Baykar Makina 1984 yılında makina yüksek mühendisi Özdemir Bayraktar tarafından otomotiv sanayisinde yerlileştirmeye tabi hassas motor, pompa ve dişli kutusu parçalarının imalatını gerçekleştirmek amacıyla kuruldu. Firma, 2000 yılından itibaren ailenin ikinci nesil mühendislerinin de katılımıyla savunma ve havacılık dünyasındaki teknolojik değişimleri ülkemiz için fırsata dönüştürme ideali ile insansız hava aracı (İHA) üretimi konusunda çalışmalarını sürdürüyor.

Baykar Makina şirket yapılanması hakkında bilgi verir misiniz?

Ar-Ge ve üretim süreçlerinin iç içe geçtiği, hiyerarşik bir yapılanma yerine bilgi kazanımı ve geliştirme odaklı yatay organizasyonuyla, dinamizm ve motivasyonu yüksek ekip ruhu ile bilgi çağının gereklerine uygun bir yapıya sahibiz. Kadromuz elektronik, bilgisayar, uçak, makina, robotik ve kontrol gibi farklı mühendislik disiplinlerinden 65 kişilik mühendis ve 35 kişilik teknisyen ekibinden oluşuyor.

Ar-Ge ve üretim çalışmalarınızı nerede ve nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

Elektronik donanım, yazılım, aerodinamik ve yapısal tasarım, analiz, kalifikasyon ve hassas talaşlı imalat, kompozit imalat ve entegrasyon faaliyetlerini İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde bulunan Ar-Ge merkezimiz bünyesinde yürütüyoruz. Bunun yanında uçuş test faaliyetleri için Keşan Askeri Havaalanı’nı kullanıyoruz. Seri üretim mantalitesinden farklı olarak butik üretim tarzı bir yapılanma içerisinde tasarımdan analize, prototipten nihai ürüne tüm süreçlerin bir arada yürütüldüğü; tasarımı gerçekleştiren mühendisin aynı zamanda test ve üretim süreçlerinde de yer aldığı, elektronik kart tasarımını gerçekleştiren ekibin aynı kartın dizgi aşamasından fonksiyonel test ve kutulanma, hava aracına entegrasyon gibi farklı süreçler içerisinde de bulunduğu bir iş akışımız mevcut.

Geliştirdiğiniz İnsansız Hava Araçları (İHA) nelerdir? Bu araçların özelliklerinden bahseder misiniz?

Temel olarak üç ana platform seviyesinde sistemler geliştirdik. Mini sınıfı İHA’lardan başladık ve adım adım teorik ve pratik saha tecrübesi kazandıkça daha üst kapasiteli sistemlere yöneldik. 2005 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın yakın menzil gece ve gündüz keşif gözetleme ihtiyacını karşılamak için herhangi bir finansal destek olmaksızın Mini İHA sistemi geliştirme faaliyetlerine başladık. 2006 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) ile yapılan sözleşme gereği geliştirilen sistem herhangi bir gecikme olmaksızın 2007 yılında TSK envanterine girdi ve operasyonel olarak kullanılmaya başlandı. Müteakiben yapılan kabul işlemleri ile silahlı kuvvetlere toplam 164 Mini İnsansız Hava Aracı (41 Sistem) teslim edildi. TSK envanterine giren ilk milli hava aracı unvanına sahip sistem o yıllardan bu yana devam eden ürün yaşam döngüsü kapsamında 100 binin üzerinde uçuş gerçekleştirdi. 1000’in üzerinde sertifikalı kullanıcı operatör yetiştirildi. Mini İHA özellikle terörle mücadele eden birlikler tarafından kullanılmaya başladı. Bu süreç içerisinde firma Ar-Ge personeli de kullanıcı askeri personele destek amacıyla görev uçuşlarına katıldı. Lojistik destek kapsamında firmamız karşılıksız olarak uzun bir süre boyunca desteğini sundu.

