Teknolojinin gelişmesiyle birlikte daha düşük ağırlıkta, daha yüksek dayanıklılık kapasitesine sahip maddelere sanayinin ve günlük hayatın duyduğu ihtiyaç, yeni maddeler üretilmesi gerekliliğini ortaya koydu. İlk yıllarda bir düşünce olarak kalan yeni maddeler geliştirme fikri, kısa süre içinde oluşturulan hipotezlerle desteklenerek hayata geçirildi ve bir hayal olmaktan çıktı. Bu fikirler arasında en çok desteklenen ve uygulamaya geçirilen ise kompozit materyal fikri. Kompozit materyal fikri, iki veya daha fazla materyalin birleştirilerek, bu maddelerin tek başlarına olan performanslarını olağanüstü şekilde artırmayı amaçlıyordu. Çinko kaplı sac ve benzer olarak demir blokları çok güçlü bir şekilde destekleyerek onları yıkılmaz hale getirebilen beton, bu fikrin ortaya konduğu birkaç ilkel örnekti. Günümüzde gemi yapımından bina yapımına, ev aletleri üretiminden uzay teknolojisine kadar hemen hemen her yerde kendine yaşam alanı bulan kompozit malzemenin üretimi, son birkaç yüzyıla mal edilmiş gibi görülse de ilk örnekleri çok eskilere dayanıyor. Kompozit malzeme kavramının ortaya atılması ve bir mühendislik konusu olarak ele alınması 1940’lı yılların başında gerçekleşmiş. İlk uygulamalardan bu yana, hem takviye malzemelerinde hem de matris malzemelerde bir çok yeniliklere gidildi. Yeni kombinasyonlar uygulanarak, çok daha yüksek performans değerlerine sahip yeni kompozit malzemeler hayata geçirildi. Kısaca kompozit malzemeler, çok hızlı bir gelişme gösterdi ve bu gelişmeyi hızla sürdürmeye devam ederek, çağdaş bir malzeme olma niteliğini de aşıp, geleceğin malzemesi yani “yaşamın kimyası” oldu.

KOMPOZİT TÜKETİMİ GELİŞMİŞLİK ÖLÇÜTÜ

Dünyada kişi başına kompozit tüketimi, artık bir gelişmişlik ölçütü olarak kullanılıyor. Nitekim, gelişme sürecini tamamlamış ülkelerde kişi başına kompozit kullanım miktarı, ülkemizdekinin yaklaşık 10 katına kadar yükselmiş durumda. Buna karşılık, kompozit kullanımının yıllık büyüme oranı dünyada ortalama yüzde 3 seviyesindeyken, Türkiye’de bu oranın yüzde 12 olması sevindirici. Bu gelişme sürecinin devamı halinde, Türkiye’nin gelişmiş ülkelerin kullanım miktarını yakın bir gelecekte yakalamasının mümkün olacağı tahmin ediliyor.

KOMPOZİT ÜRETİM TEKNOLOJİLERİNİN LİDERİ: ABD

Kompozit Sanayicileri Derneği verilerine göre, dünya kompozit üretim teknolojilerinde ABD liderliği elinde bulundururken, bu alanda ABD’yi başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri takip ediyor. Şöyle ki; dünya kompozit üretiminde hacim olarak Kuzey Amerika’nın payı yüzde 34, Avrupa’nın payı yüzde 22, Asya’nın payı yüzde 38, dünyanın geri kalan ülkelerinin payı ise yüzde 6. Değer olarak söz konusu pastadan Kuzey Amerika yüzde 37, Avrupa yüzde 24, Asya yüzde 32 ve dünyanın geri kalan ülkeleri de yüzde 7 pay alıyor. Oranlar, değer olarak ABD ve AB ülkelerinin dünya kompozit sektörü içindeki paylarının, hacim olarak elde ettikleri payın üzerinde olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise ileri teknolojik uygulamalar ve katma değeri yüksek ürün üretimi.

Bu durumun bir diğer göstergesi olarak kompozit üretim yöntemlerine bakıldığında da şöyle bir resim ortaya çıkıyor. Kuzey Amerika ve Avrupa pazarında enjeksiyon prosesleri (yüzde 40-45), sürekli prosesler (yüzde 20-25), el yatırması (yüzde 15-20), ve diğerleri (yüzde 10-15) şeklinde bir sıralama söz konusuyken, Asya’da ise el yatırması ve enjeksiyon prosesleri yüzde 30’luk bir paya sahip durumda.

