İcatların mucitlere kazanç sağlamaya başlanmasıyla birlikte icatların‘Güvence altına’ alınmasına ihtiyaç duyulur...

15’inci yüzyılın ikinci yarısındaAvrupa’da iktisadi vesosyal bakımdan önemli gelişmeler yaşanır. Üretim,ticaret ve nüfus artarken bununla birlikte, önemli teknik gelişmeler olur.Orta Çağ’a özgü, anında tüketime yönelik bireysel küçük üretimin yerini,ticarete ayrılan büyük sosyal üretim almaya hazırlanmaktadır. Kısacası feodal üretim biçimi çözülmekte, onun yerine, kapitalizm doğmaktadır. İlk patentler olarak değerlendirilebilecek,mucitlere ayrıcalıklı onay belgesi verilmesi uygulaması, icatların getirilerinin farklılaşmaya başladığı böyle bir dönemde, Venedik’te başlar.

Buluşların korunmasına yönelik çalışmaları,1474’te uygulamaya koyulan resmen duyurulmuş ilk patent kanunu izler.Patent sistemlerinin kanunlaşması ve gelişmesinde ise Sanayi Devrimi ve sonrasında, 19. yüzyılın başlarına kadar‘Dünyanın Atölyesi’ olarak değerlendirilen İngiltere’nin öncü olduğu görülür.Hatta kimi kaynaklar, yeni bir teknolojiyi ithal eden ya da geliştiren kişiye buluşunu belli bir süre kullanma hakkı tanıyan ve 14. yüzyılda İngiltere’de verilen patent belgelerini (Letters Patent) ilk patentler olarak gösterir. Zaman içinde bu hakların kötüye kullanılması,bu konuda bir düzenleme yapılması ihtiyacını doğurur.

1623’te çıkarılanTekeller Yasası ile bazı koşullar getirilir ve buluşlara ilişkin haklar 14yıl ile sınırlanır. Uzun yıllar boyunca hiçbir değişiklik yapılmadan yürürlükte kalacak olan bu yasa, günümüzdeki patent yasalarının da temelini oluşturur.1878 yılında yürürlüğe giren ABD Anayasası’nda bulunan maddeler gereği, ABD’de 1790 yılında patent kanunu yürürlüğe girer. Hemen bir yıl sonra, 1791’de, Fransa’da patent kanunu yürürlüğe girer. Diğer devletlerde patent yasalarının kabul edilmesi için ise henüz vakit vardır.

Bilim ve sanayi arasındaki ilişkiler Sanayi Devrimi sırasında sistemsiz bir şekilde yürümekte, modern araştırma laboratuvarları ortaya çıkana kadar etkilerini sürdürecek olan ‘mucit-girişimciler’ortaya çıkmaktadır. Etkilerini19. yüzyılda daha çok ortaya koyacak olan rekor sayıdaki patentin sahibi Edison’dan dinamitin ünlü mucidi Nobel’e kadar bu mucit-girişimciler,önceleri deneylerinin finansmanını genellikle kendileri sağlamakta,buluşlarını yaptıktan sonra patentlerini almakta ve sonrasında şirket kurarak ürünlerini üretip satmaktadırlar.

20. yüzyılla birlikte icatlar, mucitlerin kendi laboratuvarlarından sanayi,kamu ya da üniversitelerin bünyelerinde kurulan profesyonel araştırmageliştirme laboratuvarlarına geçer. Bugeçişe en iyi örneği belki de Edison’unçalışmaları verir. Sahip olduğu bin 93 patent ile bu alanda bir rekora sahip olan ve ‘İcat’, ‘Mucit’ ya da ‘Patent’ sözcükleri söylendiğinde pek çok kişinin aklına gelen ilk isim olan Thomas Alva Edison, bu derece yüksek patent sayısına, önce Newark’ta kurduğu laboratuvar ve ardından Menlo Park’ta kurduğu ve modern araştırma laboratuvarlarının ilk örneklerinden olanla boratuvarıyla ulaşmıştı.

Ancak Edisongibi örneklere fazla rastlanmaz. Çok geçmeden, icat faaliyetleri şirketlerin bünyesindeki araştırma geliştirme laboratuvarlarına kayar ve önemli şirketler, önemli buluşlara ev sahipliği yapacak olan laboratuvarlarını birer birer açar.‘İcat etme’ sürecinde böylesi önemli gelişmeler yaşanırken 19. yüzyıl boyunca,pek çok ülkede patent yasaları yürürlüğe girer, mevcut yasalarda düzenlemeler yapılır ve uluslararası anlaşmalar ortaya çıkar. 1815’de Rusya,1864’te İtalya, 1877’de Almanya ve1885’te Japonya’da, kendine özgü yanlarıyla patent yasaları yürürlüğe girer.

Osmanlı’da ise Fransa’nın 1844 yılındayaptığı düzenlemeden uyarlanarak yürürlüğegiren ‘İhtira Beratı Kanunu’ 10Mart 1880’de yürürlüğe girer. Bu yasa,üzerinde çeşitli değişiklikler yapılarak,Türkiye Cumhuriyeti’nde de yürürlüktekalacaktır; ta ki 1995 yılına kadar…Uluslararası anlamda en önemli gelişmelerden biri ise 20 Mart 1883’te sınai mülkiyet haklarının korunması için imzalanan Paris Sözleşmesi (Paris Conventionfor the Protection of IndustrialProperty) ile yaşanır.

