Skip to content

ARAŞTIRMA

OCAK 2014 SAYI: 68

Yaparak Öğren, Öğrenerek Yap

Türkiye’deki mesleki ve teknik eğitimi, gelişmiş sanayi ülkelerindeki seviyeye yükseltmek amacıyla kurulan Teknolojik Eğitimi Geliştirme Vakfı (TEGEV), mesleki eğitimin geliştirilmesinden, mekatronik meslek standartlarının belirlenmesine kadar pek çok alanda çalışmalar gerçekleştiriyor.

Gelişmiş sanayi ülkelerinde, eğitimin her seviyesinin “sanayi ile eğitim iç içe olması prensibi” uyarınca düzenlendiğini ifade eden TEGEV Başkanı Dr. Hayrettin Karcı, “Öğrenciler küçük yaştan başlayarak pratik çalışmalarını sanayide belli bir program dahilinde ve usta öğreticilerin gözetiminde gerçekleştirerek hem pratik kazanır, hem de üretimin içindeki işleyişe alışır ve öğrenir. Bu durum üniversite seviyesinde de aynı şekilde devam eder. Bizim ülkemizin de böyle bir sisteme ihtiyacı var” diye konuştu.

Teknolojik Eğitimi Geliştirme Vakfı’nın (TEGEV) kuruluş amacı, yapısı ve tarihçesiyle ilgili bilgi alabilir miyiz?

Almanya Badenwürttenberg Eyaleti’nin Ekonomi Bakanlığı ile Türkiye arasında, Almanya’dan Türkiye’ye dönecek olan ailelerin çocuklarının Türkiye’deki eğitimi konusu üzerine 1990 yılından önce ortak çalışmalar yapıldı. Bu eğitimlerden bazıları lise eğitimi, bazıları da meslek eğitimi şeklinde düşünülmüştü. Meslek lisesi eğitimi alacak öğrencilere yönelik Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesinde, Alman eğitim sistemini de esas alan bir bölüm açıldı. O zamanki haliyle bölümün adına “Otomatik Kumanda” denildi. Bu bölüm, ikili sistem prensibi ile eğitim yapacaktı ve amacı sanayi-okul işbirliği ile mesleki eğitimin Almanya’da olduğu gibi etkin hale getirilmesiydi. Zira sanayi, mesleki eğitimin içinde mutlaka olmalıdır. Bu eğitim faaliyetlerinin içinde önemli Alman menşeli firmalar bulunuyordu. Diploma aldıktan sonra öğrenciler hem teorik hem de pratik sertifika sınavına giriyordu. Sertifika sınavında başarılı olanlar, diplomanın yanında üzerinde yetkinliklerinin de yazılı olduğu sertifika alıyordu. Bu çalışmalar 1995 yılına kadar bu şekilde devam etti. 1995 yılında proje süresi dolunca, projenin devamlılığını sağlamak için firmalar bir araya gelerek bu projeyi sürdürme kararına vardı. Esas itibariyle TEGEV de bu niyet üzerine kuruldu. Endüstri, bu bölümün mezunlarına oldukça fazla ilgi gösterdiği için TEGEV bu eğitimi yaygınlaştırma kararı alarak Kocaeli, İstanbul Zeytinburnu, Eskişehir, İzmir, Gaziantep ve Adana gibi endüstri faaliyetlerinin yoğun olduğu illerdeki endüstri ve meslek liselerinde otomatik kumanda bölümlerinin yaygınlaştırılmasına yardımcı oldu. Daha sonra bu pilot bölümleri daha da yaygınlaştırarak destekledik. İlerleyen süreçte ilgili bakanlık MEGEP (Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi) çalışmalarıyla Otomatik Kumanda bölümlerini kaldırdı. TEGEV de bu yeni yapılanma çerçevesinde, mekatronik bölümlerini destekleme kararı aldı. Çünkü mekatronik bölümleri o zaman tanımlanan “Otomatik Kumanda” bölümlerinin benzeriydi. Bugün itibariyle çalışmalarımızı aynı eksende, “Yaparak Öğren, Öğrenerek Yap” felsefesi ışığında yürütüyoruz.