UCUZ İŞGÜCÜ MAKİNELEŞMEYE GEÇİŞİ GECİKTİRDİ

Türkiye’de kompozit malzemelerin kullanımı, polyester su depoları ve “Anadol” marka otomobilin kaportası ile başladı. Uzun yıllar boyunca, el yatırması tabir edilen, en ilkel açık kalıplama yöntemi kullanılarak yapılan kompozit ürünlerin makineleşmiş yöntemlerle üretime geçişi ise epey bir zaman aldı. Bunun nedeni, Türkiye’de işçiliğin ucuz olması ve makineleşmiş üretim için ciddi makine ve kalıp yatırımlarının yapılması gereğiydi. Ucuz işçilikten yararlanma ve küçük yatırımcıların iş yapabilme güdüleriyle yapılan bu uygulama, seri üretim ihtiyacı ve estetik beklentilerle değişim gösterdi. İşçiliğin artık ucuz olmaması, Türkiye’de makineleşmiş üretimin tercih edilmesiyle üretim miktarı da hızla artmaya başladı.

Buna karşılık, kompozit konusunda yetişmiş personel hemen hemen yok gibi. Firmalar, genellikle kendi ihtiyaçları için kendi personelini bildiği kadarı ile eğitiyor. Bu durumda, bilimsel temellere dayalı eğitim görmüş, alt ve orta kademe personel ihtiyacını karşılamak üzere ortaya çıkan mesleki eğitim konusuna, kararlı bir şekilde odaklanmak gerekiyor.

“CTP BORU ÜRETİMİ, TÜRKİYE KOMPOZİT SEKTÖRÜNÜN İTİCİ GÜCÜ”

Türkiye’nin kompozit üretim teknolojileri konusunda geldiği noktayı değerlendiren Kompozit Sanayicileri Derneği Genel Sekreteri İsmail Hakkı Hacıalioğlu, Türkiye’nin makine ve ileri teknoloji gerektiren ürünlerin üretiminde alacağı daha uzun bir mesafenin olduğunu söylüyor. İç piyasa ve çevre ülkelerdeki talebin etkisi ile yüzde 45’lere varan CTP boru üretiminin, Türkiye kompozit sektörünün itici gücü olmaya devam ettiğini dile getiren Hacıalioğlu, “Pultruzyon, SMC-BMC ve Termoplastik Enjeksiyon proseslerinin önümüzdeki dönemde pazar paylarını artırmaları beklenmektedir. RTM ise özellikle rüzgar enerjisi, denizcilik, otomotiv ve taşımacılık ile su kaydırakları sektörlerinde gelişimini sürdürmeye devam edecektir” diyor.

“KOMPOZİT ÜRETİM TEKNOLOJİLERİNE YAPILAN YATIRIMLAR YETERSİZ”

Kompozit üretim teknolojilerine yapılan yatırımlarda devlet teşviklerinin eksikliğine vurgu yapan Hacıalioğlu, günümüzde kompozit üretim yöntemleri gibi orta ve ileri teknoloji içeren yöntemlerin hak ettiği devlet teşvikini almadığını hatırlatıyor. Dernek olarak önerilerinin, bölge farkı olmaksızın kompozit üretim yöntemlerini içeren teknolojilere de teşvik verilmesi yönünde olduğunu dile getiren Hacıalioğlu; “Türkiye’de üretilmeyen ürünlerin teşvik edilmesi için yatırım alt limitlerinin yeniden belirlenmesi, orta ve ileri teknoloji içeren ürün tanımının kesinleştirilmesi ve ilgili ürünlerin 5. Bölge teşvik kapsamında değerlendirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz” diye konuşuyor.

“TEKNOLOJİK GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ”

Türkiye kompozit sektörü, kompozit dünyasının uluslararası buluşması platformları olan fuar, seminer ve sempozyumlara katılıp, hem teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyor hem de kendi potansiyelini global pazarda sergiliyor. Bu kapsamda Türkiye’deki kompozit firmalarının dünyada en önemli sektör buluşması olan “JEC 2016 Paris Fuarı”na geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da katılacağını ifade eden Hacıalioğlu, “Firmalar İstanbul Ticaret Odası önderliğinde ulusal katılım organizasyonu içinde fuara katılarak, Türk kompozitinin yeteneklerini tüm ilgililerin dikkatine sunacak” diyor.

