Makine sektöründe daha fazla kadın çalışanın görev alması gerektiğini belirten Aydosa Makine İdari İşler Müdürü Ayla Aydoğan, kadınların zeka ve matematiksel düşünce açısından öne çıktıklarını ifade etti.

Makine sektöründeki erkekegemen yapının Türkiye’de olduğu gibi yurt dışında da fazlasıyla hissedildiğini belirten Aydosa Makine İdari İşler Müdürü Ayla Aydoğan, “Yurt dışında katıldığımız fuarlarda, ziyaretçilerimizin neredeyse yüzde 90’ını erkekler oluşturuyor. Makine sektöründe çalışan ve özellikle Türkiye’den gelen bir kadın yöneticiyle karşılaşmak insanları çok şaşırtıyor. “Türkiye!” dediğim zaman, gözlerini açarak yüzüme dikkatlice bakan veya hemen kafasını kaldırıp tabeladaki ülke adını kontrol eden insanlara çok şahit oldum” diye konuştu.


Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?
İzmir’de 1978 yılında doğdum. Yaşadığı  ülkeyi çocukluk yıllarında terk edip Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan ve hayata sıfırdan başlayan dört çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Babam birkaç iş değiştirdikten ve hafta sonları da ek işler yaptıktan sonra kendi atölyesini açtı. Kalıpçılık sektöründeki birkaç yıllık faaliyetinden sonra da kesici takım konusundaki eksiği görerek kater üretmeye başladı. Böylece Türkiye’nin kater üreten ilk firması olduk. Başlarda HAS sonra da Aydosa markasıyla üretim hayatına devam eden ve 45’inci yılını geride bırakan firmamız, günümüzde 32 ülkeye ihracat yapıyor. Bor yağı kokusu içinde, “makine sesi senfonisi” dinleyerek büyüyen ben de  işin mutfağında çalışıyor; hem üretimden satışa kadarki süreçte, hem de yönetimde görev alıyorum.


Bulunduğunuz göreve gelme sürecinizle ilgili bilgi verir misiniz?
Ailemizin erkek bireyleri işyerinde büyüdü ve teknik ağırlıklı eğitimleriyle birlikte işe dahil oldu. Ben ise cinsiyetin getirdiği farklılık dolayısıyla işe biraz uzaktım. Daha doğrusu üç erkek evlat varken bana o yıllarda pek iş düşmüyordu. Muhasebe eğitimim sırasında kardeşlerimden birisinin vefatıyla 19 yaşında dahil oldum. Sıkıntılarla başlayan iş hayatım, iş hakimiyetimin gelişmesiyle bir zevke dönüştü. Başta sadece fatura keserken ve işle ilgili aslında benden beklenen de bu kadarken; kısa zamanda ürettiğimiz bütün ürünleri kodları, teknik özellikleri ve yedek parçalarıyla bilen, kullanım şekli ve yeri konusunda da müşteriyi yönlendirebilen biri haline geldim. İş konusunda kazandığım bu yetkinlik doğrultusunda aldığım övgüler de arttı ve yaptığım iş benim için hem kolay hem de zevkli bir hale dönüştü.

Bulunduğunuz görevi kaç yıldır sürdürüyorsunuz? Ortalama bir iş gününüz nasıl geçiyor?
Aktif olarak 16 yıldır çalışıyorum. Öncelikli görevim yurt dışından gelen siparişlerle ilgilenmek. Siparişlerle ilgili olarak müşterilerimizle yapılması gereken yazışmalar, faturalar, malın ihracı ve lojistik organizasyonlarından sorumluyum. Yaklaşık 870 kalem standart ürünümüz ve bunun  yanında ayrıca bazı özel üretimlerimiz var. Bu ürün çeşitliliği içinde teslim süresiyle ilgili müşteriye sağlıklı bilgi verebilmek için stok takibinin de sıkı bir şekilde ve aynı anda yürütülmesi gerekiyor. Bu nedenle stok takibi, satış istatistikleri ve bunlara bağlı olarak üretim programlarının oluşturulmasında da en büyük görev bana düşüyor. Firmanın finansmanıyla ilgili de bazı sorumluluklarım olduğu için, iş günlerim çok yoğun geçiyor.

