“Makina İmalatçıları Birliğini (MİB), bugünkü Türk makine lobisinin çekirdeği kabul edebiliriz” diyen MİB Yönetim Kurulu Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, sektörün ülke ekonomisi için önemini her platformda dile getirmeyi sürdüreceklerini söyledi.

Makine Sanayii Sektör Platformu (MSSP) üyesi dernek, birlik ve diğer sektörel kurumlarda bayrak değişimi yaşandı. Sivil toplum yapılanmalarında görevi devralan yönetimlerin hedeflerini ve yeni dönemdeki beklentilerini aktarmak için yönetim kurulu başkanları ile röportajlar gerçekleştirmeyi sürdürüyoruz. Dergimizin temmuz sayısında MİB Yönetim Kurulu Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz; derneğin yapısı, çalışmaları ve yeni yönetimin yol haritasına yönelik sorularımızı yanıtladı.

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? MİB Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmeye nasıl karar verdiniz?

Konya’da 1965 yılında doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Konya’da tamamladım. ODTÜ İşletme Bölümünde lisans eğitimi aldıktan sonra tekrar Konya’ya döndüm. Aile şirketimizde eve gelen işlere aklım ermeye başladığından beri sektörün içindeyim. Sektörün geneliyle ilgilenmeye ise Makine İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilince başladım. Şu anda MİB Yönetim Kurulu Başkanlığının yanı sıra Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) ve Makine Tanıtım Grubu (MTG) Yönetim Kurulu Üyeliği ve Konya Sanayi Odası Meclis Başkan Vekilliği görevlerini üstleniyorum. MİB Yönetim Kurulu Başkanlığına geçen dönem yönetim kurulunda birlikte çalıştığım arkadaşlarımın ikna kabiliyetleri sayesinde aday olmaya karar verdim. Bu bir nöbet, sanırım sıra bana geldi.

Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttüğünüz MİB’in Türk makine sektörü açısından önemi nedir? Derneğinizin öncelikli görevleri nelerdir?

Makine imalat sektöründe her ne kadar 1980’li yıllarda dernekleşme konusunda bazı girişimler yaşansa da; dönemin koşulları, büyük ölçekli firmaların sayıca az olması, küçük firmaların büyük firmalarla bir araya gelme konusundaki çekinceleri gibi sebeplerle yapılan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldu. Fakat Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) 1989 Yılı İcra Planı’ndaki 204 sayılı tedbirinde sektörün birliğe olan ihtiyacı; “Geniş ve dağınık bir görünüm arz eden makine imalatı sektörünün organize bir yapı içinde sorunlarının çözülmesini sağlamak ve gelişmesini sürdürmek üzere Makina İmalatçıları Birliği kurulması için hazırlıklar yapılacaktır” şeklinde vurgulanır. Birliğin kurulmasında ise Sanayi ve Ticaret Bakanlığı görevlendirilir. Böylece çok kısa süre sonra hayata geçecek olan Makina İmalatçıları Birliğinin (MİB) kurulum sürecinde ilk adım atılır.

“Bu İşi Alın ve Siz Yürütün ”

