Türk makine sektöründe üçüncü kuşağı temsil eden başarılı yöneticilerden biri olan Kayahan Makine Sipariş Proje Yöneticisi Aysen Kayhan Babacan, firmanın başarılarına yenilerini ekleyerek, devraldıkları bayrağı sonraki kuşaklara teslim etmek için aralıksız çalışmayı sürdüreceklerini belirtiyor. Mühendislik eğitimi alarak makineci olmanın analitik düşünmeyi ve rasyonel karar vermeyi öğrettiğini vurgulayan Aysen Kayhan Babacan, üçüncü kuşağın iş hayatında yaşadığı zorlukları ve avantajları kendi özelinde aktararak geleceğe yönelik hedeflerini paylaştı.

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Konya’da 1978 yılında doğdum. Ortaokul ve lise eğitimimi Karatay Anadolu Lisesinde tamamladım. Selçuk üniversitesi Makine mühendisliği Bölümünü bitirdikten sonra hem çalışıp, hem de talaşlı imalat anabilim dalında yüksek lisans yaptım. Ortanca kardeşim Sevsen Kayhan Korkut da aynı bölümü bitirdikten sonra benim gibi aynı zamanda çalışmaya da devam ederek hidrolik anabilim dalında yüksek lisans eğitimi aldı. Küçük kardeşim Hansen Kayhan Cenge ise işletme ve uluslararası ticaret bölümlerini bitirip, endüstri mühendisliği yüksek lisansını tamamladı. Hepimiz eğitim hayatımızı sürdürürken ailelerimizi de kurduk. Benim iki, kızkadeşlerimin birer çocuğu var. Okul dönemimizde zaman zaman gidip geldiğimiz şirketimizde, 2000 yılından itibaren benim öncülüğümde üçüncü kuşak işbaşı yaptı. Gerek kendimin gerekse kız kardeşlerimin aktif olarak işin içine ne zaman dahil olduğunu hatırlamıyorum. Çocuklarımızı da böyle bir gelecek bekliyor. Çünkü ailedenseniz herkesten çok emek harcamanız bekleniyor. Örneğin çocuklarımızın doğumuna sayılı günler kalıncaya kadar işimizin başındaydık. Hatta hepimiz şirketten çıkıp doğum yapmak için hastaneye gittik. Evde ilk hafta dinlenirken bile bilgisayarlarımızın başındaydık. Bu noktada çocuklarımızın büyütülmesinde bize destek olan annemize minnet borçluyuz. Hem annemiz, hem dedemiz bizleri ev hanımlığı için değil, iş kadınlığı için hazırladı. Biz de kendi çocuklarımıza aynısını öğretiyoruz. 10 yaşındaki oğlumun 4 yaşından beri şirkette masası var. Bu bir aile kültürü aslında.

Aile şirketinde görev alma serüveniniz nasıl başladı? Şirket içinde hangi görevleri üstendiniz?

Çocukluğumdan bu yana şirkette görev almak için hazılandığımı biliyordum. Tüm yaz tatillerini ve boş zamanlarımı fabrikada geçirirdim. Üniversiteden önce, teknik resim katladım, çeviri yaptım, sekreterya hizmetlerini üstlendim. Çocukluğumda oyunlarımın mekanı olan, bisiklete binip eğlenmek için gittiğim fabrikada çalışmaya başlamak çok zor olmadı. Alıştığım ve bana alışkın bir ortamdı. İşe başladığımda ilk üç ay dedemle birlikte vakit geçirdim. Aslında tam manasıyla peşinden koştum. Allah uzun ömür versin, dedem epeyce hareketli ve çalışırken hiç yorulmayan birisidir. Özellikle atölye içinde bisikletle onu takip ederken ani dönüşlerinde çok komik kazalar atlattım. Bu benim için bir oryantasyon eğitimiydi aslında. Bana ilk verilen ciddi görev, siparişlerin üretime yetiştirilmesi ve operasyon kontrol gamlarının hazırlanmasıydı. Daha sonra satış bölümünde, halen sürdürdüğüm sipariş proje yöneticiliği görevini üstlendim.

Türkiye’nin önemli firmalarından biri olan Kayahan Grup’ta görev almak bir zorunluluk muydu? Makine üretiminin içinde olmak size neler kattı?

Kayahan bünyesinde görev almak tabii ki bir zorunluluk değildi, bir hayaldi. Ama tüm aile bireyleri gibi Kayahan’a gönülden bağlıydım. Biz mesleğimizi seçerken, hayallerimizi kurarken hep Kayahan’a nasıl faydalı oluruz diye düşündük. Aslında başka hiç hayalim olmadı. Kendime örnek aldığım halam Sevda Kayhan Yılmaz’ın izinden gitmeye çalıştım. Zaman içinde yönetim kurulu üyesi oldum. Bu, hepimiz için önemli bir sorumluluktu. Aslında mühendislik eğitimi alarak makineci olmak bana analitik düşünmeyi ve rasyonel karar vermeyi öğretti. Müşteri ilişkileri tarafıysa sosyal yönümü geliştirdi. Farklı kültürleri, farklı anlayışları kabullenmeye ve sabretmeye alıştık.

