ALMANYA MAKİNE SEKTÖRÜNÜN BEŞİĞİ KABUL EDİLEN SAKSONYA EYALETİ, 18’İNCİ YÜZYILDAN BERİ MAKİNE VE ENDÜSTRİYEL ÜRETİMDE AKTİF BİR BÖLGE OLARAK DİKKAT ÇEKİYOR. SADECE ALMANYA’NIN DEĞİL, TÜM AVRUPA’NIN SANAYİLEŞME SÜRECİNDE ÖNCÜ BİR TOPLUM OLAN SAKSONYA, MAKİNE SEKTÖRÜNDEKİ 1.000’DEN FAZLA FİRMA VE 45 BİN ÇALIŞANLA ALMANYA’NIN SANAYİ ÜRETİMİNE YÜZDE 13’TEN FAZLA KATKI SAĞLIYOR. PEKİ, BU ÖNEMLİ TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGESİ, TÜRK MAKİNE SEKTÖRÜNE NASIL BAKIYOR? TÜRK MAKİNE ÜRETİCİLERİNE NASIL OLANAKLAR SUNUYOR VE BÜYÜMELERİNE NASIL KATKI SAĞLAMAYI HEDEFLİYOR?

Saksonya eyaleti, kuşkusuz sadece Almanya’nın değil, tüm Avrupa kıtasının en güçlü üretim üslerinden biri ve bu doğrultuda ekonomisini 2000 yılından beri yüzde 25,3 artırmış durumda. Almanya içerisinde GSYİH’si en çok artan eyaletler arasında yer alan Saksonya’nın bu yükselişinde en büyük pay ise eyaletin tümüne yayılmış yüksek teknolojili endüstrilerde saklı. Bölge, özellikle yeni yatırımlarla Almanya’nın ekonomi merkezi olarak adlandırılmaya başlanırken, başta otomotiv ve makine sektörlerindeki yatırımlar Saksonya’yı “Almanya’nın Otomotiv Bölgesi” haline de getirdi (Autoland Sachsen). VW, BMW ve Porsche’nin beş fabrikası olmak üzere 780 tedarikçi ve hizmet sunucusuna ev sahipliği yapan eyalet, bu yönüyle otomotiv sektöründe Almanya’nın en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürürken, özellikle VW’nin Dresden şehrinde 2002 yılında kurulan “Şeffaf Fabrika” (Die Gläserne Manufaktur) adındaki üretim tesisiyle “E-Mobility” alanındaki dönüşüme de liderlik ediyor, hatta bu alanda tüm ülkenin merkezi olma konumunu üstleniyor. Özetle otomotiv ve makine sektörleri, Saksonya’daki üretimleriyle ülke içi gelirin yüzde

