Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu Ar-Ge Merkezi (DrV-TEAM), çalışmalarına 10 yıl önce başladı. Resmi olarak 2014 yılında kurulan merkez, özel sektör, kamu kuruluşları ve üniversiteler ile işbirliği içinde ortak projeler geliştirmeyi sürdürüyor. Sanayi odaklı Ar-Ge projeleriyle son üç yıldır “Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi” listesinde yer almayı başaran merkezin müdürlüğünü üstlenen Doç. Dr. Yüksel Kaplan, kurumun yapısı, çalışmaları ve hedeflerini paylaştı.

Ar-Ge merkeziniz ne zaman ve nasıl kuruldu? Merkezinizin yapısı ve çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

Temiz ve yenilenebilir enerji alanında yapılan çalışmaların daha ileriye taşınması, uluslararası platformlarda yerini alması ve bütün yenilenebilir enerji Ar-Ge çalışmalarının tek çatı altında toplanması için Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu Temiz Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi (DrV-TEAM), 2014 yılında resmi olarak kuruldu. Ar-Ge merkezinin yenilenebilir enerji alanında hidrojen ile tanışmamızı sağlayan, yol gösteren, uluslararası camiada hidrojen konusunda önderliği kabul edilen ve uzun yıllar Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği Başkanlığını yürüten Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu’nun ismi altında kurulması da ayrı bir anlam taşıyor. Araştırma merkezimiz ulusal ve uluslararası projelerden ve çeşitli sanayi kuruluşlarından sağlanan desteklerle faaliyete geçti. Mevcut altyapının kurulması yaklaşık 30 milyon TL’ye mal oldu. Merkez bünyesinde sahip olunan Ar-Ge altyapısı ağırlıklı olarak hidrojen üretiminden yakıt hücresi imalatına kadar, bütün hidrojen teknolojilerini ve başta fotovoltaik olmak üzere bütün yenilenebilir enerji teknolojilerini kapsıyor.

Ar-Ge merkezi başlıca hangi alanlar üzerine çalışmalar yapıyor? Merkezin temel hedefleriniz nelerdir?

Yenilenebilir enerji ve özellikle hidrojen enerjisi ile yakıt pilleri konusunda yapılan çalışmalar, Prof. Dr. Veziroğlu’nun teşvikleri ve destekleri ile yaklaşık 15 yıl önce başladı. Bu çalışmalar neticesinde hidrojen teknolojileri ve yakıt pilleri konusunda arka arkaya ulusal ve uluslararası birçok proje hayata geçirildi. Ayrıca Prof. Dr. Veziroğlu ülkemizin önde gelen özel sektör firmalarıyla 2004 yılında bir araya gelmemizi ve ortak proje çalışmalarına başlamamızı sağladı. Kalkınmanın ve dünya barışının sağlanmasında temel itici gücün enerji olduğunun bilincinde olan merkezimiz, bunun için yenilenebilir enerji teknolojilerini geliştirmeyi öncelikli bir hedef olarak kabul ediyor ve bu bilinçle faaliyetlerini sürdürüyor. Merkezimizin başlıca hedefleri arasında; temiz enerji alanında Ar- Ge çalışmalarının geliştirilmesi, yenilenebilir enerji konusundaki yeni teknolojilerin ilgili sanayi kuruluşlarına kazandırılması ve teknoloji geliştirme amacına yönelik araştırmacıların disiplinler arası işbirliğinin geliştirilmesi yer alıyor. Ulusal ve uluslararası merkezler ve üniversiteler ile merkezimizin işbirliğinin sağlanması, bu suretle konuyla ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların bir araya getirilmesi de amaçlanıyor. Ayrıca merkezin, önemli Ar-Ge çalışmaları yürütmek suretiyle ulusal ve uluslararası alanda enerji konusunda politika belirleme ile proje geliştirmede söz sahibi bir kuruluş haline getirilmesi de hedefleniyor.

Üretime yönelik geliştirilen projeler nelerdir?

