“Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle bir “sanayi neferi” olan Nuri Demirağ’ın torunu, Cumhuriyet tarihimizin yetiştirdiği önemli makine ve uçak mühendisleri arasında sayılan pilot Mehmet Kum’un kızı olarak makinelerle çocukluğumda tanıştım. Biyomedikal alanda uzmanlaşsam da makineler hala işimin bir parçası olmayı sürdürüyor.”

Drexel Üniversitesi Biyomedikal 
Mühendisliği, Bilimleri ve Sağlık Sistemleri Fakültesi kurucu dekanı olan Banu Onaral, işlevsel beyin görüntüleme, ultrason ve optik yoğunluklu biyomedikal sinyal işlemciliği ile kompleks sistemler ağırlıklı bilgi mühendisliği üzerine akademik çalışmalar yapıyor. ABD’de Ulusal Bilim Vakfı (NSF), Ulusal Sağlık Vakfı (NIH), Deniz Kuvvetleri Araştırma Ofisi (ONR) ve DARPA gibi savunma sanayisine bağlı araştırma daireleri tarafından desteklenen geniş kapsamlı araştırma projelerini yöneten Banu Onaral, birçok uluslararası ödüle layık görüldü. ‘Ürüne Dönüşebilir Araştırma’ (Translational Research) ve girişimci teknoloji aktarımı (Entrepreneurial Technology Transfer) akımının öncülerinden sayılan Banu Onaral, Drexel Üniversitesi’nde Biomedikal Teknolojilerin Ürüne Dönüşüm Programı’nın da kurucusudur.

Banu Onaral kimdir? Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
ABD’de Philadelphia eyaletinde bulunan Drexel Üniversitesi’nde H. H. Sun Kürsüsü profesörüyüm. Kurucusu olduğum Biyomedikal Mühendislik, Bilim ve Sağlık Sistemleri adlı disiplinler arası fakültenin dekanlılığını üstleniyorum. Notre Dame Sion Fransız Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Elektrik Mühendisliği eğitimi aldım. BS ve MS derecelerimi BU’dan aldıktan sonra Fulbright Bursu ile University of Pennsylvania’da Medical Electronics konusunda University Fellow olarak doktora çalışmalarıma başladım. Bu sayede ABD ve dünyada ilk kez Biyomühendislik bölümünde doktora yapan kişiler arasında yer aldım. Kariyerimin en köklü ve uzun soluklu yatırımlarından biri; biyomedikal mühendisliği mesleğini akademik dünyaya kazandırmak, önemini vurgulamak, yükselen sağlık sanayisinin temel taşını oluşturduğunu gerek üniversite gerek iş dünyasında kanıtlamak ve yerleştirmek oldu. Temel ve  uygulamalı bilimleri ve mühendisliği, yaşam bilimleri ve tıp ile tümleştiren ve bu konuda yeni nesilleri yetiştirebilecek kurumların hayata geçmesi için küresel boyutta emek verdim. Birçok Türk kökenli gencin biyomedikal mühendislik eğitimine ve bilimsel araştırmalarına tez danışmanı olarak katkıda bulundum. Geleceğin önemli sektörlerinden biri olacak sağlık sanayisinin temelini oluşturan bu konuda, gençlerimize yol göstermeye çalıştım. Araştırmalarımda biyomedikal işaret ve sistem mühendisliğine odaklı çalışıyorum. Sayısal bilgi işlem konusunda uzmanlığım vücut işaretleri, biyomedikal ultrason ve işlevsel optik beyin izleme konularını içeriyor. Ayrıca yeni nesil tıbbi cihazların geliştirilmesi ve yenilikçi sağlık çözümlerine dönüşmesinde üniversite çapında Coulter-Drexel Girişimci Teknoloji Aktarımı Programı’nı yönetiyorum. Öğretim üyeleri ve öğrencilerimizin teknoloji geliştirme profesyonelleri, hukukçular, girişimciler, yatırımcılar, sanayiciler ve ekonomik kalkınma kurumları ile verimli ilişki kurmalarına destek veriyorum.