30’a yakınını ve ülke ihracat kaleminin üçte birinden fazlasını üretiyorlar. Bununla birlikte, otomotiv ve makine sektörünü, mikroelektronik (çip üretimi), bilişim ve iletişim teknolojilerinin takip ediyor olması, Saksonya eyaletindeki üretim gücünü kat be kat artırıyor. Türkiye’nin Makinecileri Almanya İrtibat Ofisinden Nevzat Sargın, Türk makine üretici ve ihracatçılarının Saksonya eyaletindeki üretici firmalarla kuracağı iş birliklerinin, gelecekte hem makine sektörünün büyümesi hem de ülke ekonomisine verilen katkının artması yolunda önemli olduğunun altını çiziyor ve “Bu iki sektörün de en fazla ihracat yaptığı ülke Almanya’dır. Almanya’da devam eden yeni yatırımlar ek makine ihtiyacını körüklüyor, bu ihtiyaç ise sadece Almanya içinden karşılanamıyor ve önemli bir bölüm için ithalat tercih ediliyor. Bu noktada, son yıllarda gelişmişlikleriyle dikkat çeken Türkiye otomotiv ve makine endüstrilerinin, yapılacak yeni iş birlikleriyle bu bölgeye yeni bir fırsat penceresi aralayabileceklerine inanıyoruz.” diyor. Türkiye açısından bu eğilimin devam etmesi için sadece üretim hacmi olarak değil aynı zamanda yeni teknolojiler açısından da Saksonya bölgesine ayak uydurmamız gerektiğini vurgulayan Nevzat Sargın, “Saksonya’da fabrikaların yanı sıra Ar- Ge’ye yapılan yatırımlar da dikkat çekiyor. Bu noktada, otomotiv ve makine sektörlerinin Ar-Ge merkezleriyle (üniversiteler ve meslek eğitim kurumları) olan iş birlikleri ön plana çıkıyor. Bu durum, yeni teknolojilerin doğması, var olan teknolojilerin de gelişmesi anlamına geliyor. Türkiye makine sektörü özellikle salgın döneminde sanayi alt segmentlerini sadeleştirip teknoloji sınıfı yüksek olan ürünlerin üretimine ağırlık verdi. Bu bölgeyle olan iş birliklerimizin artması, makine sanayisinde teknoloji sınıfı yüksek ürün üretiminin artmasını ve yeni ihracat kolları oluşmasını sağlayacaktır. Sonuç olarak, otomotiv ve makine sanayileri ve buna bağlı sanayi kolları, yeni teknolojilere zamanında ayak uydurup gelişirken ihracat kaleminin de artmasına katkıda bulunacaklardır.” değerlendirmesinde bulunuyor. Türkiye’nin Makinecileri, bu misyon doğrultusunda, bölge kurumları ve firmalarını Türk üreticilerle bir araya getiren organizasyonların sıklığını artırmış durumda. En son geçtiğimiz Kasım ayında Türkiye’nin Makinecileri ve Saksonya Makine İnovasyon Birliği (VEMAS) iş birliğinde “4’üncü Türkiye-Saksonya İş Birliği Forumu” çevrim içi olarak gerçekleştirilmiş, Türk üretici ve ihracatçılara, Almanya’nın önemli teknoloji geliştirme bölgelerine ev sahipliği yapan Saksonya eyaletindeki firmalarla diyalog ve önemli iş birliği olanakları sağlanmıştı. Biz de Moment Expo olarak, EXTIM GmbH iş birliğiyle, Saksonya’nın önemli üretici firma ve sektör kurumlarıyla iletişime geçerek, Türkiye-Saksonya iş birliğine Almanya’dan bakışı yakalamaya çalıştık.

MAKİNE MÜHENDİSLİĞİNDE BÖLGESEL AĞ: VEMAS

VEMASinnovativ Ağ Yönetimi Başkanı Lars Georgi, VEMASinnovativ’in Almanya’daki makine mühendisliği ve üretim teknolojisi için en büyük bölgesel ağlardan biri olduğunu söylüyor ve “VEMASinnovativ, pazarın genişlemesi ve tüm değer zincirinde üretimin daha da geliştirilmesi amacıyla iş birliklerini artıran, endüstriler arası deneyim alışverişi ve teknoloji transferine olanak sağlayan, teknoloji ve üründen bağımsız bir platform olarak hizmet sunuyor. Özellikle Türkiye’nin Makinecileri gibi uluslararası ortaklarımızla yaptığımız çalışmalar, Sakson firmalarıyla karşılıklı faydaya yönelik iş birlikleri başlatma fırsatı yaratıyor.” diyor. Lars Georgi, dijitalleşme ve Endüstri 4.0 ile ürünlerin üretilme şeklinin önemli ölçüde değişeceğinin altını çizerken, “Büyük veri, otomasyon, sürdürülebilirlik ve yeşil enerji gibi kavramlar makine mühendisliğini de zorluyor. Ancak bu zorluklar ve eğilimler, yeni iş fırsatları yaratıyor.” yorumunda da bulunuyor. Türkiye’de hızla gelişen makine mühendisliği sektörü ile iş birliklerinin çeşitli alanlarda genişletilebileceğini, yeni teknolojilerin ve Endüstri 4.0 çözümlerinin geliştirilmesinde ve tanıtımında yeni iş birliklerinin oluşturulabileceğini söyleyen Georgi, “Böylece karbon nötr, sürdürülebilir ve dijital üretimin yolunu açabiliriz. Uygulamalı Ar-Ge çalışmaları, yeniliklerin, yeni ürün ve teknolojilerin ortaya koyulmasını önemli ölçüde destekleyebilir ve hızlandırabilir. Bir diğer iş birliği noktası, Türkiye’nin bir tedarik pazarı olarak genişlemesinde görülebilir. Özellikle cari dönemde, ham madde ve ürünlerin mevcudiyeti önemli bir zorluk olduğundan, güvenilir besleme yapıları çok önemlidir. Daha esnek bir ekonomi ise kurulan tedarikçi ilişkilerinin yeniden düşünülmesini gerektirir.” diyor. Lars Georgi son olarak, Türkiye’nin Makinecileri ile kurdukları güvenilir ve güçlü iş birliklerine de atıfta bulunuyor ve “Son yıllarda, Türk meslektaşlarımızla düzenli bir şekilde görüşüyor ve iş birliğimizi güçlendirecek adımlar atmayı sürdürüyoruz. Salgın, bu iş birliğini engelleyemediği gibi iş birliğine dayalı ilişkileri destekleyen sanal formatlarla yeni yollar ve platformları bize kazandırdı. Gelecekte yeni teknolojiler ve Ar-Ge üzerine yapılacak çalışmaların artması, iş birliğimizin daha da güçlenmesine katkı sağlayabilir.” değerlendirmesinde bulunuyor. 

