Güzel Sanatlar Fakültesi ve Medya İletişimi’nden çift ana dalla mezun olan, Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nde Kurumsal İletişim Yüksek Lisans programına devam eden Vastaş Valf İş Geliştirme ve Kurumsal İletişim Yöneticisi Ayşem Ergin’in iş hayatı, ortaokul yıllarında aile şirketinde ofis araçlarını oyun için ufak tefek işlerde kullanmasıyla başlıyor ve zaman içinde farklı departmanlarda çeşitli görev ve sorumluklar üstlenmesiyle gelişiyor. “Kadınların başarabileceklerine inanmaları gerekiyor!” diyen Ergin ile başarıya giden yolu ve iş dünyasının kadına bakışını konuştuk.

Ayşem Ergin kimdir? Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

İstanbul’da 1979 yılında doğdum. Güzel Sanatlar Fakültesi ve Medya İletişimi’nden çift ana dal yaparak mezun oldum. Şuan da Rotterdam Erasmus Üniversitesi’nde Kurumsal İletişim Yüksek Lisans programına devam ediyorum.

İş hayatına başlama ve bulunduğunuz göreve gelme süreciniz hakkında bilgi verir misiniz?

Vastaş bir aile firması ve aile ferdi olarak hatırlayabildiğim kadar eski bir süredir Vastaşlıyım. Şirketin içinde ve şirketle birlikte büyüdüm diyebilirim. Fakat mesleki olarak hikaye biraz daha farklı. Ortaokul itibarıyla şirketteki daktilo, fotokopi, faks ve bilgisayar cihazlarını oyun yerine ufak tefek işler için kullanmamla ısınma turları başladı. Lisedeyken yaz tatili harçlığını çıkartmak için bir ay şirkette ofis boy olarak çalışıyorduk ablamla. Güzel sanatlar bölümünde okurken, ilk ciddi fotoğraf makinemi aldım; mekanik eski Nikonlar’dan. Vastaş’ın ürün resimlerini çekme görevi bana kalınca, hobi olarak başlayan fotoğrafçılığı yarı-amatör devam ettirdim. Arkasından resimleri çekmek yetmez web sitesi çalışmasına katıl, kataloglara yardım et derken, bir yandan okurken bir yandan Vastaş’ın çeşitli işlerine destek vermeye başlamıştım bile. Öte yandan kendi branşım olan filmcilik üzerine de çalışmaya başlamıştım. Okul bitince kendi sektörümde çalıştım, Vastaş için de ilgili iş ihtiyacına göre hafta sonları ve diğer işlerin arasında idare etmeye çalışıyordum. Bir ara “İkisi birden olmaz, bir süreliğine tam zamanlı gel” dendi ve üç yıl tam zamanlı çalıştım. Görsel işler, misafir ağırlama, tercümanlık, fuarlara katılım gibi geçici sorumluluklar üstlendim. Üç yıl dolunca, Vastaş’a dışarıdan destek vermek kaydıyla bıraktığım yerden branşıma döndüm. Çok sürmedi beş-altı yıl sonra, Vastaş Amerikalı bir firmayla, bir yıllık Joint Venture yapınca yine tam zamanlı göreve çağrıldım ve proje bazlı olduğunu düşündüğüm bir görev üstlendim. O sırada, bir dizi projesi bitmişti ve yeni sezon başlamadan ikiüç aylık arada bu işi toparlayacağımı düşünmüştüm. Yanılmışım, lakin ardı ardına başka kritik görev ve ihtiyaçlar derken işin çok içine girmiş bulundum ve giriş o giriş. Diğer kariyerimi bıraktım ve aile işinde kaldım.

Bulunduğunuz görevi kaç yıldır sürdürüyorsunuz? Ortalama bir iş gününüz nasıl geçiyor?

