İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından organize edilen 12. Sanayi Kongresi 15 Mayıs’ta Lütfi Kırdar Sergi Sarayı’nda toplandı. “21. Yüzyılla Büyük Yüzleşme” temalı kongreyi, Türk sanayisinden çok sayıda profesyonel takip etti.

İstanbul Valisi Avni Mutlu, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Adnan Dalgakıran, İSO Meclis Başkanı Zeynep Bodur Okyay, Borsa İstanbul (BİST) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun yer aldığı açılışta Soma’da yaşanan maden faciasında hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunuldu. İSO’nun katkılarıyla hazırlanan “Vasat” adlı kısa filmin gösterimiyle başlayan kongrede, Türkiye’nin inşaatçılığa, ranta, tüketime ve dış kaynağa dayalı büyüme potansiyelini yitirdiğine dikkat çekildi. Ayrıca ülkenin orta gelir tuzağına hapsolduğu kaydedildi.

“Kalkınmanın yolu inovasyona dayalı akıllı büyümedir”

12. Sanayi Kongresi’nin açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda köklü bir ilerleme elde edilemediğinden bahsederek, “Bundan böyle hakikatlerle yüzleşmeliyiz. Bunu yapamadığımız için 20. yüzyılı kaybettik, ama 21. yüzyılı kaybetme lüksümüz yok. Onun için kongre temamız 21. Yüzyılla Büyük Yüzleşme” dedi. Erdal Bahçıvan konuşmasında 12. Sanayi Kongresi Bildirgesi’nden şu bölümleri aktardı: “Türkiye, şu an kritik bir yerdedir. Daha çok inşaatçılığa, ranta, tüketime ve dış kaynaklara dayalı büyüme modeli potansiyelini yitirmiştir. Ülke ekonomisi orta gelir tuzağına hapsolmuştur. Şu an toplumun talebi her bakımdan gelişmiş ülkede yaşamaktır. Bu nedenle ülke sanayileşme ile bütünsel kalkınmalıdır. Kendi üretimi, ürün teknolojileri ile sanayileşmelidir. Bundan böyle sanayici rekabet edilebilirliğini, verimliliğini artırmalıdır. Katma değerli teknolojileri üreterek dünya ekonomisinden daha çok pay almalı; çevreye ve topluma duyarlı olmalıdır. Dünya yeni bir döneme giriyor. Rekabet, artık belli bir ülkede veya yörede değil tüm dünyadadır. Bu ortamda şirketlerde bir yandan bir araya gelmeler, bir yandan da ayrılmalar yaşanıyor. Bilgi bütün sektörleri, kurumları yeniliyor. Her alanda birikimi eskitiyor, yeni arayışların önünü açıyor. Şu an eski ve yeni bir aradadır. Bu dönemde belirsizlikleri aşmak, vasatı aşmak, refaha erişmek için yeni bir zihniyet gerekmektedir. Bu zihniyet bütünsel kalkınmadır. Bütünsel kalkınma siyasi, sosyal ve ekonomik hayatın ilerlemesi ile olur. Bütünsel kalkınma yolu inovasyona dayalı akıllı büyümedir. Buna göre büyüme, sermayenin yanı sıra verimlilikten gelmelidir. Bir de bundan böyle yeni üretim teknolojileri imalat ve hizmet sektörleri ile bir araya gelmeli, bütün olmalıdır. Bankalar bütünsel kalkınmaya yardımcı olmalıdır. Burada kalite artırılmalıdır. Yerel ve mikro yatırımlar finanse edilmelidir. Bundan böyle en büyük teminat duran varlıklar değil fikir ve buluşlar olmalıdır.”

“Sermaye piyasalarını genişletmeli, derinleştirmeliyiz”

BİST Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Turhan ise Türkiye’nin her yıl yüzde 4-5 büyüyebileceğine dikkat çekti. Ülkenin 2023 hedeflerinden söz eden İbrahim Turhan, “Birey başı milli geliri 25 bin dolara getirecek büyümenin yolu yatırım ve üretimdir. Her yıl milli gelirin yüzde 23-24’ü kadar yatırım yapmalıyız” ifadelerini kullandı. Yatırımları özel sektörün üstleneceğini aktaran İbrahim Turhan, “Peki, yatırım için finansmanı nereden temin edeceğiz? İç tasarruf oranları bu yatırımları karşılamaz. Tasarruf eksikliğimiz var. Bunu görmeli, yatırımlar için finans sektörünü reel sektörün taleplerine cevap verecek şekilde yapılandırmalıyız. Onun için sermaye piyasalarını genişletmek, derinleştirmek durumundayız” diye konuştu.

