Türkiye’de bu konuda pek çok şey yazıldı ve söylendi; ancak pratik hayata geçirilemedi. Hatta bu konu “Üniversite ve Sanayi İşbirliği Nasıl Gerçekleştirilebilir?” konusuna inhisar ettirilerek, “Araştırma, geliştirme ve teknoloji üretimi nasıl yaygınlaştırılabilir?” problemine çözüm olabilecek esas boyutlardan biri tespit edilmiş oldu. Bu boyutu tam olarak gerçekleştirenlerden biri Almanya’dır. Bu incelemede bilhassa Almanya’daki “araştırma, geliştirme ve teknoloji üretimi” nin tarihi gelişimine kısaca bakış verilerek, Türkiye şartlarına uygun, benzer ne gibi organizasyonlar olabilir sorusuna cevap aranacaktır.

ALMANYA’DA ARAŞTIRMA, GELİŞTİRME VE TEKNOLOJİ URETİMİNDE TARİHİ GELİŞME

İngiltere’de 1900, Almanya’da 1920 yılından itibaren, mevcut ticari ve sanayi dernekleri kendi bünyelerinde araştırma ve geliştirme faaliyetlerini yürütecek yan organizasyonları kurmaya başlamışlardır. Almanya’da bu günkü Teknoloji Araştırma Geliştirme Enstitüleri’nin orijini, mesleki dayanışmalar için kurulmuş bulunan özel ticari sanayi derneklerinin içindeki organizasyonlardır. Bu dernekler zaman içinde daha büyük organizasyonlara giderek, bu günkü modern araştırma enstitüleriyle bunların bağlı olduğu “Araştırma Kurul”larının (Forschungkkuratorium) idari yapıları nın temelini oluşturmuştur. Tarihi gelişimi açıklayabilmek için şu enteresan olayın anlatılması yeterlidir: Bavyera’da (Bayern/MÜNCHEN) “Bira İmalatçıları Dernekleri” mesleki toplantılarında bir üye “… Yıllardan beri Bavyera halkına hepimiz az-çok benzer lezzette, aynı kalitede bira içiriyoruz. Bundan sonra her fabrika farklı lezzet ve kalitede bira üretse…” der. Bunun üzerine her fabrika kendi teknik elemanlarına bu çalışmaları yaptırır; fakat muvaffak olamazlar. Hatta mevcut biranın tadını da bozarlar. Müteakip toplantılarda üyelerden biri “… Fabrikalarımızda biranın geliştirilmesinde başarı lı olamadık, bu problemimizi Yüksek Okul’un Kimya Şubesi’ne götürelim…” der ve birkaç fabrika Münih Yüksek Teknik Okulu’na müracaat ederler. Okul fabrikaların problemini belirli zamanda çözer. Bir fabrikanın teknik sırrını ötekine kesinlikle vermez (veremez!). Patent hakları mahfuz tutulur. Biracıların, bu okul ile işbirliğinden elde ettikleri başarı, diğer gıda endüstrisi dallarına hatta camcılar ve benzeri derneklere de duyurulur. Pek çok dernek problemlerini Yüksek Okul’a getirerek çözüm ararlar. Biracıların müteakip toplantılarından birinde üyelerden biri “… Bizim bu derneğimiz iki kısımda organizasyonunu yürütse, biri tamamen bizim mevcut organizasyonumuz, diğeri de yalnız ilmi ve teknik araştırmaları yürüten araştırmacıların, âlim müşavirlerin bulunduğu kısım…” Böylece özel sektör dernekleri kendi bünyelerinde “Teknolojik araştırma geliştirme” organizasyonlarını kurarak üniversiteleri (o günkü adıyla yüksek okulları) sanayinin içine çekmeyi başarırlar.

