Ülkemizde demir çelik sektörünün tarihi Cumhuriyet yılları- na dayanıyor. İlk demir çelik tesisi 1930’lu yıllarda Kırıkkale’de kurulmuş, ardından ilk bütünleşmiş tesis niteliğindeki Karabük Demir Çelik Fabrikaları faaliyete geçmiş. Türkiye’de 1950’lerden sonra hızlanan sanayileşme ile beraber, beyaz eşya ve otomotiv sektörünün ihtiyacını karşı- lamak üzere yassı ürüne yönelik ilk tesis olan Erdemir bir kamu yatırımı olarak 1965 yılında Ereğli’de faaliyete geçmiş Demir çelik talebindeki gelişmeye cevap vermek üzere 1975 yılında bir diğer entegre tesis olan İskenderun Demir Çelik Fabrikaları üretime başlamış. 1980’li yılların ikinci yarısında, yeni ark ocaklı tesislerin üretime geçmesiyle, üretimin ağırlığı kamudan özel sektöre kaymış. Bugün Türkiye’de kapasiteleri 170 bin ton ile 3.5 milyon ton arasında değişen toplam 17 adet ark ocaklı tesis ile 3 entegre tesis bulunuyor. Bu tesisler arasında, 5 milyon tonluk ham çelik üretimi ile Erdemir grubu, dünyanın en büyük 57. tesisi konumunda. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre sektörde istihdam edilen kişi sayısı 61 bin. Bu oran Türkiye’de kayıtlı istihdamın yaklaşık yüzde birine denk geliyor.

TURKİYE DUNYANIN ONDE GELEN URETİCİLERİ ARASINDA
Demir çelik sektöründe Türkiye, dünyanı n önde gelen üreticileri arasında yer alıyor. Ülkemiz 2006 yılında 23,3 milyon ton ile küresel demir çelik üretiminin yüzde 1,9’unu gerçekleştirmiş. Bu üretim seviyesi ile dünyada 11.; Avrupa’da Almanya ve İtalya sonrasında 3. sırada bulunuyor. Üretime ilişkin veriler incelediğinde, zaman içinde demir çelik üretiminin düzenli biçimde artış gösterdiği görülüyor. 1980 yılında 2.5 milyon ton olan üretim miktarı, 2007 yılında on misline yani 25 milyon ton seviyesine yükselmiş. Ancak daha da önemlisi, Türkiye’nin demir çelik sektöründe Avrupa içinde edindiği pay. Türkiye AB ülkeleri ile karşılaştırıldığı nda, küresel üretim içindeki payını kayda değer biçimde artırdığı görülüyor. AB ülkelerinin toplam üretimi ile karşılaştırıldığında 1980 yılında yüzde 1.8 olan Türkiye’nin payı, 2007 yılında yüzde 12.3’e yükselmiş. Aynı dönemde Türkiye’nin dünya üretimi içindeki payı ise yüzde 0.35’den yüzde 1.92’ye çıkmış. Sektör ayrıca Türkiye’nin önde gelen ihracatçı sektörleri arasında yer alıyor. 1996 yılında 2 milyar dolar seviyesinde olan sektörel ihracat, on yıl sonra 9.5 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Demir çelik sektörü bu seviye ile motorlu taşıtlar ve hazır giyim sektöründen sonra en fazla ihracat yapan üçüncü sektör konumunda yer alıyor. Demir çelik sektörünün toplam ihracatı- mız içindeki payı ise zaman içinde fazla değişiklik göstermemiş. Bu oran geçti- ğimiz 10 yıl içinde en düşük yüzde 6.5, en yüksek ise yüzde 9.5 olmuş. Demir çelik ürünlerinin toplam ihracatımızdaki payı 2007 yılında yüzde 9 olarak kaydedilmiş.

