İş dünyası ve sivil toplum çalışmalarıyla yoğun bir tempo içinde olan MAİB Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran’la bir araya geldik ve bu defa sektörü değil, son okuduğu ve en çok etkilendiği kitapların onda nasıl iz bıraktığını konuştuk.

Okumayı uzun bir yolculuğa benzeten Dalgakıran, “Okumak kararlılık ister, sabır ister. Okumak bir arayıştır. Her arayış ise içinde bulma heyecanını barındırır” diyerek okumaya olan tutkusunu bir kaç kalime ile özetliyor. Dalgakıran’ı bugüne kadar okuduğu kitaplar arasında en çok etkileyen Coelho’nun Simyacı’sı olmuş. Simyacı’nın, kişinin kendi hikâyesini yazmasının önemini anlattığını söyleyen Dalgakıran, “Bu da benim hayat düsturumu oluşturuyor. Bireyin, birey olmanın, bireysel düşünmenin, başka fikirlerden etkilenmenin ve fikirlerin kölesi, uydusu olmanın ne demek olduğunu anlatan, kişinin hayat yolculuğunda kendi hikâyesini yine kendisinin yazması gerektiğini ifade eden bir eser. Bazen aradığımız şeyin uzaklarda değil, çoğu zaman yanı başımızda olduğunu anlamamız gerektiğini ifade eden ve benim açımdan çok çok önemli bir kitap Simyacı” diyor.

“HER ŞEY İNANILMAZ BİR HIZLA DEĞİŞİYOR”

Halen Yuval Noah Harari’nin Hayvanlardan Tanrılara-Sapiens, Kuantum’un biyoloji üzerine etkisini anlatan Kuantum Sınırında Yaşam ile İlber Ortaylı Seyahatnamesi’ni eş zamanlı olarak okuduğunu belirten Dalgakıran, İlber Ortaylı’nın çok saygı duyduğu bir tarihçi olduğunu ifade ediyor. Kendisinin de tarihe son derece meraklı olduğuna dikkat çeken Dalgakıran, “Çocukluğumdan bu yana tarih okurum ve İlber Ortaylı’yı da çok objektif ve zeki bir tarihçi olarak görürüm. Kitabında yaşamı boyunca gezip gördüklerini kaleme almış olması beni de seyahat ettiği o yerlere götürüyor” diyor. Dalgakıran, okuduğu kitaplarla ilgili ise şunları aktarıyor: “Hayvanlardan Tanrılara-Sapiens, insanlık tarihinin önemli sorularını ele alıyor: Niye varız? Nasıl olduk? Bütün bunlar ne? Evrenin ve hayatın anlamı nedir? İnsan olmanın en önemli unsurlarından biri bunları düşünmek ve yine bunlar hakkında soru sormak. Kitap; insan ırkının var oluşu, evrenle ve doğayla ilişkileri ve insanın gelişim ve değişim serüvenini bilimsel olarak ele alıp tartışıyor. Bilim olmadan insanın düşünebileceğini tahmin edemiyorum. Fakat bilime tapıcılığı da aynı şekilde çok sağlıklı bulmuyorum. Çünkü her şey inanılmaz bir hızla gelişip değişiyor. Bugün doğru bildiğimiz şeylere yarın ‘Hayır öyle değil!’ denilebiliyor. 20 yıl önce maddenin en küçük parçasının atom olduğunu sanıyorduk ama bugün atomaltı parçacıkları biliyoruz. Dolayısıyla bilimin ışığı çok önemli fakat her şeyde olduğu gibi insanın kendi septik tavrını, merakını ve öğrenme duygusunu sürekli tazelemesi ve koruması gerekiyor. Kuantum mekaniği, Newton Fiziği’nden sonra dünyadaki bilimsel dönüşüme çok büyük sürat kazandıran bir buluştur. Bugün gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin üçte birinden fazlası, kuantum mekaniğinin bulunmasıyla ortaya çıkan bilimsel verilerin endüstriye dönüştürülmesiyle elde edilen gelirlerden oluşuyor ve bu durum dünyayı giderek çok daha büyük bir hızla değiştiriyor. İnsanların büyük çoğunluğu, Batı’nın bilimsel ya da gelişmişlik düzeyi olarak belirli bir yere geldiğini ve artık çöktüğünü düşünüyor fakat bunlar inanılmaz derecede yanlış yargılar. Bu noktada tam aksi bir görüşe sahibim. Bilimsel alanda gelişen ülkeler bundan sonraki süreçte çok daha büyük bir süratle ilerleyerek gelişmemiş ülkelerle aralarındaki farkı inanılmaz seviyelere taşıyacak.”