1954 Almanya’sında AİF (Arbeitgemeinschaft Industrieller Forschungsvereinigungen, Köln) Başkanı’nın bu birliği tanıtıcı yazısından uzun bir paragraf: “… Endüstriyel Araştırma Dernekleri Birliği’nin (AİF) azaları arasında tecrübeleri değiştirmeyi, araştırmayı ve geliştirmeyi teşvik etmeyi, araştırma problemlerini koordine etmeyi, endüstriyel araştırma derneklerinin müşterek ilgi alanlarını ve işlerin tanziminden resmi yolsan temsil etmeyi ve her cihetten yardım eden yol gösteren durumunda olmayı AİF kendisine vazife edinmiştir. Bugün (1954) AİF’e Alman ekonomisinin çeşitli şubelerinden 38 aza (araştırma derneği) kaydolmuştur. Diğer araştırma derneklerinin de ittifakı bulunmaktadır. AİF’inorganları (başkan, teknik müşavirler, ilmi araştırmacılar, aza meclisi…) vasıtasıyla çok verimli mübadeleler ve birçok branşlarda hayati değerde münasebetler vücuda getirilmiştir.

Dış memleketlerdeki benzer araştırma organizasyonlarıyla dostluk ve aktif münasebetler hâsıl olmaktadır. Bu bağlantı ları daha da samimileştirmek, bununla beraber henüz AİF’in dışında bulunanların dikkatini AİF’e çekmek için bir müracaat vasıtası olarak bu kitap takdim edilmektedir. Endüstri araştırmaları nın çeşitliliğine bir nazar edilebilir. Bunun imkânları, gücü ve bunun için iştirak etmeler küçük iktisadi işletmeler değil, birlik ve toplu araştırma maksadıyla dost kazanmak içindir…”

1954 yılında AİF’e üye bulunan birkaç dernek adını bu kitaptan aktaralım.

- Alman, Hassas Mekanik ve Optik Endüstrisi, Tıp Optiği Enstitüsü, Köln.

- Elektrik Isısı Araştırma Enstitüsü, Essen.

- Matbaa Makineleri Araştırma Derneği, Würzburg.

- Madeni Levhalar İmalatı ve Kullanma Araştırma Derneği, Duesseldorf.

- Biracılık Öğretim ve Araştırma Enstitüsü, Berlin. AİF’e üye olan ve 3 Şubat 1953’de Hannover’de kurulmuş bulunan Gıda Endüstrisi Araştırma Dairesi görevlerini şu şekilde belirtmektedir:

1- Gıda endüstrisinin sahalarında ortaya çıkan teknik, ilmi problemlerin tanzimi ve tetkiki.

2- Gıda endüstrilerindeki ilmi araştırmaların yapılmasında, problemlerin çözülmesinde milli ekonominin maksada uygun olarak tayininde devlet iştirakinin sağlanması.

3- Düşünce mübadelesini endüstriyel araştırmalar maksadıyla ilmi enstitüler ve araştırma daireleri arasında hukuki prosedüre uygun olarak gerçekleştirmek.

4- İlmi tartışma günlerinin organizasyonunu yapmak.

5- Gıda Endüstrisi Araştırma Dairesi’nin görevi hizmettir ve her türlü kazanç faaliyetinin dışındadır.

Finansman:

Araştırma Geliştirme planlarının finanse edilmesinde aşağıdaki birlikler, dernekler iştirak etmişlerdir:

Ekmek Endüstrisi Birliği.
Diyetliler Gıda Endüstrisi Birliği.
Sirke Endüstrisi Birliği.
Balıkunu ve Balıkyağı Endüstrisi Birliği.
Maya Endüstrisi Birliği

ARAŞTIRMA ENSTİTULERİ

Almanya’da tarihi gelişme içinde görülmektedir ki, araştırmaların çok daha metodik, sistematik ve prodüktiv hale getirilmesi gerektiğinden, özel sektörün birçok alanda finans desteği ve yatırımıyla, sanayide ihtiyaç duyulan önemli her konuda, üniversitelerin bünyesinde “Araştırma Enstitüleri” müesseseleşmişlerdir. Ayrıca özel sektör organizasyonları içinde araştırma enstitüleri mevcuttur.