URETİM İC PİYASANIN TUKETİMİNİ KARŞILAYAMIYOR Ancak Türkiye’deki üretimin en belirgin özelliği üretim ile tüketim eğilimleri arası ndaki dengesizlik. Gerçekten de Türk demir çelik sektörü iç talep ile yerli üretim arasında kayda değer bir dengesizlik olan sektörlerin başında geliyor. Meseleye belli başlı ürünler açısından bakı ldığında, yassı ürünlerde iç üretim talebin yaklaşık yarısını karşılayabilirken, uzun ürünlerde yerleşik kapasite iç talebin yaklaşık iki misline tekabül ediyor. Bu yapısal dengesizliğin temel nedeni geçmişte uygulanan teşvik politikaları. Ülkede yerleşik kapasitenin ulaştığı noktayı göz önüne almadan verilen teşvikler, gerektirdiği sabit sermaye yatı- rımları bakımından yassı ürünlere oranla çok daha az bir başlangıç sermayesi gerektiren uzun ürünlerde ölçüsüz bir kapasite artışını beraberinde getirmiş. Üstelik bu dengesizlik gün geçtikçe de artıyor. Türk ekonomisinin kalkınması ve başta otomotiv ile beyaz eşya olmak üzere yassı çelik kullanan sektörlerin gelişmesi, yassı çeliğe olan talebi artırmı ş buna karşılık uzun ürünlerde üretim artarken yassı ürünlerde üretim artı şı son derece sınırlı kalmış. Gelinen noktada 2006 yılı sonu itibariyle uzun ürünlerde arz fazlası 8.8 milyon tona ulaşmış; yassı ürünlerdeki arz açığı ise 5.8 milyon tona gelmiş. Sektörel üretimde yaşanan dengesizliğin bir yansı- ması da dış ticaret alanında görülüyor. Demir çelik sektöründe ihracatın ithalatı karşılama oranı Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde. Hatta bu oran zaman zaman yüzde 100’ü de geçmiş. Başka bir deyişle, demir çelik ürünlerinin ihracatı zaman zaman bu ürünlerin ithalatı- nın üstüne çıkmış. Ancak 2004 yılından başlamak üzere son birkaç yılda bu alanda olumsuz bir gelişme izleniyor. Sektörde ihracatın ithalatı karşılama oranı düşüş gösteriyor. Bu oran 2007 yı- lında yüzde 84’e inmiş – Türkiye ortalaması ise yüzde 63 düzeyinde. Bu düşüşün nedeni, yassı çelik kullanan beyaz eşya ve otomotiv gibi sektörlerdeki üretim artışları. Türkiye’nin sanayileşme stratejisi ve küresel üretimde ihtisaslaştığı alanlar bakımından bu sektörlerin taşıdığı önem göz önüne alındığında, üretimdeki dengesiz yapıdan kaynaklanan bu eğilimin devam etmesi bekleniyor. Buna karşılık Türk demir çelik sektörünün performansını, mevcut yapısal üretim dengesizliğine rağmen, olumlu etkileyecek faktörler de bulunuyor. Bunların başında demir çelik sektöründe, Çin ve Hindistan’da düzenli olarak artmakta olan talep nedeniyle, küresel tüketim eğilimlerinin güç kazanması geliyor. Uluslararası Çelik Enstitüsü verilerine göre 2005-2006 yıllar arasında dünyada nihai çelik tüketimi yüzde 7.3 oranında artmış. Çin’de tüketim artışı yüzde 13, Çin haricinde dünyanın gerisinde ise yüzde 4.7 olmuş. Çin’deki tüketim artışının bu ülkenin ekonomik kalkınmasına paralel olarak devam edeceği tahmin ediliyor.

