Ülke olarak ne yapmak istiyoruz? Değerlendirmelerimizi hedefler üzerinden yapmalıyız. Dünyada 200’e yakın ülke var. Bu ülkeler içinde ‘Türkiye nerede?’ diye sorduğumuzda, ortalarda bir yerde olduğunu görüyoruz. Türkiye uzun yıllardan beri ortanın alt kısmındaydı, şimdi biraz daha üstünde. Türkiye’de üç işçi bir Alman’ın ürettiğini üretiyor. Bir Türk dünyaya bedel diyoruz ama iş verimliliğe geldiğinde, üçümüz ancak bir Alman ediyoruz. Bazıları işçilerimizin verimsiz çalıştığını ileri sürer ama onu çalıştıran kim? Onu çalıştıran yönetici, girişimci sanayici hangi nitelikte, hangi beceride, hangi kabiliyette? Sistemi yönetenler ne yapıyor? Sistemi yönetenler adil bir ortam yaratıyor mu? İmalat sanayisinin GSMH’deki payı yüzde 22-23’lerden yüzde 15’lere düştü. Yani Türkiye’nin büyümesinde bizim payımız, üretenlerin payı, sanayicilerin payı yüzde 15.

Samimi olarak kendi özeleştirimizden başlayalım. Türkiye’de gerçek manada bir sanayi yok. Üretimimizin, yüzde 75’ini orta düşük ve düşük teknolojiyle yapıyoruz. Sadece yüzde 3 oranında yüksek teknoloji kullanıyoruz. Hangi strateji ile nereye gidiyoruz. Dünya büyüdükçe, Türkiye büyüyecek. Geri gitmeyecek. Hedefimiz vasat bir ülke ise kendimizi hiç yormayalım. Zaten bu kervan böyle gidecek. Almanya’da 6 bin işletme, 400 milyar dolardan fazla üretim yapıyor. Biz ise, 11 bin işletme ile 30 milyar dolarlık üretim yapıyoruz. Otomasyonu bilmeyen, otomasyonu vurgulamayan bir sektör gelişemez. Kayıt içindeki firmaları kayıt dışına sömürttüren bir mekanizma bunun önemli suç ortaklarından biridir. Kayıt dışı, çok ciddi şekilde Türkiye’nin başına beladır.

Para kolay yere kaçar. Sanayideki sermaye hızla başka alanlara kaçıyor. Yetişmiş insan kaynağımız yok ama çok sayıda üniversitemiz var. Adeta kız istemek için mühendis olunan bir ülkeyiz. Makine mühendislerinin sadece yüzde 1,5’i endüstride çalışıyor. İçinde bulunduğumuz kültür ve düşünce yapısı bizi vasatlığın dışına çıkarmıyor. Türkiye’nin önündeki yatırım ikliminin önünü açmak ise siyasilerin elinde.