Özel sektör üniversitedeki enstitülere verdiği her Finansal desteğin karşılığını hukuki prosedür içine almıştır (eğer enstitüden karşılığını araştırma olarak alamadıysa, para olarak tazminatını almıştır). Üniversitelerdeki araştırma enstitüleri özel sektör anlayışı ile çalışmaktadır ve bürokrasi minimumdur. Üniversitelerdeki araştırma enstitülerine getirilen ilmi ve teknolojik problemler kısa zamanda çözülebilen küçük problemler ise, belirlenen zamanda “rapor” lar hemen verilmektedir. Eğer uzun süre içinde çözülebilecekse, enstitüde çalışan araştırma görevlilerine “master tezi” veya “doktora tezi” olarak verilmekte, böylece hem akademik unvanlı elemanların üniversitelerde yetiştirilmesi hem de sanayinin ihtiyacı olan araştırma geliştirme ve teknoloji üretimi gerçekleştirilmektedir.

TURKİYE’DE ARAŞTIRMA GELİŞTİRME VE TEKNOLOJİ URETİMİ NASIL YAYGINLAŞTIRILIR

1- Yukarıdaki bölümlerde kısaca açıklanan tarihi gelişme içinde görüldüğü gibi Almanya’da devletten önce, özel sektör tercihini ortaya koymuştur. Pek çok araştırma ve teknoloji üretimini bizzat yapmakta, yaptırmakta ve satmaktadır. Devlet o gün de bu gün de koordinatör durumundadır.

Türkiye’de özel sektör tercihini kolay yönde koymuştur. Araştırma geliştirme yapmayıp, yaptırmayıp, satın almayı tercih etmiştir ve halen buna devam etmektedir…

Hâlbuki Türkiye’nin endüstriyel ve ticari hayatında özel sektörün başarılı organizasyonu, sistematik ve prodüktiv çalışmada “tarihi gelişimi” müspet olarak vardır. Fakat araştırma geliştirme ve teknoloji üretiminde özel sektör hiçbir tarihi gelişme göstermemiştir. Bu durumu özel sektör kuruluşları yeniden değerlendirerek, konuyla ilgili yurtdışındaki organizasyonların benzerlerini gerçekleştirebilirler.

2- “Araştırma Geliştirme ve Teknoloji Üretimi” Türkiye için gerçekten önemli bir ihtiyaç mıdır?

Bir örnek: Gıda maddeleri her memleket için önemi büyük bir ihtiyaçtır. İmkânları varken bunu üretebilir ve ya üretmek istemez (…). Eğer parası varsa, bunu dışarıdan satın alır. Fakat tercihi nedir? Bu çok önemlidir.

KİT’lerdeki ve diğer yetkili devlet adamlarımız, özel sektör ilgilileri (istisnalar hariç) bu ihtiyacın ve tercihin öneminin ne kadar farkındalar? Önce bu hususta kesin karar verilmelidir ve tatbikata geçilmelidir.

3- “Türkiye’de Araştırma Geliştirme ve Teknoloji Üretimi”nin yapılabilmesi ve yaygınlaştırılmasının koordinasyonunda bir mesul müessesenin olması için “Üniversiteler ve Araştırmalar Bakanlığı” veya “Araştırmalar Bakanlığı” adıyla (Almanya’da: Forschungsministerium, Araştırmalar Bakanlığı var) her türlü özel ve resmi araştırma enstitülerinin koordinasyonunu gerçekleştirecek bir bakanlığın kurulması faydalı olur. Fakat devlet bürokrasisi ve yetkisi kanunla mutlaka sınırlandırılmalıdır. Çünkü araştırma ve geliştirmenin önünde en büyük engel bürokrasidir. Türkiye’de bugün problemleri çözmek için devlet eliyle (tepeden inme) kurulacak olan resmi müesseseler milletin başına problem olmaktadır. Araştırma geliştirme ve teknoloji üretimi konusunda devlet bürokrasisi yalnız koordinasyon işlerinde ve gerektiği kadar var olmalıdır. Özel sektör birlikleri içinde (İTO, İSO,TOBB,…) ihtiyaç duyulan her sanayi ve ticari konuda (lokomotif sektörlerde öncelik sırasına göre) “Teknoloji Üretimi Araştırma ve Geliştirme Enstitüleri” kurulabilir.

