Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan kurumlar da Venüs gibi birer parlak yıldızdır benim için: Çocuk Esirgeme Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk Hava Kurumu, Kayseri TOMTAŞ Teyyare Fabrikası, Etimesgut Uçak ve Motor Fabrikası, Sümerbank, Etibank… Bugün bunları; “var olanlar ve olmayanlar” diye ikiye ayırmak mümkün mü? Evet mümkün. Hatta çağa damgasını vuran havacılık sanayisinin temelini oluşturan uçak fabrikalarının bir zamanlar yokluklar içerisinde Türkiye’de de kurulduğu nu, dizaynlar geliştirilip üretimler yapıldığını bilenlerin sayısı her geçen gün azalıyor. Yeni doğan çocuklarımızın ise -ilgi alanlarına girmediği sürece- bilmeyenlerin sayısı çığ gibi artıyor! Neden? Sebep olanlar kimler? Annebaba olarak, öğretmen olarak, politikacı olarak, her seviyedeki yöneticiler olarak; “bilerek veya bilmeyerek yapılan hataların” nasıl düzeltilebileceğine dair çaba sarf ediyor muyuz? İsterseniz biraz düşünün bu soru üzerinde. Cevabını daha sonra verirsiniz… Belki de hiç unutmazsınız bu soruyu? Birileri bize geçmişimizi, tarihimizi, büyüklerimizi, bilim adamlarımızı, buluşlarımızı bilinçli ve kasıtlı olarak unutturmaya çalışıyor. Uygulanan stratejiler uzun vadeli stratejiler. Gündemlerimiz çok hızlı değişiyor. Medya ve üniversitelerimiz farkına varmadan uluslararası tekellerin kontrolüne geçti. Yönlendirmeler tamamen dış kaynaklı. Eğitimin temel ilkeleri her gün çiğneniyor. Milli ruh her gün söndürülmeye çalışılıyor. Bu durumu ancak tarihimize sahip çıkarak, siyasi tarihimizi üniversitelerimizin bütün bölümlerinde titiz ve dikkatli bir şekilde üzerinde durarak gençlerimize öğretmekle düzeltebiliriz. Ne idik, nereden, nasıl geldik, neler yaptık? Hangi devletler tarih boyunca ne tür entrikalar yaptı ve sonunda ne oldu?Öğrenmemiz gerekir... Öğretilmesi gerekir... “Emrullah Âli Yıldız kimdir?” desem çok az kişi tanır. Çoğunluğumuz ise tanımaz. Bir uçak fabrikası düşünün… Uçaklar dizayn ediliyor, projelendiriliyor, üretiliyor… Test edilecekler. Yani uçup uçmayacakları denenecek… Kim yapacak? Test pilotu… Test uçuşunda neyle karşılaşacak? Kendisi dahil, bilen yok… Kimdir bu adam? Nasıl bir yürek var?cak paraşütünü? Otomatik açma aletinden başka hiç kimse! Önceden ayarladığı irtifaka (örneğin yere 500 metre kala) otomatik açma aleti sayesinde paraşüt otomatik olarak açılır ve paraşütçünün yere emniyetli iniş yapması sağlanmış olur. Bu aletin patent hakkı kimindir desem ne cevap vereceksiniz? Cevabım: Emrullah Âli Yıldız’dır. Ama ne yazık ki bu hak şimdi onun değil. 1940’lı yıllarda Etimesgut Uçak Fabrikası’nda test pilotu olan Emrullah Âli Yıldız’ın elinden tutan kimse çıkmamış. Yöneticileri onun elinden tutmamış; ama elin Amerikalısı Okyanus ötesinden gelmiş, 1952 senesinde onu keşfederek Amerika’ya götürmüş ve “Otomatik Açma Aletinin” patent hakkını yasal yollarla elinden almasını başarmış. (Ayrıntılar için bakınız: Gökteki Venüs, M.Bahattin Adıgüzel, 2004, THK Kültür yayınları) 1950’li yıllarda Beyoğlu’nda “Gör-Çek” Fotoğraf Stüdyosu’nu gören ya da duyan var mı? Mutlaka vardır. Stüdyoya giriyorsunuz… Elinize bir buton veriliyor… Etrafınızdaki aynalara bakarak istediğiniz anda basıyorsunuz düğmeye… Yani stüdyoya ilk gittiğinizde farkına varmadan kendi fotoğrafınızı kendiniz çekiyorsunuz… Sabah evinden çıkıp işine gelecek, uçağın başına geçecek, kontrollerini yapacak, onlarca belki de yüzlerce insanın gözü önünde uçağı çalıştıracak, pist başına gelecek, kalkışını yapıp test kriterlerine göre uçuşunu gerçekleştirecek. Uçuş başarılı olursa herkes alkışlayacak… Ya başarısız olursa? O zaman dilin kemiği yoktur… Serbest paraşütçülerin kullandıkları “otomatik açma aleti” vardır. Bilir misiniz? Mesela 3 bin metreden atlayış yapan bir paraşütçü, havada ani bir baygınlık geçirse kim aça- Kimdir bu fotoğrafçı? … Etimesgut Uçak Fabrikası’nda test pilotluğu yapan, mucit, hem sağ hem sol eliyle seri yazı yazabilen kısacası her parmağında ayrı hüneri olan, ne yazık ki şu anda aramızda bulunmayan Emrullah Âli Yıldız’ın ta kendisidir. Arşivlerimize sahip çıkalım, bakan değil gören olalım…