Vakfınızın, kuruluşundan bugüne kadar geçen sürede yaptığı çalışmalardan bahseder misiniz?

Bu süre boyunca öne çıkan çalışmalarımız arasında; çalışma gruplarımızı gözden geçirip aktiviteleri planlama faaliyetleri, Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) ile gerçekleştirilen protokoller, mekatronik alanında meslek standartlarının ve yeterliliklerinin geliştirilmesi çalışmaları yer alıyor. Vakfımızın kurucu üyelerinden olan bir firma, Almanya ile birlikte sertifikalı bir eğitim projesi olan “Mekatronik Sistem Teknikerliği Programı” yürütüyor. Bu projenin Almanya tarafında Stuttgart Sanayi ve Ticaret Odası, Türkiye tarafında da bir firma, TEGEV, bir TEGEV iştiraki olan TEGEV Akreditasyon Sınav ve Belgelendirme A.Ş. (CbyT), Alman-Türk Sanayi ve Ticaret Odası-AHK bulunuyor. Kurucu üyelerimizden olan firmanın kısmen TEGEV ile de işbirliği içinde uyguladığı bu program Almanya’daki prensipler ile eğitim gerçekleştiriyor. Ayrıca, CbyT’nin, tanınmış bir Alman firması ile Gebze STFA Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde yapmış olduğu bir proje var. Bahsettiğim bu firma Çerkezköy’de Avrupa’nın en büyük tesisine sahip. Bu proje, beyaz eşya sektörüne servis teknisyeni yetiştirme çerçevesinde bir çalışma. İkili mesleki eğitimine çok güzel bir örnek olan ve yaygınlaştırılması planlanan bu uygulama; vakfımızın üyesi ve bir pilot okulu olan Gebze STFA Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde müfredatın sağladığı esneklik değerlendirilerek, teorisi ve pratiği ile endüstrinin beklediği profile olabildiğince yaklaşan bir eğitim programı şeklinde geliştirildi ve uygulamaya koyuldu. Bu proje, ilgili firma ve bir TEGEV iştiraki olan TEGEV Akreditasyon Sınav ve Belgelendirme A.Ş. ile birlikte yürütülerek, öğrencilerin hem okulda hem de iş yerinde aldıkları eğitimle kendilerini işe hazırlamaları ve başarılı mezunların da yine bu firmanın teknik servis ve yetkili servis kadrolarında direkt işe başlamalarının yolunu açtı. Bu projenin katılımcı mesleki eğitime çok güzel bir örnek olduğunu ifade etmek isterim. Benzer şekilde, Avusturyalı bir başka firma ile halen Eskişehir’de yürüttüğümüz bir proje var. Bu firmanın Türkiye’deki şirketi diğer bir firma CbyT ile birlikte “Eskişehir’de Gençlerin İstihdam Edilebilirliğinin Artırılması” konusunda, üç teknik ve endüstri meslek lisemiz, Eskişehir Sanayi Odası ve sanayicilerimiz ile ortak çalışmalar yapılmaya başladı. Projenin sürdürülebilinir kılınması için okulların; okullardaki ve sanayide izlenecek programın akreditasyonu ve sertifikalandırılması büyük önem taşıyor. Bu konuda CbyT’ye büyük iş düşüyor. Bir diğer çalışma grubumuz, uygulamalı teknik üniversite konusunda faaliyet yürütüyor. