Nanoteknoloji, her geçen gün daha sık duymaya başladığı- mız bir kavram. Sık sık, televizyonda, gazetelerde karşı- mıza çıkan nanoteknolojinin, önümüzdeki yüzyılda insan hayatı nda çok daha fazla rol oynayacağı öngörülüyor. Pek çok gelişmiş ülkenin hızla yatırım yaptığı bu alanda, ülkemiz de ilk ciddi adımını atmış bulunuyor. Moment Expo ekibi olarak, ülkemizin ilk ve şu an için tek nanoteknoloji merkezi olan Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü Müdür Yardı mcısı Doç. Dr. Mehmet Bayındır ile nanoteknoloji üzerine keyifli ve doyurucu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle genel olarak nanoteknoloji
hakkında bilgi verir misiniz?
Son yıllarda nano birçok alanda hayatı- mıza girmeye başladı. Önüne veya sonuna geldiği kelimeye ilgi çekici bir mana kazandırıyor. Nano, önümüzdeki yıllarda hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmaya namzet. Peki, nanoteknoloji nedir, hayatımızı nasıl değiştirecek? Yunancada cüce demek olan nano, bir büyüklüğün milyarda birine denk gelir. Nanometre dediğimizde, bir saç telini 50 bin parçaya böldüğümüzde elde ettiğimiz büyüklükten bahsediyoruz. Nanobilim ve nanoteknolojinin tam bir tanımı olmamakla birlikte, genel görüşe göre 1–100 nanometre boyutlarda maddelerin anlaşılması, kontrol edilmesi ve atomsal seviyede değiştirilip işlevsel hale getirilmesidir. Nanoteknoloji, bir yandan eski teknolojilere yeni bakış açıları getirirken, diğer yandan da, daha önemli ve kritik olan, önceleri imkânsız gibi gözüken yeni teknolojilere ve uygulamalara kapı aralamı ş durumda. Örneğin, malzemelerin özellikleri nanoteknoloji sayesinde daha iyi anlaşılmış, dolayısıyla bu malzemelerin kullanıldığı uygulamalarda belirgin iyileştirmeler gözlenmiştir. Öte yandan, nanoseviyede işlevselleştirilmiş nanoparçacı klarla kanserli dokuların yok edilmesi ancak nanoteknolojiyle mümkün hale geliyor. Önümüzdeki yıllarda, nanoteknolojinin birçok alan için ne kadar vazgeçilmez olduğu daha iyi anlaşılmaya başlanacak diye düşünüyorum.

Neden gelişmiş ülkeler nanoteknolojiye yatırım yapıyor?
Günümüzde nanoteknoloji, birçok gelişmiş ülke tarafından geleceği yönlendirecek kritik bir bilim dalı olarak algı- lanıyor ve destekleniyor. ABD, Japonya, Rusya, Avrupa Birliği, Çin, İsrail ve Güney Kore gibi ülkeler bu alana milyarlarca dolar düzeyinde yatırım yapı- yorlar. 2005 yılı itibariyle devletler ve özel sektör tarafından nanobilim ve nanoteknolojiye aktarılan kaynakların yıllı k miktarı 6 milyar doların aşmış durumda. Nanoteknolojiye şimdi yatırım yapan, insan gücünü yetiştiren ülkelerin, kısa süre içinde yatırımlarının meyvelerini toplamaya başlayacakları ve di- ğer ülkelere hükmeder bir hale gelecekleri öngörülüyor.