İş temposunun oldukça yoğun olduğu makine sektöründeki başarınızı neye borçlusunuz?
Öncelikle, başarının tamamen ekip işi olduğunu ve işletmelerin başarısının tek kişi üzerinden değerlendirilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Hepimiz birer domino taşıyız. Birimizin eksik olması ya da işini eksik yapması, hareketi yarıda keser ve süreci aksatır. Eğer şirketimiz iyi bir konuma geldiyse, bizler de başarılı olmuşuz demektir. Bugün, binlerce çalışanı olan ve tüm dünyada satış ağına sahip olan dev firmalar, işbirliği için masaya oturduğumuzda artık bizi teste tabi tutmayacaklarını, kalitemize ve bize güvendiklerini gönül rahatlığıyla söyleyebiliyor. Bu durum, firmamız ve elbette benim için en büyük ödül. İşe başladığım dönemde bir ülkeye bile ihracat yapmıyorken, bugün ihracat yaptığımız ülke sayısının 32’ye ulaştığını görmek de benim için çok büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı. Bu çerçevede, başarı kazanmak için yapılması gerekenlerin özetle; görevleri paylaşmak ve işi ehline yaptırmak olduğunu ifade edebilirim. İşe başladığım dönemde firmamızda; teklifler, ihaleler, siparişler, faturalandırma, tahsilatlar, ödemeler, stok takibi gibi yapılması için detaylı çalışılması ve uzun zamana mal olan işler mevcuttu. Ben bu işlerin sorumluluğunu devraldıkça, ailenin erkekleri aslında asli görevleri olan üretime ve kalite geliştirmeye daha fazla ve gerektiği kadar zaman ayırabilir hale geldi. Bu sayede kalite standartlarımız da gitgide yükseldi.Elemanlarımız görevlerinde uzun yıllar çalışıp tecrübe sahibi olabiliyor.Böylece arkamıza bakmadan işi emanet edebiliyor ve kalitede istikrar sağlayabiliyoruz. Bu saydığım çalışma prensiplerimiz doğrultusunda üretimimizin yüzde 80’ini yurt dışına gönderdiğimiz zamanları gördük.Artan üretim kapasitemiz ve çeşitliliğimizle,bugün itibariyle ürünlerimizin yüzde 65’ini ihraç ederken yüzde 35’ini de iç piyasa sunuyoruz. Pazarı geliştirmek ve markalaşma sürecinde daha da sağlam adımlar atmak için özellikle yurt dışındaki fuarlarda yer alıyoruz. En son geçtiğimiz Eylül ayında sektörümüzün en büyük ve etkin fuarı olan EMO Fuarı’nda üçüncü kez stand açtık.

Yönetim ve karar mekanizmalarında daha çok erkeklerin görev aldığı bir sektörde çalışmanın zorlukları var mı?
Cinsiyetimle ilgili yaşadığım en büyük  ve aslında tek sorun, “bir kadın bu işten ne kadar anlar ki!” şeklindeki, dile getirilmeyen önyargı. Bu bakış açısını işyerimize gelen ve yeni tanıştığım insanlarda belirgin şekilde hissediyorum. Eğer ortamda erkekler varsa ürünlerimizle ilgili soru yönelttikleri en son kişi daima ben oluyorum. Sektörün getirdiği ve kadın ya da erkek fark etmeden herkesin aynı derecede maruz kaldığı zorluklar dışında, herhangi bir zorluk yaşamıyorum.

