Makine Sanayii Sektör Platformu (MSSP) üyesi dernek, birlik ve diğer sektörel kurumlarda bayrak değişimleri yaşanıyor. Yeni isimlerin yer aldığı yönetim kurulları görevi devralıyor. Sivil toplum yapılanmalarında göreve gelen yönetimlerin hedef ve beklentilerini aktarmak için yönetim kurulu başkanları ile röportajlar gerçekleştirmeyi sürdürüyoruz. Dergimizin temmuz sayısında Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) Yönetim Kurulu Başkanı Reha Gür, derneğin son dönem çalışmalarıyla ilgili bilgi vererek yeni yönetim kurulunun hedef ve planlarını paylaştı.

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Görev aldığınız sivil toplum örgütleri hangileridir?

PAGDER’in Yönetim Kurulu Başkanlığını üstlenme sürecinizden bahseder misiniz? İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümünden mezun oldum. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinde İşletme ihtisası yaptıktan sonra iş hayatına atıldım. Mühendislik plastikleri sektörünün önemli firmalarında satış ve üst düzey yönetici pozisyonlarında görev aldım. 2004 yılından bu yana da kurucuları arasında bulunduğum Eurotec’te, Ticari Direktör ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalışmalarımı sürdürüyorum. Aynı zamanda plastik sektörünün önde gelen sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler üstleniyorum. PAGEV’de Yönetim Kurulu Üyeliği ve 2. Başkan Yardımcısı olarak görev aldım. Ayrıca, İKMİB’de (İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği) Yönetim Kurulu Üyesiyim. 35’inci dönemde Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevinde bulunduğum Türkiye’nin ilk iş dünyası sivil toplum örgütlerinden biri olan PAGDER’in 36. Olağan Genel Kurul toplantısında, tek listenin girdiği seçimle yönetim kurulu başkanlığına seçildim. Gönüllülüğün esas olduğu bu önemli görevi de onur duyarak sürdüreceğim. Elbette hedefim, her dönemde yükselen bu çıtayı, görev sürem boyunca daha da yükseğe taşımak olacak.

PAGDER’in sektörünüz açısından önemi, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri nedir?

Hammadde, mamul ve plastik işleme makineleri imalat ve ticaretiyle uğraşan girişimcilerimize hizmet vermek amacıyla 1969 yılında kurulan ve ülkemizin ilk sektörel sivil toplum örgütlenmelerinden biri olan PAGDER’in kurulduğu günden bu yana iş dünyasına en önemli katkısı (yeni örgütlenmelerin önünü açmak yoluyla) sivil toplum girişiminin geliştirilmesi oldu. Bugün sayısı 500’e yaklaşan üyesiyle PAGDER, Türkiye plastik sektörünün gelişimine katkı sağlayacak, yapısal sorunlarına çözüm getirecek, yurt dışı pazarlarına açılımlarını kolaylaştıracak girişimleri ve çalışmaları yürütüyor; ulusal ve uluslararası paydaşlarıyla da birçok projeyi hayata geçiriyor. Türkiye plastik sektörü, bugün dünyanın yedinci, Avrupa’nın ise ikinci en büyük plastik üreticisi olarak dünya pazarının önemli oyuncular arasındadır. PAGDER olarak ürün kalitemiz ve üretim gücümüzle başarıyla sürdürülebilir bir rekabet ortamı yaratacak platformları oluşturma hedefindeyiz. Ayrıca ülke kaynak tahsisinde sanayi sektörüne daha fazla ağırlık verilmesi yönündeki girişim ve gelişmeleri takip ediyoruz. Bu, hemen hemen bütün sanayi kollarına ürün veren sektörümüz için önemli bir unsurdur. İhracat pazarlarımızı çeşitlendirmeye yönelik girişimlerimiz ve yerli makine üreticilerinin güçlenmesine yönelik programlarımız kısa vadede yürüttüğümüz çalışmalar. Orta ve uzun dönemde ise yerli hammadde üretimi ve plastik sektörüne yönelik bazen kasıtlı ama çoğunlukla önyargıya dayalı olumsuz söylemlerle mücadele de gündemimizi belirleyen ana konulardır.

Yönetim Kurulu olarak görev süreniz içinde izleyeceğiniz bir yol haritanız var mı?

