Kazanlar, endüstri devriminin gerçekleşmesindeki kilit rolüyle 18’inci yüzyılın sonlarından itibaren modern insanın hayatında çok önemli bir yer tutmaya başladı. James Watt’ın buhar gücünü insanlığın kullanımına sunan çalışmalarının ardından yaşam alanlarımızı daha konforlu iklim şartlarına ulaştıran da, modern teknolojinin üretim tekniklerindeki ısı kaynakları da kazanlardır.

Tarihsel süreci incelediğimizde, ısınma ve ısıtma ihtiyacı, insanlığın yeryüzündeki varoluşu kadar eskilere dayanıyor. Yerleşik düzene geçen tarım toplumlarında barınak ve kamusal ortak yaşam alanlarının oluşumuna paralel olarak ısınma ve konfor ihtiyaçları da artış göstermiş, bu sorunu çözecek teknolojik araçlar ve sistemler geliştirilmeye başlanmıştı. Bunlardan en yaygın olarak bilineni hypocaust (yer altı ısıtma sistemleri) ve basitçe soba-mangal olarak nitelendirilebilen sıcak hava üreticileridir. Nüfus artışına paralel olarak artan daha büyük hacimli mekân ihtiyaçlarıyla birlikte, 19’uncu yüzyıldan itibaren, ısının her ortamda ayrı kaynaktan temin edilmesi yerine merkezi bir ısı kaynağından elde edilen ısının suyla taşınarak farklı yerlere ulaştırılması (kalorifer sistemleri) fikri ve tekniği uygulanmaya başlandı.

Buhar gücünün bir enerji kaynağı olarak insanlığın hizmetine sunulmasıyla birlikte geliştirilen buhar kazanları, başta tekstil ve gıda işleme tesislerinde kullanılsa da buhar makinelerinin lokomotiflerde kullanılmaya başlanması, başlı başına bir devrim aşaması olarak değerlendiriliyor. Sadece kara nakliyesi değil, aynı zamanda buhar makineli gemilerle de deniz nakliyeciliği alanında devrim gerçekleşirken, geliştirilen tüm bu sistem ve teknolojilerin arkasındaki vazgeçilmez makine ise “kazanlar” oldu.

KAZAN SANAYİSİNDE BİR OKUL: CER ATÖLYESİ

Türkiye’de ilk kazanların kullanılması hem merkezi ısıtma hem de endüstriyel ve güç sistemlerinde 19’uncu yüzyılın sonlarına rastlıyor. Daha öncesinde, Sultan II. Mahmut döneminde İstanbulluların hizmetine sunulan “Buğu Gemisi” de buhar gücüyle çalışan, kazanlı bir gemiydi. Kaynaklar, 1900’lü yılların başında İstanbul’da kazan üretimine dair bilgiler içerse de 1914 yılında faaliyete geçen Silahtarağa Santrali Türkiye’nin ilk termik santrali, yani ilk güç kazanlarını ihtiva eden tesisi olarak önemlidir. Hemen hemen aynı dönemlerde, büyük kamu binaları, saraylar ve büyük apartmanlarda da ısıtma amaçlı kalorifer kazanlarının kullanılmaya başlandığı biliniyor.

Diğer yandan, Türkiye’de kazan imalatının, özel sektörün kazan imalatına başlamasından önceki gelişiminde Eskişehir Cer Atölyesi ve şeker fabrikaları özel bir önem taşır. Özellikle milli mücadele döneminde orduya silah desteği sağlayan ve o dönemlerde “Çarkhane”, “Marangozhane” ve “Kazanhane” gibi bölümleriyle birlikte ulusal bağımsızlık için önemli rol oynayan Cer Atölyesi; kazanlar, buhar ve güç aktarımı konularında tam bir okul gibi çalışıyordu.

