Makine İhracatçıları Birliğinin (MAİB), nisan ayında gerçekleştirdiği Olagan Genel Kurulunda Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilen İnan Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Güven, 23 yıldır makine sektörüne hizmet veriyor. Sektörün sürdürülebilir en önemli değerinin insan kaynağının sağlayabileceği katma değer olduğunu vurgulayan Tamer Güven ile MAİB çatısı altındaki çalışmaları ve Türk makine sektörünün gelecek hedefleri çerçevesinde bir röportaj gerçekleştirdik.

Sizi tanıyabilir miyiz? Makina sektöründe çalışmaya başlama süreciniz hakkında bilgi verir misiniz?

Bursa Orhangazi’de 1966 yılında doğdum. Eğitimimi tamamladıktan sonra 1991 yılında İnan Plastik Makinaları firmasını kurarak plastik geri dönüşüm sektörüne adım attım. Sektörümüze hizmet etmeye başladığım günden bu yana, ekibimizle birlikte kaliteden ödün vermeden makine üretiyoruz. Bugün 10 bin metrekarelik Çorlu Velimeşe’deki modern tesisimizde imal ettiğimiz makineleri dünyanın 60 ülkesine ihraç ediyoruz. Firmadaki görevimin yanında MAİB ve Ortak Satın alma Organizasyonu (OSO) Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalışmalarıma devam ediyorum. Evli ve iki çocuk babasıyım.

23 yıldır, çokça ve yakın zamana kadar üzerinde düşünmeden tüketilen her nevi plastiğin geri dönüşümü alanında faaliyet gösteriyoruz. Değişen dünya, içinde bulunduğumuz doğa koşulları ve tüketime paralel olarak artan atık miktarı; üretime başladığımız ilk günden bugüne bizi yeni teknolojilere ve yeni geri dönüşüm makineleri üretmeye teşvik etti. Bugün itibariyle plastik kırma makineleri, mikronize makineleri, Shredder, PET ve PE/ PP malzemeler için anahtar teslim yıkama hatları ve ekstrüderler imalatı gerçekleştiriyoruz. Başarımızın ardındaki sır, üretimimize hız kesmeden devam ederken teknolojik yeniliklere, Ar-Ge, Ür-Ge ve yeni makine ile tezgah yatırımlarımıza da aynı özeni göstermekte gizli.

Makina sektörü için A-Ge faaliyetlerinin öneminden bahseder misiniz?

Makine imalatında mevcut teknolojiden maksimum yararın sağlanması için bilimsel kurum, üniversite, ilgili oda ve derneklerle işbirliği yapılması zorunludur. Yeni ürünlerin tasarımı ile inovasyon içinse en önemli kaynak etkin mühendislik hizmetidir. Bu kaynaklara dayalı ürün geliştirme, maliyetleri optimize edecek ve Ar-Ge çalışmaları rasyonel olacaktır. Rekabet için de ürün geliştirme yeteneği artırılmalı ve Ar-Ge alt yapısı sağlıklı bir biçimde oluşturulmalıdır. TÜBİTAK ve TTGV destekleri ile KOSGEB‘in Ar-Ge proje fonlarından yararlanılması gerekiyor. Bu kapsamda firmamız da teknik departmanını büyüterek, Ar-Ge bölümünü beş yıl önce faaliyete geçirdi. Bu süreçte yapmış olduğumuz Ar-Ge projeleri TÜBİTAK tarafından kabul edilip, destek gördü. KOSGEB’in bilim ve teknolojiye dayalı yeni fikirlerin geliştirilmesi, yeni ürün tasarımı projelerinin desteklenmesi programlarından da yararlandık.

Türk makina sektörünün gelecek hedefleriyle bugün bulunduğu yer hakkında neler söylemek istersiniz? Makine sektöründe faaliyet gösteren firmaların katkıları ülke ekonomisine nasıl yansıyor?

Gelişmiş ülkelerin ihracatının yüzde 20’si makine sektörü tarafından gerçekleştiriliyor. Son 18 yıldır hem dünyada, hem Türkiye’de makine ihracatının düzenli olarak arttığı görülüyor. 1990 yılında dünya makine ihracatı 352 milyar dolarken Türkiye’nin makine ihracatı 183 milyon dolardı. 2000 yılında dünyanın makine ihracatı 596 milyar dolar seviyesindeyken bu rakam ülkemizde 1 milyar 239 milyon dolar oldu. 2008 yılında ise dünya makine ihracatı yaklaşık 1,5 trilyon dolara çıkarken ülkemizin makine ihracatı 8,5 milyar dolara ulaştı. Özellikle, 2023 yılında 100 milyar dolar değerinde makine ihraç etme hedefimiz göz önüne alındığında, bunun gerçekleşmesi için imalat sektörüne genç kuşakların ilgi göstermesinin şartlarını oluşturmalıyız. Ayrıca sürdürülebilirlik açısından da sektörümüzü yatırımcılar için cazip bir hale getirmeliyiz.

Türk makine sektörünün içinde bulunduğu sorunlar nelerdir? Çözüm önerilerinizi paylaşır mısınız?

