Biz türkiye’nin üretim şekillerinin, modellerinin nereye doğru gelişmesi gerektiğinden bahsediyoruz diyen adnan dalgakıran, mtg’nin tanıtım kampanyalarının “sadece ve sadece türkiye’de üretilen makineler iyidir, bunları kullanın” kampanyasından ibaret olmadığını, ana hedeşerinin; türkiye’nin kendi teknolojisi ile üretim yapan bir ülke konumuna gelmesi yolunda şimdiden devletin de desteği ile bir stratejik plan oluşturulması olduğunu söylüyor.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Ankara’da ODTÜ yerleşkesinde yer alan TÜBİTAK-Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nde 15 Aralık 2009 tarihinde gerçekleştirilen “Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 20. Toplantısı”nda Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve MTG Eşbaşkanı olarak, makine sektörüne ve beklentilerine ilişkin bir sunum gerçekleştirdiniz. Sunumda neler anlattığınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Türkiye her alanda büyük bir dönüşümün içerisindedir. Sosyal, siyasal, ekonomik bu dönüşümün ekonomi ayağına önümüzdeki 10 yılda makine sektörü, dolayısıyla teknoloji damgasını vurmalı dır. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını yaptığı toplantı da makine sektörünün önemini vurgulamak için bazı rakamlar verdim. Örneğin 2008 yılında; Dünya ticareti 31 trilyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Makine sektörü; Dünya ihracatının yüzde 12,4’ünü oluşturarak “Petrol” ürün grubundan sonra 2. sırada yer aldı. Örneğin Çin 1992 yılında 3 milyar dolar makine ihracatına sahipken, 2008 yılında bunu 270 milyar dolara kadar çıkardı. Keza Almanya 1991 yılında 80 milyar dolar olan makine ihracatını 264 milyar dolara çıkarmıştır. Biz toplantıda Çin ve Almanya örneğini verdik ve “Türkiye küresel bir güç olmak istiyorsa; satın aldığı teknoloji ile üretim yapan ülke konumundan kendi teknolojisi ile üretim yapan ülke konumuna gelmelidir” dedik. Makine sektörünün önemini farklı örnekler ve rakamlarla da sunumda anlatmaya çalıştık. Örneğin gelişmiş ülkelerin ihracatı nın ortalama yüzde 20’lik bölümü makine ihracatıdır. Türkiye’nin toplam ihracatı içinde yüzde 8 olan makine payını yüzde 20’ye çıkartmak ilk hedefimizdir. Bu bağlamda; 2023’te 500 milyar dolar toplam ihracat ve 100 milyar dolar makine ihracatı hedeflenmektedir. Bu da mevcut ihracatımızın 10 kat arttırılması demektir.2008 verilerine göre Türkiye’nin makine ihracatı 10 milyar dolar makine ithalatı 23 milyar dolardır. Görüldüğü gibi 13 milyar dolarla cari açığın ikinci en büyük kalemi makine ithalatıdır. Vizyonumuz yüksek teknolojiye sahip bir makine sanayi yaratmak ve 2023’te dünyada ilk 5 makine ihracatçı sı ülke arasına girmektir. İşte bu rakamlarla, gelişmiş ülkelerin makine sektöründen örnekler vererek Sayın Başbakan’a sunumu gerçekleştirdik.

Teknolojik gelişimi sağlamak için Ar-Ge yatırımlarının yapılması gerektiğini her fırsatta vurguluyorsunuz? Sunumda bu yönde ne gibi veriler vardı?

 Makine sektöründe 2005-2008 yılları arasında Ar-Ge personeli (TZE) 1,6 kat; Ar-Ge personeli (kişi) 1,7 kat arttı. Makine sektörünün son yıllardaki ihracat artış hızında, yapılan Ar-Ge çalışmalarının payı çok önemlidir. Türkiye’nin de kendi teknolojisi ile üretim yapan bir ülke konumuna gelebilmesi için mutlaka Ar-Ge yatırımlarını arttırması gerekmektedir. Makine sektörü gelişmiş olan ülkelere baktığımızda Ar-Ge çalışmalarının hem devlet tarafından desteklendiğini görürüz. Sunumumuzda da TÜBİTAK’ın ve Ar-Ge kaynaklarının sektör için ne kadar büyük önem taşıdığının altını çizdik. Kaynakların yeterli olmadığını özellikle vurguladık.