TURK DEMİR CELİK SEKTORU VE AB İLE İLİŞKİLER Türk demir çelik sektörü bakımından vurgulanması gereken bir diğer faktör de AB ile ilişkiler. Türkiye, 1996 yılında yürürlüğe giren demir çelik ürünlerine ilişkin Serbest Ticaret Anlaşması ile bir anlamda AB pazarını konsolide etme imkanına kavuştu. Nitekim aradan geçen 10 yıllık süre zarfında ikili ticaret büyük gelişme gösterdi. Aslında Türk demir çelik sektörünün rekabetçi yapısı sektörün AB’ye ihracat performansının izlenmesinden de görülebilir. 2000 yılında toplam 12,7 milyar Euro (296 bin ton) demir ve çelik ithal eden AB25 ülkeleri 2006 yılında ithalat rakamını 2,4 katına çıkararak toplam 30,1 milyar Euro (500 bin ton) ürün ithal etmişler. Türkiye 2006 yılında gerçekleştirdiğ i 1,8 milyar Euro’luk toplam ihracatla ana tedarikçiler arasında dördüncü sırada yer almış durumda. Ülkemiz AB25’in demir ve çelik ithalatı nda ana tedarikçileri arasında yer almakla beraber, 2000-2007 yılları arasında AB’nin ithalatı içindeki payı değişmemiş. Ancak AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlamış olması, demir çelik sektörünün dış ticaret ve ihracat performansı nın yanı sıra geleceği açısından büyük önem taşıyor. Zira AB’ye uyum, sektörü birçok açıdan etkileyecek gibi gözüküyor. Türk demir çelik sektörünün bir diğer avantajı da işgücü maliyetleri olmaya devam ediyor. Türkiye, dünyada rekabet içinde bulunduğu belli başlı demir çelik üreticilerine oranla, daha ucuz bir işgücüne sahip bulunuyor.

DEMİR CELİK SEKTORUNUN 3 BUYUK SORUNU NEDİR?
1980’li yıllarda sağlanan teşviklerle oluşturulan üretim kapasitesi sayesinde, demir çelik ihracatın lokomotif sektörleri arasında yer almaya devam ediyor. Sektörün önümüzdeki dönemde bu performansı nı korumasını sağlayacak bazı küresel gelişmeler de söz konusu. Bunları n başında Çin ekonomisinin büyümesi sayesinde oluşan ilave talep dikkat çekiyor. Öte yandan sektörün AB ile bütünleşmesini sağlayan Serbest Ticaret Anlaşması da AB pazarının Türk ihracatçı- larına açılması bakımından faydalı olacağı dile getiriliyor. Nitekim son on yılda Türkiye ile AB arasında artan ticaret hacmi de bu ekonomik bütünleşmenin mücaolumlu sonuçlarını kanıtlıyor. Ancak önümüzdeki dönemde sektörün karşı karşıya kalacağı üç temel güçlük bulunuyor. Bunlardan birincisi üretim profilindeki yapısal bozukluğun giderilmesi. Halihazırda yassı ürünler ile uzun ürünler arasında, uzun ürünler lehine bir arz ve kapasite fazlası mevcut. Bunun sonucunda sektörde birçok firma ihracata bağımlı olarak çalışma durumunda kalıyor. Bu yapısal dengesizliğin giderilmesi durumunda Türk demir çelik sektörünün çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşturacağı belirtiliyor. Sektörün karşı karşıya bulunduğu diğer temel güçlük ise Ulusal Yapılanma Programı (UYP) ile ilgili. AB ile yürütülen tam üyelik müzakerelerinde de konu olan UYP, gerçekten de sektörün geleceğ ini yakından etkileyecek nitelikte bir dönüşüm programı. Bu sayede yapısal dengesizliğin giderilmesi ve aynı zamanda sektörün daha verimli bir yapıya kavuşturulması hedeşeniyor. Ancak halihazı rda bu Programa katılım konusunda ciddi sorunlar bulunuyor. Programın hayata geçirilememesi, işletmelerimiz açısından birtakım riskleri de beraberinde getireceğe benziyor. Örneğin bu firmaların AB’ye yapacakları ihracata telafi edici vergi getirilmesi söz konusu olabilecek veya bu firmaların geçmişte yatırım teşviki veya enerji teşviki altında elde ettikleri sübvansiyonun Hazine’ye geri ödenmesi talep edilebilecek. Öte yandan UYP’ye katılan firmalar bakı- mından da kapasite kısıtlamasına hatta indirimine gidilmesi şeklinde ortaya çı- kabilecek bir ticari risk mevcut. Demir çelik sektörünün AB müktesebatı na uyumu bakımından karşılaşılacak bir diğer güçlük ise çevre alanındaki AB kurallarından kaynaklanacaktır. Çünkü demir çelik sektörü, çevrenin korunması amacıyla çıkarılan mevzuata uyum maliyetleri yüksek alanların arasında geliyor. Bu açıdan bu mevzuata uyumun sektörün uluslar arası rekabet gücü üzerinde olumsuz etkileri olması söz konusu olabilir. Ancak mevzuat uyumunun zamana yayılarak, bu olumsuz etkilerin hafifletilmesi amaçlanıyor. Sonuçta, bütün bu koşulların ışığında, önümüzdeki 1-2 yıl içinde alınacak karar ve uygulanacak politikaların, sektörün uzun vadede taşıyacağı yapı bakı- mından belirleyici olacağı söylenebilir.

