Toplamda genel ifadelerle bir şeyler söylemenin de pek kıymetli olmadığı bir dönemdeyiz. Daha düne kadar küreselleşme zorunluluğundan bahsediyor ve bunu gerçekleştiremeyen işletme ve ülke ekonomilerinin kaybedenler kulübünde yer alacağını söylüyorduk. Şimdilerde hem bu zorunluluktan bahsediyor hem de işletme ve ülke ekonomisini nasıl koruyacağımızın yol ve yöntemlerini araştırıyoruz.

Daha düne kadar önemli olan büyümedir ve her ne pahası- na olursa olsun büyümek gereklidir derken, şimdi kaliteli ve sürdürülebilir bir büyümeden söz ediyor, kaynak ve enerji israfı yaratmadan büyümenin nasıl gerçekleşebileceğini araştırıyoruz. Daha düne kadar teknolojinin sosyal ve iş yaşamımızı nasıl kolaylaştırdığını, bu teknolojilere her ne pahasına olursa olsun sahip olma ve teknoloji üretmek gerekli derken, şimdilerde teknolojilerde tek yönlü ve egemen gelişen algoritma diktatörlüğünden bahsediyoruz.

Dün ile bugün ve bugün ile yarın arasındaki fark, yani dönüşümün hızı, endüstriyel tarihte bugüne kadar hiç karşılaşmadığımız kadar değişik, karışık ve karmaşık halde. 50’li yaşlarda olanlar şöyle bir 30 yıl öncesine, daha sonra 20 ve 10 yıl öncesine dönerek sosyal, eğitim ve iş yaşamlarında gerçekleşen değişiklik, dönüşümlere bakarlarsa ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirler.

“AKLIN YOLU ARTIK BİR DEĞİL”


Bu gözlemler bir karamsarlık yaratmak için sıralanmadı. Aksine, “yeni” olana daha geniş bir perspektif ve
farklı düzlemlerden bakmak tavsiyesi için sıralandı. Yeni dönem için yapılması gere- ken ilk tespit, galiba -biraz mecazi olacak ama- artık aklın yolunun bir olmaması! Çok farklı, değişik akıllara ihtiyacımız var. Düzlem değişiklerini fark eden, kat- manlara uygun, katmanlar arası geçişkenliğe esneklik gösterebilen yeteneklerle bugün ve yarının işlemlerini yapabilmek muhtemelen daha kolay olacaktır.
Şimdi, aklınıza, neden sektörel bir dergide bir yaklaşım

yazısı yazdığım sorusu da gelebilir. Mevcut sorunlar, sektörel bakış açısı üstü bak- mayı, yeni perspektifler aç- mayı zorunlu kılıyor. Tabii ki sektörel ve hatta alt sektörel bazda hassasiyet ve politikalar zorunludur ve yapılmalıdır. Ama artık çemberi kırabilmek için diğer sektör veya daha doğru tanımla diğer disiplinler arasında bir bağ, iletişim kuramazsak sektörel boğul- ma tehlikesiyle karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır. Neden mi? Aynı anda hem yeni pazarlar bulmak hem de mevcut pazarlardaki faaliyetleri sürdürmek; pazarlardaki yeni değişim ve taleplere yönelik uygun modeller üretirken üretimi dikey ve yatayda verimli hale dönüştürmek zorundayız. Üstelik ürünlerimizi de yeni teknolojilerle bezemek gibi her biri farklı alanların konusu olan işleri karmaşık bütün haline dönüştürmek gibi bir “yönetim” sorunuyla karşı karşıyayken! Ancak elbette karamsarlığa gerek yok, çünkü bu tür veya benzer sorunlarla sadece biz değil, dünyanın her tarafında üretim ve satışla uğraşan her işletme, her sektör karşı karşıya!