Birleşmiş Milletler’in iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla başlattığı Kadının Güçlenmesi Prensipleri Girişimi için aktif çalışmalar yürüten Suteks Group Yönetim Kurulu Başkanı Nur Ger, WEPs İş Dünyası Sözcüsü olarak da iş dünyasında çalışmalarına devam ediyor. Türkiye’de kadın ve erkeklerin ekonomiye eşit katılması durumunda kişi başına düşen Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın yüzde 30 daha büyük olacağını belirten Ger, “Bu anlamda büyüme ve kalkınma hedeflerimiz bakımından kadınların işgücüne katılım ve istihdam oranlarının artırılması, ülkemizin önceliklerinden biri olmalı. Kadınların iş hayatında, tüm sektörlerde ve tüm düzeylerde daha fazla yer alması, ekonomik getirinin yanı sıra sosyal adalet, refah ve istikrarı da beraberinde getirecektir” diyor.

“Nüfusumuzun yarısını kadınlar oluşturuyor. Bu durumda varlığımızın yarısını kullanmadan gelişmemiz mümkün değil. Eğitim seviyesi yükseldikçe kadınların çalışma hayatına katılımlarının arttığını görüyoruz. Türkiye’nin gelişmişlik düzeyini artırabilmenin yolu bana göre kadınların toplumda daha görünür olmasından geçiyor” diyen Ger, varlığımızın yarısını kullanmadan, gelişmenin de mümkün olmadığının altını çiziyor.

Nur Ger ile toplumda kadına biçilen rolleri, iş dünyasında kadının varlığını artırmak adına paydaşlara ne gibi görevler düştüğünü konuştuk.

Türkiye’de kadınların toplumdaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda dünya nerede, biz neredeyiz? Türkiye’de kadınların iş hayatına katılımında nasıl bir tablo ile karşı karşıyayız?

Bunun için dünyadaki istatistiklere bakmak gerekir. Dünya Ekonomik Forumu her yıl Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Endeksi’ni açıklıyor. Bu endeks kadının eğitim ve sağlığa erişimi, ekonomik ve siyasal hayata katılımı olmak üzere dört parametrede inceleniyor. 2016 yılı verilerine göre Türkiye, 145 ülke arasında 130’uncu sırada yer alıyor.

“Ekonomiye katılım ve olanaklar” alt endeksinde 129, “İşgücüne katılım” alt endeksinde 130. sıradayken “Eşit işe eşit ücret” alt endeksinde ise 98. Sıradayız.

2015 yılı itibariyle Türkiye yüzde 30,2 ile OECD ülkeleri arasında kadın istihdam oranı en düşük ülke olarak görülüyor. Dünyada bu oran ortalaması yüzde 50. Gelişmiş ülkelerde bu oran ise yüzde 70. Türkiye ayrıca, cinsiyet ayrımı sebebiyle OECD genelinde en çok gelir kaybı yaşayan ekonomiye sahip. Kadınlar, dünya genelinde tüm işlerin (ücretli ya da ücretsiz) yüzde 52’sini gerçekleştirirken, bu oran Türkiye’de yüzde 55 ve elde ettikleri gelir, yaptıkları işlere nazaran oldukça düşük kalıyor.

Büyüme ve kalkınma hedeflerimiz bakımından düşünüldüğünde kadınların iş gücüne katılım ve istihdam oranlarının artırılması adına ne gibi çözümler üretilmesi gerekiyor?

Dünyada kadın istihdamı yüzde 1 oranında artarsa GSYİH 80 milyar dolar artıyor. Uluslararası yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey’in 2015 araştırmasına göre, 2025 yılına kadar tam cinsiyet eşitliği sağlanabilirse dünya ekonomisi yüzde 26 büyüyor ve 28 trilyon dolar ek katkı sağlanabiliyor. Bu rakam bugünkü ABD ve Çin’in ekonomilerine eşdeğer bir büyüklük. Ayrıca Dünya Bankası raporları, tam zamanlı çalışan kadınların oranında 6 puanlık bir artışın gelirleri yüzde 7 artırabileceğini ve yoksulluğu yüzde 15 düşürebileceğini tahmin ediyor. Türkiye’de eğer kadınlar ve erkekler ekonomiye eşit katılsaydı kişi başına düşen Gayri Safi Yurt İçi Hasıla yüzde 30 daha büyük olacaktı. Tüm bu rakamlar göz önünde bulundurulduğunda büyüme ve kalkınma hedeflerimiz bakımından kadınların işgücüne katılım ve istihdam oranlarının artırılması, ülkemizin önceliklerinden biri olmalı.

Kadınların işgücüne katılım oranları daha üst eğitim kademelerinde yükselmekle birlikte, her eğitim seviyesinde kadın ve erkek işgücüne katılım oranları arasında kadınlar aleyhine farkın devam ediyor olması, eğitim dışında bazı önemli engellerin de varlığına işaret ediyor.