Türkiye nanoteknoloji devrimine hazır mı?
Bu sorunun cevabını, nanoteknoloji politikamıza, aktardığımız kaynakların miktarına, cihaz altyapısına ve şimdiye kadar ülkemizde yapılan bilimsel araştı rmalara bakarak verelim. ABD’de doğrudan Başkan?a bağlı olarak yürütülen nanoteknoloji araştırmaları, ülkemizde son bir kaç yıldır devletimiz tarafı ndan destekleniyor. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) 2005 yılında, Bilkent Üniversitesi’nde ulusal bir nanoteknoloji mükemmeliyet merkezinin kurulması na karar vermiş ve ilk etapta 11 milyon YTL kaynak aktarmıştır. DPT, 2007–2009 döneminde 30 milyon YTL daha aktararak, ulusal nanoteknoloji araştırma merkezini en kısa sürede faaliyete geçirip, nanoteknoloji araştırmaları nın ivmelenmesini planlıyor. Nanoteknoloji araştırmalarının pahalı olması gelişmiş ülkelerde kaynakların bir yerde toplanıp ortak projelerle ulusal kullanıma açılmasına sebep oluyor. 2006 yılında faaliyete geçen, ABD Enerji Bakanlığının desteklediği 5 nanoteknoloji araştırma merkezinin her biri için 100 milyon dolar kaynak harcandığı biliniyor. Ülkemizde, nanoteknoloji araştırmaları nda kullanılan cihazlar hem kalite hem de sayı açısından oldukça yetersiz. Son bir kaç yıldır, Tübitak ve DPT kaynakları yla temin edilen cihazlarda bir artış gözleniyor. DPT desteğiyle başlatı- lan Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) projesi kapsamında ülkemizin cihaz altyapısını tamamlama çalışmaları hızla devam ediyor. Ülke genelinde benzer konularda çalı- şan bilim insanlarımızın UNAM çatısı altında müşterek çalışmalarıyla, Türkiye’nin kritik değere sahip bazı alanlarda dünyaya liderlik yapması mümkün olabilir. Kaynakların yetersiz olması belirli konuların öne çıkarılmasını gerektiriyor. Son 10 yıl içerisinde uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanan (SCI dergilerinde) Türkiye adresli nanoteknoloji makaleleri incelendiğinde karşı- mıza çıkan tablo çok iyimser değil. 21. yüzyıl için kritik bir bilim alanı olacağı tahmin edilen bu alanda, gelişmiş ülkelerle olan fark gittikçe açılıyor. Çevre ülkelerden İsrail ve Yunanistan yıllardır nanoteknolojiye yaptıkları yatırımın meyvelerini toplamaya başlamış durumdalar. Bir milyon nüfus başına düşen makale sayısına bakıldığında Türkiye, komşumuz Yunanistan’dan 12 kat daha düşük bir seviyede. İran’da 2005 yılında kurulan Ulusal Nanoteknoloji Enstitüsü’nde yatırımlar hızla devam ediyor. Uluslararası dergilerde çıkan makalelerin sayısından ziyade, çalışmaları n ne kadar etki yaptığı daha önemli bir faktör. Bir çalışmanın uluslararası camiada etkinliğini, önemini, gösteren faktörlerden birisi h-indistir. Bu indise göre kıyaslandığında 6 milyon nüfusa sahip İsrail’in, bizden onlarca kez daha etkin araştırmalar yaptığı görülüyor.

Bu alanda Türkiye’nin gelişmiş ülkeleri yakalayabilmesi için neler yapılmalıdır?
Geçen yüzyılın ortalarında başlayan mikroelektronik devrimini kaçırdık, şimdi en kritik ihtiyaçlarımız da bile dı- şa bağımlı haldeyiz. Nanoteknoloji ülkemiz için bir yükselme rampası olabilir; yeter ki yapılması gerekenleri zamanı nda yapalım. Nanoteknoloji yarışı- na biraz geriden başlamış olsak da, gelişmiş ülkelerle olan fark kısa sürede kapanabilir. Bu yarışta olmak veya olmamak bizim elimizde; gerekli altyapı- mızı kısa süre içerisinde tamamlayıp, önümüzdeki 20 yılda ihtiyacımız olacak insan gücünü yetiştirirsek, nanoteknoloji yarışında gelişmiş ülkelerle rekabet edebilir hale geleceğiz. Nanoteknolojide yakalayacağımız seviye, insanımızın refahı ve ülkemizin bağımsızlığı yolunda önemli bir gösterge olarak öne çıkabilir.