Mini İHA Sistemi sonrasında yine mini sınıf kapsamında Malazgirt Döner Kanat Mini İHA geliştirme projesine başladık. Bu proje de, 2006 yılından 2008 yılının sonuna kadar yine firmamız imkanları ile bizzat mühendis ve teknisyen ekibimizin güneydoğu bölgemizdeki sahadaki askeri personelle birlikte geliştirme faaliyetleri devam etti. Sistemin geliştirilmesi maksadıyla dört adet sipariş verildi. 2009 yılında TSK envanterine giren ilk döner kanat İHA sistemi oldu. Devam eden süreç içerisinde maalesef belirli odakların bürokratik oyunları sebebiyle Malazgirt İHA sistem projesinde ürün yaşam döngüsü tamamlanamadı. 2007 yılından bu yana aynı zamanda Taktik Sınıfı İHA geliştirme projesi yürütüyoruz. Yine SSM tarafından herhangi bir finansal destek olmaksızın, prototip geliştirmemiz talep edildi. Bayraktar Taktik Blok 1 olarak adlandırılan prototipleri geliştirdik. 2009 Haziran ayında Keşan Askeri Havaalanında ilk uçuşunda tam otomatik kalkış, seyir ve inişi gerçekleştirdik. Bu şu açıdan önemli: O dönemlerde Batman askeri üssünde kullanılan İsrail menşeili Heron İHA’larında otomatik kalkış ve iniş sistemi teknolojisi yoktu, yine ABD menşeili Predatör İHA’larında da bu sistem bulunmuyordu. Biz ise ilk uçuşumuzda bunu gerçekleştirdik. Bu durum teknolojide paradigma dönüşümünün bize getirdiği avantajlara güzel bir örnek. 2009 yılında Sinop Havaalanı’nda resmi heyet huzurunda gece ve gündüz gerçekleşen otomatik uçuş gösterimleri başarıyla tamamlandı. Bu süreç sonrasında 2010 Ocak ayı Savunma Sanayi İcra Kurulu kararı ile iki sistem ve bir sistem opsiyon olmak üzere sözleşme görüşmelerine başlanması kararı alındı (bir sistem: altı adet hava aracı, iki adet yer kontrol istasyonundan oluşuyor). Maalesef sözleşme görüşmeleri süreci iki yıl sürdü. Aynı alanda yabancı firmalardan veya başarısını ispatlamamış firmalardan bu sistemlerin alımında sözleşme görüşmeleri birkaç aylık bir süreçte tamamlanırken, başarısını ispatlamış, hem de devletten herhangi bir Ar-Ge desteği almaksızın bunu başarmış olan firmamız ile bu sürecin iki yılı bulması dikkat çekilmesi ve nedenleri araştırılması gereken bir husustur. İki yıl devam eden bu sürecin sonunda 2012 Ocak ayında Taktik İHA Blok 2 Sistemi geliştirme faaliyetlerine başladık. 2014 yılının Kasım ayında ilk sistem teslimatlarını başarıyla tamamladık. Taktik İHA sözleşmesinde tanımlanan uçuş süresi 10 saat, uçuş irtifası 18 bin feet, faydalı yük taşıma kapasitesi de 35 kilogramken geliştirdiğimiz Taktik TB2 Hava Aracı 55 kilogram faydalı yük taşıma, 30 saat havada kalabilme kapasitesinde ayrıca 30 bin feet irtifaya çıkabiliyor. Dolayısıyla talep edilenin en az üç katı bir performans sunan bir sistem geliştirildi. Taktik TB2 İHA ile 14 Haziran 2014 tarihinde tam yüklü (55 kg) olarak gerçekleştirilen uçuş testinde 27 bin 30 feet irtifaya çıktık. 5-6 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen uçuş testinde yine tam yüklü olarak 18 bin feet irtifada 40 bin 40 km yol kat ederek 24 Saat 34 dakikalık uçuş gerçekleştirdik. Taktik TB2 İHA milli hava araçları arasında irtifa ve uçuş süresi açısından Türk Havacılık tarihindeki rekorları elinde tutuyor. Ana platform sistemleri haricinde İHA’ların içerisinde kullanılan birçok elektronik ve yazılım alt bileşenler bulunuyor. Alt ana sistemler olarak ifade edebileceğimiz bu sistemlerin birçoğu özgün olarak geliştirip üretilmezse ciddi anlamda yurt dışına bağımlı kalınabilir. Bu noktada farklı bir strateji izledik ve yurt dışından özel izne tabii tüm alt sistemleri teknolojik açıdan rakiplerinden de daha iyi olacak şekilde milli olarak tasarlayıp geliştirdik. Örneğin geliştirdiğimiz uçuş kontrol sistemi üç yedekli aynı anda üç karar verici bilgisayar birbirine paralel olarak çalışıyor ve gelişmiş sensör füzyonu ve hataya karşı koruma sistemleri mevcut. Böyle bir uçuş kontrol sisteminin bir benzerini dünya piyasasında bulunmuyor. Otomatik taksi ve park özelliği ise henüz yolcu uçaklarında dahi kullanılmayan bir teknoloji. Geliştirdiğimiz servo aktüatörlerin benzer teknik özelliklere sahip olanı da henüz mevcut değil. Çift bus mimarisi, gelişmiş kestirim ve kontrol teknikleri ile yurt dışı muadillerine göre çok daha üstün özelliklere sahip bir ürün. Sonuç olarak bu strateji ile yurt dışından izne tabi herhangi bir alt sistem kullanmadan ana sistem geliştirilmiş oldu. Yurt dışından alınan malzemeler ise rafta hazır ticari ürün statüsünde. Bu durum, herhangi bir ihracat kısıtlaması olmaksızın tam bağımsız bir şekilde ürünü istediğimiz ülkeye ihraç edebiliriz anlamına geliyor. Savunma sanayisi kapsamında ana platform projeleri içerisinde, bu seviyede bir yerlilik oranı ve izne tabi alt sistem kullanmadan, bir ilk olarak ana sistem geliştirme faaliyeti gerçekleştirildi.

