ENDÜSTRİYEL OTOMASYON SANAYİCİLERİ DERNEĞİ (ENOSAD) YÖNETİM KURULU BAŞKANI CEM ŞANLIMEŞHUR, ENDÜSTRİYEL OTOMASYONUN MAKİNE SEKTÖRÜNDE TAMAMLAYICI BİR SEGMENT OLMADIĞININ ALTINI ÇİZİYOR VE "MAKİNE İMALATI ARTIK SADECE MEKANİK TASARIMDAN İBARET DEĞİL; BUGÜN İYİ BİR MAKİNENİN İÇİNDE GÜÇLÜ BİR OTOMASYON ALTYAPISI, DOĞRU SENSÖRLER, GÜVENİLİR KONTROL SİSTEMLERİ, VERİ TOPLAMA KABİLİYETİ VE ÇOĞU ZAMAN YAZILIM ZEKÂSI OLMAK ZORUNDA." DİYOR.

Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği (ENOSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Cem Şanlımeşhur, endüstriyel otomasyonun makine sektöründe tamamlayıcı bir segment olmadığının altını çiziyor ve "Makine imalatı artık sadece mekanik tasarımdan ibaret değil; bugün iyi bir makinenin içinde güçlü bir otomasyon altyapısı, doğru sensörler, güvenilir kontrol sistemleri, veri toplama kabiliyeti ve çoğu zaman yazılım zekâsı olmak zorunda." diyor.
Geçtiğimiz yıl 7 Kasım'da yapılan 11'inci ENOSAD Genel Kurulunda Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Tunç Atıl'dan devralan Cem Şanlımeşhur, ENOSAD'ın yeni döneminde makine imalatçıları ile otomasyon firmaları arasında daha güçlü bir köprü kurmayı çok önemsediklerini söylüyor ve Türkiye'nin katma değerli üretim hedefinde otomasyonun artık bir seçenek değil, zorunlu bir unsur olduğunu vurguluyor. Türk makine imalatçısının küresel pazarda daha rekabetçi olabilmesi için makinesinin daha akıllı, daha izlenebilir, daha güvenilir ve daha verimli olması gerektiğini ifade eden Şanlımeşhur, bunun yolunun ise güçlü bir endüstriyel otomasyon ekosisteminden geçtiğini söylüyor.
ENDÜSTRİYEL OTOMASYON SANAYİCİLERİ DERNEĞİ'Nİ VE YÖNETİM KURULU BAŞKANI OLARAK SİZİ KISACA TANIYABİLİR MİYİZ?
ENOSAD, Türkiye'de endüstriyel otomasyon alanında faaliyet gösteren firmaları aynı çatı altında buluşturan, sektörün gelişimi için çalışan önemli bir sivil toplum kuruluşudur. Üyelerimiz; proses otomasyonu, fabrika ve makine otomasyonu, robotik otomasyon, dijital dönüşüm, yazılım, mühendislik, sistem entegrasyonu, imalat ve saha çözümleri gibi sanayinin çok kritik alanlarında faaliyet gösteriyor. Ben de 26 yıldır sanayinin içinde olan bir iş insanıyım. Delta VN Grup şirketlerinin CEO'su olarak görev yapıyorum. Endüstri dışında topraksız tarım ve turizm alanında da yatırımları olan bir grubuz. Delta Vana Otomasyon ve Delta Bakım firmalarımızda da vana, enstrümantasyon, pompa, filtrasyon ve proses otomasyonu ile servis ve bakım alanlarında çalışıyoruz. Dolayısıyla ENOSAD Yönetim Kurulu Başkanlığını sadece bir temsil görevi olarak değil, aynı zamanda sektörümüzün sesi olma sorumluluğu olarak görüyorum. Amacımız; endüstriyel otomasyonun Türkiye sanayisi için ne kadar stratejik bir alan olduğunu daha görünür kılmak.