Notre Dame de Sion’nun edebiyat bölümünden mezun olmanıza rağmen pozitif bilimlere yönelmenizi etkileyen unsurlar nelerdir?
Notre Dame de Sion’da ortaokul öncesi Fransızca öğrenmek için iki yıl hazırlık okuduğumdan olgun bir genç olarak liseye başladım. Sürekli düşünen ve sorgulayan, bilgiye doymayan meraklı bir gençtim. Doğal olarak felsefe okumak bana çok uygundu. Kritik düşünmemi felsefe dersleri pekiştirdi ve dünyaya bakışımı olumlu etkiledi. Her gencin eğitiminde ve aydınlanmasında böyle derin düşünme ile temel kavram, ilke ve değerleri irdeleme fırsatı bulmasını dilerim. Eğitime paralel olarak, benim gibi matematik ve bilime meraklı arkadaşlarımla birlikte ileri matematik uzmanı öğretmenlerimizden ek dersler alırdık. Hatta yazın hep birlikte toplanır, onların gözetiminde çalışırdık. Bu fedakar öğretmenlerimizden Monsieur Matalon’un hakkını ödeyemeyiz. Onun sayesinde pek çoğumuz bilim insanı, tıp doktoru ve mühendis olduk.

Türk Amerikan Bilim Adamları ve Akademisyenler Birliği Başkanlığı’nı da üstlendiniz. Bu birliğin misyonundan ve çalışmalarından bahseder misiniz?
Türk Amerikan Bilim Adamları ve Akademisyenler Dernegi (Turkish American Scientists and Scholars Association) demokratik bir sivil toplum örgütüdür. İki yılda bir yeni başkanını seçer. Derneğe 2008-2010 yılları arasında başkanlık yaptım. Halen gönüllü arkadaşlarımıza destek vermeyi sürdürüyorum. TASSA’nın kurulış amacı; Türkiye ve ABDarasında bilim köprüleri kurmak, her iki ülkenin bilimsel ve teknolojik gelişimine olumlu katkılarda bulunmaktır. Gerek ABD’de gerekse de Türkiye’de bilimsel etkinlikler organize etmek, bilim insanları arasında etkileşim fırsatları yaratmak, ABD’de yaşayan Türk bilim insanlarının kariyerlerine destek olacak faaliyetler düzenlemek derneğin belli başlı görevleri arasındadır.

 
Yurt dışında çalışmalarınıza ne zaman başladınız, sizi yurt dışına yönelten temel etkenler nelerdi?
ABD’ye elektrik mühendisliği alanında master yaparken aldığım Fulbright Bursu ile tezimi tamamladıktan sonra yerleştim. Bilim insanları daima yeteneklerini geliştirebilecekleri, evrensel bilgi dağarcığına katkıda bulunabilecekleri, verimli olabilecekleri ortamların arayışı içindedir. Gönülleri ülkelerinde kalsa da, onları yetkin kılacak ortamların cazibesi güçlüdür. ABD bu gerçeği erken görüp dünyadaki beyin gücünü bünyesine toplayan bir ülke. Son yıllarda Asya-Pasifik ülkeleri, Avrupa ve Körfez ülkeleri de cazip bilim ve teknoloji kentleri kurdular ve bilim insanlarına kucak açtılar. ABD veya Türkiye’de yetişen genç bilim insanları artık yükselişe geçen bölgeleri tercih ediyor.

Türkiye’de araştırma-geliştirme çalışmalarının genel yapısıyla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? Türk akademisyenlerin sizce artıları ya da eksileri nelerdir?
Türkiye toplumsal kalkınmanın bilim, teknoloji ve yenilikle gerçekleşeceğini benimsemiş bir ülkedir. Ekonomik bağımsızlığımızı ve ulusal güvenliğimizi hızla bu akıma dahil olmakla sağlayabileceğimizin farkına vardık. Bilim insanlarını, girişimcileri ve yatırımcıları
cezbedecek koşulları sağlamak, yenileşim üsleri yaratmak ülkemizin öncelikli stratejileri arasındadır. Bu sistemlerin yerleşmesi,
halen kurulu bilim kentleri, teknoparklar, ulusal teknoloji merkezleri, organize sanayi bölgeleri ile benzer ortamların etkinleşmesi ve kalkınmamıza ivme kazandırması için kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Yöresel kalkınma ajanslarının, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK’ın strateji ve calıştaylarına katılarak olumlu gelişmeleri yakından takip ediyorum. Ayrıca son yıllarda yöresel yenileşim hareketlerinin Ankara, İstanbul, İzmir ve diğer şehirlerimizde örgütlenmesinde fiilen çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Bilim insanlarını, ulusal veya etnik kökenlerinden ziyade evrensel bilgi dağarcığına yaptıkları katkılarla değerlendirmemiz gerekiyor. Yeşerebileceği ortamı bulunca coşan bitkiler gibi uygun iklimi, yeteneklerini ve bilime olan tutkularını besleyen, pekiştiren ortamları sağlamalıyız. Nitekim Türkiye’nin her yöresinden ABD’deki üniversitelere gelen Türk öğrencilerinin başarılarıyla kanıtladığı gibi, doğru ortamları ivedilikle yaratarak bilim insanlarımızın bilimsel verimliliklerini ve sundukları yeniliklerle topluma katkılarını hızla artırmamız mümkündür. 