“İleri teknolojilere sahip ürünlerin ihracattaki payı artmalı”

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu konuşmasında sanayinin sorunlarına değindi. Türkiye’nin sanayi ihracatında ileri teknoloji ürünlerinin payının artmadığının altını çizen Hisarcıklıoğlu, sorunun çözümü için teknolojinin teşvik edilmesini, yeniliklerin gerçekleştirilmesini önerdi. Rifat Hisarcıklıoğlu, sanayi strateji planlarının raflardan indirilip her yıl yenilenerek yol haritası haline getirilmesi tavsiyesinde bulundu.

“Türkiye’nin büyümesinde ihracatın ve sanayinin payı var”

İSO 12. Sanayi Kongresi’ne Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Profesörü Francis Fukuyama konuk oldu. Kongrenin ikinci bölümünde sanayicilere hitap eden Fukuyama, Soğuk Savaş’ın ardından iki kutuplu dünyanın dağıldığı-artırdığını dile getirdi. 11 Eylül saldırılarının ardından siyasal ve ekonomik olarak yeni bir dönemin başladığını belirten Fukuyama, “Bu dönem gelişmekte olan ülkelerin dönemiydi. Gelişmekte olan ülkeler büyüdü. Tabii Türkiye de bunlar içindeydi. Ama Türkiye’nin durumu onlardan ayrıydı. Türkiye’nin büyümesinde ihracatın yanında sanayinin de payı vardı” dedi. Francis Fukuyama’nın ardından Çin-Hindistan Enstitüsü Kurucu Ortağı Haiyan Wang da “Akıllı Küreselleşme” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Kongrenin son bölümünde ise Sabah Gazetesi Ekonomi Müdürü ve Köşe Yazarı Şeref Oğuz’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Türkiye’de Vasatlık ile Yüzleşme” paneline; MAİB ile MTG Yönetim Kurulu Başkanı, İSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Kongre Program Komitesi Başkanı Adnan Dalgakıran, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazım Ekren, Alarko Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton, Sen De Gel Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Betil ve Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır konuşmacı olarak katıldı. Türkiye’de vasatlık ile yüzleşme

“Türkiye’de Vasatlık ile Yüzleşme”