Enstitü’nün kuruluş hikâyesini anlatır mısınız?
Son yıllarda Nanoteknoloji konusunda hızlı gelişmeler karşısında T.C. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Bilkent Üniversitesi’nden sunulan UNAM Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi projesi aracılığı ile ulusal nitelikte bir nanoteknoloji merkezi kurulması için destek sağladı. Üç yıllık bu proje 2006 yılının başında başladı. Nanoteknolojideki yönelimler ve gelişmelere uygun olarak UNAM’ın araştırma alanlarına nanobiyoteknoloji, nanomalzeme ve kimya, enerji ve hidrojen ekonomisi, nanotriboloji, yüzey kaplama, katalizör tasarımı gibi çok güncel konular da eklendi. Ayrıca disiplinler arası çalışmayı geliştirmek amacı ile UNAM’daki araştı rmalara paralel olarak yürütülen ‘Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji’ yüksek lisans ve doktora programı açılarak nanoteknolojinin en aktif araştırma konuları nda uzman yetiştirilmeye başlandı. Yedi katlı ve yaklaşık 9 bin metrekare kapalı alanda 62 adet laboratuarı bulunan yeni bina, bilim ve teknolojinin sı- nırlarında araştırmalara olanak verecek çok modern bir anlayışla tasarlanıp, inşaatı bir buçuk yılda tamamlandı. 2007 yılı sonu itibarı ile araştırma faaliyetlerimiz yeni binamızda devam ediyor. 2007 sonunda inşaat, tesisat ve laboratuar cihazlarına yaklaşık 28 milyon YTL değerinde yatırım yapıldı. Ayrıca, 2007 yılı başında Bakanlar Kurulu kararı ile proje UNAM Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü’ne dönüştürülerek projeye kurumsal bir kimlik kazandırıldı. TÜSİAD, TÜBİTAK ve TTGV tarafından 2007 yılı nanoteknoloji ödülü UNAM’a verildi. Ayrıca, 19 Mart 2008 günü Turgut Özal Vakfı 2008 Bilim ve Teknoloji Ödülü UNAM’a verildi. UNAM’ın kuruluş sürecinde, bilimsel çalışmalar Bilkent Üniversitesi’nden çok sayıda öğretim üyesi ve 50’den fazla araştırma asistanı tarafından yürütülüyor. İzleyen 3-4 yıl içinde, çoğu Şzik, kimya, moleküler biyoloji, malzeme bilimi konularının birinde doktora çalışması yapmış toplam 50 kadar uzmanın ve 120-150 yüksek lisans ve doktora öğ- rencisinin çeşitli araştırma projelerinde görev alması bekleniyor. Laboratuarları mız 100 doktoralı uzman ile 300 yüksek lisans ve doktora öğrencisine hizmet verecek kapasiteye sahip. Enstitümüzün sürdürdüğü araştırma projeleri çerçevesinde çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleri ile işbirliği yapı- lıyor. UNAM’da, DPT, TÜBİTAK, Mili Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve çeşitli özel sektör kuruluşları ile yeni araştırma projeleri üzerinde çalışmalar sürdürülüyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından başlatılan Santez projeleri UNAM’da itici bir güç oluşturuyor. UNAM’ın DPT tarafından desteklenen 2. Faz altyapı projesi de 2008 başında başlamış durumda. Çeşitli AR-GE projelerinden sağlanan kaynaklarla 2. Fazı n sonunda izleyen 3 yılda UNAM’a toplam 90 milyon YTL yatırım yapılması bekleniyor. UNAM’ın toplam yatırı- mının 100 milyon doların üzerine çıkması planlanıyor.

