Türkiye’de teknoloji tabanlı sektörlere baktığımızda gelişmeye en uygun sektörün makine olduğunu görüyoruz. Makine sanayisinin daha hızlı gelişebilmesi için elektronik üretim ve yazılımda Türkiye’nin ciddi bir atak yapması gerekiyor. Türkiye’nin komşu ülkelerinde yaşanan iç karışıklıklar göz önüne alındığında, gerek sektör gerekse ülke olarak bu pazarlarda dilediğimiz ihracat rakamlarını yakalamamız zor görünüyor. Komşu ülkelerde durum böyleyken odaklanabileceğimiz pazarlar olarak Avrupa ve Amerika karşımıza çıkıyor.

İhracat bir sonuçtur. “Hadi ihracat yapalım!” diyerek yola çıkılmaz. Bir makineci olarak güvendiğiniz şeylerin olması lazım. Bir makineci önce ürününe ve ürününün kalitesine güvenmeli. Pekiyi bunlar yeterli mi? Hayır. Neticede enerji tüketiyoruz. Rakiplerimizi çok iyi bilmek zorundayız. İnsanların neden bizi tercih edeceğine dair bir fikrimiz olmalı. “Ben daha ucuz yapıyorum!” tek başına hiçbir şey anlatmıyor. Türkiye’deki KOBİ’lere baktığımız zaman yüzde 75’i üç yıl içerisinde ihracat pazarından çekiliyor. Bu korkunç bir istatistik. Burada ciddi bir özeleştiri yapacak olursak, eksiğimizin daima iyimser bir bakış açısı geliştirerek kendimizi her şeyi iyi bilen insanlar olarak düşünmemiz olduğunu görürüz. Bu durum aslında bizi yanılgıya sürüklüyor. Oysa pazarı çok iyi bilmek gerekiyor. Eğer ürünümüze güveniyorsak Amerika’da, Avrupa’da daha iyi bir pazar oluşturmak için önümüzde hiç bir engel yok.

Türkiye’nin başarılı olması için makine sektörünün başarılı olması gerekiyor. Bizim sektörümüz başarılı olmazsa Türkiye asla hayal ettiği noktaya gelemez. Bunun için mühendisten, insanların sanayi alanındaki çalışma arzusuna kadar çok doğru bir insan kaynağı gerekiyor. Rant ekonomisinin dönüşmesi, sanayiyi destekleyen politikaların ve eğitim sisteminin oluşturulması şart. Ayrıca şu anki kafa yapımızı da çok ciddi şekilde değiştirmemiz gerekiyor.