GELECEĞİN MALZEMESİ: KOMPOZİT

İlk uygulamalardan bu yana hem takviye malzemelerinde hem de matriks malzemelerde birçok yeniliklere gidilerek, yeni kombinasyonların uygulanmasıyla daha yüksek performans değerlerine sahip, çok hızlı bir gelişme gösteren, bu gelişmeyi hızla sürdürmeye devam eden bir malzeme olan “kompozit malzemeler”, çağdaş bir malzeme olma niteliğini de aşarak geleceğin malzemesi olma niteliğine ulaşmış durumda.

Teorik olarak sonsuz ömürlü ve neredeyse sonsuz kullanım alanına sahip olan kompozit malzemelerin üstün özellikleri sayesinde, çok büyük bir potansiyele sahip oldukları biliniyor. Kompozit malzemelerde, gerek matris reçine özellikleri gerek takviye malzemesinin türü ve yerleştirme biçimi kompozitin mekanik, kimyasal ve ısıl özelliklerini fazlasıyla yükseltebildiğinden diğer konvansiyonel malzemelere oranla ürünü çok farklı bir boyuta taşıyor. Şöyle ki, konvansiyonel malzemelerle imalat yapılırken, yalnızca malzemeye şekil vermekle yetinilirken kompozit ürün imalatında, şekil verilmenin yanı sıra aynı zamanda malzemenin kendisi de üretiliyor. Bu nedenle konvansiyonel malzemelere çok ciddi bir rakip konumuna gelen kompozitlerin Türkiye’de de kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Kompozit ürünlerin günümüzde mühendisler, tasarımcılar, üreticiler ve yöneticiler tarafından yaygın olarak kabul görmesindeki en önemli etken de sunduğu değişik performans avantajlarından ileri geliyor. Kompozit malzemeler tüketiciler ve üreticilerin kullanımında çeşitli faydalar sağlıyor. Kompozitlerin sağlayacağı bu faydaların daha iyi anlaşılması sonucunda tasarımcılar, mühendisler ve tasarımlarını son ürüne dönüştüren ilgili diğer meslek grupları, işlerini daha kolay ve etkin şekilde yapabiliyor.

AR-GE’YE AÇIK BİR YAPI

Kompozit malzemelerin çok farklı niteliklere sahip olabilmesi, standart niteliklere sahip olan konvansiyonel malzemelere oranla bir eksikliği de beraberinde getiriyor. Konvansiyonel malzemelerde artık tüm fiziksel ve kimyasal özellikler test edilebilir, tanımlanabilir durumda olmasına karşın, kompozit malzemelerde, çeşitliliğin sonucu olarak henüz tam olarak tanımlanamamış, ölçümlenememiş özellikler söz konusu. Bu da kompozitleri araştırma ve geliştirmeye açık hale getiriyor. Kompozit malzemelerin bir diğer eksiğiyse standardizasyon. Konvansiyonel malzemeler artık her özelliği ile standart hale gelmiş olmasına rağmen, kompozit malzemeler henüz standart hale getirilebilmiş değil.

KOMPOZİT, YAŞAMIN HER ALANINA DOKUNUYOR

Kompozitler yaygın olarak; havacılık/uzay/savunma, ev aletleri ve iş ekipmanları (imalat sanayi), yapı sektörü, tüketim malları ve spor/ eğlence, korozyon dayanımlı ürünler, elektrik/ elektronik, denizcilik, taşımacılık ve otomotiv, askeri uygulamalar ve tarım/gıda gibi farklı sektörlerde kullanım alanı buluyor.

BEŞ YILDA YÜZDE 5 BÜYÜME BEKLENTİSİ

Kompozit sanayisi, geçen 30 yıl içinde global ekonomik büyüme ve anahtar sektörlere (bina ve inşaat, rüzgar enerjisi, uzay ve havacılık, otomotiv vb.) daha fazla nüfuz etme becerisine dayanarak uzun süreli bir gelişme gösterdi. Kompozit Sanayicileri Derneği verilerine göre, bugün gelinen noktada kompozit malzeme pazarı dünya ölçeğinde 62,8 milyar euro ve 8,3 milyon tonluk bir hacme ulaşmış durumda. 2002 ve 2010 yılları arasında kompozit pazarı işlenmiş son ürün olarak yılda değer olarak yüzde 4-5, hacim olarak ise yüzde 3 büyüme gösterdi. Söz konusu dönemde gelişmiş ülkelerde (Amerika ve Batı Avrupa) anahtar sektörlere nüfuz etme hızı en yüksek oranlara ulaştı. Ancak, gelişmiş ülkelerdeki değer olarak büyüme hızı yüzde 4 seviyelerinde seyrederken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran bina ve inşaat, rüzgar enerjisi, uzay ve havacılık, otomotiv vb. anahtar sektörlerde yüzde 8 düzeyinde gerçekleşti.