Makine imalat sektöründe genel olarak orta- ileri teknoloji düzeyinin hakim olduğunu söyleyebilirim. Yönetim, kullanılan teknoloji, pazarlama ve satış sonrası hizmetlerdeki rekabet gücü firmanın güvenirliliğini büyük çapta etkiliyor. Dolayısıyla sektör yalnızca üretim teknolojilerini esas alan bir gelişmeyi değil, sektörü bütünüyle yapılandıracak yönetim ve pazarlama tekniklerini de göz önüne almak zorunda. Nitelikli eleman, finansman,yurt dışı pazara erişimde vize ve ihracatta finansman gibi diğer ihracatçı sektörlerin yaşadığı sorunlarla doğal olarak sektörümüz de karşılaşıyor. Berberden bile dükkan açacağı zaman ustalık belgesi talep edilirken, her isteyen “Makine imalatçısıyım!” diye ortaya çıkıp yarattığı haksız rekabet sonrası kısa süre içinde piyasadan çekilebiliyor. Böylece sermayenin boş yere harcandığı ve haksız rekabete zemin oluşturan bir ortamla karşılaşıyoruz. Bu durum ise yıllarını makine sektörünün gelişmesi için harcamış, kurumsallaşmış firmaların fiyat temelli ciddi bir haksız rekabet ortamı içinde yer almasına neden oluyor. Organize Sanayi Bölgelerinde arsa fiyatlarının aşırı yüksek olması ve gayrimenkul sektörü kazançlarını makine imalat sanayisine göre daha çekici kılan piyasa şartları, elinde hazır para olan sanayiciyi bile makine imalat sektörünün dışındaki alanlarda yatırıma çekiyor. Sektörün sürdürülebilir en önemli değerinin insan kaynağının sağlayabileceği katma değer olduğunu düşünüyorum. Bunun için de sadece kendi sektörümüz için değil, genel olarak insan kaynağımızın katma değer yaratabilme kapasitesini ciddi olarak artırmamız gerekiyor.

Üniversite-sanayi işbirliği sizce makine sektörü açısından nasıl bir öneme sahip?

Üniversite ve sanayi arasında bir köprü kurarak geleceği daha kolay şekillendirmek mümkünken ülkemizde bu henüz başarılamadı. Söz konusu durumun nedenlerini, üniversitelerin sanayinin ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaması ile öğretim üyelerinin sanayi kuruluşlarıyla işbirliği yapmasının akademik kariyerleri açısından bir getirisinin olmamasında aramak gerekiyor. İletişim ve koordinasyon eksikliği sebebiyle, tarafların birbirlerine karşı güvensiz ve önyargılı olmaları da ilişkilerin sağlıklı olarak yürütülmesini engelliyor. Mevcut çalışma usul ve esasları, öğretim üyelerinin sanayi ile işbirliği yapmasını da desteklemiyor. Sanayinin, üniversiteyi dinamik Ar-Ge departmanları gibi kullanabildiği bir altyapı tüm sanayicilerin isteği. Ortak bir haberleşme platformu oluşturulmalı ve bu platformda üniversite nezdinde yapılan ve yapılabilecek Ar-Ge çalışmalarına yönelik ulusal düzeyde bir bilgi bankası bulunmalı. Böylece sanayiciler, ülke genelindeki üniversitelerde yapılan çalışmalara ve potansiyel bilgilere zaman kaybetmeden ulaşabilir. Başarılı üniversite-sanayi işbirliğine ait örnek projeler ortaya konarak, bu örnek projelerin sanayiciye ve üniversitelere sağladığı katkılar da anlatılmalıdır. Üniversite- sanayi işbirliği konusunda taleplerin alındığı ve takip edildiği yıllık toplantılar da düzenlenmelidir.

Makina İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olarak proje ve hedeflerinizden bahseder misiniz?

Makine İhracatçıları Birliği olarak, makine sektöründe bir ilke imza attık ve Türkiye genelinde geniş kapsamlı bir Ar-Ge proje pazarı etkinliği düzenledik. Etkinlik çerçevesinde değerlendirme kurulu tarafından seçilen akademisyen, sanayici ve girişimci dallarındaki projeler ödüllendirildi. TÜBİTAK ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) desteğiyle I. Makine ve Aksamları İmalat Teknolojileri Ar-Ge Proje Pazarı etkinliğini yapıp; sanayici, girişimci ve akademisyenleri bir araya getirdik. Ar-Ge çalışmaları yapan sanayi kuruluşları, üniversitelerin öğretim üyeleri, öğrencileri, Ar-Ge merkezleri ve teknopark firmalarının yapmış olduğu 181 projenin yarıştığı Ar-Ge Proje Pazarı etkinliğinde; akademisyen, sanayici ve girişimci kategorilerinde başarılı bulunan toplam dokuz proje ödüllendirildi. Önümüzdeki dönemde rekabet gücümüzü artırmak, ileri teknolojiye sahip olmak ve Türk markası algısını geliştirmek için Ar-Ge proje pazarını uluslararası hale getireceğiz. Bu sayede Türkiye’nin gelişen ekonomisine, genç ve kalifiye nüfusuna, girişimci iş dünyasına farklı bir dinamizm katmayı ve Türkiye’deki makinecileri yeni projeler üretme konusunda yüreklendirmeyi amaçlıyoruz.