ULUSAL YAPILANMA PROGRAMI
Türkiye ile AB arasında yürütülen tam üyelik müzakerelerinde ön plana taşı- nan sektörlerin başında demir çelik sektörü geliyor. Bunun nedeni tüm diğer sanayi kollarının aksine, demir çelik sektörünün Türkiye-AB gümrük birliği kapsamı dışında tutulmuş olması. Bu sektörde Türkiye ile AB arasında bir serbest ticaret anlaşması mevcut. Ticaret bu serbest ticaret anlaşması hükümleri uyarınca yapılıyor. Ancak söz konusu serbest ticaret anlaşması aynı zamanda sektördeki yatırımları da yakından ilgilendiren devlet yardımlarına dair kurallar da içeriyor. Zira demir çelik sektöründe geçmişte AB ülkelerinde baş gösteren kapasite fazlası ile mücadele edebilmek amacıyla, sektöre verilebilecek devlet yardımları için diğer sektörlere oranla çok daha sınırlı bir çerçeve çizilmiş. Örneğin bu nedenle demir çelik sektöründe faaliyet gösteren firmalara işletme sermayelerini güçlendirmelerini sağlayacak yardım verilmiyor. Aynı şekilde bu sektöre yatırım teşviki verilmesi de AB kurallarına aykırılık taşı yor. Sektöre yalnızca çevrenin korunması, AR&GE faaliyetlerinin teşvik edilmesi, istihdam yaratılması ve işletmelerin kapatılması durumunda kamu kaynakları ndan yardım ediliyor. Türkiye ile AB arasında 1996 yılında yürürlüğ e giren Serbest Ticaret Anlaşması ile sektöre dair AB düzeyinde geçerli olan kurallar, Türkiye açısından da geçerlilik kazanmış durumda. Ancak söz konusu Anlaşma müzakere edilirken, ülkemiz bu kurallara uyum ile ilgili bir geçiş dönemi talep etmiş. Türkiye’nin geçiş dönemi talep etmesinin gerekçesi ise, bugün dahi varlığını sürdüren, üretim ile tüketim arasındaki dengesiz yapı. Geçiş dönemi sırasında, devlet yardımları yoluyla bu kapasite fazlasının ortadan kaldırılması öngörülüyor. Ancak aradan geçen süre zarfında Türkiye’nin karşılaştığı ekonomik krizler ve mali güçlükler nedeniyle, sektördeki bu yapı- sal dönüşümü gerçekleştirecek bir program uygulanmış değil. 2001 yılında ise AB’den elde edilen 5 yıllık geçiş döneminin sonuna gelindi. Geçiş döneminin bitmesi üzerine yapılan uzatma başvurusuna cevaben AB, sektörün yeniden yapılandırılması amacıyla bir Ulusal Yapılanma Programı (UYP) hazırlanması nı ve uygulanmasını şart koştu. Sektörün geleceği açısından büyük önem taşıyan, sektördeki belli başlı firmaları n yatırım programları ile rekabet güçlerini yakından etkileyecek olan UYP hazırlıklarına böyle bir süreç sonunda başlandı. UYP sektördeki yapısal dönüşümün hayata geçirilmesini hedeşiyor. Kamu yardı mları ile uzun ürünlerde üretim kapasitesinin azaltılmasını, yassı ürünlerde ise kapasite artışını öngörüyor. Bu program sayesinde demir çelik firmaları nın AB’nin belirlemiş olduğu ve AB çapında uygulanan uzun dönemde sağ- lıklı bir finansal yapıya kavuşmalarını sağlayacak.  


