Makine ve Aksamları İhracatçılar Birliği 16 Aralık 2010 tarihinde Swiss Otel İzmir Grand Efes’te Ege bölgesi sanayicileriyle sektörün sorunlarını konuşmak için Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran ve Yönetim Kurulu makine Sanayii Sektör Buluşması’nda Makine ve Aksamları İhracatçılar iş adamının katıldığı toplantı sonunda, Adnan Dalgakıran katılımcıların sorularını yanıtladı.

Makine ve Aksamları İhracatçılar  Birliği’nin düzenlediği ‘Makine Sanayi Sektör Buluşması’ 16 Aralık 2010 tarihinde İzmir’de gerçekleşti. Swiss Otel İzmir Grand Efes’te gerçekleşen toplantıda açılış konuşmasını Makine Aksamları İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serol Acarkan yaptı. Acarkan konuşmasında, Türk Eximbank ile gerçekleştirecekleri ‘Ülke Alıcı Kredi Programı’ kapsamında makine ihracatçılarının Eximbank’tan aldığı kredi ile yurt dışında müşteri arayabileceğini, yıllardır ithalat yapan şirketlerin kullandığı enstrümanı artık ihracatçıların da kullanabilir hale geleceğini ifade etti. Acarkan bu kapsamda tahsis edilen kredi miktarının 500 milyon dolar olmasına rağmen, yapılan görüşmeler neticesinde bu rakamın istenildiği oranda artırılabileceğini ifade etti. Acarkan konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Üç gün önce gazetelerde de okuduğunuz şekilde tanıtımını yaptığımız, bugün tüm Avrupa ülkelerinin Eximbanklarının yaptığı ‘Alıcı Kredi Programı’nı Türkiye’de uygulatmaya başlamak, yapmış olduğumuz dört senelik çalışmaların sonucunu görmek hakikaten gurur verici bir durum. Çünkü bu kredi programı Türkiye’de ilk defa makine sektöründe uygulanıyor. Yıllarca yabancıların bize yaptığı, finansmanlarıyla bize gelerek uzun vadeli yapmış oldukları satışları bundan sonra, artık biz de diğer ülkelere yapabilme şansı yakaladık. Bunun için Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri’nden arkadaşlarım çok emek sarf etti. Böyle bir programın açılması için uğraştık ve sonunda başardık. Şu anda tahsil edilen kredi 500 milyon dolar olmasına rağmen yapılan görüşmeler ve aldığımız sonuçlar da bu rakamın istediğimiz kadar çoğaltılabilmesi yönünde. Ancak burada bize çok önemli işler düşüyor. Öncelikle kredi kullanım bilincini insanlara aktarmamız gerekiyor. Maalesef bu konuda biraz zayıfız. Kolay kredi kullanmak istiyoruz; ama bunların şartlarını zor olarak görüyoruz. Bu krediden uygulanacak faiz oranları da OECO ülkelerinin uyguladığı faiz oranlarıyla eşit değerdedir. Yani burada kullanılacak faizi Eximbank ya da hükümetin özel bir fiyatlama politikası yok. OECO’nun genel rakamları ile fiyatı ne ise bu fiyat uygulanacak.” 

“GÜÇLÜ LOBİ, ETKİN SONUÇ”

Sektörü temsil eden 27 dernek bulunduğunu, ancak maddi imkânsızlıklar nedeniyle bunların çok fazla fayda getirmediğini belirten Acarkan; “Türkiye’de anormal derecede ‘sivil toplum kuruluşu’ adı altında sektör faaliyetleri var. Bizim ‘Makine Sektör Platformu’ diye sunduğumuz ve bunun arkasından da federasyona dönüştüreceğimiz, 27 tane dernek çalışıyor. En büyük sorun ise bu derneklerin sivil toplum kuruluşu olarak, ciddi şekilde maddi imkânsızlıklar içerisinde olmasıdır. Bu durumun bir tarafı, diğer yandan yönetiminde bulunduğumuz ihracatçı birlikleriyle ilgili çok ciddi sorunlar var. Türkiye’de 55 adet ihracatçı birliği bulunuyor. Bazı sektörlerde ise bu sayı 5’e düşüyor. Bunların yarısı kapanma noktasında. Derneklerde oluşan maliyetler de ihracatçı birliklerine yansıyor. Denizli, Antep, İzmir ve İstanbul gibi şehirlerde çok sayıda birlik var; ancak birçoğu birbirinden haberdar değil” dedi. Sektörel dernek sayısının çok fazla olmasının lobi gücü yaratmada en büyük sıkıntı olduğunu belirten Acarkan; “Bizim en büyük şansımız tek olmamız ve sanayide en etkin lobi faaliyeti sürdüren, tek ses çıkaran birlik olmamızdır. Bu bizim için çok önemli bir kuvvettir. Biz ne söyleyeceğimizi, ne isteyeceğimizi biliyoruz; doğru hedeflere yol alıyoruz” dedi. Acarkan son çıkan İhracatçı Birlikleri Yasası’yla ilgili olarak artık ihracatçıların istediği yerden ihracat yapabildiğini; ancak OAİB dışındaki birliklerden yapılan ihracatlarda, ihracattan yapılan kesintilerin ancak yüzde 40’ını alabildiklerini kaydetti. Bu yüzden birliklerinin çok ciddi para kaybettiğini ifade eden Acarkan; “Güçlü lobi, etkin sonuç! Bu değişmez bir kuraldır. Dolayısıyla sanayici olarak tek ses çıkarttığımız bu birlikte toplanan paralar, sektörde faydalı bir biçimde kullanılıyor. Sizlerden istirhamım gümrükçülerinize talimatvererek, kendi bağlı bulunduğu birliğe beyanname kapatmanızdır. Aksi takdirde zaman içerisinde etkin lobi gücümüz azalma durumunda kalacaktır” diye konuştu.

“KİŞİ BAŞI MİLLİ GELİR BİN DOLARDAN, ON BİN DOLARA YÜKSELDİ”

 

Toplantıda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran ise Makine İhracatçılar Birliği’nin yönetimine geldikten sonra öncelikle kendilerine hedef koyduklarını ifade ederek; “Birliğimizin yönetimine geldiğimizde ilk işimiz önümüze hedef koymak oldu. Bu hedefler doğrultusunda da bir strateji belirledik. Stratejiyi oluştururken bir analiz yaptık. Pek çok sektör, elemanlarını altı ayda eğiterek, o ülkede o sektörü oluşturabiliyor. Ama makine sektörü böyle bir sektör değil. Ne kadar paranız olursa olsun ‘Makine yağacağım’ diye yola çıkıp makine yapamıyorsunuz. Bu sektör ciddi bir bilgi ve emek gerektirir. Makine sektörüne baktığımız zaman insanların ciddi bir süreçten geçerek bu noktaya geldiğini görüyoruz. Geldiğimiz yer tatmin edici değil; ama kendimizi ifade edebilecek olgunluğa da geldiğimizi görüyorum. Tabi bu ilerleyişin sadece bizim tek başımıza elde ettiğimiz başarılarla olması mümkün değil” dedi. Ülkemizde sanayinin gelişimi hakkında bilgi vererek konuşmaya başlayan Adnan Dalgakıran, kişi başı milli gelirin bin dolardan on bin dolara yükseldiğinin altını çizdi. Dalgakıran ayrıca şunları söyledi: “Bizim sanayimiz henüz oluşmadan önce, makineleri dışarıdan alıp kullanma yoluna gidiliyordu. Ama bu da bize makinelerimizi kendi ülkemizde üretmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Bunları anlamak için bu kadar zaman bu kadar süre mi gerekirdi? Bunu henüz ben de anlayabilmiş değilim. 1980’li yıllarda kişi başı milli gelirimiz bin, ihracatımız ise toplam bir buçuk milyar dolardı. İthalatımız iki buçuk milyar dolar. Ve biz cari açıklarımızı aşamıyoruz. Bu tablo Türkiye’nin ne kadar geride olduğunu gösteriyor. 60’lı yıllarda Türkiye Amerika yardımı alıyor. Kore de bizden iki katı kadar yardım alıyor. Onlar da gelişme kaydetmek istiyorlar ve araştırma yapıyorlar. Bunun üzerinden de dünyayı hedef olarak belirliyorlar. Dolayısıyla ona göre sektör geliştiriyorlar. ‘Hangi sektör gelişmeli’ diye baktıklarında ise emek yoğun sektörlerde stratejilerini sektör ve dünya tabanlı bir üretim modeli üzerinde yoğunlaştırıyorlar. Çünkü emek yoğun sektör ucuz. Sermayelerini içeridekilere üretip, yine içeridekilere satmayı düşünüyorlar.

O yıllarda gelişmekte olan ülkeler veya Türkiye bunu yapamıyor. ‘Bunu yapsa yapsa Almanya, Avrupa ya da Amerika gibi ülkeler yapar’ diye düşünüyorlar. 80’li yıllarda ise yeni bir dönem başlıyor. Kişi başı milli gelir bin dolar ve Türkiye dışa açılma kararı alıyor. Ama bu dışa açılmada onu destekleyecek, ona kaynak aktaracak bir şey yok. Kaynaklar olmadığı için dışarıdan Türkiye’nin kredi alması ve bir sanayi geliştirmesi gerekiyordu. Türkiye’de istihdamı arttırmaya ihtiyacımız var, bu nedenle emek yoğun sektörleri geliştirdik. Bizim o zamanlarda kişi başı milli gelirimiz bin dolar, Avrupa’da 25 bin dolar. Bu fırsatı o yıllarda girişimci iş adamlarımız iyi değerlendirdi. Neticesinde de Türkiye’de bazı sektörler büyüdü. Bu durumda Türkiye lokomotif sektör haline geldi. Bu sırada makine sektörünün babaları, bazı sektörlerden işin içine girerek bir takım işler yapmaya başlamış. Yetersiz ve zorlu şartlara rağmen ortaya bir şeyler çıkartmaya çalışmışlar. Bu çıkan endüstri emek yoğun sektör makinelere ihtiyaç duydukça, makineciler de ‘Biz neler yapabiliriz’ diye yeni bir makine alanı çıkartmışlardır. Bu çerçeveden baktığımız zaman Türkiye, bu noktada belirli bir başarı sağlıyor. Bugün sektörümüzde dünya bazında Çin birinci sırada, Türkiye ise ikinci sırada geliyor. Türkiye’de kişi başı gelir 10 bin dolara geldi. Bin dolarla başlanan ekonomik düzenek bugün 10 bin dolara yükseldi.”

 

 

“EMEK YOĞUN SINIFTAN KURTULMALI”

Dalgakıran ayrıca Türkiye’de uygulanan herhangi bir sanayi politikası olmadığını, sanayinin artık emek yoğun sınıftan kurtulması gerektiğini ifade etti. Yılda yaklaşık 25 milyar dolar civarında ihracat yapıldığını söyleyen Adnan Dalgakıran; “Ülkemizde onlarca hükümet geldi geçti, ancak doğru bir şekilde sanayiye yatırım yapılmadı. Yöneticiler olarak çok laf ürettik, ama birileri çalışmaya devam etti. Şimdi bu noktaya gelirken artık sanayinin değişmesi gerekiyor. Çünkü ben o emek yoğun sektördeki arkadaşlarıma soruyorum… 10 bin dolar kişi başı milli gelir seviyesinde zorlanıyorsanız, işçilik-gelir-gider maliyetleri arttı diyorsanız, Türkiye de 20 bin dolar kişi başı milli gelir seviyesini hedefliyorsa o zaman o maliyetlerle nasıl başa çıkılır? Korktuğumuz zaman doğru cevapları alamıyoruz. Soruyu sormak bazen korkutuyor; ama ilerlemek için bu gereklidir. İşte o zaman karşımıza bir sanayi ve endüstri eğrisi çıkıyor. Bu eğriye baktığımız zaman bir takım emek yoğun sektörler bu eğrinin en altında yer alıyor ve yukarıya doğru çeşitli sektörler yükselirken onlar olduğu yerde kalıyor. 25 bin dolar seviyesinde olan sektörler arasında makine sektörü önde geliyor. İkinci bir açıdan bakarsanız da size durumu şu şekilde izah edebilirim: Türkiye’nin ithalat-ihracat ve cari açığı nereden geliyor? Birinci kalem enerjiden, petrol ve doğalgazdan. İkinci kalem makine ve ekipmanlarından. Yılda yaklaşık 15 milyar dolar civarında açık veriyoruz. 10 milyar  dolar civarında ithalat yapıyoruz, 25 milyar dolar civarında ihracat yapıyoruz. Ama elimizde stratejik olarak hızla ilerleyen cari açığımızı kapatacak, sizi sıcak paraya mahkûm olmaktan kurtaracak böylesine bir sektör var. Dünyadaki üretim rakamlarına bakarsak direk olarak gelişmiş ülkelerle bağlantısını da görürsünüz. En çok ihracat yapan sektörün 20-30 yıldan bu yana ne kadar ihracat yaptığını yazın, sonra bu sektörün ne kadar ürün ithal ettiğine bakın. Çok şaşırtıcı rakamlar olduğunu göreceksiniz” dedi.