Peki, Başbakan’ın sunumunuzun ardından tepkileri nasıldı?

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sunumu ilgiyle dinledi. Başbakan’ın tepkisi genel olarak iyiydi. Bizimle hemfikirdi. Mart ayında da bir makine kongresi düzenleyeceğiz. Başbakan ona da büyük bir ihtimalle katılacak. Sektörün sorunlarının o toplantı da çok daha detaylı olarak masaya yatırılacağına inanı yorum. Bu toplantı daha çok Ar-Ge destekleri üzerine kurulu bir çalışmaydı. Ve şahsi kanaatimce gayet amacına uygun ve başarılı geçti.

Sizce toplantı tatmin edici miydi?Beklentilerinizi karşıladı mı?

 Biz Türkiye’nin üretim şekillerinin, modellerininnereye doğru gelişmesi gerektiğinden bahsediyoruz. Türkiye’nin teknoloji üretiminin tartışılması ve bir vizyon oluşturulmasından söz ediyoruz. Bizim gerçekleştirdiğimiz tanıtım kampanyaları “sadece ve sadece Türkiye’de üretilen makineler iyidir, bunları kullanın” kampanyasından ibaret değil. Bizim ana temamız, asıl söylemek istediğimiz; Türkiye teknoloji üretmeli katma değer üretmeli. Türkiye 2020-2030’larda 30 bin dolar kişi başı milli gelir seviyesine yürüyüp, dünyadaki en büyük, en gelişmiş on ülkeden biri olmak istiyorsa, bunun lokomotifliğinin hangi sektörlerce yapılacağı tartışılmalı. Biz bunun şimdiden konuşulmasını, bu stratejilerin şimdiden oluşturulması nı istiyoruz. Biz teknoloji üretiminin devletin arkasında durduğu ve desteklediği bir proje olması gerektiğini ve tüm dünyada böyle olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda kamuoyunu da bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Hatta diyebilirim ki yediden yetmişe tüm halkı bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Bu kadar geniş bir misyonla hareket ediyoruz.

Makine sektörüne yatırım yapmak geleceği kurgulamak demek düsturundan hareketle, sektörün gelişiminde esas olanın teknoloji kullanı mının yaygınlaşması ve Ar-Ge çalışmalarının gelişmesi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Şüphesiz öyle. Neden Çin bütün stratejisini makine üzerine koyuyor? Neden gelişmiş ülkelerin hepsi kendi üretim araçlarını üretiyor? Çünkü katma değer burada, çünkü teknoloji üretmek demek diğer ülkelerden daha yukarıya çıkmak anlamına geliyor. Ekonomi geliştirmek; refahını arttırmak, daha özgürleşmek anlamına geliyor. 21.yy.da daha büyük bir önemi var. Altını çizerek söylüyorum. Eskiden ürünlerin materyal ömürleri önemliydi. Üretici benim için 30 yıl çalışacak pres önemli diyordu. Şimdi ise 100 yıl çalışacak pres bile olsa o pres teknolojik olarak üçüncü yılında verimli üretim yapamaz hale geliyor. Mesela dakikada 5 bin basan bir pres yerine dakikada 15 bin basanı üretilmişse, isterse o pres 2 yaşında olsun rekabet ömrü bitti demektir. Üretici o presi 2 yıl ödemesiz, 7 yıl vadeli aldıysa, ona göre de bir ödeme planı yaptıysa, komşusu yeni çıkan makineyi aldığı anda eski teknolojiye sahip üretici iflas edebilir ve elindeki makinelerle kalakalır. Böylelikle ülke teknolojisi geçmiş makineler çöplüğü haline gelir. Peki, bu durumda kim kazanıyor? Elbette ki o makineleri yapanlar. Sektörse “biz bittik, ekonomik krizdeyiz” diyor. Şimdi o sektörün tamamı ekonomik sıkıntıda değil. Son teknoloji makineleri alanlar iş yapıyor ama şimdilik. Onlar da 2 sene sonra yeni makine üretilince çökecekler. Böyle bakınca ülke sürekli bir teknoloji çöplüğü haline dönüşüyor.

