Salgın öncesine ait son rakamlarda Türkiye’nin 2020 yılının ilk çeyreğinde yüzde 4,5 büyümeyi başardığını görmüştük. Üç çeyrek negatif büyüyen, sonrasında iki çeyrek pozitif büyüyerek 2019 yılını kapatan Türkiye ekonomisindeki büyümenin bileşenleri incelendiğinde karşımıza farklı bir tablo çıkıyor. 2020’nin ilk çeyreğinde, önceki yıla göre en olumsuz tablo “gayrisafi sabit sermaye oluşumunda” görülüyor. Öncelikle “gayrisafi sabit sermaye oluşumunun” ne olduğunun ortaya konulması yönüyle, kamu ve özel sektör tarafından yapılan makine ekipman harcamaları mal ve hizmet üretimine imkân tanıması nedeniyle ayrı bir önem arz ediyor.

Gelin şimdi birlikte, gayrisafi sabit sermaye oluşumu içerisinde yer alan makine ve ekipman harcamasının Türkiye açısından durumunu kısaca değerlendirelim. TÜİK, çeyrekler bazında milli gelir rakamlarını açıklarken, aynı zamanda “gayri safi sabit sermaye oluşumu” rakamlarını da iki farklı değer bazında bize sunuyor: Cari ve zincirlenmiş hacim endeks- leri. 2016’nın üçüncü çeyreğinden itibaren, uluslararası standartlara uyum amaçlı yapılan milli gelir hesaplama yöntemindeki değişiklikle sabit fiyatlarla hesaplama yönteminden vazgeçilmiş ve zincirlenmiş hacim endeksi getirilmişti. Zincirlenmiş hacim endeksleriyle GSYİH, sabit fiyatlarla hesaplamaya benzer şekilde üretimdeki değişimin daha sağlıklı ölçülebilmesi için enflasyon etkisinin arındırılmasıyla yapılan bir hesaplamadır. Teknik detaylar bir tarafa, zincirlenmiş hacim endeksi enflasyon etkisini arındırması nedeniyle, gerekiyor. Gayrisafi sabit sermaye oluşumu, bir ekonomide bir yıl içerisinde yapılan özel ve kamu sektörü yatırımlarının toplamıdır.

Tablo 1’de gayrisafi sabit sermaye oluşumundaki değişimleri çeyrekler bazında görebiliyoruz. Tabloda, negatif büyüme oranlarının vurgulandığı dönemleri görebiliyoruz. 1998 yılı baz alınarak açıkla- nan veri setinde 1999, 2001, 2008, 2009, 2018 ve 2019 yıllarında vurgulanan bölümlerin yoğunlaştığı göze çarpıyor. 2019 dönemi hariç diğer dönemlerde üst üste en fazla daralma 2009’da yaşanmış ve altı çeyrek sürmüş. 2018’in üçüncü çeyreğinden itibaren görülen geriye gidiş ise yedi çeyreği geride bırakmış. Bu yönüyle Türkiye ekonomisinde yatırımlarda son dönemde görülen yavaşlama, 1998 bazlı veri setindeki en uzun süreli daralma olarak kendini gösteriyor. Bununla birlikte, tek başına gayrisafi sabit sermaye oluşumu rakamları bize resmi tam olarak göstermiyor. Gayrisafi sabit sermaye oluşumu bileşenlerinin de ayrıca incelenmesi gerekli. Buna göre, gayrisafi sabit sermayenin bileşenleri şu şekilde karşımıza çıkıyor: İnşaat, makine ve teçhizatlar ile diğer aktifler. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere, harcama yöntemiyle oluşturulan milli gelir hesaplamasında diğer imalat sanayisi kollarının ismi yer almazken, makine sektörünün ismi vurgulanıyor. Bu makinenin ne derece tercih edildiğinin tespiti de mümkün.

 

Bunun için Tablo 3 incelenebilir. 2020’nin ilk beş ayında hangi sektörde yapılan yatırımın ne kadarlık kısmının ithal makineden oluştuğu, Tablo 3 verilerinden takip edilebilir. Hizmetler, tarım ve madencilik sektörlerinde ağırlıklı yerli makineden oluşan bir yatırım söz konusuyken, enerjide bu fark azalıyor ancak imalat sanayisi yatırımlarında tablo tam tersine dönüyor ve imalat sektörlerinde yapılan yatırımlarının yüzde 54’ünün ithal makineden oluştuğu görülüyor. Yerli makine talebi ise bunun yalnızca yarısı kadar. Sonuç olarak; özellikle imalat sanayisi yatırımlarında ithal makineye talebi arttırmayacak bir yatırım teşvik sistematiği içerisinde yerli makine sektörünün desteklenmesi kısa vadede milli gelir rakamlarını yukarı çekecek ve daha da önemlisi orta ve uzun vadede teknoloji üretme kapasitesi, verimlilik, yenilik kanallarıyla tüm ekonomiyi uzun dönemde pozitif etkileyecektir.