SEKTÖR 1980’Lİ YILLARDA BÜYÜMEYE BAŞLADI

Isıtma ve endüstriyel amaçlı buhar üretiminin yanında, hızla artan elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak üzere nükleer, fosil ve yenilenebilir enerji kaynağı olarak biokütle yakıtlı santrallerde de buhar gücünün aktif olarak kullanılıyor olması, kazan sanayisinin öneminin devam etmesini sağlıyor. Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren kazan üretimi hız kazanırken, sektör bugün uluslararası kalite standartlarında üretim yapan ve ürünlerini neredeyse dünyanın tüm bölgelerine ihraç eden bir seviyeye ulaşmış durumda. Türkiye’de kazan imalatı 1900’lü yılların başından bu yana devam ediyor. 1950’li yıllarda hız kazanmaya başlayan üretim yolculuğunda, sektörün geleceğe yönelik ilk önemli adımları ise 1960’lı yıllarda Alman menşeli lisanslarla yüksek verimli kazan imalatına başlanmasıyla atıldı. Bu hamle, sektör için bir sıçrama tahtası olurken, 1980’de Türk kazan ustaları artık teknik bilgi anlamında yabancı meslektaşlarıyla yarışır düzeye geldi ve kendi firmalarını kurmaya başladı. Böylece hızlı bir büyüme evresine giren kazan sektörü, artan üretimle birlikte standardizasyon, denetim ve kalite kontrol gibi unsurların önemine de eğilmeye başladı. Bu süreçte, 1985’te Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Birliği’ni de (KBSB) kuran sektör, yasal mevzuatın oluşturulması, ulusal ve uluslararası standartların kazanılması adına KBSB öncülüğünde önemli adımlar atmayı sürdürdü.

CE BELGESİ, İHRACAT REKORUNA KAPI AÇTI

Avrupa Birliği süreciyle birlikte CE direktiflerinin devreye girmesi, kalite, verimlilik, emniyet gibi unsurların kazan imalatında yerleşmesinin en önemli itici gücüydü. Sektörde güvenlik ve kalite direktiflerinin devreye girmesi ihracat rakamlarında da güçlü yükselişlere neden olurken, dünyada kazan kullanımının yaygınlığı ve özellikle Avrupa olmak üzere gelişmiş ülkelerde merkezi ısıtma sistemlerinin tercih edilmesi, Türk kazan imalatçılarının önünü açan önemli gelişmeler oldu. Benzer şekilde, yurt içinde de 2 bin metrekare ve üzerindeki mahallerin ısıtılmasında kazan ve brülör kullanma mecburiyetinin getirilmesi, hem talebi hem de kaliteli üretimi tetiklerken, sektörün yeni teknolojileri hızla uygulamaya almasını da sağladı. Bu durum da yoğuşmalı kazan teknolojileriyle alternatif yakıtlı sistemler gibi yeni uygulamaların hızla sektöre entegre olmasını beraberinde getirdi.

KÜRESEL KAZAN İHRACATI 15 MİLYAR DOLAR

Dünya küresel kazan ihracatı, BM İstatistik Bölümü’nün 2016 yılı rakamlarına göre 15 milyar dolar seviyesinde ilerliyor ve Türkiye de küresel pazarda sekizinci sırada yer alıyordu. 451,7 milyon dolar olan

Türkiye kazan ihracatının toplam kazan ihracatından aldığı pay ise yüzde 2,9’du. BM İstatistik Bölümü’nün 2017 yılı resmi rakamları henüz kesinleşmemiş olsa bile Türkiye kazan ihracatının 2017’de yüzde 17,5’lik artışı, küresel pazardan alınan payın da yüzde 3 seviyesinin üzerinde gerçekleşeceğini ortaya koyuyor.

Dünya küresel kazan ihracatında ilk sırada ise Çin yer alıyor. 2015’te 2,4 milyar dolara yaklaşan ihracatını 2016’da 2,43 milyar dolara yükselten Çin’in arkasından 2,2 milyar dolarlık kazan ihracatıyla Almanya, 1,6 milyar dolarlık ihracat rakamıyla İtalya ve 1,1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiren Güney Kore sıralanıyor. Listenin beşinci sırasında yer alan ABD’nin ihracatı 2016 yılında 931,7 milyon dolar olarak gerçekleşirken, Hollanda’nın ihracatı 536,5 milyon dolar, Fransa’nın ihracatı 508,2 milyon dolar, Japonya’nın 390,8 milyon dolar ve Hindistan’ın 374,3 milyon dolar olarak gerçekleşmişti.