Siz makine sektörünün gelişmesi için aktif olarak çalışan, kampanyalar düzenleyen, ayrıca oldukça önemli bir birliğin başkanlığını yürüten birisiniz. Bunca çalışma içinde yer alırken motivasyonunuzu nasıl sağlıyorsunuz ve ileride Türkiye’yi içinde görmek istediğiniz tabloyu tarif edebilir misiniz?

 Makine sektöründe Türkiye’nin çok büyük bir şansı var. Bütün iş adamları için bu ülkenin refahının artması bir misyondur. Bu topraklarda yaşıyoruz. Vatanseverlik anlayışım bu toprakların refah ve özgürlüğünün artması üzerine kurulu. Dolayısıyla da doğru bildiğim konuları söyleyip tartışmaya açmaya çalışıyorum. Arkadaşlarımızla beraber bunu yapmaya çalışıyoruz. Gördüğümüz tablo üstüne farklı bir bakış açısına sahipsek, o bakış açısını tartışma alanına taşımaya çalışıyoruz. Türkiye bu anlayışı içselleştirirse, bu konuda bütün ülkenin iş adamları, bürokrasisi, siyasetçisi, askeri aynı fikirde bir çalışma içine girerse, Türkiye küresel bir güç olmaya doğru hızla gidecektir.Ama birileri de diyor ki “Bunlara gerek yok, siz hizmet sektöründe var olun.” Ben de diyorum ki asıl buna gerek yok. Zaten gayrı safi milli hasıla arttıkça hizmet sektörü gelişir. Ama senin ülkende kişi başına mili gelir 5 bin ya da bin dolarsa, hizmet sektörü ne kadar gelişebilir? Ama birileri “sen bu konuya girme” diyor. Biz de diyoruz ki; aman Türkiye böyle bir hata yapmasın. Türkiye makine sektörü gelişmezse ne olur? Fakir bir ülke olmazsın ama zengin bir ülke hiç olmazsın. Küresel bir güç hiç olmazsın. Dış rüzgârlara çok açık bir ülke olursun. Bu coğrafya tarih yazmış bir millete sahip. Artık bu tarihi

silahla, topla tüfekle değil, ekonomik güçle yazıyorsun. Türkiye hala genlerinde olan o güçle topla tüfekle olacağını sanıyor ama artık öyle bir şey yok.

 

Zaten savunma sanayii için de asıl olan makine sektörünün gelişmişliği değil midir?

Bir ülkenin savunma sanayii yerli değilse bir ülkede uçağını üretemiyorsan, topunu tankını üretemiyorsan hangi güçten bahsedeceksin? Türkiye bunu yapabilir. Bizim insanımız da bu güç var. Bizim insanlarımız kendi yanı başı ndaki kıymetleri görmüyor. Bu biraz gelişmemiş ülke olmanın verdiği hastalı ktır. Bu ülke insanı, kendisine çok daha fazla güvenmeli. Tarihin bu döneminde biraz geriye düşmüş olabiliriz. Ama yeniden parlayabiliriz, bu imkâna sahibiz. Öyle bir coğrafyada yer alıyoruz ki bir yandan herkesin imrendiği, bir yandan da gayet riskli bir coğrafya. Ama bu riski çok büyük bir avantaja dönüştürebiliriz. Mesela ben Türkiye’nin son dönemdeki dış politikasını çok beğeniyorum. Sistem kendi insanı yla barışık olmalı. Kendi içindeki farklılıkları büyük bir yakıta dönüştürmeli. Bu manada üzerinde sorumluluk hisseden biri olarak, aynı zamanda entelektüel bakışla hareket etmeye çalışıyorum. Her gün dolar-faiz konuşarak bir ülke, bir yere gidemez. Bu ülke üreterek gidecek ama ne üretecek? Katma değer üretecek, teknoloji üretecek. Biz 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat yapacağız diyoruz ama şu an hangi sektör nasıl dönüşecek? Kim kalacak, kim gidecek bilmiyoruz. 2020 yılında makine sektöründe Türkiye nerede olur, dünya nerede olur? Eğer biz 2023 yılında 100 milyar dolar ihracat yapacak hale geliyorsak ama Çin 1.5 -2 trilyon dolar ihracat yapıyorsa yine gidişat iyi değil. Bu bizim tek başına yapabileceğimiz bir şey de değil. Buna destek verecek bir siyasi irade bürokrasi kamuoyu istiyoruz.