GERİDE KALAN YIL SEKTÖRÜNÜZ VE ENOSAD İÇİN NASIL GEÇTİ? BU YILA İLİŞKİN ÜRETİM, İÇ SATIŞ VE İHRACAT BEKLENTİLERİNİZ NEDİR?
Geride bıraktığımız yıl sektörümüz açısından kolay bir yıl olmadı. Finansmana erişim, yüksek maliyetler, kur baskısı, yatırım kararlarının yavaşlaması ve sanayicinin temkinli davranması otomasyon sektörünü de doğrudan etkiledi. Ancak buna rağmen otomasyon ihtiyacının ertelenebilir ama vazgeçilebilir bir ihtiyaç olmadığını gördük. ENOSAD açısından ise hareketli ve verimli bir dönem geçirdik. Üyelerimizle daha yakın temas kurmaya, sektörümüzün görünürlüğünü artırmaya ve kamu ile özel sektör nezdinde daha güçlü bir temsil oluşturmaya odaklandık. Bu yıl için beklentimiz temkinli ama olumlu; iç pazarda yatırım kararlarının daha seçici ilerleyeceğini düşünüyorum. Sanayici artık "otomasyon yapalım" demekten çok, "hangi otomasyon yatırımı bana verimlilik, izlenebilirlik, kalite ve enerji tasarrufu sağlar?" diye bakıyor. İhracatta ise Türkiye'nin mühendislik kabiliyeti, esnekliği ve coğrafi avantajı önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle yakın coğrafyada, Avrupa'da ve Orta Doğu'da Türk otomasyon firmaları için daha fazla alan açılabileceğini düşünüyorum.
ENOSAD'IN TÜRK MAKİNE İMALAT SEKTÖRLERİ AÇISINDAN ÖNEMİNİ SİZİN CÜMLELERİNİZLE DİNLEYEBİLİR MİYİZ?
Makine imalatı artık sadece mekanik tasarımdan ibaret değil; bugün iyi bir makinenin içinde güçlü bir otomasyon altyapısı, doğru sensörler, güvenilir kontrol sistemleri, veri toplama kabiliyeti ve çoğu zaman yazılım zekâsı olmak zorunda. Bu nedenle ENOSAD, makine sektörünün tamamlayıcı değil, aslında stratejik paydaşıdır. Türk makine imalatçısının küresel pazarda daha rekabetçi olabilmesi için makinesinin daha akıllı, daha izlenebilir, daha güvenilir ve daha verimli olması gerekiyor. Bunun yolu da güçlü bir endüstriyel otomasyon ekosisteminden geçiyor. Biz, ENOSAD olarak, makine imalatçılarımız ile otomasyon firmalarımız arasında daha güçlü bir köprü kurulmasını çok önemsiyoruz. Çünkü Türkiye'nin katma değerli üretim hedefinde otomasyon artık bir seçenek değil, zorunlu bir unsurdur.
SEKTÖRÜNÜZÜN ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUN BAŞLIKLARINI NASIL SIRALAYABİLİRSİNİZ? ENOSAD YÖNETİM KURULU OLARAK ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE ODAKLANACAĞINIZ ÖNEMLİ BAŞLIKLAR NELER OLACAK?
Sektörümüzün birkaç temel sorunu var. Birincisi, nitelikli insan kaynağı: Otomasyon çok disiplinli bir alan; elektrik-elektronik, yazılım, mekanik, proses bilgisi ve saha tecrübesini aynı anda gerektiriyor ve bu yetkinlikte insan yetiştirmek kolay değil. İkinci konu, yerli teknoloji geliştirme kapasitesi: Türkiye'de mühendislik ve entegrasyon kabiliyeti oldukça güçlü ancak kritik komponentlerde, bazı kontrol ekipmanlarında, sensörlerde ve yüksek teknoloji ürünlerinde hâlâ dışa bağımlılık var. Üçüncü konu ise sanayicinin otomasyona bakışı: Otomasyon bazen hâlâ sadece bir maliyet kalemi gibi görülüyor, oysa doğru yapılmış bir otomasyon yatırımı kaliteyi, verimliliği, enerji performansını ve iş güvenliğini doğrudan etkiler. ENOSAD olarak önümüzdeki dönemde; sektör raporu, kamu ile daha yakın iletişim, üniversite-sanayi iş birliği, genç mühendislerin sektöre kazandırılması, üyelerimizin görünürlüğünün artırılması ve otomasyonun Türkiye sanayisi için stratejik değerinin daha iyi anlatılması konularına odaklanacağız.
