Türk sanayisi vasatlıktan kurtulup verimlilik açısından istenilen seviyeye bir türlü ulaşamıyor. Ülkemizde vasatlıktan kurtulmak isteyenleri bekleyen sonuçlar vardır. Kimi zaman bedel ödeminiz gerekebilir. Fakat bedel ödemekten korktuğunuz vakit hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Toplum olarak bedel ödemeyi sevmiyoruz. Bizim için belirlenmiş sınırlarda yaşamayı seçiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı kayıtlarında gençlerimizin vatandaş olarak hangi özellikleri taşıması gerektiği detaylarıyla yazılmıştır. Tek model insan yetiştirme kaygısındayız. Ezberci bir eğitim sisteminde geliyoruz. Analitik düşünme yeteneğimizi geliştirmiyoruz. Sanayi Devriminden bu güne dünyadaki gelişmeler incelendiğinde bazı ülkelerin değişerek geliştiğini bazılarının ise aynı kaldığını göreceksiniz. Bu değişimi gerçekleştiren ise insandır. Değişimin temelinde insan var. Toplumdaki tüm insanların toplu bir şekilde değişeceğini düşünmek hayalciliktir. Fakat toplumun içinden çıkacak birileri pek çok şeyi değiştirebilecektir. Gelişmiş ekonomilerde nitelikli beyinler sistemin en önünde yerini alırken bizler vasatlarımızı sistemin ana unsuru haline getiriyoruz. Vasatlık riyakar topraklarda yetişir. Bu topraklarda kimse kendi hikayesini yazmak istemez, başkalarının hikayesini yazar. Türk ekonomisi ve sanayisi de bu şekildedir. Bir ürünü Almanya’da 4, Türkiye’de ise 64 firma üretir. 100 yıldır bu topraklar cari açık verir. Fakat cari açığın çözümüne yönelik tek bir akademik makale bulamazsınız. Çünkü gelecek öngörümüz 3-5 yıllıktır. 20 yıl sonra Avrupa’nın en fazla yaşlıya sahip ülkesi olacağımızı kimse önemsemez. Anadolu kurtarıcıların topraklarıdır. Sürekli bir kurtarıcı bekler. 7’sinde neyse 70’inde aynı olmayı marifet sayan bir anlayıştan geliyoruz. Bu coğrafyada vasatlıktan sıyrılmak çok zordur. Bir toplumun tamamen vasatlıktan kurtulması mümkün olmasa da gelişmek için vasatlığı aşabilmiş yüzde 3 ya da 5’lik bir kesime ihtiyaç duyarsınız. Aslında dünya üzerindeki özgürlük ve sosyal imkanlarda bu kesim içindir. Onların daha yaratıcı olabilmelerini teşvik etmek içindir. Toplumu geliştirecek olanda toplumun yetiştirmek zorunda olduğu bu kesimdir. ABD’nin dünyadaki beyin göçünü ülkesine toplamasının temel nedeni budur. Yapısal olarak Türk sanayisi teknolojisini dışarıdan alarak, o teknoloji ile üretim yapar. Daha uygun fiyatlı insan kaynağı üzerinden dünya ile rekabet etmeye çalışıyoruz. Fakat mevcut yapı ile ancak şuan ki ekonomik seviye ulaşabiliriz. Türkiye 10 bin dolarlık kişi başına düşen milli gelir düzeyini bir türlü aşamıyor. Artık bir şey yapmamız, vasatlıkla artık yüzleşmemiz gerekiyor. geniş bir kavram olan vasatlıkla mücadele için ilk adımları attık. Türkiye olarak içinde bulunduğumuz riyakarlıktan sıyrılarak, daha samimi bir şekilde bu konuya eğilmek zorundayız. Sanayi modelimizi değiştirecek nitelikli insan kaynağını yetiştirmek zorundayız. Tek tip insan modeli merakından kurtulmamız gerekiyor. Mevcut iklimden istediğimiz sonuçlar çıkmaz. Gelişmemizi sağlayacak girişimci, sanatçı, akademisyen, üretici hangi iklimden çıkacaksa yüzümüzü o yöne dönebilmeliyiz. Dönüşüm cesaret isteyen bir şeydir. Dönüşmek acılı bir süreçtir. Dönüşmek isteyip istemediğimize karar vermeliyiz. Dönüşmek yerine dönüşmüş gibi yapamayız. G.Kore’nin kişi başına düşen milli gelirinin 80 dolar olduğu yıllarda, Gana’nın 180 dolar, Türkiye’nin ise 380 dolardı. Günümüzde üç ülkenin ulaştığı seviyede ortadadır. Dünya ticareti büyüyor. Türkiye ise sadece payına düşenle yetiniyor. Ve biz bunun adına ekonomik gelişme diyoruz. Değişimi sağlamanın ana yolu devleti küçültüp, özgürlükleri azami ölçülere taşıyarak, toplumun içinden çıkacak rol modelleri izlemektir.