Nuri Demirağ’ın torunu olarak makineler ile iç içe büyüdüğünüzü düşünüyoruz. Türkiye size göre sanayileşme ve makine üretiminde geçmişten günümüze ne kadar yol aldı? Türk sanayisi bir sıçrama gerçekleştirebilmek için nelere ihtiyaç duyuyor?
Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle bir “sanayi neferi” olan Nuri Demirağ’ın torunu, Cumhuriyet tarihimizin yetiştirdiği önemli makine ve uçak mühendisleri arasında sayılan pilot Mehmet Kum’un kızı olarak makinelerle çocukluğumda tanıştım. Farklı bir alanda uzmanlaşsam da makineler hala işimin bir parçası. Bilim insanı ve mühendis olarak uzmanlaştığım biyomedikal teknolojiler hassas tasarım ve üretimin etkin kullanımı konusunda uçak sanayisinden besleniyor. Parçası olduğum araştırma projeleri arasında işlevsel beyin görüntüleme önemli bir yer tutuyor. Amerika Birleşik Devletleri Philadelphia’da yaşayan ve çalışan bir öğretim üyesi olarak, Türk öğrencilerimizle birlikte, pilotların ve hava trafik operatörlerinin beyinlerini izleyerek bilişsel performanslarını artıran, bu sayede güvenli ve etkin uçuş yapmalarını sağlayan araştırma-geliştirme projelerinde çalışıyoruz. Bu teknolojileri çeşitli sağlık ve eğitim çözümlerine aktararak çok kullanımlı uygulamalar üretiyoruz. Öğrencilerimizle sık sık Türkiye’yi ziyaret ederek, özellikle biyomedikal teknolojiler ve havacı performansına odaklı yöresel araştırma, geliştirme ve yenileşim etkinliklerine fiilen katılıyoruz. Anadolu’nun birçok kentinde yenilikçi gençler ve bilim insanları ile yerinde temas kuruyor, araştırmalarına destek olmaya çalışıyoruz. Rahmetli dedem ve babamdan aldığım ilhamla, halkımızın bilim ve yenilikle kalkınacağına yürekten inanan bir gönüllü olarak havacılık, sağlık ve diğer sanayi dallarında bir yenilik hamlesinin eşiğinde olduğumuza inanıyorum.


Türk sanayisine önemli katkılarda bulunan Nuri Demirağ ile yaşadığınız bir anıyı paylaşır mısınız?

Çocukluğum dedem Nuri Demirağ’ın Üsküdar’daki korusunda veya Yeşilköy’deki uçak atölyesinde geçti. Dedem her torununa özel ilgi gösterir, her seyahat dönüşü ilgimizi çeken hediyeleri getirmeye çalışırdı. Mühendis olacağım içine doğmuş gibi çeşitli parçalardan oluşan, düşündüren oyuncakları tercih ederdi. Beni dizlerine oturtup mantık soruları sorardı. Yıllar hatta asırlar ötesini gören bir kişiydi. Torunlarının geleceğini bir kahin gibi öngörmesine halen şaşırıyorum.

Kariyer hedeflerini belirlemek isteyen gençlere hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Bilime yatkın ve tutkun her genci, Türkiye’de veya dünyanın her hangi bir köşesinde tüm fırsatları değerlendirerek yeteneklerini geliştirmeye davet ediyorum. Böylece küresel beyin ağımız kritik kitleye ulaşacak. Ortak aklımız ülkemizin bilim ve teknoloji davasının temel taşını oluşturacak. Bu görevi, halkımız ve insanlık adına yerine getirmek zorundayız. Bu yolda yürüyen her gence, elimizden geldiğince yardımcı olmaya hazırız.