AB'NİN HIZLANDIRDIĞI SERBEST TİCARET ANLAŞMALARI TÜRKİYE İÇİN NASIL BİR RİSK TEŞKİL EDİYOR? MERCOSUR VE HİNDİSTAN STA'LARININ TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNE ETKİLERİNİ NASIL YORUMLARSINIZ?

Bu konu Türkiye için gerçekten stratejik önemde. Avrupa Birliği, MERCOSUR ve Hindistan gibi büyük pazarlarla anlaşmalarını hızlandırırken, Türkiye'nin Gümrük Birliği yapısı nedeniyle bu gelişmeleri çok yakından takip etmesi gerekiyor. AB-MERCOSUR anlaşmasının 1 Mayıs 2026 itibarıyla geçici olarak uygulanmaya başlaması, Avrupa firmalarının Güney Amerika pazarına daha avantajlı koşullarla erişmesi anlamına geliyor. Benzer şekilde AB-Hindistan STA müzakerelerinin tamamlanması da Avrupa sanayisine Hindistan gibi dev bir pazarda yeni avantajlar sağlayabilir. Eğer Türkiye bu anlaşmaların dışında kalırsa, bizim ihracatçımız aynı pazarlarda Avrupa firmalarına göre dezavantajlı konuma düşebilir. Makine sektörü açısından bu sadece gümrük vergisi meselesi değildir; standartlar, belgelendirme, kamu alımları, teknik bariyerler ve tedarik zinciri tercihleri de işin içine girer. Bu nedenle Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, yeni STA'lara paralel şekilde dahil olması ve sanayicisini bu değişen ticaret mimarisine hazırlaması gerekiyor.
YAKIN COĞRAFYAMIZDAKİ ARTAN JEOPOLİTİK RİSKLER TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNE NASIL YANSIYABİLİR?
Jeopolitik riskler artık iş dünyasının gündeminde kalıcı bir başlık haline geldi. Savaşlar, enerji güvenliği, lojistik hatların değişmesi, yaptırımlar ve bölgesel gerilimler sanayicinin kararlarını doğrudan etkiliyor. Türk makine sektörü açısından bunun iki yönü var. Bir tarafta riskler var; ödeme güvenliği, lojistik maliyetleri, pazar kayıpları ve belirsizlik. Diğer tarafta ise fırsatlar da var; Türkiye, Avrupa ile Asya arasında güçlü bir üretim ve lojistik merkezi ve yakın coğrafyada hızlı çözüm, esnek üretim, mühendislik kabiliyeti ve servis desteği gerektiğinde Türk firmaları önemli avantaj sağlayabiliyor. Yani jeopolitik riskleri sadece tehdit olarak değil, doğru stratejiyle yönetilmesi gereken yeni bir gerçeklik olarak görmek gerekiyor.

TÜRKİYE SANAYİSİNİN ENDÜSTRİ 4.0/DİJİTALLEŞME YOLCULUĞUNU NASIL YORUMLARSINIZ? SİZCE NELERİ DOĞRU, NELERİ YANLIŞ YAPIYORUZ?