Altı yılı aşkın süredir kurumsal iletişimi sürdürüyorum, son üç yıldır buna iş geliştirme faaliyetleri de eklendi. Vastaş’ta iş günü sabah 07.30’da başlıyor. İstanbul’dan Çerkezköy’e gittiğim günler bunun anlamı, sabahın altısında yollara düşmek demek. Firma ortaklarından Sema Hanım ile gidip geliyoruz. Yol arkadaşlığının yanı sıra, iş planı ve beyin fırtınası yapmak için de kullanıyoruz bu süreyi. Kendisi yurt içi projelerde network’ü en etkin kişi. Yönetime sunmadan ya da aksiyona dönmeden önce fikirlerin paylaşıldığı, piştiği yer 120 kilometrelik rotamız. Eskiden CEO’muz Nedim Bey’de İstanbul’dan gidip geliyordu. O zaman da onunla görüşülecek konular için yoldaki zamanı değerlendirmeye çalışıyorduk. Benim için sabah saatleri en verimli, hızlıca yapılacakları toparladığım ve kritik işleri bitirdiğim zaman dilimi. Daha sonra biraz daha ekip çalışması, ortak işler, yazışmalar ve açık ofiste çalıştığımız için diğer işler derken dağılabiliyorum. Haftada bir kez iletişim departmanı ekip toplantımız, 15 günde bir de grafik ajansımızla yarım günlük bir toplantı planımız var, tabii seyahatte değilsem. Her ay en az bir seyahatim oluyor, bazen birkaç seyahat ve etkinlik üst üste gelip ayın 15-20 günü ofis dışında olabiliyorum.

Yoğun bir iş temposuna sahip olan makine sektöründeki başarınızı neye borçlusunuz?

Vastaş üretici bir firma. Öncelikle üretimden vazgeçmemeye, hazır alıp marka basıp satma yoluna gitmek yerine, imalat süreç ve teknolojisini geliştirmeye borçluyuz. Ayrıca, Vastaş kurumdan ziyade bir aile. Sadece çalışanları da değil üstelik, tedarikçilerimizin çoğundan “Biz de Vastaşlıyız!” sözünü duymak, müşterilerimizin bizi her zaman güvenebilecekleri, her zaman destek alabilecekleri bir dost kabul etmeleri bir ayrıcalık. Rakiplerimizin bile bizi ziyaret ediyor olması, firma olarak duruşumuzun ve konumumuzun özel olduğunu gösteriyor. Böyle bir yapının parçası olmak gurur verici. Teknolojik öncü oluşumuz, yüksek kalitede üretim gerçekleştirmemiz, kapasite ve yapabilirlikteki farkımız ve satış sonrası hizmetlerimiz başarımızda önemli birer faktör. 70 yıllık bir geçmişe ve tecrübeye sahip olmamız da bu durumda etkili, fakat en önemli nokta bahsettiğim gibi bir yapıya sahip olmamız. Firmamız fayda sağlama odaklı duruşuyla işin gerektirdiği yerde kurumsal ama aynı zamanda tüm paydaşları için güvenilir bir dosttur. Bu yapıyı oturtan da Vastaş’ın kurucusu Nedim Bey’dir. Erkek egemen bir sektörde kadın yönetici olmanın getirdiği bir takım zorluklar olsa gerek...

Açıkçası başlangıçta kadın yönetici olmanın yanı sıra, aile ferdi olarak işe başlamanın zorluklarını da yaşadım. Ama tüm zorluklar, engeller, problemler siz kendinizi kanıtlayana ve kendinize güvenene kadar sürüyor. Yeteneklerinizi, şirkete faydanızı kanıtladıktan, başarı kazandıktan sonra aileden olmak ve kadın olmak gibi size avantajdan çok dezavantaj sağlayan faktörler de geri plana atılıyor. İş söz konusu olduğunda kendimi ne kadın, ne yönetici ne de aile ferdi olarak konumluyorum. Sadece yaptığım iş ve sağladığım faydayla var olmaya ve elimden geldiğince, diğerlerinin de yaptığı işlere destek vermeye çalışıyorum. İşinize odaklandığınızda, en başta kendiniz cinsiyeti bir ayrım ve dezavantaj olarak görmediğinizde en büyük zorluktan kurtulmuş oluyorsunuz.

İş hayatında kadın olmaktan kaynaklanan problemler yaşadınız mı?

İş için gittiğim davet, etkinlik ve toplantılarda başlangıçta bir ayrışma olduğu ve kadınların çok da ciddiye alınmadığına, kısa nezaket sohbetleri dışında asıl iş konuları için erkeklerin bir kenara çekildiğine pek çok kez şahit oldum. Ancak bu sadece ilk zamanlarda problem oluyordu, bir noktadan sonra bunu aşmayı öğreniyorsunuz. En çok çalıştığımız pazar Orta Doğu ve sık sık Arap ülkelerine seyahat ediyorum. Kadın olduğum için el sıkmayanlarla, konuşurken göz göze gelmemeye çalışanlarla ve benim konum olmasına rağmen, ben yanıtlıyor olsam da ısrarla erkek meslektaşımla konuşmaya çalışanlarla seyrek de olsa karşılaştım. İlk zamanlar bu çok rahatsızlık veriyor. Çünkü siz kadın kimliğiniz ve özel hayatınızla değil, sadece iş için oradasınız ve dolayısıyla karşınızdaki insanlardan böyle bir tepki almak şok edici olabiliyor. Karşınızdakiler firmanız için önemli karar verici kişilerse, bu tavırdan rahatsız olmak yerine konuşmakta ısrarcı oluyor, işle ilgili bilginizi ortaya koyuyorsunuz ve çoğunlukla bu işe yarıyor. Sizi dinlemeye başlıyorlar ve önce isteksiz olsalar da bilginizi ortaya koyunca bakışları değişiyor. Ama siz rahatsız olursanız, karşınızdakinin de tavrının değişmesi, kadın kimliğiniz yerine firma temsilcisi kimliğiyle kabul etmesi pek kolay olmaz. Önemli olan sizin hakkınızda sahip oldukları ön yargının üstesinden gelmek. Erkek egemen sektörde kadın olmak kolay değil, ama bunu engel olarak görmek yerine avantaja çevirmek de mümkün. Bir defa pek çok kişi, bu sektörde bir kadınla karşılaştığı için şaşırıyor ve ekstra nezaket gösteriyor. Normalde kabul etmeyecekleri bir toplantı ya da daveti kabul edebiliyor. Siz, orada olduğunuz için yemek davetine eşler de dahil ediliyor; böylece çok daha samimi bir ortam yakalıyorsunuz ve bu iş ilişkisinde de sizi destekleyecek bir altyapı sağlayabiliyor. Avrupa’da cinsiyet ayrımı yok ama yine de bu sektörde az sayıda kadın çalışan olması sebebiyle şaşırıyor ve hikayenizi merak ediyorlar. Hikayenizi merak etmeleri demek, onlara şirketin de hikayesini, başarısını aktarma şansına sahip olmanız anlamına geliyor.

Makine imalat sektöründe, diğer sektörlere kıyasla sizce neden daha az sayıda kadın çalışan görev yapıyor?

Makine imalatı deyince kadın ya da erkek herkesin aklına bunun “ağır ve erkek işi” olduğu geliyor. İmalat ayağı, erkek çoğunlukta olunca; tüm sektörün, bu işlerden anlayan herkesin sadece erkek olabileceği düşünülüyor. Bir şekilde “makine”, “araç”, “ekipman”, “teknik” ve “ağır iş” kelimeleri zihnimizde “erkek işi” olarak kodlanmış; “elinin hamuruyla kadın işi” değil. İşin komik yanı günümüzde “elinde hamuru olan kadın” da pek kalmadı. Ama büyük bir hızla değişiyor bu durum. Annem İTÜ’de kendi sınıfındaki ilk kadın mühendislerden biridir. Mezun olduğunda, fakülte toplamındaki kadın sayısıysa yaklaşık 10 kişi, yani öğrenci toplamının yüzde 1’i bile değildi. Bugünse İTÜ’deki kadın-erkek oranının eşitlendiğini düşünüyorum. Ama bence asıl problem, bu şartlanmayı erkeklerden ziyade kadınların kabul ediyor olması. Bu durumun kadınlara engel olarak dayatılmasıyla, daha başlamadan denemeden birçok işten vazgeçebilmemizde sorun. Toplumun ve beyinlerimizin bir şeyin bize uygun olmadığını söylemesine izin vermemeliyiz. Bu noktada kadın ya da erkek değil “birey” olmak önem taşıyor.

Makine imalat sektöründe kadın çalışan ve yönetici oranını artırmak için sizce neler yapılabilir?

Makine imalat sektörünün kadın-erkek ayrımı yapmadan, daha fazla tecrübeli ve yetişmiş elemana ihtiyacı var. Öncelikle üniversite-sanayi işbirliğinin işlevsel hale gelmesi, stajların fotokopi çektirip staj defteri doldurmaktan ibaret olmadığı bir sistemin oturtulması gerekiyor. Sektörümüzün kadın ya da erkek ayırt etmeksizin fiziki güce değil; yenilikçi zihinlere, azimli gençlere ihtiyacı var. Makine imalat sektörü gibi erkeklerin çoğunlukta olduğu bir sektörde daha fazla kadın çalışan görmek için öncelikle algıların değişmesi gerekiyor. Kadınlarınsa cesur, kararlı ve sabırlı davranması gerekiyor. Kendini kabul ettirmek dahil bazı süreçler daha zorlu olabilir ama pes etmemek işin püf noktası. Bu durum kadın erkek herkes ve her şey için geçerli. Ayrıca, kadın çalışan ve kadın yönetici olarak her geçen gün sayımız artıyor, azınlık olmaktan çıkıyoruz. Ben bu sektöre girdiğimde 100 kişilik bir işyerinde dört-beş kadın çalışanken, bugün 200 kişilik bir iş yerinde 30 kişiyiz ve bu rakam artmaya devam ediyor. Tabii ki kadın dayanışması çok önemli. Evet, cinsiyet ayrımı yapmayalım ama hemcinslerimizin kariyer adımlarında daha çok desteğe ihtiyaç duyabileceğini de unutmayalım. Kayırmak değil ama ilham vermek olabilir yapacağımız. Kadın çalışan sayısını artırmak yetmiyor, onları hayal etmeye, kariyer yapmaya ve yönetici pozisyonlara cesaretlendirmek, kadın/erkek ayrımından sıyrılıp birey olarak başarabileceklerine inandırmak gerekiyor. Kadınları motive etmek, hayal etmelerini ve bunun uğrunda savaşmalarını istemek erkeklere kıyasla çok daha kolay. Ayrıca yöneticilerin de kadınlara sorumluluk vermekten korkmaması, daha doğrusu kadınlara sorumluluk vererek erkek yöneticileri küstürmekten çekinmemesi de önemli. Artık sadece erkeklerin katıldığı faaliyetleri, erkek-kadın karışık bir grubun katılacağı etkinliklere dönüştürmek gerekiyor.

Sektörünüzle alakalı olarak global arenada nasıl bir resim var karşımızda? Türkiye’de makine sektöründe daha mı az kadın çalışan/yönetici bulunuyor?

Dünya genelinde de makine, erkek çalışan ya da yönetici ağırlıklı bir sektör. Eskisine göre kadın çalışan ve yönetici sayısı her geçen gün artıyor fakat kısıtlı rollerde. Buna rağmen diğer birçok sektörde olduğu gibi makine sektöründe de Türkiye’de, gelişmiş ülkelere kıyasla kadın çalışan/yönetici sayısı daha az.

Bir kadın yönetici olarak diğer kadın çalışanlara ve yöneticilere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Kadın çalışanlar ve yöneticiler önce kendileri kadın/erkek ayrımı yapmayarak, cinsiyetlerinin değil yaptığı işlerin kimliklerini oluşturduğunu unutmamalı. Kadın olarak ayrımcılığa uğruyorum düşüncesini zihnimizden atıp, neyi farklı yapabileceğimiz noktasına odaklanmalıyız. Kendi bakış açınızı değiştirmeden başkasınınkini değiştiremezsiniz. Birçok kadının öndeki kötü sürücüye kızdığında “Kesin bu kadın şoför!” demesi gibi. Bu durumda kendisini ayrı değerlendirir, “o” azınlıktaki iyi bayan şofördür, erkek şoförlerin hepsi çok iyiymiş gibi. Topluma dayatılmış algı erkeklerin usta, kadınlarsa acemi şoför olduğu şeklindedir. Kadınlar bunu kabullendiği sürece değiştirmek çok zor. Çünkü birçok kadın bilinçaltına bu kavrayış yerleşmiş bir şekilde korkarak direksiyona geçiyor ya da durumu kabullenip daha iyisi için çabalamıyor. Birçok usta kadın şoförse acemilere sabır göstermekten yoksun. Hayatın hemen her alanında bu durum, hep aynı biçimde sürüp gidiyor. Bu algıların değişmesi için kadınlar birbirine destek ve örnek olup cesaret vermeli.