Bu nedenle, uluslararası ortalamaların oldukça gerisinde kalan kadın istihdamı oranımızın anlamlı oranda artması hedefine, ancak gerekli politikaların bütüncül ve eşzamanlı olarak hayata geçmesi ile ulaşılabilir. Bu konuda atılması gereken adımların başında erişilebilir ve kaliteli çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve teşvik edilmesi geliyor.

Ülkemizde ev işlerinden dolayı işgücüne katılamayan 11,5 milyon kadın bulunuyor. Çalışan kadınların özellikle çocuk sahibi olduktan sonra çalışma yaşamından kopmak durumunda kaldıkları gözleniyor. Sadece işverenleri değil kamu ve yerel yönetimleri de bu hizmetin sunumuyla yükümlü tutan düzenlemeler yapılmalı ve kreş yatırımlarının vergi dışı tutulması gibi teşvik edici düzenlemelere ağırlık verilmeli. Bu açıdan 20 Ağustos 2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 64’üncü maddesi ile; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı kreş ve gündüz bakım evlerine beş sene boyunca gelir ve kurumlar vergisi istisnası getirilmesi önemli bir adım olarak görülebilir. Yapılan değişiklik 1 Ocak’tan itibaren faaliyete başlayan özel kreş ve gündüz bakımevlerinin işletilmesinden elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yürürlüğe girmiş durumda.

Bir diğer önemli konu ise, ülkemizde henüz yeteri kadar yaygın olmayan güvenceli esnek çalışma biçimleri için gerekli altyapının hazırlanması. Esnek çalışma biçiminin yalnızca kadınlara özel bir seçenek olarak algılanmasının önüne geçilmeli ve kadınların kariyerlerinin ileri aşamalarında dezavantajlı konuma gelmelerine sebep olacak unsurların da dikkate alınarak hareket edilmesi gerekiyor.

Kadın erkek eşitliği sağlanmazsa da ülkemiz kalkınamaz. Ülke çapında seferberlik gerekiyor. “Ben okuma yazma bilmeyen kadın bırakmayacağım. Meslek eğitimi verdirmek için elimden geleni yapacağım. Çocuklar için kreşler açacağım. Ve ben 10 yıl içinde bu kadınları çalışma hayatının içine sokacağım” demek gerekiyor.

Kız-erkek ayrımı aileler tarafından yapılırken böylesine bir ortamda kadın girişimcilerin de işleri bir hayli zor görünüyor. Bu konuda kadın girişimcilerin sayısının artırılması yolunda neler yapılması gerekiyor?

Kadın girişimcilerin önündeki toplumsal, hukuki ve finansal engellerin kaldırılması gerekiyor. Girişimciliğin ve girişimcilik ekosisteminin gelişmesi kamu, özel sektör ve sivil toplumun el ele yürümesiyle mümkün. Eğitim birinci sırada. Ülkemizde hala okuma yazma bilmeyen yüzde 20’lik bir kadın nüfusu var. Eğitim alınmalı ki, kadın hem kendini yetiştirebilsin hem de öz güveni gelsin ve girişimciliğe cesaret edebilsin.

Finansmana erişimi kolaylaştırmak, kadın girişimcileri ve girişimci adaylarını eğitim ve danışmanlık vererek daha donanımlı hale getirmek, kadın girişimciler için ağ grupları oluşturarak deneyimlerini ve sorunlarını paylaşabilecekleri platformları yaygınlaştırmak oldukça önem taşıyor.

Erkek egemen bir sektör olan makine sanayinde daha fazla kadın çalışan ve yönetici görmek adına neler yapılmalı? Bu konudaki eksik yanlarımız neler?

Kadınların ekonomik hayata katılımındaki engellerden biri de geleneksel iş alanlarına sıkışmış olunması. Burada iş dünyasına önemli bir rol düşüyor.

Doğrudan fiziksel güç gerektirmeyen iş kollarında fırsat eşitliği sağlandığı takdirde, kadınların en az erkekler kadar iyi performans sergilediği kanıtlanmış durumda.

Kadınların erkek egemen olduğu düşünülen sektörlere yönelmesi konusunda öncelikle gerekli eğitimi almaları gerekiyor. Bununla birlikte bu sektörde çalışmaları konusunda teşvik edilmeli ve cesaretlendirilmeliler. Yerel ve küresel pek çok çalışmada yer aldınız, çok sayıda projeye hayat verdiniz, girişimleriniz oldu. Yani erkek egemen bir dünyayı güçlü bir kadın olarak yönettiniz…

Tüm kariyer yolculuğunuzda sizde en çok iz bırakan anlar hangileriydi?