SAKSONYA’NIN AR-GE GÜCÜ: FRAUNHOFER IWU

Saksonya’daki üretim mühendisliğinin Ar-Ge gücünü oluşturan Fraunhofer IWU ise (Takım Tezgâhları ve Şekillendirme Teknolojisi Enstitüsü), 45 milyon avroluk bütçesi ve 700’e yakın çalışanıyla halen Chemnitz, Dresden, Zittau, Wolfsburg ve Leipzig’deki tesislerinde sistem entegrasyonu, üretim sistemleri ve fabrika otomasyonu ile işlem teknolojileri alanlarında çalışmalar yapıyor. Fraunhofer IWU Basın ve Halkla İlişkiler departman Müdürü Mattes Brähmig, “Kaynakların Etkin Kullanımı ile Üretim” sloganıyla faaliyet gösterdiklerini anımsatırken, “Otomotiv ve makine mühendisliği, havacılık, tıp teknolojisi, elektrik mühendisliği, hassas mühendislik ve mikroteknoloji alanlarında rekabetçi üretim potansiyeli  geliştiriyoruz. Üretim için verimli kaynak kullanımında lider bir enstitü olarak, gövde ve güç aktarma organları bileşenleri için teknolojiler ve akıllı üretim sistemleri tasarlıyor; şekillendirme, işleme ve birleştirme üretim adımlarını iyileştiriyoruz.” diyor. Bu süreçte, rejeneratif sistemler ve döngüsel ekonomi ruhuyla tüm süreç zincirini izlediklerini de vurgulayan Brähmig, yeni malzemelerin işlenmesi için yenilikçi hafif yapıların ve teknolojilerin geliştirilmesinin, montajlardaki işlevlerin aktarımının, üretken üretimin geniş kapsamlı olanaklarının ve yakıt hücresi teknolojilerinin ekonomik kullanımının başarı için önemli faktör olduğuna değiniyor. Türkiye’nin, tedarikçi yapıların çeşitlendirilmesi konusunda ilginç bir satın alma pazarı sunduğunun da altını çizen Brähmig, “Şimdiye kadar Fraunhofer IWU ve Türkiye’nin Makinecileri arasında belirli noktalarda iş birliğimiz oldu; Türkiye’deki şirketler ve araştırma kurumlarıyla daha çok ikili olarak çeşitli projeler düzenlendi. Ancak bu iş birliklerinin devamı, birbirimizi daha iyi tanımamızı ve daha yakın bir bağ kurmamızı sağlayacaktır. Ortak proje yapısı, Avrupa veya ikili finansman programları kullanılarak daha da derinleştirilebilir. Endüstri 4.0 için çözümler, dijital ikiz, sanal veya artırılmış gerçeklik alanındaki uygulamaların yanı sıra durum izleme ve önleyici bakım alanlarını Türk makine sektörüyle iş birliği yapabileceğimiz alanlar olarak görüyoruz. Ek olarak, otomasyon ve robotik alanında, örneğin montaj ve demontaj uygulamalarında da iş birlikleri geliştirilebilir.” diyor.