Taktik TB2 İHA’nın yüzde 100 milli tasarım ve yüzde 93 yerli sanayi katkısıyla geliştirilmesinin öneminden bahseder misiniz?

Ürünün tasarım hakları yani fikri ve sınai mülkiyet hakları sizde ise o milli bir üründür. Yerlilik ise ürünün ne kadarının yerli kaynaklarda üretildiğini ifade eder. Savunma sanayisinde yerlilik oranımızın kümülatif olarak yüzde 50 seviyesinde olduğu ifade ediliyor. Bizim Taktik İHA Projemizde yerlilik oranı yüzde 93 düzeyinde. Bunun haricinde sistem içerisinde herhangi bir yurt dışı iznine tabi alt sistem kullanılmaması da ihracat kısıtlamasız olduğunu ifade eder. İHA gibi yüksek teknoloji birçok bileşenin bulunduğu bir sistemde bu oranı yakalamak ülkemiz açısından çok önemli bir kazanımdır. Bu aynı zamanda tasarımın; özgün yazılım geliştirme ve elektronik tasarımın katma değerini ifade eder. Herhangi bir akıllı elektronik cihaz içerisinde yer alan malzemelerin toplam değeri o cihazın satış değerinin çok az bir oranını teşkil eder.

Firmanız ve ürünleriniz konusunda devam eden projeleriniz var mı?

TÜBİTAK TEYDEB Projelerine başvuruyoruz. Bugüne kadar dört TEYDEB projesini başarıyla tamamladık. 2010 yılında TÜBİTAK Teknoloji Ödülünü kazandık. Üniversiteler ile koordinasyon halinde staj dönemlerinde öğrencilere somut projelerin verilmesi, bitirme ödev konuları, yüksek lisans ve doktora tez konuları, öğrenci kulüplerine projelerinde teknik destek gibi üniversite sanayi işbirliği kapsamında yürüttüğümüz çeşitli faaliyetlerimiz de var.

Firmanızın ihracat potansiyeli hakkında bilgi verir misiniz?

