Bütünsel bir sistem analizine girmeden ki aslında oldukça önemli ve gerekli bazı tespit ve eğilimlere bir göz atmakta yarar görüyorum. Dünya Ticaret Örgütü ve IMF rakamlarına göre 1990- 2007 yılları arasında dünya ticaretindeki büyüme, dünya ekonomik büyümesinin üstündeydi. 2012 yılında itibaren dünya ticaretinde düşüş, buna karşılık ekonomide ise büyüme görüyoruz.

Bunun anlamı, yaklaşık sekiz yıldır küreselleşmenin önemli bir elementi olan uluslararası ticarette bir hız kaybı yaşandığıdır. Bu genel tespit elbette her ülke ve/veya her sektör için geçerli değil. Türkiye, gerek ülke gerekse de makine sektörü olarak ticaretini arttıran ülkeler grubunda yer alıyor. Ticaret savaşları, tarife dışı engellemeler ve gümrük duvarlarının yeniden örülmesiyle daralan dünya ticareti, şimdi küresel salgın  nedeniyle tamamen durma noktasına geldi. İhracata dayalı ekonomik büyüme modeli izleyen ülke ve sektörler de bu durma noktasından en fazla etkilenenler oldu ve olmaya da devam edecekler. Etkinin gücü, ülkelerin/sektörlerin küresel ekonomiye ne kadar eklemlendiğiyle doğru orantılı olacaktır. Yani şimdiden, bazı ülke ve sektörlerin salgından daha fazla etkilenecek ve kaybedeceklerini de söyleyebiliriz.

Diğer yandan, küreselleşmeyi hızlandıran aktörler genelde uluslararası faaliyet gösteren büyük işletmelerdir. Dünyanın birçok bölgesinde üretim, montaj, lojistik üssü bulanan bu işletmeler salgın öncesinde büyüme stratejilerini küresel ölçekte yapmaya devam ederken, bölgesel faktörleri de daha fazla dikkate almaya başlamışlardı. Bu büyük işletmelerin daha da büyümelerini sağlayan verimlilik ve kârlılık faktörleri çerçevesiyle geliştirdikleri “Outsourcing-Dış Kaynak Kullanımı”, “Singelsourcing- Tek Kaynak Kullanımı”, “Just inTime-Tam Zamanında” teknikleri, salgın sonrası başlarına bela oldu. Üretimi bünyelerinden çıkarttıkları alanlar, tek bir tedarikçi kaynağına bağlı üretimler ve depo masraflarını en aza indiren “Tam Zamanında” sevkiyat yapıları, bu işletmeleri kendilerini büyüten karakterler üzerinden vurdu. Bugün artık bu tekniklerin hepsi, geçmişe göre daha fazla eleştirilen uygulamalar oldu. Bugüne kadar küresel tedarik ve üretim ağlarını sınırsız bir şekilde kullanarak büyüyen dev işletmeler, salgından da en çok etkilenenler oldular ve büyük kayıplar yaşamaya başladılar. Ancak görüyoruz ki bu kayıplar, kayıtlı oldukları ülkelerin devletlerine fatura ediliyor. Buradan çıkarılan ders; dev işletmelerin, orta ölçek ama oldukça yüksek oranda küresel faaliyet gösteren işletmelerin ölçek büyüklüklerini, katma değer yapılarını, küresel bağımlılık oranlarını yeni bir bakışla değerlendirmek zorunda olmalarıdır. Örneğin Siemens firması bu tartışmayı bir, iki yıl öncesinde bünyesinde başlatmıştı. Bir döneme kadar çok başarılı olduğu iddia edilen yapılar, iş ve işletme modelleri salgın öncesinde de tartışma konusuydu ama şimdi salgın etkisiyle daha da yüksek sesle tartışılmaya başlandı. Başlangıçta salgınla mücadelede sadece sağlık güvenliği göz önünde bulundurulurken, şimdi salgının bütünsel etkilerini dikkate alan daha geniş bir çerçeveden bakmak ve buna uygun stratejiler geliştirmek zorunlu hale geldi. Hatırlanacağı üzere, Covid-19, salgın olarak sınıflandırıldıktan sonra, küresel bir salgın ilan edilmesine rağmen tam tersi bir süreç izlendi ve küresel salgınla ulusal mücadeleler başladı. Devletler birden ülke sınırlarını kapatmayı en önemli uygulama olarak gördüler. Bu uygulamadan geriye nasıl dönüleceği ve hangi ölçütlere göre sınırların açılacağı ise bilinmiyor. Şimdi tüm ülkeler sosyal ve ekonomik yaşama geri dönüş, “normalleşme” için plan ve programlar yapıyor. Yine ulusal bazda yapılan bu planların, küresel bir uyumla hazırlanmaması zaman kaybı olacaktır. Örneğin, Almanya üretime ne kadar erken başlarsa başlasın ki sadece tedarik zincirinden dolayı bile başlaması zaman alacaktır diğer Avrupa ülkeleri de aynı oranda hazır olmadıkları sürece “normalleşme” sağlanamaz. Çünkü Almanya’nın ham madde ve ara mal bağımlılığı AB ülkelerinde yüzde 60’ın üzerinde seyrediyor. Ayrıca Almanya’daki üretimin yüzde 65’i de AB ülkelerine ihraç ediliyor. Salgın sonrası dönemde önemi tekrar ve kat be kat yeniden vurgulanan sek- törlerden biri de makine sektörüdür. Bunu sadece sağlık tıbbı cihazlar anlamında görmemek gerekli. Tabii bu alanda talep arttı ve birçok ülke bu cihazları artık kendi ülkesinde üretmek istiyor. Ancak makine sektörünü oluşturan tüm alt gruplarda teknoloji ve katma değer oranının yükseltilmesi, aslında tüm ülkelerin gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Bu hedefler, birçok ülkenin 2030 stratejisinin odak noktasıydı ama şimdi salgının da etkisiyle çok daha değerli hale geldi. Salgının yarattığı ekonomik krizi çözebilecek güç, yetenek ve potansiyel makine sektöründedir. Neden ve nasıl mı? Bu konuyu da gelecek sayıda irdeleyeceğiz.