SEKTÖR HİZMETLER MADENCİLİK

Tablo 2, zincirlenmiş hacim endeksi olarak çeyrekler bazında Türkiye’deki makine ve teçhizat yatırımlarındaki değişim oranlarını bize gösteriyor.
Tablodan görüleceği üzere, son iki çeyrektir pozitife dönen bir makine yatırımı söz konusu. Ancak gözden kaçırılmaması gereken nokta, söz konusu pozitif değerlerin baz etkisi dediğimiz, karşılaştırmanın yapıldığı önceki yılın aynı döneminde yatırımların ciddi şekilde daralmasından kaynaklandığıdır. Daha açık bir ifadeyle, 2018’in son çeyreğinde yüzde 22,9 daralan makine yatırımları, 2019’un son çeyreğinde yüzde 11,7 büyümüş gibi görünüyor. 2018’in son çeyreği yerine 2017’nin son çeyreği ile karşılaştırdığınızda 2019 büyümesinin negatife döneceğini görebilirsiniz.

Ancak asıl konu, bundan sonraki durumun ne olacağı. Bunun için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan yatırım teşvik verilerinden yararlanabiliriz. 2020’nin ilk beş ayına ilişkin verileri elimizde olan yatırım teşvikleri üzerinden yapacağımız analiz bize, yerli makine sektörünün gidişatını da gösterecektir.

Analize geçmeden önce bir noktanın altını çizmemiz gerekli. İthal makine ile yapılan yatırımlar, milli gelir rakamlarında sabit sermaye yatırımı olarak yer alır ve makine/ekipman yatırımlarını yukarı çeker. Ancak makine ithal olduğu için ithalat kalemi de yükselir, bu da ithalat tutarı kadar milli geliri aşağı çeker. Aynı makinenin yerli olması durumunda söz konusu bu olumsuzluk ortaya çıkmayacaktır. Ne var ki biz, milli gelir/büyüme rakamlarında makine/ekipmanın ne kadarının yerli ne kadarının ithal olduğunu bilemiyoruz. Yatırım teşvik verilerinde ise bu ayrımı görebiliriz. 2020’nin ilk beş ayındaki tüm yatırımları gösteren Grafik 1’e göre, her 100 TL’lik yatırımın yüzde 42,24’ü ithal makine, yüzde 40,38’i yerli makine ve yüzde 10,55’inin bina inşaatı yatırımlarından oluştuğunu görüyoruz. Yerli ve ithal makine arasında iki puanlık ithal makine lehine bir durum söz konusu. Grafik 2’deki 2015-2020 dönemine ilişkin yatırım teşvik sonuçları ile karşılaştırıldığında, 2020 yılındaki iki puanlık bu marjın oldukça düşük olduğu anlaşılabilir.

Son beş yıldaki durumu gösteren Grafik 2 bize, ithal makine tercihinin yerliye kıyasla 10 puan yüksek olduğunu gösteriyor. Yani yatırım teşvik sistemi ile sağlanan avantajlar yatırımcıyı ithal makine almaya yönlendiriyor. 2020’de ithal makineye yönelik ilgi yine yüksek olmakla birlikte geçmişe göre azalmış görünüyor. Bunun geçici bir durum mu olduğu ya da hangi sebeplerle gerçekleştiğinin ayrıca irdelenmesi gerekli. Alt sektörler bazında ithal makinenin ne derece tercih edildiğinin tespiti de mümkün. Bunun için Tablo 3 incelenebilir. 2020’nin ilk beş ayında hangi sektörde yapılan yatırımın ne kadarlık kısmının ithal makineden oluştuğu, Tablo 3 verilerinden takip edilebilir. Hizmetler, tarım ve madencilik sektörlerinde ağırlıklı yerli makineden oluşan bir yatırım söz konusuyken, enerjide bu fark azalıyor ancak imalat sanayisi yatırımlarında tablo tam tersine dönüyor ve imalat sektörlerinde yapılan yatırımlarının yüzde 54’ünün ithal makineden oluştuğu görülüyor. Yerli makine talebi ise bunun yalnızca yarısı kadar. Sonuç olarak; özellikle imalat sanayisi yatırımlarında ithal makineye talebi arttırmayacak bir yatırım teşvik sistematiği içerisinde yerli makine sektörünün desteklenmesi kısa vadede milli gelir rakamlarını yukarı çekecek ve daha da önemlisi orta ve uzun vadede teknoloji üretme kapasitesi, verimlilik, yenilik kanallarıyla tüm ekonomiyi uzun dönemde pozitif etkileyecektir.