YEŞİL MUTABAKAT METNİNİ DİJİTALLEŞME HEDEFLERİYLE BİRLİKTE ELE ALDIĞIMIZDA ENDÜSTRİYEL SÜREÇLERDE YENİ BİR DÖNEME GİRDİĞİMİZİ GÖREBİLİYORUZ. BU SÜRECİ İYİ OKUMALI, ANLAMALI VE GEREĞİNİ HEMEN YAPMAYA BAŞLAMALIYIZ.

Bundan yaklaşık 10 yıl önce Almanlar, dijital tekniklerin endüstriye uygulanması, sistem ve yeni üretim mimarisi oluşturmak amacıyla başlattıkları çalışmaya Endüstri 4.0 adını vermişti. Başlangıçta herkesi şaşırtan bu kavramın içeriği zamanla doldurulmaya çalışıldı. Kendinden önceki süreçleri çizgisel bir şekilde irdeleyen bu anlayışın ayrıştırıcı özelliği sadece teknolojiydi. Böylece buharlı makineden başlayan endüstriyel süreç, dijital teknolojilerle bugünkü konumuna ulaşıyordu. Zamanla, günümüz dünyası anlatmak için “Dijital Çağ” kavramı daha fazla kullanılır oldu. Aslında bu kavram Endüstri 4.0 ile eş anlamlı bir konumdaydı. Dijital Çağ tanımı ağırlıklı olarak analog tekniklerin dijitale dönüşümünü ve bununla birlikte ortaya çıkan “hızı” (teknolojide üstel gelişim de dâhil) daha güzel anlatıyordu. Bu yeni kavram(lar), az önce ifade ettiğim teknoloji karakteristiğinden dolayı “yeni” bir olguya işaret ediyor ama “yeni” tarifinde yine de bir şeyler biraz eksik kalıyordu. Çünkü en başından beri genel olarak endüstri çağının en önemli özelliklerinden, belirleyenlerinden biri teknik ise diğeri de bu tekniğin, mekaniğin ihtiyaç duyduğu yoğun enerjidir. Hatırlanacağı üzere, kömür madenleri ve ardından da petrol önemli enerji kaynakları olarak bu sürece eşlik etmişti. Endüstrileşme sürecinin başından beri doğanın tüm kaynaklarını (malzeme, fosil yakıtlar gibi) endüstri için istenildiği şekilde kullanmak hem meşru hem de etikti. Ama artık değil! Yeni nesil akıl, çevreye duyarlı, iklim değişimlerini nedensellik içinde sorgulayan, her ne pahasına olursa olsun endüstriyel büyüme gerçekliğini sorgulayan bir yapıya sahip.

Aslında bakacak olursak ana soru; Sürdürülebilirlik! Böyle gelmiş ama böyle gitmesi artık mümkün olmayan bir zorunluluktan, yeni bir süreçten söz ediyoruz. Bir anlamda, bu ana soruya yanıt bulmak için özellikle Avrupa Birliği (itici güç olarak başta Almanya olmak üzere), endüstri ve ticarette yeni bir anlayış, uzlaşı, yeni bir konsept için Yeşil Mutabakat belgesini tüm dünya kamuoyuna sundu. Yeşil Mutabakat metnini dijitalleşme hedefleriyle birlikte ele aldığımızda, az önceki “yeni” olgusunu da tarif edebiliriz. Gerçekten de endüstriyel süreçlerde yeni bir döneme giriyoruz. Bu süreci iyi okumalı, anlamalı ve gereğini hemen yapmaya başlamalıyız. Dijitalleşme ve Yeşil Mutabakat... Bu iki kavram ardışık değildir. Bir arada, iç içe, karmaşık bir şekilde düşünülmeli, idrak edilmelidir. Geçmiş endüstriyel tecrübelerden çıkarılması gereken en büyük ders, tüm gelişmelerin çizgisel olmadığı, karmaşık bir yapıda olduğunu artık idrak etmemiz gerekliliğidir. Bu karmaşıklığı basitleştirmeden, sadeleştirerek yol almak mümkün. Şimdi, bu iki kavram içeriğinin yol açtığı/açacağı dönüşüm ve sonrasında oluşacak “yenileri”, her sektör, her ilgili kurum yeniden kurgulamak zorundadır. Makine sektörü açısından bakacak olursak; Türkiye’nin Dijital Dönüşüm Eylem Planı sonrasında geçen ay açıklanan Teknoloji Odaklı Sanayi Hamle Programı ile dijitalleşme ete kemiğe büründü, somutlaştı, sade ve uygulanabilir bir program haline dönüştü. Bu program içeriğini yatayda daha da genişletmek, çoğaltmak gerektiğine inanıyorum. Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı da AB’nin açıkladığı ana strateji belgesiyle uyumlu. Eylem Planı’nda önerilen ve üzerinde hassasiyetle vurgulanan açık konular üzerine hummalı bir çalışma zorunludur. Eylem Planı metninde makine sektörü direkt tarif edilmese de (bu AB belgelerinde de böyle) mutabakatta yer alan hedeflere sadece ve sadece inovatif makinelerle ulaşılabileceğini unutmamalıyız. Örneğin çelik ve çimento sektöründe nötr hedeflere ulaşmak için yeşil teknolojilerle donatılmış makinelere çokça ihtiyaç duyulacak. Makinelerin enerji verimliliği artırılarak, köprü teknolojilerde kullanılacak makinelerin geliştirilmesi sağlanarak ve hidrojen teknolojisinin ihtiyaç duyacağı makineleri geliştirerek, üreterek sektörün Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşmada kilit rol oynayacağını unutmamalıyız. Uluslararası bir araştırma kurumunun hesaplamalarına göre; küresel karbon salımının yüzde 70’i makineler vasıtasıyla engellenebilir. Dolayısıyla makine sektörüne düşen görev de, iş de çok!