PAGDER’in 36. Dönem Yönetim Kurulu olarak; “Yenilikçilik, fark yaratma ve verimlilik” temelinde bir yönetim anlayışı sergilemeyi planlıyoruz. Kurumsallaşma çalışmalarına önem vererek profesyonel kadromuzu nitel anlamda geliştireceğiz. Diğer taraftan seçilmiş 24 kişilik genişletilmiş yönetim kurulu olarak, hep birlikte çalışıp oluşturduğumuz komitelerle plastik sektörünün sorunlarına daha etkin ve çoklu sorumlularla eğilmeyi planlıyoruz. Sektörümüzün birlik ve beraberliğini güçlendirecek, daha hızlı büyümesini ve gelişmesini sağlayacak her tür sonuç odaklı çalışmayı esas alacağız. Sektör sorunlarına dair proaktif yaklaşımlarla; mümkün olduğunca sorunlar daha ortaya çıkmadan yapılacak müdahalelerle sorunların oluşmasını önleyecek faaliyetler geliştirmeyi hedef alıyoruz.

Ülkemiz ekonomisine ve sanayisine katma değer sunmayı, vizyon açmayı ve ilerlemesine vesile olmayı görev ve sorumluluk biliyoruz. Bütün dünyada plastik ve polimer teknolojilerine yönelik çok büyük bir Ar-Ge faaliyeti yürütülüyor. Dolayısıyla vizyonumuz, sektörümüzdeki firmaların katma değeri yüksek mamul üretimiyle; firmalarımızın rekabet gücünü, bilinirliğini artırarak, dünya üzerinde önemli pazar paylarına sahip olmalarını sağlamak. Ayrıca, küresel alanda; Plastics Europe -AB Plastik Hammadde Üreticileri Birliği, EUPC - AB Plastik Mamul Üreticileri Birliği, CIPAD – Uluslararası Plastik Dernekleri Direktörler Konseyi ve EUROMAP – AB Plastik ve Kauçuk İşleme Makineleri Üreticiler Birliği üyelikleriyle de sektörümüzün çıkarlarını korumaya, geliştirmeye devam edeceğiz.

Türk makine sektörünün mevcut yapısıyla ilgili değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?

Sadece ülkemizde değil, bütün dünyada “geleceği parlak” ürünler plastik ve diğer polimer malzemeler konusunda inanılmaz bir teknolojik geçiş yaşanıyor. Plastik ve polimer teknolojiler, nano teknolojik boyuttan başlayıp uzay taşıtlarına kadar gidiyor. Dolayısıyla plastik sektörü, yoğun olarak makine teçhizat yatırımı yapan bir sektördür ve hızla bu yeni teknolojilere adapte olmak zorundadır. Stratejik yaklaşımlarla zayıf durumda bulunduğumuz Ar-Ge’ye, inovatif ürünlere ve ürün geliştirmelere öncelik vermemiz gerekiyor. Ancak hepimizin bildiği gibi: Sektörümüzdeki maliyetlerin yüksekliği dolayısıyla karlılığın ve öz sermayenin güçlendirilmemesi, kamu desteklerinden, teşviklerden mahrum olmak gibi var olan zorlayıcı koşullara, yerli üretim-ucuz hammadde eksikliği gibi yapısal sorunlara rağmen Türkiye plastik sektörü yatırımlarını artırmaya çalışıyor. Ucuz ve sübvansiyonlu Uzakdoğu menşeli makinelerin baskısı altında bulunan Türkiye’nin imalat sanayisinde önemli bir yer tutan plastik işleme makineleriyle bunların aksam ve parçaları sektöründe de özverili bir çaba sürdürülüyor. Yerli plastik işleme makinesi üreticilerimiz her türlü olumsuz koşula karşı direnerek üretim ve ihracatını artırmaya çalışıyor. Rakamlara baktığımızda da bu çabayı görüyoruz. Plastik sektörü, 2014’ü, büyük kısmı ithal ürünlerden oluşan toplam 867 milyon dolarlık makineteçhizat yatırımıyla tamamlarken; Türkiye’nin sanayileşmeyi yeniden tartışmaya başladığı bu ortamda, 367 milyon dolarlık üretim, 142 milyon dolarlık da ihracat gerçekleştiren plastik işleme makineleri sektörünün kritik öneminin de farkına varılması gerekiyor. 2003-2014 yıllarını kapsayan döneme baktığımızda ise, toplam makine teçhizat yatırımının 7,3 milyar dolara ulaştığını görüyoruz.