Kompozit sanayisinin önümüzdeki beş yıl içinde değer olarak yüzde 5’lik, hacim olarak ise yüzde 4’lük bir büyüme göstermesi öngörülüyor. Bu arada Kuzey Amerika ve Avrupa’nın yüzde 56 olan pazar payının yüzde 50’ye gerileyeceği, Asya’nın pazar payının ise yüzde 37’den yüzde 43’e çıkacağı tahmin ediliyor. Kompozit pazarının beklenen büyümesi, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümesi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde otomotiv ve rüzgar enerjisi gibi sanayilerin gelişmesi, uzay ve havacılık sektöründe özellikle ticari uçaklarda kompozit malzeme kullanımının artması şeklinde ifade edilen üç ana faktöre bağlı.

TÜRKİYE KOMPOZİT MALZEME PAZARI 1,2 MİLYAR EURO

Kompozit Sanayicileri Derneği verileri, Türkiye kompozit sektörünün dünyadaki global ekonomik gelişmeler paralelinde hızlı ve uzun soluklu bir gelişme kaydettiğini gösteriyor. 2015 yılı rakamlarına göre Türkiye kompozit sektörü, orta ve büyük ölçekli 150-200 şirket, kısmen kompozit işi yapan 700-800 şirket, yaklaşık 8 bin çalışanı ile katma değeri yüksek üretim yapan bir sektör konumunda. Bugün gelinen noktada Türkiye kompozit malzeme pazarı 1,225 milyar euro ve 245 bin tonluk bir hacme ulaşmış durumda. Kompozit sektörü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ikame malzemelerden pay alarak büyüme kaydediyor.

Dünya ortalamasının üzerinde bir büyüme gösteren Türkiye kompozit sektöründe, geçtiğimiz yıllarda dönemin ekonomik durumuna bağlı olarak yüzde 8-12 arası bir artış olduğu görülüyor.

Dünyada bir “Gelişmişlik Kriteri” olarak kabul edilen kişi başına düşen kompozit tüketim miktarlarına bakıldığında, Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar ve olanakların olduğu ortaya çıkıyor. Şöyle ki dünyada 4-10 kilogram arasında bir dağılım izleyen bu miktar, Türkiye’de 3 kilogram düzeyinde seyrediyor. Dünyada 7,5 euro/kilogram olan ortalama fiyat seviyesi de Türkiye’de 5,0 euro/kilogram. Gerek kişi başı tüketim miktarı gerekse de Türkiye’deki ortalama fiyat, Türkiye için önümüzdeki dönemde avantaj olarak değerlendiriliyor.

GİDİLECEK UZUN BİR YOL VAR

Türkiye’de kompozit malzeme daha çok boru ve tank ile yapı/inşaat sektörlerinde ağırlıklı olarak kendine kullanım alanı buluyor. İleri teknolojili ürünlerin Türkiye’de üretilmesinin artmasıyla birlikte, özellikle rüzgar enerjisi, taşımacılık/otomotiv, uzay/havacılık ile elektrik/ elektronik sektörlerinde daha fazla miktar ve oranda kompozit malzeme kullanımının gerçekleşmesi beklentiler arasında yer alıyor.

Makine kullanımını gerekli kılan ileri teknoloji gerektiren kompozit ürünlerin üretiminde Türkiye’nin önünde daha uzun bir yol sözkonusu. Türkiye ve çevre ülkelerde talebin etkisi ile yüzde 45’lere varan CTP boru üretimi, Türkiye kompozit sektörünün itici gücü olmaya önümüzdeki dönemde de devam edeceğe benziyor. Pultruzyon, SMC-BMC ve Termoplastik Enjeksiyon proseslerinin gelecekte pazar paylarını artırması da beklentiler arasında. RTM ise özellikle rüzgar enerjisi, denizcilik, otomotiv ve taşımacılık ile su kaydırakları sektörlerinde gelişimini sürdürmeye devam edecek gibi görünüyor.