Ulusal patent kanunlarının anayasası olarak kabuledilen bu sözleşme, sınai mülkiyet hakları konusundaki ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme İngiltere, Hollanda,İtalya, Belçika, İsviçre, İspanya,Portekiz, Brezilya ve Tunus tarafından imzalanır. Sözleşme, sonraki yıllarda çeşitli kereler müzakere edilerek ve bir takım değişiklikler yapılarak 1967 yılında son halini alır ve 30 maddeli nihai bir sözleşme imzalanır.Sonraki yıllarda, patent başvuruları sırasında istenen belgeler, buluş konularının sınıflandırılması gibi çeşitli konuların uluslararasılaştırılması ve işbirliği yönünde çeşitli anlaşmalar imzalanır.

1973 yılında ise Avrupa Patent Sözleşmesi’nin (European PatentConvention, EPC) hazırlanması kararı alınır ve Avrupa Patent Ofisi (EuropeanPatent Office, EPO) kurulur.

EPO, sözleşmenin1977’de imzalanmasının ardından,1 Kasım 1977’de fiilen çalışmaya başlar. Daha sonra kurulacak olan Avrasya Patent Örgütü, Afrika Bölgesel Sınai Haklar Örgütü gibi birliklerle birliğe üye ülkeler için tek bir başvuru yapmanın yeterli olması amaçlanır.

Patent ve patent ile ilgili yasaların tarihsel gelişiminden sonra şimdi,belki başta yapmamız gereken patent tanımına ve özellikle son yıllarda daha çok dile getirilmeye başlanan patent üzerindeki tartışmalara kısaca bakalım.

Türk Patent Enstitüsü’nün tanımınagöre patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme,kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır.Patent verilecek buluşlarda isetemel olarak yenilik, tekniğin bilinendurumunun aşılması ve sanayiyeuygulanabilirlik ya da faydalı olması gibi kriterler aranır.

Oysa günümüzde,alınan binlerce patentten pek azı fayda getiriyor... Bunun dışında günümüzdedünyanın herhangi bir yerinde binlerce yıldır sağlığa faydası bilinen herhangi bir bitkinin günün birinde bir şirkettarafından patentinin alınmasıyla yada çeşitli ilaçların patentlerinin alınıp,benzerlerinin üretimi engellenerek, oilacı alamayacak hastaların kaderlerineterk edilmesi gibi durumlarla karşılaşılınca,patent konusu da tartışmaya açılıyor.

Bu noktada gelin, GeorgeBasalla’nın sözleri ile bitirelim: “Patentsistemine yönelik eleştiriler, yaratıcıetkinliği teşvik etmenin ve toplum ilemucitlerin refahını sağlamanın dahaiyi yolları olduğunu açığa vuruyor. Ama patent sistemi ve modern endüstri,Endüstri Devrimi sırasında eş zamanlı olarak ortaya çıktıkları için patent sisteminealternatif sistemlerle çok fazla deneyim yaşamadık.”

‘İcat’, ‘Mucit’ ya da‘Patent’ sözcükleri söylendiğinde pek çok kişinin aklına gelen ilk isim olan Edison, 1093 adet patente
sahipti.


PATENT MODELLERİ

ABD patent sisteminin erken dönemlerinin en dikkat çekici özelliklerinden biri de patenti alınacakbuluşun nasıl çalıştığını gösteren minyatür modellerdi.

Ancakzamanla bu modellerin korunması zorlaşınca, patent alma prosedürü için çizim ve mikrofilmler istenmeyebaşlanır.

Buna rağmen bir süredaha muhafaza edilmeye devamedilen bu modellerin saklanma zorunluluğu da sonraları kaldırılır.

Ardından, modeller açık artırmayla satışa çıkarılır. Bu modellerden bazıları Rahmi Koç Müzesi’nde bulunuyor.Müzede bulunan modeller içerisinde en önemlisi ise Edison’un elektrik üretimini sağlayan jeneratör modelidir.

TÜRKİYE’DE PATENT HAKLARI

19. yüzyılın sonlarında, pek çok Avrupa ülkesinin benzer yasaları yürürlüğe koyduğubir dönemde, Osmanlı Devleti’nde ilk patent yasası yürürlüğe girer.

Bu kanun,Fransa’nın 1844 yılında yaptığı düzenlemeden uyarlanan ve 10 Mart 1880’de yürürlüğe giren ‘İhtira Beratı Kanunu’dur.

Yasa, üzerinde bazı değişiklikler yapılarak1995 yılına kadar yürürlükte kalır.

Sınai mülkiyet hakları konusunda çağdaşmevzuat düzenlemelerinin hazırlanması çalışmalarına 1980’li yıllarda başlanır vebu çalışmalar, Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması’nın 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin oluşturulması gibi gelişmelerle hız kazanır.

Bunun sonucunda patent, faydalı model,endüstriyel tasarım, markalar ve coğrafî işaretlerin korunmasını sağlamak amacıyla Bakanlar Kurulu’na Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisini veren 08.06.1995 tarih ve 4113 sayılı kanun kabul edilir.