“GÜÇLÜ LOBİ OLUNMASI GEREKLİ”

Arkasında güçlü bir lobi olmayan hiçbir hareketin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını, bu gerçekten yola çıkarak Makine Tanıtım Grubu’nu kurduklarını belirten Dalgakıran grubun ilk olarak yerli üretime olan olumsuz ön yargıları gidermek üzere çalışmaya başladığını kaydetti. “Arkasında güçlü lobisi olmayan bir hareket başarıya ulaşmaz. Bürokratların anladığı dil kuvvettir. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Sizin ne kadar faydalı bir şey yapacağınızdan ziyade, nasıl bir kuvvet oluşturduğunuz önemlidir. Bu durumu incelediğimizde örnek vermem gerekirse Ankara’da ihracatçı birliği var olduğunu ama işlemediğini gördük. Hatta öyle dernekler var ki, sekreterlerinin maaşını ödeyemiyor. Var olmuş; ancak hareket edecek takati yok. Bunları görerek biz böyle bir hareket başlattık. Sivil toplum örgütlerini görevlendirmeli yiz, onları proje üretmeye zorlamalıyız. Bu çerçeve üzerinden bakarak Makine Tanıtım Grubu’nu oluşturduk. Ne zaman bin 500 kişiyle bu genel kurul toplantıları yapılmaya başlanırsa; o zaman bu camianın önünde hiçbir şey duramaz. Camia olmadan, birbirimize kenetlenmeden, zorlayıcı konuları tartışmadan tek bir kuvvet olarak hareket etmek çok zor! Bu çerçeve içerisinde bir platform oluşturduk. Amacımız Türk makine sektörünü içeride ve dışarıda tanıtmaktır” dedi. 25 milyar dolarlık ithalatın analizini yaptıklarını anlatan Adnan Dalgakıran; “İthalat raporlarını incelediğimizde karşımıza bir tablo çıkıyor. Neyin ithalatını yaptığımıza baktığımızda ise ülkemiz içerisinde ithal ettiğimiz maldan ihraç yaptığımızı da gördük. Bu 25 milyar doların yüzde 70’i Türkiye’de ürettiğimiz halde ithal ediyoruz. Bu nedenle hedeflerimizin arasında kendimizi iç pazarda da tanıtmamız gerektiği geliyor. Bunun bilimsel analizini yaklaşık 3 bin 600 denekle birlikte yaptık. Makineciler, makine kullanıcıları, ihracatçılar, bürokratlar, gazeteciler hatta halktan insanlara da sorduğumuz sorularımız neticesinde çeşitli yanıtlar aldık. Oradan çıkan en önemli sonuç bizim insanımızın iyi makine yapacağına dair inancının zayıf olduğu konusuydu. Ar-Ge’nin yeterli olmadığıyla beraber gerekli alet edevat ve bilgiye sahip olmadığımız düşünülüyor. Sıralamada ikinci sırada ise büyük alımlarda yabancı makinelerin arkasında olan finansal gücün bizim arkamızda olmadığı düşünüldüğüydü. Üçüncüsü; büyük şirketler karar verirken satın almalarıyla birlikte bildikleri markalar üzerinden yola çıkıyorlar. Dördüncüsü; bizim doğru pazarlama stratejileriyle makine yapmaktan ziyade, pazarlama ve sunma anlamında yetersiz kaldığımız düşünülüyor. Beşincisi; kayıt dışı ve kayıt içinin iç içe olduğu bir sektörde yaşıyoruz. Bölgesel anlamda iş yapan bir firma karşısında 30 tane merdiven altı üretim yapan firmayla rakip durumda kalıyor” dedi. Bu sorunlar içerisinde