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de ve Almanya’da gerçekleştirilen toplantılara Türkiye ile Almanya’daki sanayi ve üniversite kesiminden değerli insanlar katıldı. Almanya Ekonomi ve Araştırma Bakanlığı fonlarla bu çalışmayı destekledi. Toplantılara YÖK’ten de katılım gerçekleşti. Bu çalışma ile ilgili fizibilite raporu çıkınca, ilgili kuruluşlar ile de paylaşıldı. Bu alanda uzman, Alman uygulamalı bilimler üniversitelerinin rektörleri, ülkemizdeki çeşitli üniversitelerin rektörleri ve üniversite kurmayı hedefleyen organize sanayi bölgelerinin yönetimleri ile toplantılar yapıldı. Bu kapsamda karşılıklı niyet mektupları imzalandı. Bu çalışmayı, Türkiye’deki mevcut üniversite yapısının yanı sıra, sanayinin beklentilerini de içine alan yeni bir üniversite modeli çalışması olarak görüyorum. Yıllardan beri aynı sistemle mühendis yetiştiriyoruz. Gelişmiş ülkelere baktığımızda örneğin Almanya’da tek tip üniversite yok. Uygulamalı bilimler üniversitesi ile bir de klasik üniversiteler var. Üniversiteden mezun olan mühendis daha çok araştırma esaslı yetişir, doktora yapar ve çoğunlukla büyük firmaların araştırma merkezlerinde çalışır. Uygulamalı bilimler üniversitesinden mezun olan mühendis teoriyi gerektiği kadar bilir fakat teknolojiyi ve uygulamayı çok daha iyi bilir. Bizim ülkemizde araştırma merkezleri yeni yeni oluşuyor. Araştırma merkezlerinin yeni oluşması nedeniyle çok fazla araştırma mühendisi istihdam edilemiyor. Üretim tesislerinde teknolojiyi ve uygulamayı bilen mühendislere ihtiyaç var. İşverenler aradıkları elemanları bulamadıklarını söylüyor. İki tip üniversitenin mezunlarının istihdam tarafı incelendiğinde, bir mühendis diğerinden daha iyi anlamında değerlendirilmez; bunun özellikle altını çizmek istiyorum. Endüstrinin ihtiyacına göre teori ağırlıklı veya uygulama ağırlıklı mühendis yetiştirilir. Almanya’da sanayide çalışan mühendislere bakıldığında bunların yüzde 60’ının uygulamalı bilimler üniversitelerinden mezun olduğu görülür. Öte yandan bugün Almanya’da çalışan binlerce araştırma mühendisi vardır. Ama bizim ülkemizdeki firmalar o sayıda araştırma mühendisi istihdam edecek araştırma merkezlerine henüz sahip değil. Bunlar yavaş yavaş oluşuyor. Teknoloji ve uygulama konusunda iyi yetişmiş mühendislere ihtiyacımız var. Eğitim fakülteleri dönüştürülüp teknoloji fakülteleri oluşturuldu. Teknoloji fakülteleri o yönde hareket etmeye başladı ama modernize edilmesi gerekiyor. Vakfımız bu çalışmalarının yanında başarılı fakat maddi imkanları yeterli olmayan teknik ve endüstri meslek lisesi öğrencilerine “TEGEV Burs Yönetmeliği” uyarınca öğrenim bursu sağlıyor. Son iki senedir de, Marmara Üniversitesi başkanlığında “E-Learning Education and Innovative Remote Laboratory for Mechatronics- EDUMEC”, “Leonardo da Vinci Yenilik Transferi” konulu projede birlikte çalışarak uluslararası ortaklarla beraber Marmara Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulunda uzaktan erişim ile deneylerin gerçekleştirilebileceği bir laboratuar kurma çalışmasında yer aldık. Mekatronik ve otomatik kumanda konularında yapılan çeşitli Konferanslara ve çalıştaylara da katkı sağladık.