Bayraktar Mini İHA’yı İlk olarak 2012 yılında Katar’a ihraç ettik. Bugün milli ve özgün olarak geliştirdiğimiz sistemler TSK bünyesinde yaygın kullanımla ürün yaşam döngüsünü başarıyla tamamlıyor ve böylelikle yurt dışı satışa da hazır hale geliyor. Dolayısıyla tedarik kurumu SSM’den, kullanıcı makam TSK’ya kadar ihracat başarısı kazanılması için tüm kurumlarımızın ürünlere sahip çıkması önem taşıyor. Yurt dışındaki askeri ve ticari temsilcilerimizin de bu ürünlerin pazarlanmasında aktif olarak yer alması gerektiğini düşünüyorum. İHA sektöründe güçlü ülkelerin Türkiye’deki askeri ataşeleri firmamızı ziyaret talebiyle neler yaptığımız konusunda bilgi almak istiyorsa, aynı şekilde Türkiye’nin yurt dışında bulunan resmi temsilcilerinin de bulundukları ülkelerde milli ürünlerin tanıtımında yer alması ve sektördeki firmaları bu anlamda desteklemesi gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye makine üreticiliği bakımından sizce ne durumda?

Ülkemizin mekanik anlamda makine üretiminde iyi seviyede olduğunu, kabiliyetlerimizin yazılım ve elektronik sistemler ile makine otomasyonlarının artırılması doğrultusunda desteklendiğinde, katma değer açısından çok daha iyi noktalara geleceğini değerlendiriyorum. Almanya yıllık 270 milyar dolar cari fazla veriyorsa bunun en temel nedeni robotik ve otomasyon teknolojisinde ulaştığı seviyedir.

Sektöre bakıldığında size göre en büyük problem nedir?

Sektördeki en önemli problemin, ihtiyaçların tanımlanmasından, tedarik kurumunun söz konusu ihtiyaçların karşılanması sürecinde uyguladığı metotlara kadar, sektörel anlamda sistemsel etkin bir modelin hala oluşturulmaması olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin en gelişmiş ‘beyinleri’ savunma sektöründe çalışıyor, ancak bu ‘beyinlerin’ tamamı savunma ihracatı gerçekleştiremiyorsa orada sistemsel bir sorun olduğu açıktır. Bunun yanı sıra aslında gerek askeri ve gerekse sivil alanda çeşitli amaçlarla kullanma imkanı olan; zaman, para ve insan ihtiyacı bakımından muazzam tasarruflar sağlayan İHA’ların faydalarının ülkemizde yeteri kadar anlaşılamaması da ayrı bir sorun.

İleriye yönelik projeleriniz ve gelecek hedeflerinizden bahseder misiniz?

Geliştirdiğimiz teknolojilerin sivil uygulamalarda kullanılması, ihracatımızın artırılması, platform bazında daha farklı görevlere uygun sistemler geliştirilmesi hedeflerimiz arasında bulunuyor. Bugüne kadar yaptığımız çalışmalar ile bir anlamda temel yapıtaşlarını oluşturduk. Çok daha farklı bir İHA platformu geliştirmemiz için altyapı anlamında güçlüyüz.

Baykar Makina olarak sektörün geleceği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Açıkçası Türkiye savunma sektörü bir yol ayrımında. Maddi kaynak ve insan kaynağı açısından iyi durumda olsa da mevcut kapasiteyi stratejik bir akılla yönlendirerek çok daha etkin hale getirecek bir seferberliğe ihtiyacımız var. Oyunun yönünü değiştirme potansiyeline sahip, teknolojisi en üst seviyede olan sistemleri bir an önce geliştirilmeliyiz. Yurt dışından hazır alıma göre dizayn edilmiş bir bürokratik yapıdan, özgün teknolojik ürünlerin geliştirilmesinde destekleyici mahiyette bir düzene kavuşmalı, Ar-Ge kültürünü benimseyerek stratejik öncelikli projelere odaklanıp başarıyla sonuçlandırılmasını sağlayacak ekosistemi oluşturmalıyız. Bütün bunlar için de savunma sektörünün, kamu ve özel sektör kapasitelerinden azami istifadeyi sağlayacak şekilde yeni bir yapılanmaya tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum.