2016 yılına Çin ekonomisinde yaşanan ekonomik yavaşlama, petrol fiyatlarındaki gerileme ve döviz kurlarındaki dalgalanma ile başlanmıştır. Bu gelişmelerin etkilerini ve beklentileri değerlendirelim.

I. ÇİN EKONOMİSİNDE YAVAŞLAMANIN ETKİLERİ ÇIN’DE EKONOMIK BÜYÜME MODELI DEĞIŞIYOR VE BÜYÜME YAVAŞLIYOR

Çin, 1990’lı yılların ortasından bu yana uyguladığı üstü örtülü kamu desteklerini içeren kendine özgü devlet kapitalizminden 2015 yılı başından itibaren yine kendine özgü piyasa ekonomisine geçti. 2014 yılında göreve başlayan yeni yönetimin hedefi, yeni kalkınma planı sürecinde bu geçişi 2020 yılına kadar tamamlamak. Bu geçiş, Çin’in ekonomik büyüme modelinde de değişikliğe yol açıyor. Çin uzun yıllar sürdürdüğü yatırım ve ihracata dayalı büyüme modelinden iç talebe dayalı büyüme modeline geçiyor. Bu nedenle ekonomik büyüme hızı, ortalama yüzde 10-11 seviyelerinden yüzde 6-7 aralığına inmekte. Çin, yeni büyüme modeli ile yüzde 6-7 arasında bir büyümeyi sürdürülebilir kılarak sosyo-ekonomik kalkınmasını tamamlamayı hedefliyor.

ÇIN’DEKI GELIŞMELERIN DÜNYA EKONOMISINE ETKILERI

Çin ekonomisi kısa sürede dünyanın ikici büyük ekonomisi haline geldi. Ülke son 25 yıl içinde ortalama yüzde 11 büyüme ile dünya ekonomisinde büyük bir görev üstlendi. Çin hızlı büyümesinin yarattığı talep etkisi ile çok sayıda ülkenin de büyümesini hızlandırdı. Ayrıca enerji, emtia, ara malı ve nihai mallar talebi ile bu ürünleri ihraç eden ülkelerde de ekonomik büyümeyi hızlandırdı. Almanya, Güney Kore, Japonya, Endonezya, Suudi Arabistan, Angola, Avustralya gibi ülkeler, ihraç ettikleri farklı ürün grupları yüzünden Çin ekonomisiyle bağımlılık yarattılar. Çin ekonomisindeki yavaşlama, bu ülkelere yönelik mal talebini de sınırlamakta olup çok sayıda gelişmiş ve gelişen ülke Çin’deki yavaşlamadan olumsuz etkileniyor. Böylece dünya ekonomisi ve ticaretindeki büyüme de sınırlanıyor.

ÇIN’IN KÜRESEL MALI PIYASALAR ÜZERINDEKI ETKILERI

Çin’deki gelişmeler küresel mali piyasalar üzerinde dört önemli etkiye yol açıyor. Bunlardan ilki Çin kaynaklı petrol ve emtia talebinin yavaşlaması ile birlikte, bu ürünlerin fiyatlarında görülen hızlı gerileme. Petrol ve emtia fiyatları 2000’li yılların başında görülen en düşük seviyelere geriledi. İkinci etki, Çin para birimi yuan üzerinde oluşan değer kaybı baskısı ile yaşanan döviz kuru dalgalanmaları. Yuan değer kaybettikçe diğer gelişen ülke para birimleri de zayıflamakta, dolar ise değer kazanmakta. Üçüncü etki küresel sermaye hareketlerinde görülüyor. Çin’den ve diğer gelişen ülkelerin mali varlıklarından sermaye çıkışları yaşanıyor. Son olarak küresel hisse senedi piyasaları petrol ve emtia üreticisi firmaların gelirlerinin düşmesi ile tetiklenen bir gerileme sarmalına giriyor. Bu ortamda ABD devlet tahvilleri, dolar ve altın en güvenli yatırım araçları olarak değerlendiriliyor.

ÇIN’DEKI GELIŞMELERIN TÜRKIYE’YE ETKILERI

Çin’deki gelişmelerin ticaret kanalı üzerinden dolaylı, finansman ve beklenti kanalı üzerinden ise doğrudan Türkiye’ye etkileri bulunuyor. Türkiye’nin Çin’e ihracatı düşük seviyelerde olduğu için Çin’deki yavaşlama Türkiye’nin ihracatını doğrudan çok az etkileyecek. Ancak Türkiye’nin Körfez ülkeleri gibi önemli ihracat pazarları Çin yavaşlaması ile oluşan küresel mali koşullardan etkilenmekte, gelirleri azalmakta ve ithalatlarını azaltmakta. Bu da Türkiye’nin bu ülkelere ihracatını önemli ölçüde etkiliyor. Çin’deki gelişmeler finansman ve beklenti kanalı ile ise Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. TL de değer kaybetmekte, hisse senedi fiyatları gerilemekte, sermaye çıkışları yaşanmakta, gelişen ülkelere yönelik bozulan beklentiler Türkiye’yi de içine almakta. Türkiye’de ayrıca demir çelik sektörü gibi bazı alanlar, Çin’in yarattığı haksız rekabetten ve yaşanan fiyat düşüşlerinden ise olumsuz etkileniyor.

II. PETROL FİYATLARINDA GERİLEME PETROLÜN OLMASI GEREKEN FIYATINI BILEN YOK

Petrol fiyatları son 15 yıl içinde olağanüstü bir dalgalanma gösterdi. Söz konusu fiyatlar Asya-Pasifik, Rusya ve Arjantin krizlerinin ardından ortaya çıkan küresel resesyon ile 2002 yılında 10 dolara kadar gerilemişti. 2008 küresel krizi çıktığında ise petrol fiyatları 140 doları aşmıştı. Küresel kriz ile petrol fiyatları yeniden 32 dolara kadar geriledi. Sonrasında petrol fiyatları kısa sürede toparlandı ve 2010 yılsonunda 77 dolara, 2011 yılsonunda ise 100 dolara erişti. 2013 yılı ilk aylarında ise 127 dolara kadar yükseldi. Petrol fiyatları 2014 yıl ortasına kadar 110 dolar seviyelerinde kaldı. Ardından hızlı bir gerileme eğilimi oluştu. 2015 yılına 50 doların hemen üzerinde başlandı. 2016 yılının ilk haftalarında ise petrol fiyatları 30 doların da altına geriledi. Petrol gibi çok kritik bir üründe görülen bu geniş dalgalanma, küresel ekonomide sağlıklı bir gelişme sürecine halen girilemediğini gösteriyor.

PETROL STRATEJIK ÜRÜN VASFI ILE FIYATLANIYOR

Küresel ekonomide petrol fiyatlarının daha çok arz ve talep dengesi içinde belirlenmesi bekleniyor. Ancak 2013 yılının sonundan itibaren petrol daha çok stratejik ürün vasfı ile fiyatlanıyor. ABD’nin kaya gazı alternatifini bulması, Batı’nın Rusya’ya yaptırımlar uygulamaya başlaması, İran’ı nükleer anlaşmaya zorlama isteği, Ortadoğu’da Sünni-Şii gerginliği ve enerji hatlarına sahip olma arzusu petrolde stratejik fiyatlama yaklaşımlarına neden oluyor. Petrol üreticisi ülkeler daha düşük petrol fiyatları üzerinden birbirileri ile rekabet etmeyi tercih ediyor. Düşük maliyetli üreticiler, dayanabildikleri fiyat seviyelerini görerek rakiplerini oyun dışına itmeye çalışıyor. Son olarak İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte stratejik fiyatlamalar yeni bir evreye girdi ve petrol fiyatları 30 doların da altına indi. Bu seviyedeki petrol fiyatları üretici ülkelerin mevcut döviz ve nakit rezervlerini kullanmalarına neden olmakta ve mali açıdan onları giderek sıkıştırmakta. Küresel bir mali kırılma petrol üreticisi ülkelerden gelebilir ve bu siyasi krizlere de yol açabilir.

DÜŞEN PETROL FIYATLARI TÜRKIYE’YI IKI YÖNDEN ETKILIYOR

Düşen petrol fiyatları Türkiye’yi iki yönden etkiliyor. Doğrudan ve olumlu etkisi cari açığın azalmasıdır. 2014 yılında ortalama 97.5 dolar petrol fiyatı ile 46.5 milyar dolar cari açık veren Türkiye 2015 yılında 31.7, 2016 yılında ise 28.6 milyar dolar açık verecek. Düşük petrol fiyatları mevcut küresel ekonomik ve siyasi koşullar içinde Türkiye’ye önemli bir güvence sağlıyor. Ancak diğer yandan Türkiye’nin petrol ve doğalgaz ihraç eden komşularının ekonomik büyüme hızları ve ithalatları geriliyor. Müteahhitlik işleri ve turizm faaliyetleri de sınırlanıyor. Bunlar da Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin son yıllarda ağırlık verdiği hedef pazarların önemli bir bölümü, enerji ve emtia ihracatı gelirlerine bağımlı. Bu nedenle bu pazarlara ihracat potansiyeli zayıflamakta.