Türkiye’de mesleki eğitimin niteliğinin gelişmiş ülkelerdeki düzeye ulaşamamasının temel nedenleri nelerdir? Size göre atılması gereken öncelikli adımlar hangileridir?

Türkçe kavramları oluştururken içinin boş olmamasına dikkat etmemiz gerekiyor. Kavramlar doğru ve çekici bir mesaj vermeli. Eğer bir kavram mesaj vermiyorsa onun üzerinde ciddi ciddi düşünmemiz gerekiyor. Örneğin bana göre fen bilimleri kavramı son derece yanlış bir ifadedir. Bunun yerine doğa bilimleri ifadesi kullanılmalı. Çünkü öğrenciye “sen doğayı öğreniyorsun!” demek ile “sen fen bilimlerini öğreniyorsun!” demek aynı şey değildir. İçinde yaşadığımız doğayı öğrenmek, doğa ile uyumlu yaşamak için doğanın ilkelerini öğrenmek ve uygulamak insanı çeker, heveslendirir ve ilgi uyandırır. Öte yandan, diğer bir konu olan staj da başlı başına bir sorundur. Stajı gerçekten etkin hale getirmeliyiz ve gençlerin eğitimine katkıda bulunmasını sağlamalıyız. Gençlerin eğitimini ihmal ettiğimiz zaman bugünkü sorunları yaşarız. Çünkü nerede bir uygunsuzluk varsa bunun nedeni eğitim problemidir. Almanya ile aramızdaki en ciddi farklardan biri şu: Uygulamalı bilimler üniversitesindeki hocalar doktora yaptıktan sonra en az beş ile 15 sene sanayide çalışır. Bütün faaliyetleri sanayi esaslı olur. Bu tür üniversitelerdeki akademisyenlerin çoğu sanayiden gelir. O zaman sanayi ile üniversitenin ilişkisi de çok iyi kurulur. Bizde akademik alanda insanın aktif ömrünü tüketen; doktora, yardımcı doçentlik, doçentlik, profesörlük gibi uzun bir yol var. Almanya’da en önemli akademik kariyer doktoradır. Doktora yaptıktan sonra üniversitede kimse kalmaz. İlk heves sanayide çalışmaktır ve mühendisliği yaşamaktır. Mezunlar bir süre sanayide çalıştıktan sonra eğitim tarafında olmak için üniversiteye başvurur ve yeterli görülürse profesör unvanını alır. Bizdeki gibi, İngilizce dergilerde makalelerin yayınlanması gibi kriterleri yok. Neden bizim akademisyenlerimiz makale yazıp İngilizce dergilerde yayınlamak zorunda? Bizim mühendislerimiz İngilizce yazılan makalelerden ne kadar istifade ediyor? Neden biz araştırma yapan kesimi finanse ederek başka ülkelerin ekonomilerine hizmet ettiriyoruz? Diğer bir husus da, “bilmek” ve “yapabilmek” kelimelerinin çok önemli olmasıdır. Bizim eğitim sistemimiz daha çok “bilmek” kavramı odaklı. Sanayide ise daha çok yapabilen insan aranıyor. Bilmek yapabilmenin ön koşuludur ama yeterli değildir.

Türkiye’de orta öğretim seviyesinde sunulacak mesleki eğitimin niteliği, üniversite-sanayi işbirliğinin istenilen düzeyde sağlanabilmesinde ne kadar etkilidir?

Sanayisi gelişmiş ülkelerde, eğitimin her seviyesi sanayi ile eğitim iç içe olması prensibi uyarınca düzenlenmiştir. Öğrenciler küçük yaştan başlayarak pratik çalışmalarını sanayide belli bir program dahilinde ve usta öğreticilerin gözetiminde gerçekleştirerek hem pratik kazanır, hem de üretimin içindeki işleyişe alışır ve öğrenir. Bu durum üniversite seviyesinde de aynı şekilde devam eder. Sanayinin karşılaştığı teknik sorunlara ve araştırma geliştirme faaliyetlerine üniversitelerde destek verilir ve öğrenciler yine sanayiden kopmadan tezlerini bu kapsamda yaparak, mezun olduklarında hiç adaptasyon sorunu yaşamadan ve çok az bir oryantasyon ile tam kapasitede çalışmaya başlar. Bu durum sanayi için çok büyük bir avantajdır. Bugün Türkiye’de bu halkalar kopuk olduğundan, yeni mezun birinin sanayide işi öğrenip, iş yerine adapte olması yaklaşık iki ile beş seneyi buluyor. Bu da sanayi için hem emek hem de para kaybı demek.

TEGEV bünyesinde faaliyet gösteren çalışma gruplarıyla ilgili bilgi verir misiniz?

