to content

SEKTÖRDEN

MAYIS 2017 SAYI: 108

Tünel Açma Makineleri Üretiminde Dünya Ligindeyiz

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin de katıldığı bir törenle 10 Mayıs’ta tanıtımı yapılan 3,25 metre çapında, 92 metre boyunda, 175 ton ağırlığında ve 800 KVA gücündeki Türkiye’nin ilk yerli tünel açma makinesi (TAM), Tekirdağ’da süren Ergene Derin Deşarj Tünel ve Arıtma Projesi’nde kullanımı için gün sayıyor. Türkiye’yi, TAM üreticisi sekizinci ülke konumuna yükselten E-Berk Zemin ve Tünel Teknolojileri, henüz 10 yıllık bir geçmişe sahip olsa da üretimde sahip olduğu bilgi birikimi ile hedefini küresel liderlik olarak belirlemiş. E-Berk Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Savaş Özüdoğru, “Kurulduğu günden bu yana E-Berk tüm dünyayı potansiyel pazar olarak görmüştür. Bugün de bu yaklaşım, bizim vizyonumuzun en önemli öğelerinden birisi olmayı sürdürüyor” derken, halen 24 ülkeye yapılan ihracatın da gelecekte artacağının altını çiziyor. Varşova metrosundan Doha ve Mumbai metrosuna dünyadaki birçok kentin metro inşatlarında E-Berk’in de imzası olduğunu ifade eden Özüdoğru ile hem ürettikleri ilk yerli tünel açma makinesini hem de E-Berk’in gelecek hedeflerini konuştuk.

Öncelikle sizi ve E-Berk’i tanıyabilir miyiz?

2006 yılında ise E-Berk Zemin ve Tünel Teknolojileri’ni, 100 metrekarelik bir alanda dört kişilik bir takımla kurdum. Halen E-Berk markasıyla ürettiğimiz kesici, sıyırıcı ürünlerimizi ABD’den Rusya’ya, Hindistan’dan Çin’e dört kıtada 24 ülkeye ihraç ediyoruz. Bunun yanı sıra değişik yer koşullarına uygun her tür tünel açma makinesi (TAM ya da İngilizce kısaltmasıyla TBM) yenileme, revizyon işleri ile istenilen çap ve ölçülerde aksam ve parçalarının üretimini gerçekleştiriyoruz. E-Berk, bugün 46 bin metrekare toplam alanlı üç fabrikada, uzman çalışanlarıyla üretime devam ediyor.

Tünel açma makineleri, küresel ölçekte bile çok spesifik bir alan. Ürünlerinizden biraz söz edebilir misiniz?

E-Berk, tümüyle tünel açma konusuna odaklanmıştır. Bu konuda dört ana çalışma alanımız var. Birincisi; tünel açma makineleri (TAM) için yedek parça üretiyoruz. Özellikle TAM için kesici parça konusunda dünyanın sayılı üreticilerden birisi olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. İkinci uzmanlık alanımız ise TAM’ların yenilenmesi, özelliklerinin yükseltilmesi ve revizyonudur. Daha önce tünel açmış olan makineleri tümüyle elden geçirip yeniliyor, istenilen özellikleri kazandırıp kullanıcılarına teslim ediyoruz. Bu konuda çeşitli marka ve modeller üzerinde sonuçlarla kanıtlanmış önemli oranda deneyimimiz var. Uzmanlığımız dolayısıyla bize gelen istekleri değerlendirerek alt yüklenici olarak girdiğimiz TAM işleri de bir başka çalışma alanımızdır. Bugün alt yüklenicisi olduğumuz toplam 34 kilometrelik kazı işi bulunan üç değişik tünel yapım projesinde dört değişik TAM ile kazı çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Tünelcilik konusundaki uzmanlığımızın doğal gelişimi olarak ürettiğimiz ve çok değerli katılımcılarımızla tanıtımını 10 Mayıs’ta yaptığımız ilk Türk yerli TAM ile Türkiye’yi dünyanın sekizinci TAM üretebilen ülkesi yapmış olmamız, bize guru ve heyecan aşılıyor. 3,25 metre çapındaki bu üründen sonra sırada metro ve demir yolu tünellerinde kullanılan 6,5 ve 8 metre çaplarındaki makinelerin üretilmesi konusundaki çalışmalarımız geliyor. Ayrıca kesici ve sıyırıcı ürünlerdeki Ar-Ge çalışmalarımız her zamanki gibi devam ediyor. Değişik yer koşullarında verimliliği artırıcı yenilikleri ürünlerimize katmayı sürdürüyoruz. E-Berk’in ilk hedefi Türkiye’deki her jeolojik yapıya göre farklı TAM’lar üretmektir. Geleceğe yönelik ana hedefimiz ise bu alanda yapılan ithalatı düşürmek ve dünyanın önemli üreticileri arasında yer almaktır. Yakın zamanda dünyanın birçok ülkesinde birimler açtığımızı da duyacaksınız.