Görevin Sanayi ve Ticaret Bakanlığına verilmesinden hemen sonra, o tarihte bakanlık müsteşarlığı görevini yedi senedir üstlenen ve aynı zamanda makine yüksek mühendisi olan merhum Akın Çakmakçı sektörün önde gelen temsilcilerini toplar. 25 Mayıs 1989’da yapılan toplantıya; Işık Makine’den Şükrü Er, Coşkunöz’den Arslan Sanır, Komsan’dan Atilla Kuzucan ve Asmaş’dan Enver Ünal davet edilir. Müsteşar Akın Çakmakçı, yapılan toplantı sonucunda “Bu işi alın ve siz yürütün!” diyerek dernek tüzüğünün hazırlanması görevini bu dört kişiye devreder. Bu gelişmenin ardından hızlı bir şekilde gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında benzer statüdeki derneklerin çalışma kapsamları araştırılırken diğer yandan da dernek tüzüğünü hazırlamak için hukukçulara danışılır. İçişleri Bakanlığının beklentilerine uygun hazırlanan tüzük, 19 Eylül 1989 yılında yetkililere sunulur. Bu tarihten sekiz ay sonra tüzüğün ilgili bakanlık tarafından onaylanmasıyla birlikte MİB resmen faaliyete geçer. İlk genel kurulunu da 28 Kasım’da gerçekleştirir. Birliğin kuruluş aşaması oldukça hızlı gerçekleşmesine karşın sektörde büyük ölçekli firmaların sayıca az, küçük ölçekli firmaların ise sayıca fazla olması derneğe üye olma konusunda çekingen havanın oluşmasını beraberinde getirir. Dolayısıyla birlik hayata geçer geçmez, üye olmadaki çekingen bakış açısını değiştirmek ve sektörü alıştırmak için çalışır. Bu bağlamda yürütülen faaliyetler arasında; her ay düzenli bir şekilde birliğin üyesi olan-olmayan her firmaya bülten gönderilmesi, birlik çalışmaları hakkında bilgilerin verilmesi ve firmalarla birebir yürütülen iletişim çalışmaları dışında birlik; her bir üyesinin yaşadığı problemi kendi sorunuymuş gibi benimser ve bu sorunların çözümüyle yakından ilgilenir. Bu durum da beraberinde hem yeni üye kazanmayı, hem de mevcut üyelerin memnuniyetini artırmayı getirir. Çok geçmeden bu çalışmalar meyvesini verir ve üye sayısı ikinci yıl 60’lar seviyesine ulaşırken daha sonraki yıllarda 190’ın üzerine kadar çıkar. MİB’i bugünkü Türk makine lobisinin çekirdeği kabul edebiliriz.

Yönetim Kurulu olarak görev süreniz içinde izleyeceğiniz bir yol haritanız var mı? MİB’in kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri neler olmalıdır?

MİB’in uzun vadeli olsa da kısa vadede başarmaya çalıştığı hedefi, makine imalat sanayisinin gelişimini sürdürülebilir kılan yenilikçi bir yapılanmaya yönelmektir. Orta vadede sürdürülebilirliği sağlandıktan sonra uzun vadede yenilikçi bir yapının sektöre kazandırılması en gerekli ihtiyacımızdır. 10-15 yıl öncesinin şartları günümüzde geçerli değildir. Bütün sektörlerin kapsamları çerçevesinde ayrı bir önemi olsa da, kazanılması zor kaybedilmesi kolay olan imalat sektörü ve özellikle bütün imalat sektörlerinde katkısı ve payı olan makine imalat sektörü, her zaman diğer sektörlerin öncüsü olmuştur. Makine imalat sektörü olmayan ülkelerin veya makine imalatını arka plana atmış olan ülkelerin, son ekonomik gelişmeler karşısında geldikleri durum ortadadır. Bu ülkelerin yanında makine imalatına gerekli önemi veren ve objektif bilimsellikle yaklaşan ülkelerin yaşadığı süreçler de ortadadır. Bunu her platformda ve tüm sektör mensupları ile birlikte anlatmaya çalışmak en önemli hedefimizdir.

Türk makine sektörünün mevcut yapısıyla ilgili değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız? Sektörün seviye atlayabilmesi için ivedilikle çözülmesi gereken sorunları nelerdir?

