Yılın ilk aylarında dünya ekonomisinde reel kesime ilişkin ilk veriler oldukça olumlu. Son yıllarda ilk aylar içinde görülen beklentilerdeki bozulma da 2017 yılında yaşanmıyor.

Yılın ilk aylarında dünya ekonomisinde reel kesime ilişkin ilk veriler oldukça olumlu. Son yıllarda ilk aylar içinde görülen beklentilerdeki bozulma da 2017 yılında yaşanmıyor.

Reel sektör için önemli bir gösterge olan PMI verileri tüm ülkelerde rekor yüksek seviyelere çıkarken, veriler imalat sanayisinde ve hizmetler sektöründe siparişlerin arttığına ve işlerin genişlediğine işaret ediyor. Buna bağlı olarak artan siparişlerle kapasitelerin dolması bir dönem sonra yavaşlayan yatırımları da tetikleyecektir.

OECD çok sayıda ülke için her ay ekonomik göstergelerden oluşan öncü endeks açıklıyor. Söz konusu endeksler uzun süredir zayıf seyrediyor, iyileşmeler dengesiz oluyor ve bazı ülkelerde iyileşme görünürken diğerlerinde zayıflama yaşanıyordu. OECD öncü göstergeleri Aralık 2016 ve Ocak 2017 aylarında ise hemen tüm önemli ülkelerde pozitife dönerek genele yayılan bir iyileşmeye işaret ediyor. Gelişmiş ülkelerde iyileşme uzun süredir devam ediyor. Çin, Brezilya, Rusya ve Hindistan da uzun süre sonra ilk kez aynı anda iyileşme yaşamaya başladı.

KÜRESEL TİCARETTE BÜYÜME İŞARETLERİ

2015 ve 2016 yıllarının ilk aylarında küresel mali piyasalarda önemli dalgalanmalar yaşanmıştı. Geçen yıl FED faiz artışı korkusu ve Çin’de yavaşlama endişesiyle mali piyasalarda sert dalgalanmalar olmuştu. 2017 yılına ise küresel mali piyasalar oldukça sakin başladı. FED faiz artışı beklentileri daha makul karşılanıyor. Buna bağlı sert sermaye kaçışları yaşanmıyor. Para birimleri arasındaki dalgalanmalar da azaldı. Mali piyasalarda dalgalanmaların azalması reel sektör yatırımları içinde daha uygun koşullar ve finansman olanakları yaratıyor. Dünya Ticaret Örgütü de 2016 yılının ikinci yarısından itibaren yeni geliştirdiği öncü göstergeleri açıklıyor. En son Aralık 2016’da yayınlanan öncü göstergeler küresel ölçekte ithalat siparişlerinin arttığına işaret ediyor. Taşımacılık navlun endeksleri halen zayıf olmakla birlikte geçen yıllardaki Ocak ayı seviyelerinin üzerinde. Bu çerçevede küresel ticarette de iki yılın ardından yeniden büyüme işaretleri alınıyor. Yakın ve komşu pazarlarımızdaki ekonomik koşullar da iyileşmeye başladı. Enerji ve emtia fiyatlarındaki artış özellikle enerji ihracatçısı ülkelerde ekonomik büyümeleri hızlandıracak. Bu pazarlarda yaşanan ekonomik yavaşlama nedeniyle yatırımlar son iki yıldır ötelenmişti. 2017 yılından itibaren yatırımların yeniden hareketlenmesi bekleniyor. Bu durum da makine ihracatımızı olumlu yönde etkileyecektir.

AB PAZARININ TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNE ÜÇ ÖNEMLİ FAYDASI

Dünya ekonomisi ve ticaretinde uzun süre sonra ilk kez genele yayılan ve sürdürülebilir olacağı tahmin edilen bir iyileşme yaşanıyor. Bu iyileşmenin önünde engel olacak tek endişe kaynağı ise Trump yönetiminin politikaları ve uygulamaları olacaktır. AB pazarındaki gelişmeler de önem taşıyor. AB, 2017 yılında İngiltere’nin ayrılışını belirleyecek. Ayrıca yapılacak önemli seçimlerle Avrupa’nın siyasi haritası da yeniden şekillenecek. Bu çerçevede Avrupa’da yaşanabilecek yeni siyasi kırılmalar son iki yıldır yaşanan ekonomik toparlamayı da yeniden bozma riski taşıyor.