panelinde konuşan Adnan Dalgakıran, vasatlığın nedenlerini, vasatlığın Türkiye’nin gelişmesindeki olumsuz etkilerini ve çözüm önerilerini davetlilerle paylaştı. Türk sanayisinin vasatlıktan kurtulup verimlilik açısından istenilen seviyeye bir türlü ulaşamadığını belirten Adnan Dalgakıran, yıllardır belli bir kısır döngü içinde zaman kaybettiğine dikkat çekti. Vasatlıktan kurtulmak için dönüşümün şart olduğunu ifade eden Adnan Dalgakıran, “Sanayi modelimizi değiştirecek nitelikli insan kaynağını yetiştirmek zorundayız” dedi. Adnan Dalgakıran paneldeki konuşmasında özetle şunları söyledi: “Türk sanayisi vasatlıktan kurtulup verimlilik açısından istenilen seviyeye bir türlü ulaşamıyor. Ülkemizde vasatlıktan kurtulmak isteyenleri bekleyen sonuçlar vardır. Kimi zaman bedel ödememiz gerekebilir. Fakat bedel ödemekten korktuğunuz vakit hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Toplum olarak bedel ödemeyi sevmiyoruz. Bizim için belirlenmiş sınırlarda yaşamayı seçiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı kayıtlarında gençlerimizin vatandaş olarak hangi özellikleri taşıması gerektiği detaylarıyla yazılmıştır. Tek model insan yetiştirme kaygısındayız. Ezberci bir eğitim sisteminden geliyoruz. Analitik düşünme yeteneğimizi geliştirmiyoruz. Sanayi Devrimi’nden bu güne dünyadaki gelişmeler incelendiğinde bazı ülkelerin değişerek geliştiğini bazılarının ise aynı kaldığını göreceksiniz. Bu değişimi gerçekleştiren ise insandır. Değişimin temelinde insan var. Toplumdaki tüm insanların toplu bir şekilde değişeceğini düşünmek hayalciliktir. Fakat toplumun içinden çıkacak birileri pek çok şeyi değiştirebilir. Gelişmiş ekonomilerde nitelikli beyinler sistemin en önünde yerini alırken bizler vasatlarımızı sistemin ana unsuru haline getiriyoruz. Vasatlık riyakar topraklarda yetişir. Bu topraklarda kimse kendi hikayesini yazmak istemez, başkalarının hikayesini yazar. Türk ekonomisi ve sanayisi de bu şekildedir. Bir ürünü Almanya’da dört, Türkiye’de ise 64 firma üretir. 100 yıldır bu topraklar cari açık verir. Fakat cari açığın çözümüne yönelik tek bir akademik makale bulamazsınız. Çünkü gelecek öngörümüz üç-beş yıllıktır. 20 yıl sonra Avrupa’nın en fazla yaşlıya sahip ülkesi olacağımızı kimse önemsemez. Anadolu kurtarıcıların topraklarıdır. Sürekli bir kurtarıcı bekler. 7’sinde neyse 70’inde aynı olmayı marifet sayan bir anlayıştan geliyoruz. Bu coğrafyada vasatlıktan sıyrılmak çok zordur. Bir toplumun tamamen vasatlıktan kurtulması mümkün olmasa da gelişmek için vasatlığı aşabilmiş yüzde 3 ya da 5’lik bir kesime ihtiyaç duyarsınız. Aslında dünya üzerindeki özgürlük ve sosyal imkanlar da bu kesim içindir. Onların daha yaratıcı olabilmelerini teşvik etmek içindir. Toplumu geliştirecek olan da toplumun yetiştirmek zorunda olduğu bu kesimdir. ABD’nin dünyadaki beyin göçünü ülkesine toplamasının temel nedeni budur. Yapısal olarak Türk sanayisi teknolojisini dışarıdan alarak, o teknoloji ile üretim yapar. Daha uygun fiyatlı insan kaynağı üzerinden dünya ile rekabet etmeye çalışıyoruz. Fakat mevcut yapı ile ancak şu anki ekonomik seviye ulaşabiliriz. Türkiye 10 bin dolarlık kişi başına düşen milli gelir düzeyini bir türlü aşamıyor. Artık bir şey yapmamız, kongrenin ana teması olan vasatlıkla artık yüzleşmemiz gerekiyor. Geniş bir kavram olan vasatlıkla mücadele için ilk adımları attık. Türkiye olarak içinde bulunduğumuz riyakarlıktan sıyrılarak, daha samimi bir şekilde bu konuya eğilmek zorundayız. Sanayi modelimizi değiştirecek nitelikli insan kaynağını yetiştirmek zorundayız. Tek tip insan modeli merakından kurtulmamız gerekiyor. Mevcut iklimden istediğimiz sonuçlar çıkmaz. Gelişmemizi sağlayacak girişimci, sanatçı, akademisyen, üretici hangi iklimden çıkacaksa yüzümüzü o yöne dönebilmeliyiz. Dönüşüm cesaret isteyen bir şeydir. Dönüşmek acılı bir süreçtir. Dönüşmek isteyip istemediğimize karar vermeliyiz. Dönüşmek yerine dönüşmüş gibi yapamayız. Güney Kore’nin kişi başına düşen milli gelirinin 80 dolar olduğu yıllarda, Gana’nın 180 dolar, Türkiye’nin ise 380 dolardı. Günümüzde üç ülkenin ulaştığı seviyede ortadadır. Dünya ticareti büyüyor. Türkiye ise sadece payına düşenle yetiniyor. Ve biz bunun adına ekonomik gelişme diyoruz. Değişimi sağlamanın ana yolu devleti küçültüp, özgürlükleri azami ölçülere taşıyarak, toplumun içinden çıkacak rol modelleri izlemektir.”