Türkiye sanayisinin dijitalleşme konusunda farkındalığı eskiye göre çok daha yüksek. Artık birçok sanayici veri toplamanın, izlenebilirliğin, kestirimci bakımın, enerji yönetiminin ve otomasyonun önemini biliyor. Doğru yaptığımız şey şu: Sanayicimiz hızlı adapte olabiliyor. Türk mühendisleri pratik, çözüm odaklı ve sahaya hâkim. Bu çok önemli bir avantaj. Yanlış yaptığımız nokta ise bazen dijitalleşmeyi bir moda başlık gibi ele alıyoruz. Endüstri 4.0 sadece birkaç sensör takmak, bir ekrana veri taşımak ya da raporlama yapmak değildir. Önce prosesinizi iyi tanımanız, neyi iyileştirmek istediğinizi bilmeniz, sonra doğru teknolojiyi seçmeniz gerekir. Ben, dijitalleşmenin adım adım, ölçülebilir fayda üreten ve işletmenin gerçek ihtiyacına göre tasarlanması gerektiğine inanıyorum.
HER SANAYİCİ OTOMASYON YATIRIMI YAPMALI MI? SANAYİCİLERİN DOĞRU YATIRIM STRATEJİSİ SİZCE NASIL OLMALI?
Bence her sanayici otomasyonu gündemine almalı; ama her sanayici aynı ölçekte ve aynı yöntemle otomasyon yatırımı yapmalı demek doğru olmaz. Doğru strateji, önce ihtiyacı doğru tarif etmekle başlar. Üretimde en büyük kayıp nerede? Kalite problemi mi var? Enerji tüketimi mi yüksek? İzlenebilirlik mi zayıf? İnsan hatası mı fazla? Bakım maliyetleri mi artıyor? Bunları netleştirmeden yapılan otomasyon yatırımı verimli olmayabilir. Benim yaklaşımım şu: Otomasyon yatırımı bir teknoloji satın alma işi değil, verimlilik ve rekabetçilik yatırımıdır. Sanayici önce hedefini koymalı, sonra doğru mühendislik firmasıyla, doğru ekipman ve yazılımla kademeli şekilde ilerlemeli.
SİZCE HANGİSİ DAHA ÖNEMLİ? KOMPONENT Mİ, PROJE MÜHENDİSLİĞİ Mİ, YOKSA YAZILIM MI? TÜRKİYE'DEKİ ENDÜSTRİYEL OTOMASYON SEKTÖRÜNÜN REKABETÇİ OLDUĞU ALANLAR NELERDİR?
Aslında bu üç başlığı birbirinden ayırmak çok doğru değil. İyi komponent olmadan güvenilir sistem kuramazsınız. İyi mühendislik olmadan komponentleri doğru konuşturamazsınız. Yazılım olmadan da veriyi anlamlı hale getiremezsiniz. Ama Türkiye'nin bugün en güçlü olduğu alan bana göre proje mühendisliği ve sistem entegrasyonudur. Çünkü Türk firmaları sahayı iyi biliyor, hızlı çözüm üretiyor, farklı markalarla çalışabiliyor ve müşterinin gerçek ihtiyacına göre esnek davranabiliyor. Yazılım tarafında da ciddi bir potansiyelimiz var: Özellikle veri toplama, izleme, raporlama, enerji yönetimi, bakım yönetimi ve üretim optimizasyonu alanlarında Türk firmaları çok daha güçlü hale gelebilir. Komponent tarafında ise daha fazla yatırıma, ölçek ekonomisine ve uzun vadeli teknoloji geliştirme politikalarına ihtiyacımız var.
TÜRKİYE'DEKİ OTOMASYON EKOSİSTEMİNİN YERLİLİĞİ İÇİN NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ? SEKTÖRÜNÜZÜN HANGİ ALANLARDA YATIRIMA İHTİYACI VAR?