Aile şirketinde çalışmanın zorlukları ve avantajlı yanları nelerdir? Sizden beklentiler hangi düzeydeydi? Ötelediğiniz hayalleriniz oldu mu?

Aile şirketinde çalışmak zorlu görünse de avantajlı yanları çok fazladır. Birlikte olmak, birlikte karar vermek çok daha çabuk oluyor. Örneğin yemek yer, akşam sohbet ederken bile iş hakkında kararlar alabiliyoruz. Tabii bunun sıkıntılı tarafı iş hiç bitmiyor. Evde, tatilde, alışverişte iş konuşmaya devam ediyoruz. Dedem, halam, iki kız kardeşim ile eşlerimiz hep birlikte çalışıyoruz ve aynı çatı altında oturuyoruz. Kendimizi çok şanslı addediyorum çünkü kaç firmaya üç kuşağın bir arada çalışması nasip olmuştur ki! Dedemin deneyimi, halamın enerjisi, bizim gençliğimiz müthiş bir sinerji doğuruyor. Bir arada çalışırken aynı zamanda çok da eğleniriz. Şirkette çok özgür çalışırız, bu da bizde orada daha çok vakit geçirme isteği yaratıyor. Kendimi evimde gibi hissediyorum. Kayahan bizim yuvamız. Birbirimize ve müşterilerimize karşı çok samimiyiz. Bazen kendimiz bile bazı konuları müşteriye bu kadar açık açık nasıl söyledik diye şaşırıyoruz. Bu samimiyet de beraberinde güveni getiriyor.

Ülkemizin köklü firmalarından birinin üçüncü kuşak yöneticisi olarak Türkiye’nin makinecilik serüvenini nasıl görüyorsunuz? Nereden nerelere ulaştı, hedefleri neler olmalı?

Her geçen gün üretici olmak daha zorlaşıyor. Müşterilerin maliyet ve kalite beklentileri sürekli yükseliyor, bu durum da üstümüzde bir baskı oluşturuyor. Hep daha fazlası için daha çok çalışıyoruz. Sorumluluğum teknik tarafta yoğunlaştığı ve finansman bölümüyle ilgilenmediğim için çok mutluyum. Türkiye’deki makinecileri karıncalara benzetirim. Hep çalışırlar, hiç durmazlar, minik minik taşırlar ama bakarsınız dağları bir araya getirmişler. Bizim gibi aile şirketleri günümüz şartlarında dahi gönlünü ve emeğini koyarak çalışıyor. Türkiye’nin gelişmesi için üretmeye ihtiyacı var. Küçük küçük hedefler koyarak ilerlemenin daha gerçekçi olduğunu inanıyorum.

Firmanızın geleceğine yönelik öngörüleriniz neler? Şirketinizi taşımak istediğiniz nokta neresidir?

Kayahan çok köklü sağlam temellere sahip 65 yıllık bir firma. Çocuklarımız ve torunlarımızla daha da büyüyeceğine, onların bizi yurt dışı ofislerimizle dünya çapında temsil edeceğine inanıyorum. Üçüncü kuşağımıza ilave olacak iki kuzenim daha var. Şu an ikisi de üniversitedeler ve şirkete gelmelerini umut ediyoruz. Onlarla birlikte, ürettiğimiz silindirlere akıl katmayı umuyoruz. Görevimiz bir bayrak yarışı aslında; amaç bize teslim edilen firmayı daha kaliteli ürünler sunan, finansal olarak daha güçlü bir şirket haline getirip bizden sonraki kuşağa teslim etmektir.

İş yaşamı dışında kişisel hobileriniz var mı? Sizin gibi aile şirketinde yöneticiliğe hazırlanan üçüncü kuşaklara tavsiyeleriniz neler olur?

Eskiden hobilerim vardı diye hatırlıyorum. Yoğun iş hayatı ve iki çocuktan sonra başka hiçbir şeye vakti kalmıyor insanın. Ama yine de eşimle birlikte tiyatroya, sinemaya, konserlere ve futbol maçlarına gitmeye çalışıyoruz. Bence rahat çalışmamızda en önemli etken, işte birbirine güvenen iş arkadaşları olmamız. Evdeyse içtenlikle birbirine bağlı ve birbirini seven aile fertleriyiz. Bu dengeyi tüm üçüncü kuşakların iyi kurmalarını öneririm. Söz konusu dengeyi kuramayanları sistem kendi kendine elimine eder.

Eklemek istedikleriniz?

Şirkette üst kademenin çoğunluğunun kadın olması da ayrı bir avantaj. Müşteri ve çalışanlar arasındaki diyaloğun daha ılımlı olmasını sağlıyor. Ağır sanayide bizim gibi aktif kadınlar akılda kalıyor. Bunu tanıtım amacıyla çok kullanıyoruz. Sektörümüzde, Kayahan kadınları olarak biliniyoruz. Bizim şansımız, dedemizin kadınları eşit bireyler olarak nitelendirmesi ve ileri görüşlülüğü, annemizin özverisi, eşlerimizin anlayışı ile çalışkanlığıdır.