Makina imalat sektörü firmalarının çoğunluğu alaylı (işi ustanın çırağa öğrettiği ve mesleki teknik eğitimin alt seviyede olduğu) olarak tabir edilen yapıya sahiptir. Bu yapının en acil şekilde okullu-alaylı (eğitim seviyesi yüksek ustanın eğitim seviyesi yüksek çırağa öğrettiği) yapıya kavuşturulması gereklidir. İşe özel, özellikle makine imalat sektörüne özel temel bilgi ve birikimler ancak eğitim seviyesi yüksek usta ve çıraklar arasında verimli olarak yeni nesillere aktarılabilir. Kayıt dışı imalatın önlenmesi ve makine imalatçısı olarak iş yeri açanların disiplin altına alınmaları da gerekiyor. Kayıt dışılığın azaltılması çok farklı alanlarda bizlere ciddi katkılar sağlayacaktır. Kayıt dışı imalat, kayıtlı olarak çalışan ve ihracatları ile ülke ekonomisine ciddi katkılarda bulunan firmalarımızın sırtından hançerlenmesi gibi bir durum yaratmaktadır. Şans eseri başarı sağlamış gibi görünen ve yurt dışına açılan kayıt dışı imalatın ihracat sonrası başarısızlıkları, başarılı ihracatçılarımızın çalışmalarına olumsuz etkide bulunur. Bu durum Türk makine imalatçısının imajına zarar verir.

Sivil toplum yapılanmalarının karar vericiler üzerinde etkinliğini artırabilmesi için kimlere ne tür görevler düşüyor?

En önemli görev sivil toplum kuruluşlarının çekirdeğini oluşturan üye firmalara düşüyor. “Şeyh uçmaz müritleri uçurur!” deyimimiz bu konuda uygun bir tanımlama olabilir. Üye firmalarımızın deneyimleri sonucu kazandıkları iyi veya kötü tecrübeleri bağlı oldukları sivil toplum kuruluşu ile paylaşmaları, mantıklı ve yapıcı tavsiyelerle kuruluşa destek olmaları son derece önemlidir. Bu bilgi-birikim paylaşımı ve tavsiye desteği sayesinde STK politikasını doğru oluşturur, doğru söylemleri ve faaliyetleriyle karar vericilerin dikkatini çekerek onları etkileyebilir. Doğal olarak, karar vericilerin her konuda uzman olması beklenemez. Hele yatırım tipi makine imalatı gibi toplumun sınırlı bir kısmını direkt ilgilendiren sektörümüzün, sayısal verilerden yoksun söylemlerle karar vericilere anlatılabilmesi oldukça zordur. Karar vericiler sayısal değerler ile değerlendirme yapmaktadır. Sektörümüzün en önemli sorunlarından biri olan disiplinsizlik ve kayıt dışılık bu durumda da etkisini göstermekte ve karar vericilerin bizleri anlayabilmesi için onlara sunmamız gereken sağlıklı sayısal verilerden mahrum bırakmaktadır.

Global ölçekte makine sektörünü 2014 yılının ikinci yarısında neler bekliyor?

Makine üreticilerine ve üyelerinize tavsiyeleriniz neler olur? Geçen yılsonu ve bu yılbaşında azalan yatırım arzusu bence yılın ikinci yarısında artış gösterecek. En önemli müşterimiz olan Avrupa’nın büyüme artışı Türkiye’ye de olumlu yansıyacaktır. Bu nedenle yılsonuna büyüme hızımızı artırarak gireceğimizi umuyorum. Uluslararası faiz oranlarının yükselmesini bekliyorum; bu nedenle risk minimizasyonu yapıyoruz. Ekonomi ile ilgili olarak, tavsiye verecek bir otorite olmadığımı düşünüyorum. Kurdan değil, makine imalatından para kazanmak için hangi kur ile kazanıyorsak borçlanmalarımızda da aynı para birimini kullanıyoruz. İmalatçılar için son üç yıldır süregelen ihracat artışının bu yıl da devam edeceği inancındayım ama bu seviyede artışlar hedeflerimiz doğrultusunda beklentilerimizi karşılamıyor.

Eklemek istedikleriniz?

Bankacılık sisteminin üretimin önemini bildiğine eminim; buna yönelik stratejik sektörlerdeki üretimin artırılması için düşük faizli, ihracat hedefli yatırım kredisi dizayn edilmelidir. Türkiye’de herkes tüketimin hızından şikayetçi. Belki tüketici kredilerinin artırılan faizi yatırımcıya daha uygun faizli kredi teminini sağlayabilir.