Makine sektörünün gelecekteki hedeflerine ulaşması için gereken desteklerden bahsettiniz. Buna dair inancınızdan, beklentilerinizden bahsedebilir misiniz?

Bir söz vardır. Paranı kaybettiysen epey bir şey kaybetmişsindir. Sağlığını kaybetmişsen çok şey kaybetmişsindir ama ümidini kaybetmişsen her şeyi kaybetmişsindir. Ümitsizlik bize yakışan bir hal değil. Biz savaşçı bir ruh haline sahip olmalıyız. Bizim işimiz mücadele etmek, bir şeyleri anlatmak. Biz uygulama noktasında değiliz. Her bir makineci kendi işyerinden sorumludur. BizlerTürkiye’ de bir sanayi misyonu oluşturmayaçalışıyoruz. Şunu arzu ediyoruz.Biri çıksın desin ki, bu fikir doğru değilbiz farklı düşünüyoruz diye anlatsın.Ama bizim önümüze kimse böyle çıkmıyor. Tam tersi herkes bizim doğru söylediğimize inanıyor. Her noktada; medya, siyaset, bürokrasi… Demek ki böyle bir mesafe almışız. Şimdi geldiğimiz noktada bunu hayata geçirecek bir mekanizmaya ihtiyacımız var.

 

Düzenlediğiniz toplantılarda, kampanyalarda söylemleriniz daha çok kendi sektörünüzün yapması gerekenleriyle ilgili. Buna katılıyor musunuz?

Biz öncelikle kendi işimizi iyi yapmalıyız. Bu bizim üstümüze düşen görev. Ancak bunu yaptığımız zaman bütün yollar açılacak diye bir şey yok. Çünkü önümüzde çok daha büyük sermayeler oluşturmuş dünya devleri var. Dünya’da Ar-Ge’ye 350 milyon Euro kaynak ayırmış makine üreticisi var. Demek ki bu gelişmiş ülkeler arasında yer alabilmek için devletin teknoloji üreten bir ülkenin varlığını strateji haline getirmesi gerekiyor. Eğer bunu benimser ve o noktada biz makine üreticilerine beraber bir şey yapalım derse, oturup konuşacağımız şeyler var. Şu an “evet haklısınız” noktasındayız. Şu an da “gelin bir şeyler yapalım” noktasında değiliz. Dünya’daki bütün uygulamaların nasıl olup bittiğini biliyoruz. Bu ülkelerin bulunduğu aşamaya gelmek, koordinasyon gerektiren bir mekanizma.

 

Kayıt dışı ve merdiven altı üretimle ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

 Kayıt dışının var olduğu bir ülkede serbest rekabet, serbest pazar ekonomisinden bahsedemeyiz. Aynı sektör içerisinde birileri kayıt altında, birileri kayıt dışındaysa ikisi arasında ciddi bir maliyet farkı vardır. Türkiye, bunu düzeltmek için bir şeyler yapma fikrini benimserse, biz öncelikle bunu yapan ülkeler nasıl yapmış, ortaya bu bilgileri koyarız. Burada stratejik noktaları tespit etmemiz lazım. Bizim kendi ülkemize ait belli çerçevelerimiz var. Gümrük Birliği anlaşması yapmış, Dünya Ticaret Örgütü’ne imza atmışız. Biz Çin’in yaptığının aynısını yapamayız. Çünkü onlar ne Dünya Ticaret Örgütü’ne imza atmış, ne de Gümrük Birliği’ ne. Dünyada gelişmiş ülkeler gümrükleri kaldırdılar ama kendi üretim alanlarını standardizasyonla koruma altında tutuyorlar. Bütün standartları yine bu ülkeler koyuyorlar. Türkiye’de bir adam gemiyle ilgili bir makine ihraç etmek istediğinde Türk Loydu alması yetmiyor. Dışarıda tanımıyor adam, mecburen sen onlardan belge almak zorunda kalıyorsun. Bu da çok zor bir süreç oluyor. Senin böyle standardizasyonun var mı peki? Türkiye’nin daha böyle bir şeyin varlığından haberi yok. Orta Anadolu Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği’nin gündeminde makineleşmeyle ilgili TURQUM çalışmaları var. Bu çalışmalar ne aşamada ve neler hedefleniyor? Standardizasyon meselesi çok önemli. İçeride müşteri mal alacağı zaman ikisi de yerli üretim deyip, çok daha kalitesiz bir şeyi alabiliyor. İşte TURQUM