Bu çaba, kamu desteğini çoktan hak etmiş bir çabadır. Katma değerli makine üretimine, Ar-Ge, inovasyon yatırımlarına teşviklerin, koruma önlemlerinin sağlanmasıyla, finansmana ve uzun vadeli ihracat finansmanına kur garanti sistemleriyle erişimin kolaylaştırılmasıyla; dünyanın birçok ülkesinde büyük oranda korunan plastik işleme makineleri sektöründe, Türkiye’nin de dünya ölçeğinde bir oyuncu olmaması için hiçbir neden yok. Ayrıca unutulmaması gereken en önemli nokta; plastik işleme makineleri sektörünü desteklemek, sadece makine imalatını değil, kritik bir ürün olan plastiği de desteklemek demektir. 2014 yılı üretimdeki satış değerlerine göre, ülkemizin “En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu”nun yaklaşık dörtte biri, doğrudan ya da dolaylı plastik sektörü mensubu firmalardan oluşuyor. Sadece bu liste bile plastik sektörünün ve plastik işleme makineleriyle bunların aksam ve parçaları sektörünün, ekonomi için son derece kritik sektörler olduğu bilgisini kamuoyuna veriyor. Son yıl hariç, geçtiğimiz son 10 yılda ortalama yüzde 10’luk bir büyüme gerçekleştiren Türkiye plastik sektörünün ve yerli makine teçhizat yatırımlarının desteklenmesi büyük önem taşıyor. Çünkü biliyoruz ki, Türkiye’nin gelişmesi için tek çıkar yol, üretici bir ülke olmak ve sanayileşmektir.

Sektörünüzün gelişebilmesi için ivedilikle atılması gereken adımlar ve çözüm bekleyen sorunları nelerdir?

Sektörümüzün önceliklerinin uzun vadede hammadde sorununun çözümü ve plastiğe karşı olan yanlış algının, doğru bilgilerle düzeltilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Orta ve kısa vadede ise plastik hammadde ithalatındaki tarife sıkıntıları, sektör için eğitimlinitelikli insan gücü oluşturulması, ihracatın güçlendirilmesi, uygun yatırım yerlerinin sağlanmasını sıralayabiliriz. İhtiyacımızın yüzde 85’ini Türkiye’de üretim olmadığı için zorunlu olarak ithal ettiğimiz hammadde sorunu, kur ve fiyat değişiklikleriyle, gümrük tarife uygulamaları gibi etkenler sektörümüzü doğrudan etkiliyor. 6 milyar dolar civarında ithal etmek zorunda olduğumuz hammaddede, yüzde 6,5 civarında gümrük vergisi veriyoruz. Bu yüksek maliyet nedeniyle oldukça düşen karlılık oranları ile de plastik sanayisi gerekli Ar-Ge, Ür-Ge, inovasyon, eğitim ve tanıtımlar gibi yatırımlarda bulunamıyor. Dolayısıyla PETKİM’in yapacağı yatırımlarla polimer üretimi kapasitesinin artırılması; yeni ürünlere ve ürün çeşitliliklerine bağlı olarak firmalarımızın gerçekleştireceği hammadde yatırımlarının çoğalmasının da önemli bir sorunumuza çözüm olacağını, sektörümüze sürdürülebilir bir rekabet ortamı getireceğini düşünüyoruz.

Üyelerinize yeni dönemde tavsiyeleriniz neler olur?

Sadece üyelerimize değil, tüm sektör mensuplarımıza çağrımız ve önerimiz; sektörümüzün yaşadığı sorunlara karşı yaklaşımda, güçlerimizi birleştirerek her zaman ortaktek ses olmamız büyük önem taşıyor. PAGDER olarak bu konuda her türlü desteği sağlayacağız. Bilinirliğini artıracağımız ve aidiyet duygusuyla genişleteceğimiz tabanımıza yönelik çalışmalarımızı; insanlığın, ülkemizin, alt sektör kırılımlarının ve her bir üyemizin faydalarını gözeten bir misyon ile sektörümüzün tamamını kucaklayan bir PAGDER olarak yürüteceğiz.

Eklemek istedikleriniz?

Plastik sektörü, plastiğin yenilikçi bir malzeme olmasının etkisiyle tüm dünyada gelişmesini ve genişlemesini sürdürüyor. Plastik, en temel avantajlarından olan işleme kolaylığı, verimli bir malzeme olması, çevreyle dost yapısı, düşük enerji tüketimi sayesinde sağladığı maliyet avantajları ile geleneksel malzemelerin yerini almaya devam ediyor. Dolayısıyla, haksız bir şekilde her zaman anti-lobi faaliyetleriyle karşı karşıya bırakılarak, plastiğe karşı büyük haksızlıklar yapıldığı ortadadır. Avrupa’da inovasyon anlamında yatırım yapılan beş sektörden biri olan plastiğin gelişimi devam ediyor; inovatif ürünleriyle her geçen gün hayatın daha fazla alanında yer alıyor. Bu gelişme, dünyanın sürdürülebilir çevre anlayışından, ekonomik dengelerdeki verimliliğine kadar pek çok alana da olumlu katkı sağlıyor. Bugünden çok yarının malzemesi olarak öne çıkan plastiğin faydaları ve endüstriye kattıkları, sonuçta insanlığa fayda olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle, “Plastikli Bir Gelecek Herkese İyi Gelecek!” diyoruz.