Türkiye'de otomasyon ekosisteminin yerliliği konusunda önemli bir bilgi birikimi var; fakat bunu daha sistematik bir teknoloji üretim gücüne dönüştürmemiz gerekiyor. Bugün birçok firmamız mühendislik, pano imalatı, yazılım geliştirme, SCADA, entegrasyon ve servis alanlarında çok başarılı. Ancak PLC, DCS, gelişmiş sensörler, hassas ölçüm ekipmanları, sürücüler, endüstriyel haberleşme ürünleri ve bazı kritik komponentlerde dışa bağımlılığımız devam ediyor. Bence yatırım ihtiyacı üç alanda yoğunlaşıyor: Kritik komponent üretimi, endüstriyel yazılım ve nitelikli insan kaynağı. Bunları geliştirebilirsek Türkiye sadece uygulayan değil, teknoloji geliştiren bir otomasyon ülkesi olabilir.

SEKTÖR TEMSİLCİLERİNİN YEREL VE KÜRESEL REKABETTEKİ POZİSYONLARINDA "KALİTENİN" ÖNEMİNİ NASIL YORUMLARSINIZ?
Kalite artık sadece ürünün sağlam olması anlamına gelmiyor. Kalite; mühendislik kalitesi, dokümantasyon kalitesi, teslimat disiplini, servis kalitesi, sürdürülebilirlik, iş güvenliği ve satış sonrası destekle birlikte değerlendiriliyor. Küresel pazarda rekabet etmek istiyorsanız, fiyat avantajı tek başına yeterli değil. Müşteri artık güvenilirlik istiyor. Makinesi dursun istemiyor, prosesini riske atmak istemiyor, aldığı sistemin arkasında güçlü bir ekip görmek istiyor. Bu nedenle Türk firmalarının kaliteyi bir maliyet değil, marka değeri olarak görmesi gerekiyor. Kaliteye yatırım yapan firmalar hem içeride hem dışarıda daha kalıcı oluyor.
SEKTÖRÜNÜZÜN İNSAN KAYNAKLARI İÇİN NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ? ÇALIŞANLARIN EĞİTİMİ VE YETKİNLİKLERİNİN ARTIRILMASI KONUSUNDA ENOSAD'IN YAKLAŞIMI NEDİR?
İnsan kaynağı bizim sektörümüzün en kritik konusu. Endüstriyel otomasyon masa başında öğrenilebilen bir alan değil. Saha görmeniz, proses anlamanız, ekipman tanımanız, yazılım bilmeniz ve aynı zamanda müşteriyle doğru iletişim kurmanız gerekiyor. Bugün genç mühendislerimiz çok yetenekli; ama onları sektörle daha erken buluşturmamız lazım. Üniversite-sanayi iş birliği, staj programları, teknik eğitimler ve mentorluk bu açıdan çok önemli. ENOSAD olarak gençlerin sektöre ilgisini artırmayı, üyelerimizle eğitim kurumları arasında daha güçlü bağ kurmayı ve sektörün ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri daha görünür hale getirmeyi önemsiyoruz. Çünkü teknolojiyi geliştiren de uygulayan da sürdüren de insandır.
İHRACAT, TÜRKİYE'NİN EKONOMİK BÜYÜMESİNDE EN ÖNEMLİ DAYANAKLARDAN BİRİ. SİZCE ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE İHRACATÇI FİRMALARIN, ÖZELLİKLE MAKİNE İHRACATÇILARININ DİKKAT ETMESİ GEREKENLER NELER OLMALI?
Önümüzdeki dönemde ihracatçı firmaların sadece ürün satmaya değil, çözüm satmaya odaklanması gerekiyor. Makine ihracatında artık fiyat kadar enerji verimliliği, dijital altyapı, servis kabiliyeti, yedek parça erişimi, sertifikasyon ve sürdürülebilirlik de belirleyici hale geldi. Türk makine ihracatçısı hedef pazarını çok iyi analiz etmeli. Her pazarın standardı, beklentisi, satış sonrası servis ihtiyacı ve finansman yapısı farklı. Ayrıca yerel iş ortaklıkları, teknik destek ağı ve güçlü referanslar ihracatta çok önemli. Benim gördüğüm şu: Küresel müşteriler artık "ucuz makine" değil, güvenilir ve uzun ömürlü çözüm arıyor. Türkiye burada çok güçlü bir konum alabilir.