markasını bunun için çıkarıyoruz. Belli standartlara uygun kaliteli, vizyonu olan işler yapan yerleri belirliyoruz. TURQUM markası belli standartlara uygun üretim yapanlara verilen bir işaret. TURQUM’u marka haline getirmek istiyoruz. Hiç makineden anlamayan biri bile TURQUM belgesi var deyip, gönül rahatlığıyla alışverişini yapsın istiyoruz .TURQUM’un bir diğer önemli hedefi, firmaların çıtayı yükseltmeye zorlayan bir unsur haline getirmek. Aynı zamanda TURQUM işareti almaya hak kazananlara maddi destek de vereceğiz. Yüzde 60 fuar desteği alıyorsa, yüzde 20’de biz vereceğiz. Özendireceğiz yani. Bunu devlette yapmalı. “Şu standartlara geldiğiniz zaman ben size şu desteği veririm” diye bir uygulama yapsa, firmalar o standardı yakalamak için yarışmaya başlar. Ama popülist bir yaklaşımla fuara katılan herkese aynı desteği verirsen, o fuar içerisinde en kaliteli üretim yapanla, merdiven altı bir atölye yan yana dizildiği zaman, bunun Türkiye’ye bir faydası olmuyor. Kaliteliyi de kalitelisizi de aynı şekilde ödüllendiren bir sistemin faydası olmaz. İnsanı iyiye doğru zorlayacak bir sistemin varlığı gerekli her zaman. Biz bu sistemi kurmaya çalışıyoruz.

 

Dünya geneline bakacak olursak,günümüzde hala etkileri süren büyükbir global kriz var. Türk makinesektörü açısından bu durumu değerlendirebilir misiniz?

Dünya’da ekonomik anlamda bağımsı zlık diye bir kavram yok. Bütün ülkeler birbirine bağımlı. Küresel dalga da bundan kaynaklanıyor zaten. Global ekonomi dediğimiz şey tamamıyla bu. Çin bugün tam anlamıyla dışarıya bağımlı. Amerika bugün Çin ile bağını kesse Çin baş aşağı gider, ama bu Amerika’ya da zarar verir. Bu sistemi anlamak sistemin içerisinde kendi menfaatlerini ortaya çıkarmak ve işlemek, bu küresel denge içerisinde hareket ederken bir yandan da kendi gidişatı nı oya işler gibi planlamak gerekiyor. Bu yüzden 10 yıl içinde nerede olacağım diye stratejik planlamalara sahip olmak gerekiyor. Bunun için ne olup bittiğini bilmek gerekiyor. Rusya büyük potansiyeli olan bir ülke. Ama şu an o da bu üretim modelini kavrayabilmiş değil. Kavradığı zaman, dünyada Gümrük Birliği gibi her hangi bir şeye imza atmadığı için bambaşka bir kuvvet olarak önümüzdeki 10 yılda yükselebilir.

Aynı şey İran için de geçerli. İran da bugün her türlü makineyi üretebilecek güçte bir ülke, üretiyor da. İran’da dünyayla entegre olmayı kabullenip, bir takım angajmanlara girerse, bir anda üretiminin kalitesi artacak ve Türkiye’ye çok güçlü bir rakip olacaktır. Benim düşünceme göre İran askeri bir tehdit değil. Zaten dünyada askeri tehdit diye bir şey kalmadı. Ne Rusya, ne de İran. Ekonomik tehdit var artık. Bizim için ekonomik tehdit ne Avrupa ne Amerika ne de Çin. O zaman bizim bu ülkelerle işbirlikleri geliştirmemiz lazım. Mesela Rusya ile Türkiye ekonomik olarak birbirini iyi entegre eder. Ciddi işbirlikleri kurmak lazım. Çünkü önümüzdeki 10 yılda en büyük tüketim alanları Rusya, Türki Cumhuriyetler, Arap yarımadası ve Kuzey Afrika olacak. Bu çizgide hangi koalisyonları oluşturmamız gerekir, birlikte neler yapmamız gerekir? Bunların her biri ayrı bir strateji. Bunların konuşulması gerekiyor. Beş yıl önce Türkiye’de makine diye bir şey konuşulmuyordu. Ama bugün Türkiye’nin en önemli lobisi haline geldi. Bunu da Orta Anadolu Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği’ndeki bir avuç Yönetim Kurulu üyesi yaptı. 7-8 adam yaptı bunu. Bu birlik çoğaldığı zaman neler yapılabilir, herkes düşünmeli.