Üzerinde çalıştığınız projeler hangileridir? Merkezimizde, metal hidrürlerde hidrojen depolama, PEM elektrolizörlerde hidrojen üretimi, katı oksit yakıt pilleri, doğrudan metanol yakıt pilleri ve güneş pilleri (fotovoltaik) üzerine projeler geliştiriliyor. Merkezde yoğun olarak çalışmalar yaptığımız katı oksit yakıt pilleri yüksek enerji dönüşüm verimleri, fosil yakıtlar dışında biyo-yakıtlar ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen hidrojeni kullanabilmesi nedeniyle son yıllarda en çok dikkat çeken enerji dönüşüm teknolojilerinden biri olarak kabul ediliyor. Yakıtın kimyasal enerjisinden elektrik enerjisine dönüşümde verim yüzde 50’nin üzerinde artıyor. Bu verim mevcut içten yanmalı motorların yaklaşık iki katına yakın. Ülkemizde çeşitli sanayi kuruluşlarıyla katı oksit yakıt pilleri konusunda çalışmalar da yapılıyor. 10 yıldır yapılan ortak çalışmalar sonunda nihayet net 3 kilovat elektrik üretebilen ilk prototip imal edildi. Sağlık Bakanlığı Ankara Keçiören Araştırma ve Uygulama Hastanesine, TÜBİTAK-KAMAG projesi kapsamında bir sistem kuruldu. Bu sistemin amacı bir PV-Elektrolizör-PEM yakıt pili sistemi ile güneş enerjisinin kesintisiz bir şekilde kullanımını sağlamaktı. Sistemin hastaneye uygulanması ile hem hastanenin devamlı elektrik enerjisi gereken bölümlerine (ameliyathane, yoğun bakım ve acil servisler gibi) kesintisiz elektrik sağlanması hem de sistemde yan ürün olarak açığa çıkan medikal kalitede oksijenden faydalanılması hedeflendi. Ayrıca merkezimizde güneş pilleri (fotovoltaik) üzerine çalışmalar da yapılıyor. Ülkemizde yakın gelecekte ciddi bir fotovoltaik pazarı oluşacağı göz önünde bulundurulduğunda yerli üretim PV’lerin büyük öneme sahip olacağı düşünülüyor. Merkezde, PV’ler üzerine yapılan çalışmalar sonunda geliştirilen hücrelerden yaklaşık yüzde 19 verim alındı.

Merkeziniz ilgili devlet kurumlarıyla koordinasyonu hangi düzeydedir? Devlet kurumlarının Ar-Ge uygulamalarına yönelik destekleriyle ilgili düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Merkezimiz Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Enerji Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile Ar-Ge faaliyetleri kapsamında iletişim halinde. Ayrıca merkezimiz ODTÜ, Gazi Üniversitesi, Aksaray Üniversitesi, Melikşah Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Cumhuriyet Üniversitesi gibi birçok üniversiteyle ortak çalışmalar yapılıyor. Örneğin ODTÜ ile birlikte TÜBİTAK-KAMAG 1007 projesini tamamladık. Bu proje, Ankara Keçiören Araştırma ve Uygulama Hastanesine “Hastahaneler için Güneş Enerji Sistemi Kaynaklı PEM Yakıt Pilinden Elektrik, Oksijen ve Hidrojen Üretim Tesisi Kurulması ve Yüksek Basınçlı Elektrolizör Geliştirilmesi” projesi olup, Ocak 2013’de teslim edildi. Ar-Ge masraflı bir süreç ve firmaların bu masrafı tek başına karşılamaları mümkün değil. Dolayısıyla bu süreçte devlet desteği çok önemli. Özellikle son 10 yılda ülkemizde Ar-Ge’ye ayrılan pay sürekli artış gösteriyor. Buna rağmen bu miktar henüz gelişmiş ülkelerdeki seviyelere ulaşamadı. Ar-Ge’ye yönelik devlet desteklerinin sabırla sürdürülmesi ve bütçeden Ar- Ge destekleri için ayrılan miktarın GSMH’nin yüzde 1’ni aşması gerekiyor.

Üretimin katma değerini artırabilmek, pazara sunulan ürünlere değer katmak açısından Ar-Ge’nin önemi nedir? Türkiye’de firmaların Ar-Ge’ye yönelmesini sağlamak için hangi adımlar atılmalıdır?