Başarıya ulaşmanın ancak çok çalışmakla olabileceğine inanan biri olarak hayatımın tüm dönemlerinin yorucu geçtiğinin altını çizeyim. Geçmişe baktığımda ise güzel anılarım arasında sıralayabileceğim şeyler var. Suteks’i kurduğum günden, bugüne kadar geçen tüm krizler ve sonrasında gelen başarılar ve ödüller çok anlamlıydı. Gümrük Birliği anlaşmasını imzalayan heyetin bireyi olarak salonda görünmez bir yerde sel gibi akan mutluluk gözyaşlarımı hiç unutmuyorum. “Cumhuriyetin 75. Yılında 75 Kadın Ödül Gecesi”, “2000 Yılı İş Kadını Gecesi Kutlaması”, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un elinden Suteks’in Kadını Güçlendirme Prensipleri Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Onur ödülünü alırken yaşadığım o muhteşem duygular… Hepsi iz bırakan anılar.

Halen devam eden WEPs İş Dünyası Sözcülüğü görevinizde Türk iş dünyası adına ön plana çıkardığınız çalışmalar neler oldu. Özellikle iş dünyasında kadın istihdamına dönük ne gibi çalışmalar gerçekleştirdiniz? Gelecek dönem için nasıl bir vizyon ve strateji belirlediniz?

Suteks Group olarak toplumsal cinsiyet eşitliği açısından örnek bir kurum olmamız ve sivil toplumun gücüne olan inançla yürüttüğüm çalışmalar nedeniyle 2015 yılı sonunda iki yıllık süreyle Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs) İş Dünyası Sözcülüğü görevine getirildim. WEPs, kadınların ekonomik hayatta yer almalarını sağlamak adına sorumluluğu iş dünyasına veren bir girişim. İş Dünyası Sözcüsü olarak iki ana hedefle yola çıktım. Birincisi Türkiye’yi WEPs imzacısı olarak dünyada ilk sıraya taşımak. İkincisi ise WEPs’i iş dünyasında marka olarak konumlandırmak ve toplumsal cinsiyet eşitliği için hem iş dünyasında hem de kamuoyunda farkındalık yaratmak.

Bu göreve geldiğimde Türkiye’deki imzacı sayısı 40’lardaydı, şimdi ise 150’yi aştı. Japonya’nın

ardından dünyada ikinci sırada geliyoruz.

WEPs’in iki yıllık emeği sonucunda ortaya çıkan “WEPs Uygulama Rehberi”nden de biraz söz edersek. Söz konusu rehber genel hatları ile neler anlatıyor?

Şirketler önce WEPs imzacısı olarak yedi prensibi kendi iş yerlerinde ve etki alanlarında uygulama konusundaki taahhütlerini ve niyetlerini ortaya koyuyor. WEPs Uygulama Rehberi ise bu taahhütlerin somut adımlara dönüştürülmesi için özel sektöre yol gösterici nitelikte bir klavuz. İki yıllık yoğun çalışmaların sonucunda, tüm dünyaya örnek olacak nitelikte ve kalitede bir rehber ortaya çıktı. Rehber, cinsiyet eşitliği için insan kaynağı yönetiminden, eğitimlere; girişimciliğin teşvikinden, WEPs’in yedi ilkesinin değer zincirinin tamamının yaygınlaştırılmasına kadar birçok alanda şirketlerin uygulayabilecekleri politika önerilerini sunuyor. Bunu yaparken bu ilkeleri başarıyla hayata geçiren Türk şirketlerinin de projelerine yer veriyor.

Bu çalışma ile ilgili yapılan toplantıda “Eşitlik kazandırır” mesajı verildi? Peki eşitlik sizin için ne anlam ifade ediyor?

Burada bahsettiğimiz eşitlik, “fırsat eşitliğidir”. Her bireye eğitimden, sağlığa, iş hayatından, siyasete katılımına kadar toplumsal hayatın her alanında eşit fırsatlara sahip olunması anlamına geliyor. Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların potansiyelinden yararlanmamak günümüzde artık mümkün değil. Global çapta yürütülen araştırmalar kadının erkekle eşit biçimde toplumsal hayatta yer almasının başta ekonomik olmak üzere büyük getirileri olduğunu gözler önüne seriyor. Şirketlerde kadın temsil oranının artması ve kadınların lider pozisyonlara yükselmesi şirket performans ve kültürünü geliştiriyor. Üst yönetim takımlarında kadınların yer almasının şirketlerin finansal performansına olumlu katkısı olduğu gözleniyor. Özetle kadınların iş hayatında, tüm sektörlerde ve tüm düzeylerde daha fazla yer alması, ekonomik getirinin yanı sıra sosyal adalet, refah ve istikrarı da beraberinde getiriyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği artık iklim değişikliğiyle mücadele kadar hiçbir ülkenin göz ardı edemediği bir konu, o sebeple günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliğine geleceğe yatırım meselesi olarak bakmamız gerekiyor. Kadının Güçlenmesi Prensipleri’nin yaygınlaşması da ülkemize refah, büyüme ve kalkınmayı beraberinde getireceğinden,“Eşitlik kazandırır” diyoruz.