Dünya genelinde küresel ısınmanın etkilerini azaltmak için birçok uluslararası kuruluş ve otorite, yapılması gerekenleri yönetmelikler ve uluslararası anlaşmalar yoluyla hayata geçirmeye çalışıyor. Paris İklim Anlaşması, Kyoto Protokolü, Kagali Anlaşması, Avrupa Birliği 2020 Hedefleri gibi birçok anlaşma ve yönetme- likler, ülkeleri bu konuda daha hassas davranmaya zorluyor. İklim değişikliği ve küresel ısınmanın sebep sonuç ilişkilerinden biri de şüphesiz ki binaların ısınma ve soğutmasından kaynaklı enerji tüketimlerindeki artış olarak görülüyor. Nüfusun şehirlerde yoğunlaşması ve yaşamımızın neredeyse yüzde 90’ını kapalı ortamlarda geçiriyor olmamız, bu ortamların ısıtma ve soğutma ihtiyacının daha fazla artmasına da sebebiyet veriyor. Son yıllarda Türkiye’de ve dünyada ısınma için harcanan enerjinin azaltılabilmesi için binalarda izolasyon kalınlıkları arttırılıyor ve infiltrasyonla oluşacak ısı kayıplarının azaltılması için daha sızdırmaz binalar inşa ediliyor. Bu konudaki yönetmelikler ve teşvikler de bu çalışmaların etkin bir şekilde binalarda uygulanmasını sağlıyor. Ancak binaların bu anlamda artan kalitesi, havalandırma ihtiyacını daha önemli hale getiriyor. Eski nesil binalarda infiltrasyon yoluyla ya da camlar açılarak yapılan havalandırma artık mümkün görünmüyor. Bu anlamda, hem insanların hem de binaların sağlığı ve konforu için havalandırma, özellikle taze havalı havalandırma, gittikçe önemli hale geliyor.

BAYAT HAVA HEM İNSANA HEM BİNAYA ZARARLI

Bir insan günde yaklaşık 12 ila 30 m3/saat aralığında bir taze havaya ihtiyaç duyar. Kapalı ortamda bulunan bir insan için bu miktardaki taze havayı her saat ortama sevk etmek, kirlenmiş havayı tahliye etmek gerekir. Bu havayı aynı zamanda ısıtmak, soğutmak ve filtre etmek de gerekir. Isınma ve soğutma ihtiyacı anlık olarak hissedilen ihtiyaçlar olması dolayısıyla tüm dünyada ve Türkiye’de binalarda öncelikli olarak çözümlenen konulardır. Ancak tek başına yeterli olamamaktadır. Havalandırma ve taze hava ihtiyacı ise kapalı ortamlarda belli bir süre vakit geçirdiğimizde içerdeki havanın bayatladığının hissedilmesi, baş ağrısı, konsantrasyon azalması, öğrenme güçlüğü gibi yan etkilerle anlaşılır. Etkileri ısıtma ve soğutma gibi hemen hissedilmez. Ancak insan sağlığını en fazla etkileyen etkendir.

Havalandırma ve taze hava ihtiyacı konusunda son yıllarda daha fazla farkındalığın oluştuğunu gözlemliyoruz. Özellikle eksik havalandırmadan kaynaklı binalarda oluşan küf, nem, kötü koku gibi etkenler daha gözle görünür ve somut etkiler yarattığı için, yeni binaların tasarımlarında, ısıtma ve soğutmanın yanında havalandırma ihtiyacı da göz önüne alınmaya başlandı. Ancak doğal havalandırma ihtiyacının artması, enerji giderlerinin artması anlamına da geliyor. Bu konuda gelişen teknolojiler ve sistemler, taze havanın ekonomik olarak soğutulup ısıtılması ve enerji geri kazanımı yoluyla ısıtma ve soğutma ihtiyacının azaltılması gibi çözümlerle enerji ihtiyacının en aza indirilmesini sağlıyor.

TAZE HAVA BİR ZORUNLULUKTUR

İnsanlar ve binalar için hava- landırma ve taze hava teknik olarak bir zorunluluktur. Bu konuda farkındalığın artması, daha sağlıklı binalarda ve daha konforlu olarak yaşa- mamıza olanak sağlayacaktır. Enerji verimli havalandırma ve bu konudaki teknolojik ve yenilikçi yaklaşımların, iklim değişikliği sebep-sonuç ilişki zincirini kırmamıza da yardımcı olacağını düşünüyorum. 25 yıllık geçmişe sahip İSKİD, iklimlendirme ve soğutma sektörünü 100’ün üzerinde üye firmasıyla yüzde 90’a varan oranda temsil ediyor.

İSKİD, çalışmalarını çevreye ve insana saygılı olmayı temel prensip edinerek sürdürürken, enerji verimliliği en üst düzeyde olan ve çevreye zararı en aza indirilmiş teknolojilerin sektörümüzde yaygın kullanımı için gayret göstermeye devam ediyor.