“ Neden Çin bütün stratejisini makine üzerine koyuyor? Neden gelişmiş ülkelerin hepsi kendi üretim araçlarını üretiyor? Çünkü katma değer burada, çünkü teknoloji üretmek demek diğer ülkelerden daha yukarıya çıkmak anlamına geliyor. Ekonomi geliştirmek; refahını arttırmak, daha özgürleşmek anlamına geliyor.”

“ Bizim gerçekleştirdiğimiz tanıtım kampanyaları “sadece ve sadece Türkiye’de üretilen makineler iyidir, bunları kullanın” kampanyasından ibaret değil. Bizim ana temamız, asıl söylemek istediğimiz; Türkiye teknoloji üretmeli, katma değer üretmeli.”

“Türkiye’nin gelecek vizyonunu belirlemesi gerekiyor.”

“Biz Türkiye’nin üretim şekillerinin, modellerinin nereye doğru gelişmesi gerektiğinden bahsediyoruz. Türkiye’nin teknoloji üretiminin tartışılması ve bir vizyon oluşturulması ndan söz ediyoruz. Bizim gerçekleştirdiğimiz tanıtım kampanyaları “sadece ve sadece Türkiye’de üretilen makineler iyidir, bunları kullanın” kampanyasından ibaret değil. Bizim ana temamız, asıl söylemek istediğimiz; Türkiye teknoloji üretmeli katma değer üretmeli. Türkiye 2020-2030’larda 30 bin dolar kişi başı milli gelir seviyesine yürüyüp, dünyadaki en büyük, en gelişmiş on ülkeden biri olmak istiyorsa, bunun lokomotifliğinin hangi sektörlerce yapılacağı tartışılmalı. Biz bunun şimdiden konuşulmasını, bu stratejilerin şimdiden oluşturulmasını istiyoruz. Biz teknoloji üretiminin devletin arkasında durduğu ve desteklediği bir proje olması gerektiğini ve tüm dünyada böyle olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda kamuoyunu da bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Hatta diyebilirim ki yediden yetmişe tüm halkı bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Bu kadar geniş bir misyonla hareket ediyoruz.”

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bizimle hemfikirdi.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sunumu ilgiyle dinledi. Başbakan’ın tepkisi genel olarak iyiydi. Bizimle hemfikirdi. Mart ayında da bir makine kongresi yapacağız. Başbakan da büyük ihtimalle katılacak. Sektörün sorunlarının o toplantı da çok daha detaylı olarak masaya yatırılacağına inanı yorum. Bu toplantı daha çok Ar-Ge destekleri üzerine kurulu bir çalışmaydı. Ve şahsi kanaatimce gayet amacına uygun ve başarılı geçti.

“TURQUM’u tercih edilen bir marka haline getirmek istiyoruz.

Standardizasyon meselesi çok önemli. İçeride müşteri mal alacağı zaman ikisi de yerli üretim deyip, çok daha kalitesiz bir şeyi alabiliyor. İşte TURQUM işaretini bunun için çıkarıyoruz. Belli standartlara uygun kaliteli, vizyonu olan işler yapan yerleri belirliyoruz. TURQUM işareti belli standartlara uygun üretim yapanlara verilen bir işaret. TURQUM’u marka haline getirmek istiyoruz. Hiç makineden anlamayan biri bile TURQUM belgesi var deyip, gönül rahatlığıyla alışverişini yapsın istiyoruz.