Ar-Ge elbette ki ürünlerin katma değerini artırmada çok önemli. Bugün ülkemizin ihraç ettiği ürünlerden kilogram başına elde ettiği gelir yaklaşık olarak 1,6 dolar iken, bu rakam Almanya için 4,2 dolar, Japonya için 3,6 dolar ve Güney Kore için 3,2 dolardır. Rakamlardan da görüldüğü üzere ülke olarak henüz yüksek katma değere haiz ürünler ihraç edemiyoruz. Ürünlerin katma değerini artırmak için Ar-Ge kültürünün mutlaka yaygınlaştırılması gerekiyor. Ar-Ge yapmak masraflı ve uzun soluklu bir süreç olduğu için firmalar bu süreçle ilgili olarak bilgilendirilmeli ve mevcut Ar-Ge projesi destekleme mekanizmalarından haberdar edilmeli. Üniversiteler ile sanayi kuruluşları mutlaka bir araya getirilmeli ve üniversitelerdeki Ar-Ge potansiyeli kullanılmalı.

Hizmet alanınız içinde patent ya da faydalı model başvuru sayılarında artış gözlendi mi?

Patent dosyaları teknoloji için en önemli bilimsel kaynakların başında geliyor. Milyonlarca patent dosyası, internet ortamında araştırmacıların kolayca ulaşabileceği bilimsel kaynak haline geldi. Patent literatürü başka hiç bir yerden erişemeyeceğiniz teknik bilginin en geniş olarak sunulmuş halidir. Küresel olarak 40 milyon patent yayınlanmakta ve her yıl ortalama 1,5 milyon yeni patent dosyalanmaktadır. Dünyadaki teknik bilginin yüzde 80’i patent dosyalarında mevcut halde yer alıyor. Ülkemizde ise Türk Paten Enstitüsünden (TPE) alınan bilgilere göre 2014 yılında 3 bin 554 yerli patent sayısı bulunuyor. 2013 yılına göre ülke genelinde yerli patent sayısı yüzde 21,5’e ulaştı. Bu sayı dünya ortalamasının altında olmasına rağmen her yıl artış gösteriyor. Merkezimizde yaptığımız çalışmalardan 20’nin üzerinde ortak patent sayısı alındı ve bunun dışında da başvuru aşamasında olan patentler bulunuyor. Yeni teşvikler yardımı ile patent sayımızı artırmayı hedefliyoruz. Fakat patentin yalın bir şekilde alınmasının ülkemize faydalı olması için ticarileşmesi de gerekiyor. Güney Kore KAIST Üniversitesinin aldığı patent sayısı 1119. Amerika’da bulunan MIT’nin (Massachusetts Institute of Technology) patent sayısı ise 305. Fakat bu patentler içerisinde KAIST Üniversitesi 47 tanesini ürüne veya teknolojiye dönüştürmüşken, MIT ise 81 tanesini ticari ürüne dönüştürdü. KAIST’in ürüne dönüştürdüğü patentlerin katma değeri 30,5 milyon dolar iken, MIT’nin ki 568 milyon dolar katma değer yarattı. Buna göre yalın patent almaktansa, katma değeri yüksek ticari ürüne dönüştürülebilen patentlerin alınması önem kazanıyor.

Ar-Ge merkezi bünyesindeki çalışmaların sanayide kullanılmasıyla ilgili nasıl bir gelişim süreci yaşandı? Ar-Ge merkezi ve sanayi işbirliğinin ülke ekonomisine katkıları neler oldu?

Üniversitemizde Ar-Ge faaliyetleri 2004 yılından itibaren ivme kazandı. Ar-Ge çalışmaları hızla büyüdü ve günümüze kadar yayınlar, patentler, faydalı ürünler çıkardı, çok sayıda akademisyen yetiştirdi. Birçok sanayi odaklı projede farklı işbirlikleri ve üretim teknolojileri geliştirildi. Sanayi odaklı Ar-Ge çalışmaları sayesinde birçok firmanın sorunlarına ortak çözüm üretildi. Elde edilen bu başarının daha da ileri boyuta taşınması, üniversite ve sanayici arasında köprü oluşturması için Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) kuruldu.