Son birkaç yıldır, Instagram gibi sosyal mecralarda dijital makinelerle çekilmiş fotoğraflar yerine analog makinelerle çekilmiş ve daha sonra dijital ortamlara aktarılmış fotoğraflar sıkça paylaşılmaya, analog fotoğrafların paylaşıldığı platformların sayısı artmaya başladı. Dijitale karşı son dönemde yeniden popüler olan analog fotoğraf makineleri, pratikteki zorluklarına rağmen kendine özgü nostaljik dokuları, heyecanı ve sürprizleriyle yeni neslin tercihi olmaya başladı. Analog fotoğraf makineleri, fotoğraf sanatını öğrenmek isteyenlere de sonsuz derinlikte bir ortam sağlıyor.

RETRO GÜZELDİR

Dijital fotoğraf makineleriyle, hatta elinizdeki akıllı telefonlarınızla bile mükemmel fotoğraflar çekebilirsiniz. Ama ne olursa olsun, dijital fotoğraf makineleri ya da akıllı telefonlarımız, sahip oldukları megapiksellerce görüntü kalitesi, kullanabileceğiniz binlerce dijital filtreye rağmen aslında analog fotoğraf makineleri ve fotoğraf filmlerinin sağladığı sonsuz olanakların pek azını bize sunabiliyor. En basitinden, dijital fotoğraf makineleriyle ya da akıllı telefonlarınızla çektiğiniz fotoğraflarda hiçbir zaman “film takası” yapamazsınız. Yani bir başkasının ya da sizin çektiğiniz bir fotoğrafın üzerine yeni bir fotoğraf karesi çekemezsiniz. Ama analog fotoğraf makineleriyle bu bile mümkün.

Ayrıca, 2018’de aramızdan ayrılan ve dünyanın en iyi fotoğrafçıları arasında gösterilen Ara Güler’in 1960’lı yıllarda kullandığı analog fotoğraf makinesinin bugün bile hala tıkır tıkır çalıştığını da söylemeliyiz. Bunu, eğer evinizde analog bir fotoğraf makinesi varsa siz de kolayca test edebilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey fotoğraf filmi ve çektiğiniz fotoğrafları banyo ettirebileceğiniz bir fotoğraf laboratuvarı...

BASİT, KÖŞELİ, AMA KESİNLİKLE KARİZMATİK


Çoğunlukla 1960’lı yıllar ve sonrasında üretilen, köşeli hatlara sahip, sıklıkla metal akşamlara sahip olduğu için son derece dayanıklı bu mekanik analog fotoğraf makineleri, bugün üretilen en son teknolojili fotoğraf makinelerinin ataları olmalarının yanı sıra retro görünümleriyle günümüz fotoğraf makinelerinin dijital versiyonlarına da modellik yapmaya devam ediyorlar.

Dijital bir fotoğraf makinesi ne kadar temiz kullanılırsa kullanılsın, 200 ila 300 bin çekimden sonra kullanılamaz hale gelecektir çünkü dijital sensörlerin belirli bir ömrü bulunuyor. Oysa analog fotoğraf makinelerinin hem dış aksamları hem de iç mekanizmaları en az 100 yıl hiç bozulmadan çalışabilecek şekilde yapılmıştır ve fiyatları da ortalama bir dijital fotoğraf makinesine göre çok daha avantajlıdır.

SONSUZ MEGAPİKSEL

Dijital fotoğraf makineleri genellikle belli bir megapiksel sınırında fotoğraf çeker. Analog fotoğraf makinelerinde ise megapiksel sınırı diye bir şey söz konusu değil. Analog fotoğraf makineleri fotoğraf filmleri üzerine çekim yaptıkları için, banyosu yapılmış bir film ister 20 megapiksel isterseniz 100 megapiksel olarak taranabilir. Ya da filmi milimetrik tararsınız ve binlerce megapiksellik bir fotoğrafınız olur. Günümüzde stadyum boyutunda baskılar, hiçbir dijital fotoğraf makine- siyle tek fotoğrafta elde edilemez ancak analog fotoğraf filmleriyle gezegen boyutunda baskılar alabilirsiniz.

KONTROL TAMAMEN SİZİN ELİNİZDE


Analog fotoğraf makineleri otomatik değildir, tüm kontroller size bırakılmıştır. Analog fotoğrafçılığa yeni başlayanlar bu yüzden, ilk başta filmlerini boşa harca- yabilir ya da çok güzel çıkacak dediğiniz bir fotoğraf o kadar da güzel çıkmayabilir ancak bu duruma alıştığınız zaman girdiğiniz her ortama fotoğrafçı gözüyle bakar ve farkında olmadan içinizden ışığı hesaplayıp fotoğraf de- ğerlerini düşünürsünüz. Bir yere baktığınızda “Buradan çok güzel fotoğraf çıkar” demek yerine “Buranın ışığı çok iyiymiş!” demeye başlarsınız.

FOTOĞRAF ÇEKMENİN TADINA VARIN


Analog fotoğraf makineleri mekanik iç aksamlara sahip oldukları için deklanşöre bastığınız zaman içeride hareket eden dişlilerin, aynanın, perdenin ve diğer aksamların titreşimlerini avucunuzun içinde hissedersiniz. Hatta mekanik deklanşörün sesi öyle ikonikleşmiştir ki dijital fotoğraf makineleri hâlâ bu sesi taklit etmeye devam ediyorlar.

SABRI ÖĞRETİYOR YARATICILIĞI KÖRÜKLÜYOR


Ve son olarak, analog fotoğraf makineleriyle çektiğiniz fotoğrafları görebilmek için filmlerin banyo süresini beklemeniz gerekir. Yani dijitalde olduğu gibi fotoğrafı çekip hemen anında göremezsiniz. Üstelik filmi taktıktan sonra bitirene kadar çıkarmamanız da gerekir yoksa kalan film karelerini yakmış olursunuz. Bitmiş filmi alıp banyosunu yaptırır, sonra onları kâğıda veya tarayıcı yoluyla bilgisayara atıp ancak ondan sonra çektiğiniz fotoğrafları görebilirsiniz. Tüm bu süreçler günler sürünce bu durum fotoğrafçıya farkında olmadan sabırlı olmayı da öğretir. Ayrıca analog fotoğraf makinelerine taktığınız filmlerin bir sınırı vardır: 35 mm filmler 36 pozdan, 120mm filmler ise 12 pozdan oluşur. Yani çekebileceğiniz fotoğraflarınızın bir sınırı vardır ve bu yüzden bir fotoğraf çekmek istediğinizde; onun üzerinde onlarca kez düşünürsünüz. Hata yapma lüksünüz çok azdır. Her seferinde daha önce düşünmediğiniz şekillerde düşünür, hiç kullanmadığınız açıları kullanır, hiç yapmadığınız jimnastik hareketlerini yapmaya mecbur kalabilirsiniz. Bu sayede de yaratıcılığınız artar.