SAKSONYA’DA YATIRIMIN DOĞRU ADRESİ: WFS

Saksonya Kalkınma Ajansı (WFS) Genel Müdürü Thomas Horn ise Saksonya ́nın geleneksel olarak yüksek katma değer üreten güçlü endüstrilere sahip olduğuna değinirken, “Avrupa’nın en büyük, dünya çapında ise beşinci en büyük mikroelektronik kümesi olan Silikon Saksonya örneğinde olduğu gibi, şirketler ve Ar-Ge kurumları arasındaki çapraz sanayi iş birliğini önemsiyoruz. WFS, örneğin robotik alanında, otomotiv ve makine mühendisliği gibi geleneksel Sakson endüstrilerini, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yanı sıra mikroelektronik ve sensör teknolojisi alanlarından şirketler ve araştırma kurumlarıyla bir araya getiriyor. Buradaki amacımız, teknoloji trendlerini önceden tespit edip  tanımlamak ve sinerji oluşumlarına destek vermektir. Bu sinerji etkilerini ise ekonomik kalkınmayı yönlendiren ve yeni pazarlar açan sektörler ve teknolojiler arası iş birliklerinde görüyoruz.” diyor. Saksonya’nın, Almanya ortalamasının da üstünde bir üniversite yoğunluğuna sahip olduğuna dikkat çeken ve bu nedenle Saksonya’nın araştırma enstitüleri için de mükemmel bir konum sunduğunu hatırlatan Horn, “Ayrıca bu enstitülere ek olarak, mikroelektronikte Silikon Saksonya, otomotivde AMZ, makine mühendisliğinde VEMAS ve demir yolu teknolojisinde Rail.S gibi çeşitli endüstri ağları da Ar-Ge faaliyetleri bakımından bölgenin zenginliğine katkıda bulunuyor.” ifadelerini kullanıyor. Thomas Horn, WFS, Türk ve Alman firmaları arasında kurulacak yeni iş birliklerinin, uzun yıllardır var olan VEMAS ve Türkiye’nin Makinecileri’nin temelini attığı ilişkiler zemininde yükselebileceğini; bunun için de üretim, Endüstri 4.0, dijitalleşme ve otomasyon alanlarında mevcut olan temasların daha da derinleşmesi gerektiğini söylüyor: “VEMAS ve Türkiye’nin Makinecileri arasında, gelecekteki iş birlikleri için somut tarihler belirlenmiş olmasından mutluyuz. Örneğin, bu yıl için Sakson firmalarının katılacağı Türkiye’ye yönelik bir Sakson İş Gezisi planlanıyor ve bir sonraki Türk-Saksonya İş Birliği Forumu da Intec/Z kapsamında 2023 yılında Leipzig’de gerçekleştirilecek.”

 