TÜBİTAK gibi kurumlarla işbirlikleriniz oluyor mu? Kamudan nasıl destekler alıyorsunuz?

2014 yılında TÜBİTAK ile Katı Atık Geri Dönüşüm Makinesi Geliştirme Projesi’ni başarıyla tamamladık. 2016 yılı sonlarında da Yeryüzü Basıncını Dengeleyici (Earth Pressure Balance -EPB) tünel açma makinesini TÜBİTAK Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı kapsamında geliştirme başvurusunda bulunduk. Projenin TÜBİTAK tarafından değerlendirme aşaması halen sürüyor. Bu tür makineler özellikle yerleşim alanlarının altında açılan tüneller için gerekli. Türkiye’de yapımı süren ve öngörülen metro tüneli yapım işleri düşünüldüğünde, EPB türü makinelerin yapılması stratejik önemdedir.

Başvurumuzla ilgili olumlu sonuç aldıktan sonra en kısa zamanda çalışmalarımıza başlamayı ve Türkiye’ye bu uzmanlığı da kazandırmayı istiyoruz. Kurulma aşamasında olan Ar-Ge Merkezimizin açılmasıyla birlikte, TÜBİTAK ile yapılacak proje çalışmalarında da artış olacağını düşünüyorum.

Firma olarak inovatif çalışmalara gereken yatırımları yapıyor musunuz?

Başarılı olabilmek için yenilikçilik kesinlikle ön koşuldur. Yalnızca bizim alanımızda değil, genelde teknolojik ürünlerde, pazar payı yüksek kuruluşların bile Ar-Ge çalışmalarını yavaşlattıklarında düşüşe geçtiklerini görüyoruz. Ar-Ge’ye önem vermeyip, yabancı lisanslarla, yenilikçi olmayan sıradan teknolojilerle ya da fason üretim yapan kuruluşlar ise yalnızca fiyat temelinde yarışabiliyor. O yüzden de kâr oranları çok düşük kalıyor ve zamanla sektörden çıkmak zorunda kalıyorlar. Çünkü üretim, bir gün sizden daha ucuza üretim yapan bir ülkeye kayıveriyor. Biz ise işçiliğin en ucuz olduğu ülkelerden Çin’e bile mal satabiliyoruz. O yüzden Ar-Ge ve yenilikçi teknolojileri geliştirmeye çok önem veriyoruz. Aslında bu bir seçimden öte bir zorunluluktur. Pazarda baskın olan kuruluşların arasından sıyrılıp kendimize yer edinmek için tek yolun bu olduğunu yıllar içinde çok iyi öğrendik. Bu bilgiyi kuruluş belleğinde özenle saklıyor ve özenle uyguluyoruz. Eğer bugün dünyanın 24 ülkesinde çalışan TAM’larda bizim kesici, sıyırıcı ürünlerimiz o makinelerin ürünlerine tercih ediliyorsa, bunun en önemli nedeni bizim ürünlerimizin daha uzun süre kazı yapıp daha verimli çalışıyor olmasıdır. Bu başarıyı Ar-Ge çalışmalarımızla yakaladığımızı yeni ürünlerimizi geliştirirken de hiç unutmuyoruz. Ar-Ge çalışmalarımızda kurumsal olarak sıçramaya yol açacak Ar-Ge merkezi kurulumu için yapılan başvurumuzun Eylül ayında sonuçlanmasını hedefliyoruz. Şu an Ar-Ge birimimizde beş yüksek lisans, 15 lisans, üç ön lisans, beş teknik/meslek lisesi mezunumuz görev alıyor. Eğitime önem veren E-Berk, lisans mezunu Ar-Ge personellerinin yüksek lisans yapmasını da destekliyor. Tez konularının proje ile ilgili olmasını amaçlarken, üç yıl içerisinde de Ar-Ge mühendislerinin yüksek lisans eğitimlerini tamamlamalarını hedefliyoruz. Bunun dışında, çeşitli üniversitelerle işbirliklerimiz de devam ediyor.