Meslek Standartları ve Mesleki Yeterlilikler Çalışma Grubu: TEGEV, mekatronik alanındaki mesleki standartları ve ulusal yeterlilikleri; uzman çalışma grubu ile gönüllü olarak hazırlayarak sürece destek verdi. Vakfımızın seviye dört, beş ve altı için hazırladığı “Mekatronik Meslek Standartları”, Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) Yönetim Kurulu tarafından da onaylanarak, 2011 yılında yürürlüğe girdi. Bu alanda müfredatlara temel oluşturacak olan ulusal mesleki yeterlilikler de vakfımız tarafından hazırlanarak Temmuz 2013’te MYK’nın web sitesinde yayımlanarak yürürlüğe girdi. İkili / Katılımcı Eğitimin Geliştirilmesi Çalışma Grubu: Bazı ülkelerde uygulanan ikili (dual), katılımcı eğitim sistemi, dünyanın en eski ve iyi eğitim sistemidir. Bu, pratik esaslı eğitim modeli 17. yy’da Osmanlı’da da uygulanıyordu. Günümüzde Almanya, Avusturya, İsveç gibi bazı ülkelerde çok iyi örnekleri bulunan ikili mesleki eğitim sisteminde teori ve uygulama ahenkli bir ilişki içinde, genç insanların bilgiyi devamlı olarak uygulayabilme olanağı bularak pekiştirmesine ve geliştirmesine olanak sağlar. İkili mesleki eğitim sürecinde bu genç insanlar, yaklaşık üç-dört senelik eğitim süresi boyunca bir yandan okula giderken, diğer taraftan da çıraklık merkezleri ya da fabrikalarda kişisel ve mesleki yetkinlikler kazandırılarak eğitilir. Bizim, CbyT ile Gebze STFA Teknik ve EML’de yaptığımız BSH Projesi ve Eskişehir’deki RHI ile birlikte yaptığımız mesleki eğitim programları bu çalışma grubumuzun çalışmalarına örnektir. Mesleki Eğitimlerin Test ve Belgelendirilmesi ile ilgili Çalışma Grubu (CbyT): Mesleki eğitimin kalitesinin güvence altına alınması amacıyla oluşturulmuş bir çalışma grubudur. Eğitim planları, ders içerikleri, teori ve uygulamaların planlanması, eğitim ortamı, eğitim araç-gereçleri, proses güvenilirliği, test ve belgelendirme, danışmanlık gibi konularda bir TEGEV iştiraki olan TEGEV Akreditasyon Sınav ve Belgelendirme A.Ş. (CbyT) aracılığı ile çalışmaları sürdürür. Uygulamalı Teknik Üniversite (UTÜ) Çalışma Grubu: Vakfımız bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan “Uygulamalı Teknik Üniversite” konsepti ile uygulamalı eğitime odaklanan bir teknik üniversite modeli üzerinde çalışıyor. Akademisyenlerin en az beş yıllık sanayi tecrübesine sahip olması gerektiği bu konsept dahilinde öğrencilerin, bir sömestrlerini sanayide belli bir projede çalışarak geçirmeleri, sonrasında bitirme tezlerini de çoğunlukla aynı firma bünyesinde yapma ve mezuniyetlerini takiben de daha önceden sistemini bildiği ve hemen işbaşı yapabileceği firmaya katılarak bir kazan-kazan ortamı oluşturulması amaçlanıyor. KOBİ’lerin inovasyon yoluyla geliştirilmesi doğrultusunda faaliyet gösteren İnovasyon Grubu; “Üyelerden Üyelere Seminerler” adı altında eğitimler planlayıp uygulayan Eğitim Hizmetleri Çalışma Grubu ve ayrıca Strateji Geliştirme Grubu ile Halkla İlişkiler Grubu TEGEV’in diğer Çalışma Grupları’nı oluşturuyor.

Çalışmalarınızdan elde edeceğiniz sonuçlarla ilgili kısa, orta ve uzun vadeli beklentilerinizi paylaşır mısınız?

Türkiye’nin 2023 hedefleri arasında, ihracatımızın 500 milyar dolara çıkarılması da bulunuyor. Güçlü ekonomi demek, güçlü sanayi demektir. Sanayiyi güçlü yapan, çok iyi yetişmiş ve üreten insanlardır. Kısa vadede sanayi-okul diyaloglarının artırılarak teknik eğitimin sanayinin ihtiyacı doğrultusunda şekillenmesi; orta vadede okullardan bilgi ve beceri ile donatılmış iyi yetişmiş mezunların ve sertifikalı elemanların üretime katkıda bulunması; uzun vadede de küresel dünyaya Türk ekonomisinin entegrasyonu doğrultusunda Vakfımız, çalışma grupları vasıtası ile faaliyetlerini aynı çizgide sürdürmeyi amaçlıyor.