HİDROJEN ENERJİSİNDE UZMANLAŞACAK BİR MERKEZ: HIC

Saksonya eyaletinin otomotiv ve makine özelindeki gücünden bahsetmiştik. Ancak son dönemde, bölgede özellikli olarak desteklenen bir başka sektör ise yeşil enerji olarak öne çıkıyor. Hidrojen enerjisi üzerine uzmanlaşmış çalışmalar yapan Hidrojen ve Mobilite Yenilik Merkezi (HIC) Sözcüsü ve HZwo Kümesi Genel Müdürü Karl Lötsch, 2016 yılında Saksonya şirketleri ve Chemnitz Teknoloji Üniversitesi arasındaki hidrojen teknolojilerini içeren birkaç Ar-Ge projesinden ortaya çıkan HZwo Kümesi’nin, Saksonya’daki hidrojen yakıt hücreleri ve yeşil hidrojenin tüm yönleri için yeterlilik merkezi olduğunun altını çiziyor. “Neden hidrojen?” sorusunu, “En temiz ve en bol yakıt hidrojendir. Ancak hidrojen teknolojileri teknik olarak olgun olsa da hâlâ çok pahalı. Bu nedenle, yakıt hücrelerinin yanı sıra elektrolizörler ve diğer hidrojen teknolojileri için yeni malzemeler ve üretim süreçleri ile Ar-Ge projelerini odak noktamızda tutuyoruz. Yeşil hidrojeni sadece ulaşımda değil endüstrilerin tümünde enerji kaynağı olarak kullanabiliriz.” sözleriyle yanıtlayan Lötsch, HIC’nin de bu kapsamda, hidrojen teknolojileri için ulusal bir inovasyon ve teknoloji merkezi olarak konumladığını ifade ediyor: “HIC, şirketlere, yüksek donanımlı hidrojen laboratuvarları, bir araç laboratuvarı ve bir hidrojen eğitim laboratuvarı ile kiralanabilir alan ve atölyeler sunacak. Şirketler, yakıt hücreleri ve hidrojen güç aktarmaları için gerekli -ancak çok pahalı- test ve denetim tesislerine böylece ulaşabilecek; hidrojen atölyelerinde bağımsız olarak ürünler geliştirebilecekler. Her şey yolunda giderse, HIC’nin 2025’te açılabileceğini düşünüyoruz.” Karl Lötsch, bugüne kadar Türk firmalarla iletişim kurmadıklarını, ancak bunu bir fırsat olarak değerlendirdiklerini de söylüyor ve ekliyor: “Türkiye’de makine mühendisliği ve otomotiv endüstrisinde uygun yeterlilik sağlayan firmalarla çalışmaktan memnuniyet duyarız. Uluslararası iş birlikleri ve dünya çapındaki uzmanlarla hidrojen teknolojilerini ilerletmek, HIC’nin temel amaçlarından biridir.”

ULAŞIMDA GELENEKSELİ MODERN TEKNOLOJİ İLE BULUŞTURMAK: SRCC

Saksonya eyaletinin odaklandığı yeni teknolojilerden bir diğeri de mevcut iletişim teknolojilerini geleneksel ulaşım sistemlerine, örneğin demir yollarına uyumlaştırmak. Chemnitz Teknoloji Üniversitesi’nin öncülük ettiği bir girişim olan Akıllı Demiryolu Bağlantıları Kampüsü’nün (SRCC) Genel Müdürü Sören Claus, odaklarında, demir yolu taşımacılığı geliştirmek ve daha sürdürülebilir hale getirmek olduğunu söylüyor. Bu amaçla 5G teknolojisini çok önemsediklerini ifade eden Claus, “Hidrojen enerjisi ile çalışan trenlerimiz zaten var. Biz, enerji yönetimi sistemleriyle, hidrojen enerjisi kullanımındaki verimi önemli ölçüde artırıyoruz. Bu nedenle de özellikle hidrojen enerjisinin yönetimi ve sürücü yardımları teknolojilerine yönelik projelere odaklanıyor; bu projelerle hidrojen tüketimini ve işletme maliyetlerini azaltmayı hedefliyoruz. Öte yandan, enerji tasarruflu ve sağlam tren çekiş kontrolü ile elektrikli trenler için şarj istasyonları üzerinde çalışıyoruz. Bunlar, gelecekteki Avrupa Tren Kontrol Sistemi’nin
ön koşullarıdır ve artan hat kapasitesine katkıda bulunabilir. Yine, demir yolunda yapay zekânın kullanımına ilişkin temelleri de şimdiden araştırıyoruz. Tüm bu çalışmalarda önemli rol üstlenecek olan 5G, gelecekteki birçok konuda da karşımıza çıkacak. Dijitalleşmede yüksek kalitide bağlantı ilk koşuldur ve 5G teknolojisi burada bir standart ortaya koyması açısından önemli.” diyor. Sören Claus, son olarak, Türkiye’den paydaşlarla henüz bir iş birliği kurmadıklarını ancak ilgilendikleri teknolojilerde, test ve proje geliştirme alanında Türk firmalarıyla ortak iş birliklerine açık olduklarını söylüyor ve ekliyor: “Biz, çeşitli fırsatlar görüyoruz ve ortak proje yaklaşımları geliştirebileceğimize inanıyoruz.”