E-Berk’in vizyonu, küresel üretici olmak mıdır?

Vizyonumuz; yalnızca ülkemizde değil dünya genelinde bu alanda öncü ve önder kuruluş olmak. Bunu da yenilikçi ürünler geliştirerek, çalışanlarımız için iyi bir çalışma ortamı oluşturarak, müşterilerimizin başarılı olmalarını sağlayarak ulaşacağız.

Peki, kalite kavramı E-Berk süreçlerinde nasıl bir konumda duruyor?

Bugünün pazar koşullarında var olabilmek ve ilerleyebilmek için kaliteyi vazgeçilmez bir gelişme alanı olarak değerlendiriyoruz. Kaliteyi aralıklarla uygulanan bir işlem olarak değil, kuruluşumuzdaki her sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Burada süreç derken yalnızca üretim sürecinden değil, tasarım, satın alma, satış, müşteri ilişkileri gibi her alandaki süreçlerden söz ediyoruz. Bu alanda her gün yeni bir şeyler öğreniyor, var olan uygulamalarımızda yenilikler yaparak yolumuzda ilerliyoruz. Denetim, geri bildirim ve geliştirme döngüsü içinde bu alanda büyük ilerlemeler sağladık. Hala zaman zaman yanlışlar yapıyoruz, ancak yanlışlarımızı yapıldıkları aşamaların içinde bulup kayıpları sınırlıyor, süreçlerimizi geliştirip sayılarını ve etkilerini azaltıyoruz.

Sektördeki farkınız bu kalite algısı mıdır?

En önemli özelliklerimiz yenilikçilik, yüksek kalite ve hızlı ürün teslimi olarak özetlenebilir. Yıllar içinde, güçlü Ar-Ge çalışmalarımızla geliştirdiğimiz ürünler, pazardaki TAM üreticilerinin özgün ürünlerine tercih edilir duruma geldi. Diğer üretici firmalara göre yüksek kaliteyi daha kısa sürede sağlayabiliyoruz. Dört kıtada 24 ülkeye ihracat yapar duruma bu özelliklerimizle ulaştık. Müşteri odaklı hizmet anlayışı ve satış sonrası desteği de bizim için bir klişe slogan değil, çalışma yöntemidir. Biz alıcılarımıza kesici, sıyırıcı ve yedek parça satmıyoruz; onların başarılı olmaları için uzmanlığımızı satıyoruz. Örneğin, TAM’ların çalışacağı projelerde kazı çalışmalarının yapılacağı alanın yer yapısı raporlarının incelenmesi, yedek parça seçimi için çok önemlidir. Biz bu destek ile kesici, kazıyıcı ve sıyırıcı parçaların verimlilik oranını yükseltmek ve uzun ömürlü olmalarını sağlamak için uygun malzeme ve sertlik değerleri seçimi yaparak, yeni tasarımlar ve ürün geliştirmelerini de sağlıyoruz.