Enstitü’nün hedeşeri ve vizyonu hakkında bilgi verir misiniz?
UNAM’ın yeni bir vizyonla oluşan yapı- sı, dünyada devam eden nanoteknoloji yarışında ülkemize önemli fırsatların kapısını açabilecektir. Bunun için, UNAM’ın kuruluşuna ve çalışmasına yönelik önemli stratejik politikalar saptanarak, uygulamaya başlanmış durumda. Bunlardan en önemlisi eğitimdir. Nanoteknolojide, içinde bulunduğumuz yıllar itibariyle, araştırıcı uzman sayısı son derecede kısıtlı. Bu nedenle bu uzmanları n bir an önce eğitimlerini almaları ve her türlü araştırma ekipmanına sahip olan UNAM laboratuarlarında profesyonel araştırma deneyimi kazanmaları bekleniyor. Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji konusundaki çok disiplinli yüksek lisans ve doktora programı- mız UNAM’daki çalışmaların temelini oluşturuyor. Mühendislik, fen, sağlık bilimleri dallarından yetenekli lisans öğrencilerinin, tercih ettikleri programda yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları ndan, hemen uygulama alanı bulabilecek buluşların ve ‘innovasyon’ları n ortaya çıkması hedeşeniyor. Öğ- renciler, tez çalışmalarında geliştirecekleri yeni ürün ve teknolojilerle ve kuluçka merkezlerinde geliştirecekleri ürünlerle kendi şirketlerini kurmaya özendiriliyor. Yakın bir gelecekte UNAM’da girişimcilik konusunda sertifika programları nın düzenlenmesi planlanıyor. İkinci önemli stratejik politikamız UNAM’ın ulusal bir araştırma merkezine dönüştürülmesi. Nanoteknolojide geniş bir alanda yürütülen araştırmalar son derecede hassas ve pahalı ekipmanlar ile özel araştırma şartlarını gerektiriyor. Böyle araştırma merkezlerini bir üniversitenin kendi imkânları ile kurup işletmesi, ilerlemiş ülkelerde bile mümkün olamıyor. İşte, kısıtlı kaynakları n bir yerde toplanarak gerekli her türlü cihaz ve ekipman ile donatılmış laboratuarların kurulması ve mevcut imkanların birinci sınıf deneyimli araştı rıcıların denetiminde bilimsel çalışmalara tahsis edilmesi ülkemizde önemli bir uygulama. Böyle merkezlerde, araştı rmalardan kazanılan deneyim ve bilgi birikmekte ve yeni araştırmalarda kullanı lıyor. Ulusal laboratuarlarda, mevcut ekipmanın bakımı düzenli olarak yapıldığından, araştırmalara sürekli hizmet verilebiliyor ve araştırmalarda süreklilik sağlanıyor. Çeşitli üniversitelerimizin laboratuarlarda çok sayıda de- ğerli cihaz, bakımları ve işletimleri için gerekli kaynak bulunamadığından verimli bir şekilde işletilemiyor. Diğer taraftan, gereksinimi olan cihazları kul lanma fırsatı olmayan birçok araştırmacı da çaresiz kalıyor. Bu bağlamda, ulusal araştırma enstitüsü, ülkemizde sürekli ve profesyonel araştırmanın önünde bulunan birçok engeli kaldırabilecek çok önemli yeni bir kavram. UNAM laboratuarlarında, araştırmacı- ların hizmetine sunulan ekipmanın günde 24 saat servis vermesi, bu sayede teknolojik ömrünün sonunda daha yüksek kapasiteli yeni modelleri ile de- ğiştirilmesi bekleniyor. Bu sayede araştı rmada güncel teknoloji izlenebilir. Uzmanlar yetiştikçe, yeni uydu merkezlerinin veya uzmanlaşmış araştırma laboratuarları nın diğer üniversitelerde veya şirket bünyelerinde kurulması, hattâ araştırma üçgenlerinin oluşturulması gündeme gelebilir. UNAM’ın, çok ileri düzeyde donanıma sahip mükemmel bir araştırma merkezi olarak gelişmesi, yabancı ülkelerde doktora derecesini almış çok yetenekli genç bilim insanlarımıza Türkiye’ye gelerek ülkemizin bilimsel ve teknolojik alanda gelişimine katkıda bulunması için fırsat verecek, beyin göçünü tersine döndürebilmemizi sağlayacak.