bir dünya şirketi çıkartmanın çok zor olduğunu dile getiren Adnan Dalgakıran merdiven altı üretim yapan firmaların şirketleri zora soktuğunu anlattı. ‘Tıkır Tıkır’ sloganıyla öne çıkan tanıtım kampanyasının çok etkili olduğunu, birçok firmanın bu kampanyanın sonuçlarını somut olarak almaya başladığını söyleyen Dalgakıran, bürokrasinin de makine sektörünün stratejik bir sektör olduğunu kabul ettiğini belirtti: “Bugün Ar-Ge’si olan bir firma herhangi bir ürün gerçekleştirdiği zaman ciddi paralar harcıyor. Sonrasında bir bakıyor ki merdiven altı üretim yapan firmalar on kuruş harcamadan aynı makineyi almış ve satımını gerçekleştiriyor. Bu tür ürünleri de satın olan firmalar ürünle ilgili sıkıntı yaşadığında ise tüm yerli makinelerle ilgili müthiş bir ön yargıya sahip oluyor. ‘Bu sorun nasıl aşılabilir’ diye baktığımız zaman bir kaynak oluşturulması gerektiğini görüyoruz. Böylelikle Makine Tanıtım Grubu’nu kurduk. Her bin dolarlık ihracatta yarım dolar bu fona aktarılması gerekiyor. On bin dolarlık makine sattığınız zaman 5 dolarınızı biz alacağız. 100 bin dolarlık makine sattığınız zaman, 50 dolar düşüyor. Bu kaynaklarla önümüzdeki şartlarda tablonun nasıl değiştiğini göreceksiniz. İlk olarak kamuoyu yargısını değiştireceğiz. Dolayısıyla bununla ilgili tanıtım kampanyası gerçekleştireceğiz. Mesela sanayi iş adamlarını ortaya çıkarttığımız ‘Tıkır Tıkır’ kampanyası gibi… Bu kampanyamız çok etkili oldu. Pek çok firma haksız firmalara karşı en azından kendilerinin de artık devrede olduğunu göstermiş olduklarını bizlere anlattı. Fakat biz bu kampanyayı yaparken, sadece makine alıcılarına seslenmedik. Popüler kültüründe üzerinde durduk. Oradaki Bürokrat, Müsteşar, Bakan Türkiye’de böyle bir şeyin olduğunu görsün istedik. Bu kuvvet bir takım yerleri düşünmeye sevk etti. Bu yol çerçevesinde artık makine sektörünün Türkiye’de gerçekten ihtiyacı olan lokomotif sektör olduğunu kabul ettirdik. Biz henüz hala geriden gelen bir ülke olmanın avantajlarını kullanmak zorunda olan bir ülkeyiz. Japonya, Çin hepsi böyle gelişti. Ancak bizim elimizi kolumuzu bağlayan bazı  koşulları var. Bunları yenmek için uğraşacağız.” Düzenlenen toplantı esnasında Makine ve Aksamları İhracatçı Birliği Yönetim
Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran’a, Egeli iş adamları çeşitli sorular sordu. Türk makine sektörünü ciddi bir lobi haline getirirken ‘Kaliteli ile kalitesiz nasıl ayırırız?’ sorusundan hareketle ‘TURQUM’ markası altında bir kalite standardı belirlediklerini ifade eden
Adnan Dalgakıran; tanıtımı bundan sonraki süreçte bu kalite markası altında yapacaklarını ifade etti. TURQUM’un gelecekte ihalelerde de önemli bir kriter olarak kabul edileceğini belirten Dalgakıran, düzenleyecekleri toplantıyla bu standardı Türkiye’deki makinelerin standardı haline getirmeye çalışacaklarını da kaydetti.