III. DÖVİZ KURLARINDA GELİŞMELER DOLAR GÜÇLENMEYE KADEMELI OLARAK DEVAM EDECEK

ABD Merkez Bankası FED 2016 yılı içinde faiz artışlarına devam edecek. Üç veya dört kez faiz artışı yapmasını öngörüyoruz. Bu çerçevede dolar yıl genelinde faiz artışlarına paralel olarak gelişmiş ve gelişen ülke para birimleri karşısında kademeli olarak değer kazanacak. Euro/dolar paritesi yıl ortalaması 1.05 olacak. ABD’de başkanlık seçimi sonuçları da yine dolar üzerinde belirleyici olacak. Doların güçlenme beklentisi ile dolar varlıklara yatırım da devam edecek.

YUAN ÜZERINDE DEVALÜASYON BASKISI ARTIYOR

Çin ekonomisi 2014 yılından itibaren ihracat ve yatırımlara dayalı büyüme modelini bırakıp iç tüketime ve hizmetlere dayalı büyüme modeline geçmeye başladı. Bir önceki modelde yıllık ortalama yüzde 10-12 arasında büyüyen Çin, bu sürdürülemez modeli bırakmasının ardından yüzde 6-7 seviyesinde bir büyüme hedefliyor. Bununla birlikte Çin halen sabit kur politikası izlemekte. Bu nedenle bölgedeki rakipleri Japonya, Güney Kore, Singapur, Hong Kong, Tayvan ve Endonezya gibi ülkelerin para birimleri güçlenen dolar karşısında değer kaybederken Çin parası sabit kur rejimi nedeniyle mevcut değerini korumakta ve bu da ihracatı ve büyümeyi olumsuz etkilemekte. Buna bağlı olarak da yuan üzerinde devalüasyon baskısı artıyor. Muhtemelen yuan yıl sonuna kadar dolar karşısında yılbaşındaki 6.48 seviyesinden 7.0 seviyesine kadar gerileyecektir. Ancak yuanda devalüasyon bu kez diğer gelişen ülke para birimleri üzerinde değer kaybı baskısı yaratacaktır.

GELIŞEN ÜLKE PARA BIRIMLERI DEĞER KAYBEDERKEN AYRIŞIYOR

Gelişen ülke para birimleri 2015’in ardından 2016 yılında da dolar karşısında değer kayıplarını sürdürüyor. FED’in faiz artırması ile doların güçlenmesi, Çin’deki yavaşlama ile diğer gelişen ülkelerde büyümenin zayıflaması ve enerji, emtia fiyatlarındaki düşüşler; gelişen ülke para birimlerinin değer kaybetmesine yol açıyor. Bu değer kaybında siyasi gelişmeler ve jeopolitik riskler de etkili olurken, söz konusu değer kayıpları farklı seviyelerde yaşanıyor. Güney Afrika, Brezilya, Rusya ve Türkiye para birimleri en çok değer kaybeden ülkelerin başında geliyor. Rusya yaptırımlardan ve enerji fiyatlarındaki gerilemeden, Güney Afrika ve Brezilya ise emtia fiyatlarının düşmesinden ve siyasi belirsizliklerden olumsuz etkileniyor. Bu ülkelerin dışındaki diğer gelişmekte olan ülke para birimleri ise beklentiler çerçevesinde ve yönetilebilir seviyelerde değer kaybediyor.

TL’DE DEĞER KAYBI SÜRECEK

Türkiye, 2016 yılına TL’nin değerini etkileyecek dört önemli gelişme ile girdi. Bunlardan ilki bölgemizde yaşanan çatışma ortamı ve Ortadoğu bölgesinde artan gerginlik. İkincisi Güneydoğu Anadolu’da yaşanan gelişmeler. Üçüncüsü 2016 gündeminin giderek anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi tartışmaları ile yeniden siyasete kayması. Dördüncüsü ise artan bu riskler ile küresel mali piyasalardaki dalgalanmalara karşın Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) para politikasında yaşanan belirsizlik. Tüm bunların birleşmesi ile birlikte TL yıla değer kayıpları ile başladı ve TCMB’nin sert bir faiz müdahalesine ihtiyaç yaratacak bir değer kaybı sürecine girildiği görülüyor.