DÜNYANIN HER ÜLKESİNE İHRACAT YAPIYORUZ

Günümüzde Almanya, İtalya, ABD, Çin gibi sektörün lider ülkeleriyle yarışan kazan ve basınçlı kap imalatçıları, dünyanın hemen her köşesine ürünlerini satma başarısı sergiliyor. Diğer yandan, enerji üretiminde LPG kullanımının artışı, yurt dışı piyasalarda kriyojenik tank pazarındaki talebi de beslemeye devam ediyor ki bu durum Türk imalatçılar için yeni ve verimli bir pazar olarak büyük olanaklar barındırıyor.

İHRACAT YÜZDE 17,5 ARTTI İTHALAT YÜZDE 60 AZALDI

Sektördeki başarı ve istikrar artarak devam ederken içerisinde bulunduğumuz yıla ilişkin de olumlu bir seyir izlendiğine vurgu yapılıyor. Ana hedefini ithalatın azaltılması olarak belirleyen kazan ve basınçlı kaplar sektörü, ithal ürün tercih edilmesi ve kullanılmasının önüne geçebilmek için elinden gelen tüm çabayı gösteriyor. TÜİK verilerine göre, kazan sektörünün 2016’da 441,1 milyon dolar olan ihracatı yüzde 17,5’lik artışla 518,6 milyon dolara yükselirken, daha da önemlisi, Türkiye’nin kazan ithalatında yaşanan yüzde 60’lık azalış cari açığın azaltılması açısından çok önemli bir artı değer olarak dikkat çekiyor. Yine, kazanlar ürün grubunda 2016’da 7,5 dolar olan ihracat kilogram değeri 2017’de 8,1 dolara yükselmiş durumda. 2016’da miktar bazında 59 bin tonluk ürün ihraç eden sektör, 2017’de ise yüzde 7,7’lik artışla 64 bin tona ulaştı.

İHRACAT ROTASI AVRUPA

Geçtiğimiz yıl sektörün ana ihracat rotası, yine Avrupa ülkeleri oldu. Sektörün en çok ihracat gerçekleştirdiği ülke Almanya olmayı sürdürürken, bu ülkeye olan ihracat 2016’daki 98,3 milyon dolardan 2017’de 96 milyon dolar seviyesine geriledi. Sektörün en çok ihracat yaptığı ikinci ülke İngiltere olurken, bu ülkeye 2017’de yüzde 18,4 kayıpla 49,3 milyon dolar değerinde ürün ihraç edildi. Listenin üçüncü sırasındaki Çin’e yönelik ihracat 2017’de yüzde 10 artarak 36, 8 milyon dolara yükseldi. Sektörün en çok ihracat gerçekleştirdiği ilk 10 ülke listesindeki diğer ülkeler ise 2017 yılnda yüzde 49,3’lük artış ve 36,6 milyon dolarlık ihracatla Romanya, yüzde 26,8’lik artış ve 34,4 milyon dolarlık ihracatla İtalya, yüzde 83’lük artış ve 31,9 milyon dolarlık ihracatla Rusya, yüzde 5,1’lik düşüş ve 30,6 milyon dolarlık ihracatla İspanya, yüzde 178,8’lik artış ve 22,7 milyon dolarlık ihracatla Polonya, yüzde 46,7’lik artış ve 18,7 milyon dolarlık ihracatla Belçika ile yüzde 26,2’lik artış ve 13,6 milyon dolarlık ihracatla Ukrayna olarak sıralanıyor.

KAZAN VE BASINÇLI KAPLARDA NET İHRACATÇIYIZ

Kazan ihracatı ürün bazında incelendiğinde ise TÜİK verilerine göre ilk sırada merkezi ısıtma kazanlarının yer aldığı görülüyor. 2016’da 361,4 milyon dolar olan merkezi ısıtma kazanları ihracatı 2017’de yüzde 19,3’lük artışla 431,4 milyon dolara yükselirken, merkezi ısıtma kazanlarının aksam ve parçalarında 2017’de, bir önceki yıla göre yüzde 39,4’lük artışla 16,5 milyon dolarlık ihracat değerine ulaşıldı.