AB CEVRE MEVZUATINA UYUMUN TURK DEMİR CELİK SANAYİNE ETKİLERİ
AB ile tam üyelik müzakerelerinde ele alınacak müzakere başlıkları arasında bulunan çevre başlığının kapanabilmesi için Türkiye’nin bu alandaki AB mevzuatı na uyum sağlamış olması veya en azından geçiş sürelerini de içerebilecek bir uyum takvimi üzerinde uzlaşma sağ- lanmış olması gerekiyor. Öte yandan, uyum çalışması müzakerelerle paralel olarak yürüyecektir. Başka bir deyişle, Türkiye’nin AB çevre politikasına uyumu sürekli gündemde kalacak. Bunun sonucunda ise, sektörlerin ve bu bağ- lamda demir çelik sektörünün mevzuat reformu ve uygulamalardan birebir etkileneceklerini söylemek mümkün. Bu etkilerden ne kastedilmektedir? Demir çelik sektöründen kaynaklanan çevre sorunlarının katı, sıvı ve gaz atıkların azaltılması ile gürültü kirliliği olduğu söylenebilir. Demir çelik tesislerinde çelikhane ve haddehanelere ilave olarak dökümhaneler, boru fabrikaları ve talaşlı imalat vb. birimleri de bulunmaktadır. Bu ünitelerin her birinin üretim proseslerine bağlı olarak, çevre ile ilgili problemleri farklılık göstermektedir. Çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik tesislerin kuruluş maliyetlerinin çok yüksek olması nedeni ile çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalarda öncelik, atıkların içindeki değerli maddelerin geri kazanılarak değerlendirilmesine verilmektedir. Bu şekilde, atıkların çevreye vereceği zarar en aza indirildiği gibi ekonomik yarar da sağlanmaktadır. Geri kazanılarak değerlendirme imkanı bulunmayan atıklarda ise, çevre kirliliğine neden olmayacak şekilde elimine edilmelerine yönelik arıtma tesislerinin kurulması önemli ve zorunludur. AB çevre politikalarının sanayi kesimini ilgilendiren düzenlemeleri, demir çelik sektörünü de yakından ilgilendirmektedir. Kapsamı ve neden olacağı maliyetler açısından bakıldığında, 2007 senesinde Topluluk dahilinde yürürlüğe giren Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrolü Direktifi, Türkiye’nin Topluluğa katılımı sürecinde demir çelik sanayinin çevre yatırımlarını en fazla etkileyecek Direktif olarak belirmektedir. Türkiye’nin çevre başlığına dair müzakere pozisyonunun belirlenmesine katkı da bulunulmasını teminen bir çalışma yapılması gerekmektedir. Zira ancak bu sayede gerçek zorlukların nerede ortaya çıkacağı görülebilecek ve geçiş dönemi taleplerinin doğru saptanması mümkün olabilecektir. AB’den elde edilecek geçiş dönemlerinin niteliği ve uzunluğu, bu yönde yapılacak ön çalışmaların kalitesine, derinliğine ve mevcudiyetine bağlı kalacaktır.   SPOT: “ 1980’li yıllarda sağlanan teşviklerle oluşturulan üretim kapasitesi sayesinde, demir çelik ihracatın lokomotif sektörleri arasında yer almaya devam ediyor. Sektörün önümüzdeki dönemde bu performansını korumasını sağlayacak bazı küresel gelişmeler de söz konusu. Bunların başında Çin ekonomisinin büyümesi sayesinde oluşan ilave talep dikkat çekiyor. Öte yandan sektörün AB ile bütünleşmesini sağlayan Serbest Ticaret Anlaşmasının da AB pazarının Türk ihracatçılarına açılması bakımından faydalı olacağı dile getiriliyor.”