Enstitü’nün şu anda yürüttüğü çalı şmalar nelerdir?
UNAM projesi kapsamında, çok önemli ve ülkemiz için kritik konularda araştırmalar yapılıyor. Özellikle enerji, sağlık ve tekstil alanlarında bir yoğunlaşma gözleniyor. Günümüzün en önemli global sorunları ndan birisi hiç kuşkusuz hızla artan enerji-yakıt tüketimi. Kısa sürede çözüm bulunamazsa, 50 yıl içerisinde yeryüzündeki doğal kaynakların tükenece- ği bekleniyor. Ayrıca, bu yakıtların çevreye verdiği zarar bazı bölgelerde ciddi sorunlar oluşturmaya başlamış durumda. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde yeni enerji kaynakları üzerine yapılan araştı rmalara ciddi destekler veriliyor. Bu çalışmalar içerisinde en önemlisini, hidrojenin yüksek yoğunlukta ve güvenli bir şekilde depolanması oluşturuyor. ABD Enerji Bakanlığı, depolama oranı- nın yüzde 6’yı geçmesi durumunda hidrojen enerjisi ile çalışan otomobillerin kullanılmasının verimli olacağını belirtiyor. Fakat hidrojenin yüksek yo- ğunlukta depolanabilmesi birçok açı- dan zordur. UNAM direktörü Prof. Dr. Salim Çıracı ve araştırma grubunun, ABD’de Dr. Taner Yıldırım (NIST) ile birlikte yaptıkları yüksek kapasitede hidrojen depolanabileceğini gösteren çalışmaları dünyaca ünlü fizik dergisinde basılırken, bu buluşun, geleceğin otomobillerinde kullanılacak verimli yakı t hücreleri ve katalizörlerinin tasarı- mında kullanılması düşünülüyor. Sürtünme, aşınma ve korozyonun neden olduğu toplam ekonomik kayıplar, ülkelerin yıllık gayrisafi milli hâsılaları- nın yüzde 4’üne denk geliyor. Bu nedenle, birçok ülke sürtünme ve aşınmanı n neden olduğu kayıpların azaltılması na yardımcı olacak yeni nano-malzemelerin araştırılmasına kaynak aktarı- yor. En düşük sürtünme katsayısına sahip maddelerden birisi de Bor Nitrürdür. Ülkemizin Bor madenleri açısından zengin olmasından dolayı, Bor tabanlı malzemelerin araştırılması stratejik bir öneme sahip. Bu nedenle, UNAM’da Bor madenlerinin incelenmesi ve farklı uygulamalarda kullanılması için yoğun araştırmalar devam ediyor.

Ülkemizde nanoteknolojinin gelişimi için devletten ve sanayicilerden neler bekliyorsunuz?
Devletimiz imkânları ölçüsünde her türlü desteği vermeye çalışıyor, bize düşen görev hızlı bir şekilde temel araştırmalar sonucunda elde edilecek bilimsel sonuçları teknolojiye aktarmak ve katma değeri yüksek ürünlerle ülke ekonomisine katkıda bulunmak. Öte yandan devletimizin, ülkemizin araştırmacı insan altyapısını arttırmaya dönelik yapacağı her türlü düzenleme ve desteğin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Yakın bir gelecekte nanoteknolojinin etkisinin görülmeyeceği hiç bir alan kalmayacak, bu durumun farkında olan şirketler Ar-Ge’ye dayalı yatırımları nı hızla arttırıyorlar. Şirketlerimiz de zaman kaybetmeden kendi alanları nda gelişmeler takip etmeli araştırma merkezleriyle ortak çalışmalara imza atmalılar.  

KISACA UNAM
>> Dünya çapındaki nanoteknoloji yarışına Türkiye’yi de dâhil etmeyi.
>> UNAM’ın gerçek anlamda ulusal bir merkez haline gelmesini.
>> Ülkemizden dışarı doğru gelişen beyin göçünü tersine çevirmeyi.
>> Türkiye’de bu alana gösterilen ilgiyi artırmayı.
>> Başarılı projelerle ülke kaynaklarının ilerlemeye dönük kullanılmasını.  

“UNAM’ın, çok ileri düzeyde donanıma sahip mükemmel bir araştırma merkezi olarak gelişmesi, yabancı ülkelerde doktora derecesini almış çok yetenekli genç bilim insanlarımıza Türkiye’ye gelerek ülkemizin bilimsel ve teknolojik alanda gelişimine katkıda bulunması için fırsat verecek, beyin göçünü tersine döndürebilmemizi sağlayacak.”  

Doç. Dr. Mehmet Bayındır Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı 2008 yılı sonunda UNAM’ın toplam yatırımının 100 milyon doların üzerine çıkması planlanıyor. Bu sayede gerekli altyapımızı kısa süre içerisinde tamamlayı p, önümüzdeki 20 yılda ihtiyacımız olacak insan gücünü yetiştirirsek, nanoteknoloji yarışında gelişmiş ülkelerle rekabet edebilir hale geleceğiz.