Benzer şekilde, basınçlı kaplar ihracatında ise ilk sırada atmosfer basıncı 250’den küçük ve hacmi 1000 litreden az dilişsiz demir/ çelikten kaplar yer alıyor. Bu ürün grubunda 2016’da 74,5 milyon dolar olarak gerçekleşen ihracat, geçtiğimiz yıl 83,1 milyon dolara yükseldi. Ayrıca bu ürün grubunda ithalatın oldukça sınırlı kalması da sektör için sevindirici bir gelişme. Basınçlı kaplar genelinde ise hem ihracat hem de ithalatta gerilemeler olsa da sektörün net ihracatçı pozisyonunu koruduğu söylenebilir: Basınçlı kaplar sektöründe geçtiğimiz yıl 125,9 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilirken ithalat ise 36,8 milyon dolarla sınırlı kaldı.

Brülör ihracatında ise Türkiye’nin net ithalatçı konumu devam ediyor. 2017 yılında Türkiye sadece 12,8 milyon dolarlık brülör ihraç ederken, 67,2 milyon dolar değerinde brülör ithal etti.

ISITMA SİTEMLERİNDE VERİMLİLİK

Diğer yandan, enerjinin en yoğun tüketildiği sanayide, en hassas konuların başında enerji verimliliği geliyor. Kaynakların doğru kullanımı, yakıt tasarrufu ve nihayetinde üretilen enerjiden en üst düzeyde verim elde edilmeye çalışılıyor. Bu çabanın en önemli araçlarından birini de brülörler oluşturuyor. Yakıtın hava ile uygun oranda karıştırılıp tam olarak yakılmasını sağlayan brülör, hem enerji verimliliğini artırıyor hem de çevre korumaya büyük destek sağlıyor. Başta kazanlar ve endüstriyel fırınlar olmak üzere bütün yakıcıların ihtiyaç duyduğu brülörlerin verimliliği, sahip olduğu teknolojiyle yakından ilişkili. Bu gerçeği dikkate alan brülör imalatçıları yeni teknolojiler konusunda önemli çalışmalar yürütürken, sektördeki Ar-Ge birimleri de verimlilik çerçevesindeki çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.

Sıvı ve gaz yakıcılarla toz kömürü yakma kategorilerinde sınıflanan brülörler, sağlam konstrüksiyon yapısıyla her türlü zor çalışma şartlarında üstün performans sergiliyor. Yanma kalitesini etkileyen faktörlerin başında ise kazana uygun brülör seçimi, brülör alev boyu ve çapının kazan yanma odasına uygunluğu geliyor.

YAPIM İŞLERİNİN İTHAL TERCİHİ SEKTÖRÜ RAHATSIZ EDİYOR

Sektörün sergilediği başarının arkasında birçok alt başlık bulunsa da sektördeki ürün çeşitliliği, yüksek ancak esnek üretim kapasiteleri, güçlü kalite algısı, bilgi birikimi ve teknolojik alt yapı, nitelikli işgücü ve gözetim kuruluşlarıyla sürekli işbirliği ilk olarak akla gelen artılar olarak öne çıkıyor. Ancak sektörün daha büyük başarılara imza atması için kamudan beklentileri de yüksek. Sektör temsilcileri özellikle yapım işlerindeki ithal ürün tercihinin sektörde yarattığı rahatsızlığı dile getirirken, makine imalat sektörlerinin ortak sorunu olan yetişmiş ve kalifiye eleman meselesinin, kendi sektörleri için de önemli bir sorun başlığı olmaya devam ettiğini söylüyor. Bu noktada öncelikle üniversitelerde bilimin ışığıyla aydınlanmış yetiştirilmesine ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Ardından da bu gençlerin istihdam edilebilmesinin kolaylaştırılması ve yaygınlaştırılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

Sektörün yıllardır çözüm beklediği bir diğer önemli sorun da yassı çelik mamulleri ithalatında uygulanan gümrük vergisinin sıfırlanması! Halen yüzde 9 olan gümrük vergisinin sıfırlanması, sadece kazan ve basınçlı kap üreticilerinin değil, yassı çelik mamul kullanan tüm imalatçıların sorun başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Türkiye’de üretilen bitmiş ürün Avrupa’dan ithal edilmek istenildiğinde gümrük vergisi sıfır ama üretim için kullanılacak ham madde ithal edilmek istendiğinde gümrük vergisi söz konusu oluyor. Hal böyle olunca sektör de bu çelişkinin ortadan kaldırılması gerektiğini her fırsatta dile getiriyor.