TÜM DÜNYADA KORUMACI EKONOMİ POLİTİKALARI GİDEREK GÜÇLENİYOR. BU SÜRECİ NASIL YORUMLUYORSUNUZ?
Dünya ticareti artık eskisi kadar serbest ve öngörülebilir değil. Ülkeler stratejik sektörlerini korumaya, tedarik zincirlerini kendi lehlerine yeniden kurmaya ve yerli üretimi desteklemeye çalışıyor. Bu durum Türkiye için hem risk hem fırsat taşıyor. Risk; bazı pazarlara girişin zorlaşması, teknik engellerin artması ve rekabetin daha politik hale gelmesi. Fırsat ise şu: Türkiye güçlü sanayi altyapısı, genç mühendislik gücü ve coğrafi konumuyla alternatif tedarik merkezi olabilir. Ama bunun için sadece üretmek yetmez. Kalite, sertifikasyon, sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve kurumsal güvenilirlik alanlarında daha güçlü olmamız gerekiyor. Korumacılığın arttığı bir dünyada, rekabet artık sadece ürünle değil, ülke markası ve güven ilişkisiyle de yapılıyor.
SON OLARAK, SEKTÖREL SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINDA AKTİF BİR ÇALIŞMA HAYATINIZ OLDUĞUNU BİLİYORUZ. TÜRK SANAYİCİLERİNİN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA YAKLAŞIMI VE BU YAPILAR İÇİNDE GÖREV ALMA KABİLİYETLERİ/İSTEKLERİ İÇİN NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ?
Ben sivil toplum kuruluşlarını iş dünyası için çok değerli görüyorum. Çünkü tek tek firmalar olarak çözmekte zorlandığımız birçok konu, ortak akılla ve güçlü temsil kabiliyetiyle daha etkili şekilde gündeme taşınabiliyor. Türk sanayicisi aslında çok çalışkan, pratik ve çözüm odaklı. Fakat bazen günlük iş yoğunluğu nedeniyle sivil toplum çalışmalarına yeterince zaman ayıramıyor. Oysa sektörlerin geleceği sadece şirketlerin kendi başarısıyla değil, birlikte oluşturdukları ekosistemin gücüyle şekilleniyor. Ben ENOSAD'daki görevimi de bu anlayışla yürütmeye çalışıyorum. Daha fazla sanayicinin, daha fazla genç yöneticinin ve daha fazla teknik insanın bu yapılarda aktif olmasını çok önemsiyorum. Çünkü sektörümüz adına söyleyecek sözümüz, paylaşacak tecrübemiz ve birlikte üretecek çok değerimiz var.

ENDÜSTRİYEL OTOMASYON SANAYİCİLERİ DERNEĞİ (ENOSAD)
Kuruluş: 2004
Dönem: 11'inci dönem
Üye Sayısı: 111
Faaliyet Alanı: Endüstriyel otomasyon sistemleri
Faaliyet Yeri: Makina Hangar, Yakacık Çarşı Mah. Kartal Cad. No: 92, İç Kapı No: 28, Kartal, İstanbul
İnternet Adresi: www.enosad.org.tr
ENOSAD 2026-2028 DÖNEMİ YÖNETİM KURULU
Yönetim Kurulu Başkanı
Cem Şanlımeşhur
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları
Tunç Atıl • Hasan Terzioğlu
Yönetim Kurulu Üyeleri
Mehmet Kahveci (Sekreter Üye) • Yaşar Acar (Sayman Üye) • Erkan Cirit • Derya Sadioğlu • Ali Sami Gözükırmızı • Tolga Kutlu • Ömer Kaya • Halil Çınarlı