AB pazarı Türk makine sektörü için üç önemli fayda sağlıyor. Öncelikle AB pazarı Türk makine sanayisinin en önemli pazarı. Makine ihracatının yüzde 60’ı AB ülkelerine gerçekleştiriliyor. AB, dünyanın en büyük makine pazarıdır ve Türk makineleri bu pazara serbestçe girebiliyor. Bu durum Türk makine sanayisi için önemli bir ölçek avantajı sağlıyor. Üçüncü fayda ise Türk makine sanayisinin ürün standartları, üretim kalitesi, katma değeri, inovasyon ve Ar-Ge çalışmaları AB pazarına eklenmiş olması nedeniyle sürekli iyileşerek alıcıların talepleriyle şekilleniyor. Türk makine sanayisi AB makine sanayisiyle hem rekabet hem de işbirliği içinde bulunuyor. Türkiye makine sanayisi AB’nin önemli üretici ülkelerinden biri olmaya aday bir gelişim sergiliyor. AB’de Almanya, İtalya, Fransa gibi güçlü üreticilerin yanı sıra İspanya, Polonya, Çekya gibi ülkeler de üretim ve ihracat yönüyle rakibimiz. AB içerisinde konulan standartlara Türk makine sanayisi de uyum sağlıyor. Türk makine sanayisi aynı zamanda Avrupa’daki teknolojik gelişmeleri de yakından izliyor. Bu alanlarda pazarın sağladığı işbirliği olanakları Türk makine sanayisinin gelişimine katkı sunuyor. Türk makine sanayisi yaklaşık 50 yıldır AB pazarı ile iç içe. Türkiye’de makine sanayisine öncülük eden girişimcilerin önemli bir bölümü Avrupa eğitimli veya Avrupa’da sektörde çalışmış kişilerden oluşuyor. Bu nedenle sektör Avrupa pazarını çok iyi tanırken müşterilerle de uzun yıllara dayanan ilişkiler kurmuştur. Pazarın büyüklüğü de halen önemli olanaklar sunuyor. Pazarın yakınlığı da bu anlamda çok büyük avantajdır. Her alanda kurallı bir piyasa içinde çalışılıyor. AB ülkelerinde yaşanan durgunluğun yarattığı ekonomik sorunlar, euronun geleceğiyle ilgili parasal sorunlar ve Brexit gibi siyasi sorunlara rağmen AB pazarı Türk makine sektörü için vazgeçilmez bir pazardır ve daha uzun yıllar da en büyük pazar olmaya da devam edecektir. Türk makine sanayisi ürünleri AB pazarına Türkiye pazarından daha rahat mal satabiliyor. Diğer tüm dış pazarlar ise Türk makine sanayisi için farklı pazarlar anlamına geliyor. AB pazarında 28 ülkenin tek bir ürün standardı varken, diğer her ülke için ayrı standart olabiliyor. Diğer her pazarın dinamikleri ve talepleri farklıdır. Yakınlık avantajı da mühendislik hizmetleri, satış sonrası hizmetler, yedek parça tedariki, bakım- onarım gibi hizmetlerin daha kolay yapılmasını sağlıyor. AB dışı pazarların her birinde bu alt yapının kurulması gerekiyor. Bu nedenle AB dışındaki pazarlarda gelişme önemli zaman ve sermaye gerektiriyor. Türkiye, AB’nin makine tedarikçilerinden biridir. Ancak AB makine ithalatı içinden yüzde 2,5 pay alınabiliyor ve bu pay potansiyelinin oldukça altındadır. Bu nedenle Türk makine sanayisi AB pazarından daha yüksek pay almayı hedeflemelidir.