İhracat potansiyeliniz gelecekte daha da gelişebilir mi? Dünyanın önde gelen ülkeleri ile nasıl bir rekabet planlıyorsunuz?

Kurulduğu günden bu yana E-Berk tüm dünyayı potansiyel pazar olarak görmüştür. Bugün de bu yaklaşım, bizim vizyonumuzun en önemli öğelerinden birisi olmayı sürdürüyor. Bu yöndeki çalışmalarımızdan dolayı, ihracat yaptığımız ülkelerin arasına her geçen gün yenileri katılıyor. ABD, Rusya, Kanada, Bulgaristan, Fransa, Polonya, Fas, Azerbaycan, Cezayir, Çin, Katar, İran, İsrail, Malezya, Suudi Arabistan, Romanya, Hindistan, İspanya, Beyaz Rusya, Sri Lanka, Tayvan, Danimarka, Arnavutluk, Singapur’a Türk malı kesici, sıyırıcı ve yedek parçalar satarken Türkiye’de ilk kez üreterek girdiğimiz TAM alanında da önümüzdeki yıllarda ihracata başlamayı öngörüyoruz. Dünya kentlerinde yaşayan insan sayısının artmasıyla birlikte metro, demir yolu, sulama, atık su tünellerine gereksinim her yıl giderek yükseliyor. Bu yüzden de, artık Türkiye’nin de içinde olduğu yalnızca sekiz ülkede üretilebilen TAM’lara olan gereksinim de artıyor. Biz de bu pazarda küresel bir marka olarak yer almayı ve Türkiye’nin bu alandaki temsilinde çıtayı biraz daha yükseltmeyi hedefliyoruz.

2016 yılını nasıl bir tablo ile kapattınız?

2016 yılı E-Berk açısından çalışan sayısı, çalışma alanı ve ihracat potansiyeli anlamında çok verimli bir yıl oldu. 2017’de de bu eğilim sürüyor. Yalnız ihracat olarak değil, yurt içi pazarda da büyük atılım içindeyiz. Türkiye, tünel yapımları konusunda büyük fırsatlar sunan bir ülke. Türkiye’nin yaptığı yatırımlar ciddi önem taşıyor. Yalnızca İstanbul’da 2017 yılı sonunda 70’in üzerinde tünel açma makinesi çalışıyor olacak. Bu anlamda ülkemiz bize çok büyük fırsatlar sunuyor. Geleceğe yönelik hedeflerimiz arasında bu fırsatları değerlendirmek, bu sektörde yapılan ithalatı düşürmek ve küresel çapta bir üretici olmak var. İlk yerli TAM’ı üreterek bu yönde çok önemli bir adım atmış olduk.

Sektöre bakıldığında size göre en büyük problem nedir?

Tünelcilik konusunda Türkiye her yıl yaklaşık 250 milyon euro tutarında makineyi Almanya, ABD gibi ülkelere akıtıyor. Önümüzdeki yıllarda kentlerimizde metro, kentler arasında hızlı tren demir yolları, çok sayıda sulama, atık su, enerji santrali tünelinin yapılması öngörülüyor. Dolayısıyla yurt dışına çıkan bu değerler de en az birkaç katına çıkacak. Bu yüzden stratejik bir alan olan tünelcilik konusundaki yenilikçi çalışmaların desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Genel olarak makine sektörüne baktığımızda da Türkiye’de büyük bir teknik eleman sıkıntısı olduğunu biliyoruz. Almanya gibi üretimde gelişmiş ülkelerde başarıyla uygulanan teknik okul ve sanayi işbirliğinin benzeri uygulamaları Türkiye’de de yavaş yavaş uygulamaya konuyor ve bu durum bizleri de memnun ediyor.