Sektörünüzle alakalı olarak dünyada durum nasıl? Türk makine sektöründe daha mı az kadın çalışan veya yönetici bulunuyor?
Yurt dışında da durum Türkiye’de olduğundan çok farklı değil. Makine sektöründeki erkek egemenliği orada da çok net bir şekilde görülebiliyor. Örneğin yurt dışında katıldığımız fuarlarda, ziyaretçilerimizin neredeyse yüzde 90’ını erkekler oluşturuyor. Makine sektöründe çalışan ve özellikle Türkiye’den gelen bir kadın yöneticiyle karşılaşmak insanları çok şaşırtıyor. “Türkiye!” dediğim zaman, gözlerini açarak yüzüme dikkatlice bakan veya hemen kafasını kaldırıp tabeladaki ülke adını kontrol eden insanlara çok şahit oldum. Onların yaşadığı bu şaşkınlık bizim için avantaja da dönüşebiliyor aslında. Şöyle ki, fuar gibi çok yoğun ve kısıtlı zamanlarda ve de birçok kişiyle görüşme  yapılan organizasyonlarda bu durum sizin akılda kalmanızı kolaylaştırabiliyor. Ayrıca bu temaslar, İslam’ın kötü algısının yayıldığı günümüzde Türklere karşı olan bakış açısının da değişmesine neden oluyor. Bizleri tanıdıktan sonra daha sempatik ve saygılı yaklaşımlarını fark ediyoruz. Bu nedenle makine sektöründe daha fazla kadın çalışanın olmasını ve özellikle satışta rol almalarını çok arzu ediyorum.


Sizce makine sektöründe erkeklere oranla neden daha az kadın çalışan bulunuyor?
Makine ve imalat sanayisi dendiğinde insanın aklına gelebilecek ilk şeyler; kirli kostümler, yağlı eller, talaşlar ve bir kadının kaldırmakta zorlanabileceği ağır ve çelik parçalar oluyor. Bunlar elbette kadınlar açısından kulağa pek de hoş gelen şeyler değil. Bugün, birçok erkeğin bile masa başı işleri tercih ettiği ve kolaycı anlayışın yayıldığı günümüzde; kadınları işçi ya da ara eleman olarak üretim bölümlerine dahil etmek çok kolay olmuyor. Bir de, kadın istese bile, ailesindeki erkekler onun çok fazla erkeğin bulunduğu bir ortamda çalışıyor olması fikrinden rahatsızlık duyabiliyor ve bu noktada engelleyici yaklaşımlar benimseyebiliyor. Mühendislik alanlarında veya işin teknik kısmında çalışmak daha cazip olabilir. Biz kadınlar, fiziksel olarak güçlü olmayabiliriz ancak zeka ve matematiksel hesaplar açısından geride olduğumuzu kimse iddia edemez. Bu durumda da eğitim eksikliği sorunu gündeme geliyor. Eğitim, kadınların maalesef hala ulaşabilmek için en büyük mücadeleyi verdikleri bir hak konusu. Genel anlamda, sektörel eğitim konusunda da makine sanayisinde bir sıkıntı mevcut. Kadınlar, zoru başarıp eğitimlerini tamamlasalar ve iş hayatına başlasalar bile evlendikten, özellikle de çocuk sahibi olduktan sonra iş hayatından çekilmek zorunda kalıyor. Kreşlerin, çocuk bakımı ve eğitimi konusunda hizmet veren diğer kurumların sayıca az olması, yeteri kadar güven vermemesi ve ücretlerinin sekliği yine kadın çalışan sayısının artmasının önündeki en büyük engellerdendir. Bu kurumlar sayesinde bazı ülkelerde kadınlar, çocuklarını kime emanet ettikleri konusunda bir kuşku taşımıyor. Türkiye’de ise çoğu zaman ebeveynlerden birine yük olmak ve dolayısıyla onlara bağımlı kalmak durumundasınız. Bir de “erkek çalışır ve kadına bakar!” anlayışı var ki, maalesef günümüzde bile hala hakimiyetini koruyor. Dünya genelindeki ülke yaşam kalite endekslerine baktığınızda, kadınların çalışma hayatında daha fazla rol aldığı toplumlarda, yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu rahatlıkla görülüyor. Buna rağmen günümüzde insanların kendi kız evlatlarını eğitimsiz bıraktıklarını ve onları aslında göz göre göre fakirliğe ya da kötü yaşam koşullarına mahkum ettiklerini görmek çok acı
.
Kadın çalışanlara ve yöneticilere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Kadınlar iş hayatına 1-0 yenik başladıkları için, yaptıkları her işte daha sıkı ve disiplinli çalışıyor. Birçok araştırma da bu durumu ortaya koyuyor. Ben de bu vesileyle kendilerine, iş başvurularında tercih sebebi olacaklarını hatırlatmak istiyorum.