4- Bugün üniversitelerimizin bünyelerinde halen birçok dallarda “Araştırma Uygulama Merkezleri” mevcuttur. Ticaret ve Sanayi Odaları’nın organizasyonları içinde, bu araştırma ünitelerinin reorganizasyonu sağlanarak bunların altyapı, tesis ve teçhizat eksiklikleri giderilerek çok daha aktif ve faydalı (üretken) hale getirilmeleri mümkündür. Üniversitelerimizde bir sahada teknoloji üretme, araştırma geliştirme potansiyeli vardır. Öğretim üyelerinin yeni bir organizasyon çerçevesinde özel sektör anlayışıyla (minimum bürokrasi) kolektif çalışmalarına zemin hazırlanırsa, araştırma geliştirme ve teknoloji üretimi yaygınlaştırılabilir.

5- Teknoloji Üretimi, Araştırma ve Geliştirme konusunda üniversiteler sanayi ile ticaret ile iç içe değildirler. Bir benzetme yapılırsa, tıp fakültelerinde hasta, doktor, tesis ve teçhizat (hastane, cihazlar, ilaçlar vs.) bir aradadır. Bunlar bir arada dengeli olunca, tıp fakültelerimizde araştırma için gerekli ortamın fiziki yapısı oluşmaktadır. Böylece sağlık konusunda en azından problemler bilinmekte, hedefler, çözümler belirlenebilmektedir.

Fakat teknolojik konularda, sanayide ne gibi küçük-büyük problemler var?

Üniversitelerin bu problemleri yok, olan lokal çözümler de yeterli sayılamaz. (Teknolojik araştırmalarda da problem, araştırmacı, tesis-teçhizat; iç içe ortamı sağlanmalıdır.) Yeni bir organizasyon ve anlayışla üniversitelerin potansiyeli özel sektör tarafından harekete geçirilebilirse, zaman kazanılacak ve arzu edilen birçok merhale kolaylıkla kat edilecektir. Türkiye’de bugün problemleri çözmek için devlet eliyle kurulan resmi müesseseler milletin başına problem olmaktadır. Araştırma geliştirme ve teknoloji üretimi konusunda devlet bürokrasisi yalnız koordinasyon işlerinde ve gerektiği kadar var olmalıdır.

 

KUTU.

Prof. Necati Tahralı kimdir?

1948 yılında Konya’da doğdu. 1964 yılında İ.T.Ü. Makine Fakültesi’ne (Gümüşsuyu) girdi ve 1970 yılında yüksek makine mühendisi olarak mezun oldu. Aynı yıl İstanbul Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi (bugünkü YTÜ) Makine Mühendisliği Bölümü Makine Elemanları Kürsüsü’ne asistan oldu. 1978 yılında Makine Elemanları Bilim Dalında doçent, 1988’de Makine Dinamiği Sistem Dinamiği ve Kontrol Anabilim Dalında Profesör oldu. 1984-2007 (23 yıl) Makine Teorisi Sistem Dinamiği ve Kontrol Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı. 1974, 1977, 1989 yıllarında Almanya Münih Teknik Üniversitesinde (Institut Für Maschienenelemente, Forschungsstelle für Zahnraeder und Getriebebau) FZG’de misafir araştırmacı olarak çalıştı. Uzmanlık alanları : Makine Elemanları (Dişliçarklar),Konstrüksiyonda Güvenirlik ve ömür, Makine Dinamiği ve Titreşimler. Halen YTÜ Makine Fakültesi Dekanı olarak görev yapmaktadır.

 

 

SPOT.

TURKİYE’DE BUGUN PROBLEMLERİ COZMEK İCİN DEVLET ELİYLE KURULAN RESMİ

MUESSESELER MİLLETİN BAŞINA PROBLEM OLMAKTADIR. ARAŞTIRMA GELİŞTİRME VE

TEKNOLOJİ URETİMİ KONUSUNDA DEVLET BUROKRASİSİ YALNIZ KOORDİNASYON

İŞLERİNDE VE GEREKTİĞİ KADAR VAR OLMALIDIR.

 

RESİM ALTI.

PROF. NECATİ TAHRALI