ÜRETİMDE BEKLETİLER POZİTİF YÖNDE

Kompozit pazarı, hacimsel olarak Çin’in ekonomik gelişmesine paralel olarak en fazla bu ülkede gelişim gösterdi. Uzay ve havacılık sektörünün kompozit kullanım oranı hızlı bir artış kaydederken, rüzgar enerjisi kompozit kullanımında hızlı artış, bu sektörü kompozit sektörleri içinde üst sıralara taşıdı. Termoplastiklerin gelişme hızı termosetlere oranla daha fazla oldu. Termoplastikler toplam kompozit pazarı içindeki payını artırmayı başardı. Enjeksiyon proseslerinin, el yatırmasına olan oranı her geçen gün arttı ve el yatırması teknikleri, daha ziyade büyük parçaların üretimleri ile sınırlı kaldı. Genellikle global ekonomik büyümenin üzerinde bir büyüme gösteren kompozit sektörünün önümüzdeki dönemde de durumunu koruyacağı öngörülüyor.

Kompozit sektörünün gelişmesi uygulama alanlarına göre de farklılıklar içeriyor. Denizcilik, yapı/inşaat ve tüketici mallarındaki büyümenin yıllık yüzde 0-2 arasında olması beklenirken, elektrik/elektronik, boru/tank, taşımacılık/uzay ve havacılık sektörlerinde büyümenin yıllık yüzde 3 ila yüzde 7 arasında gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Rüzgar enerjisi uygulama alanındaki büyümenin de iyimser bir tahminle, yıllık yüzde 15-20’lik bir oranı yakalaması beklentiler arasında.

EN YÜKSEK KULLANIM RÜZGAR ENERJİSİNDE

Çeşitli sanayilerde belirli bir kullanım noktasına ulaşmış olan kompozit malzemelerden; rüzgar enerjisinde yüzde 65, denizcilikte yüzde 50, elektrik/elektronikte yüzde 35 ve tüketici mallarında yüzde 13 oranında faydalanılıyor. Diğer endüstrilerde ise kompozit kullanımının alternatif malzemelerden pay alarak artmaya devam edeceği belirtiliyor. Bu endüstrilerde kompozit malzemelerin pay alma oranının; uzay/havacılıkta yüzde 9’dan 12’ye, yapı/inşaatta yüzde 6’dan 10’a, boru ve tankta ise yüzde 1’den 2’ye çıkması bekleniyor. Diğer yandan 2016 yılı Türkiye’de kompozit üretimi açısından, yüzde 5’lik artışın yaşanacağı bir dönem olarak değerlendiriliyor. Türkiye’deki artışın bölgede, Orta Doğu’da ve Avrupa’da yaşanacak ekonomik ve siyasal istikrar ile doğrudan bir bağlantısı bulunuyor. Bu durumun Türkiye’deki kompozit üreticilerin ihracat performansını artıracağı, sektör üyelerinin yeni projeler ve ihracat pazarlarını çeşitlendirme konusunda yaptığı çalışmalarıyla pozitif geri dönüşleri yaratacağı, dolayısıyla 2016 yılı performansını artıracağı düşünülüyor.

TAKVİYE MALZEMELERİNDE CAM VE KARBON ELYAFI REVAÇTA

Bugün tüm dünyada yaygın olarak kullanılan takviye malzemeleri cam elyafı (yüzde 86) ve karbon elyafı (yüzde 12) Türkiye’de üretiliyor. Reçinelerden ise doymamış polyester reçinesi ve Vinyl Ester reçine Türkiye’de imal edilirken, Epoxy reçineler ile Termoplastik reçineler yurt dışından ithal ediliyor. Türkiye, reçine hammaddelerinin imalatında da ithalata bağımlı bir ülke. Kompozit üretiminde kullanılan teknik tekstillerin üretiminin Türkiye’de yaygınlaşması ile birlikte bu alanda da sektör tüm ihtiyacını yurt içinden karşılayabilme noktasına geldi. Rakamsal olarak bugün kompozit sektörü yaklaşık 235 milyon euroluk bir ihracat yaparken, 235 milyon euroluk da ithalat gerçekleştiriyor.

Sektör ihtiyaç duyduğu kimyasal hammaddeleri ithal ederken, Türkiye’de üretilen takviye malzemeleri ve reçinelerle, teknik tekstillerin ve bitmiş ürünlerin ihracatı dış ticarette bir dengeye kavuşmuş görünüyor. Bugün dünya çapında iş yapan Türk firmaları uluslararası alanda kaliteli üretimleriyle adından söz ettiren bir konuma ulaştı. Nitekim bu gelişmenin en somut örneği Türkiye’nin, uluslararası alanda gerçekleşen ve sektörün en önemli buluşması olan JEC 2013 Paris Fuarı’nda “Onur Ülkesi” olarak lanse edilmesiyle geldi.