Kadınların erkeklerle birlikte sektörel sivil toplum örgütlerinde daha çok yer almasının diğer kadınlara örnek olacağını ve makine sektöründe çalışmayı tercih etmelerini sağlayabileceğini dile getiren Samsun Makina Sanayi A.Ş. Kalite Yönetim Müdürü Nurdan Yücel, Türk Pompa ve Vana Sanayicileri Derneği (POMSAD) ve Avrupa Vana ve Armatür Sanayicileri Derneği’nin (CEIR) yönetimlerinde bu düşünceyle görev üstlendiğini sözlerine ekliyor. Makine sektöründe 21 yıldır çalışmalarını sürdüren Nurdan Yücel, kadın yönetici olmanın zorlu ve avantajlı yanlarını Moment Expo okurlarıyla paylaştı.

Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Samsun’da doğdum, 46 yaşındayım. Kökleri Trabzon’a dayanan, 1900’lerin başında Samsun’a gelmiş bir ailenin kızıyım. Tüm hayatım Ankara ve Samsun arasında geçti. Çok şanslıyım ki çalışma hayatımı da çok sevdiğim bu iki şehirde sürdürebilme fırsatım oldu. Öğrenim hayatıma Ankara’da devam ettim fakat çocukluk dönemimde yaz aylarını, dedemin Samsun Bafra’daki çiftliği ve yazlığında geçiriyordum. Küçük yaşlardan itibaren kuzenlerimle birlikte çiftlikte küçük işlerde çalışıyorduk. Bu sayede erken yaşta çalışmanın ne olduğunu öğrenme fırsatımız oldu. Doğayı sevip anlamamı sağlayan dönem olduğu için, bu zaman diliminin hayatımın en değerli dönemi olduğunu düşünürüm. ODTÜ Kimya Bölümünde lisans ve ardından Nottingham Üniversitesi Üretim Mühendisliği Bölümünde lisansüstü eğitimimi tamamladım. Hemen sonrasında, Ocak 1997’de Samsun Makina Sanayi A.Ş.’de çalışmaya başladım. Çalışma hayatımın 15’inci yılında, zihnimin rutine geçtiğini hissettim. Zihni hep şaşırtmak gerektiğine inanırım. Bir şekilde üniversiteye geri dönmem, üniversitelerdeki fikirsel ve teknolojik yenilikleri, yeni nesilleri tanımam gerektiğine karar verdim. Bu sebeple ufkumu genişletecek hem de teknik yanımı kullanabileceğim doktora programlarını araştırmaya başladım. ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Arkeometri Anabilim Dalı’nda özel öğrenci olarak temel dersler aldım. İnterdisipliner çalışma yapılan bu bölümde konuları, imkânları ve değerli hocalarımı tanıdıktan sonra burada doktora yapmaya karar verdim. Doktora çalışmamı ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde bulunan malzeme koruma laboratuvarında çok saygıdeğer hocalarım Prof. Dr. Emine Caner Saltık ve metalurji bölümünden Prof. Dr. Ali Kalkanlı ile birlikte “Osmanlı Dönemi Yapılarında Kullanılan Demirlerin Üretim Teknolojisi ve Korozyon Başarım Performansı” üzerine yaptık. 21 yıldır döküm sanayisinde çalışan biri olarak bu proje bana yeni vizyon katan bir çalışma oldu.

İş hayatına başlama ve bulunduğunuz göreve gelme süreciniz hakkında bilgi verir misiniz?

Çalışmaya düktil demir boru, pompa, vana ve fittings imalatı yapan Samsun Makina Sanayi A.Ş. Kalite Kontrol ve Yönetim Bölümü’nde başladım ve aralıksız devam ettim. Ben, sürekliliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İlk yıllarımız firmanın bize katkılarıyla geçiyor, sonrasında ise biz firmaya katkı yapmaya başlıyoruz. Ancak 10- 15 yıldan sonra ekibinize gerçekten liderlik edebilir hale geliyorsunuz. Ankara merkez ve fabrikalar arasında geçen bir çalışma hayatım var. 2016 yılında faaliyete geçen Adana fabrikamızla birlikte bölündüğüm yer üçe çıktı. Şu anda firmanın kalite yönetim müdürlüğünü ve bu kapsamda laboratuvar, Ar-Ge, yeni kaplama, malzeme geliştirme, uygunluk denemesi gibi iyileştirme çalışmalarını çok deneyimli ekip arkadaşlarımla birlikte yürütüyoruz. Firmada çalışmaya başladığım ilk dönem, çok şanslıyım ki fabrikanın Ankara yolu üzerindeki yerinden organize sanayi bölgesindeki yerine taşınmaya başladığı dönemdi. Böylece sıfırdan kurulan bir yerde çalışmaya başlamış oldum ve bu benim için en detay noktasına kadar katkımın olabileceği bir fırsat yarattı. Ekip arkadaşlarımla malzemelerimizi, ekipmanımızı ve kolilerimizi birlikte açtık; yerlerine yerleştirdik. Bu başlangıç, bir anlamda çocuğunu meydana getirme, büyütme ve geliştirme gibi oldu benim için.

Bulunduğunuz görevi kaç yıldır sürdürüyorsunuz? Ortalama bir iş gününüz nasıl geçiyor?

Aynı iş yerinde 21 yılım geçmiş. Geriye dönüp baktığımda firmanın her geçen gün daha gelişip büyüdüğünü, sektöründe dünya çapında bir kuruluş olma yolunda ilerlediğini gördükçe, “Ufacık da olsa bir katkım varsa ne mutlu bana!” diye aklımdan geçiriyorum. Bazen ofis camımdan baktığımda, gözlerim dolu dolu fabrikayı izlerken buluyorum kendimi. Dediğim gibi, biraz bölünmüş bir hayatım var. Merkezde mi yoksa fabrikada mı olduğuma göre günüm değişiyor. Ama her ikisinde de iş saatlerine çok dikkat ederim. Fabrikaya hiçbir zaman geç gitmedim. Sabah 06:45’te kalkıp, 08:00’da herkesle birlikte işimin başında oldum. Odama eşyamı bıraktıktan, bilgisayarımı açtıktan sonra arkadaşlara da biraz güne adapte olma fırsatı tanıyarak, 08:30 gibi fabrika içinde, stok sahalarımızdan başlayıp tam bir tur atarım. Bu, yaklaşık 1 saatimi alan bir süredir. Sonra kendi ekip arkadaşlarımla o günkü işlerimizi gözden geçiririz. Ben, muhakkak o günü yapacaklarımı bir gün önceden ajandama kaydetmişimdir. Yaptıkça yanına “tick” atıp, günümü tamamlarım. Bazı günler çok ziyaretçimiz, misafirimiz oluyor ve tüm gün onlarla ilgilenmekle geçiyor. Böyle günlerde rutin işlerimi saat 18:00’dan sonrasına sarkıttığım çok oluyor. Son 10 yıldır, sektörümüzü temsil eden Türk Pompa ve Vana Sanayicileri Derneği (POMSAD) Yönetim Kurulu’nda yer alıyor ve dernek iktisadi işletmesi sorumluluğunu yürütüyorum. Sektör derneklerinin çok önemli olduğuna ve buralarda aktif yer almak gerektiğine inanıyorum. Hepimizin ortak problemleri ve çözülmesi gereken sorunları var: Nitelikli insan kaynağı ve kaliteyi artırıcı faaliyetler yürütmek, müşterek problemleri çeşitli platformlarda dile getirmek ve çözümü için çaba sarf etmek, içeride ve dışarıda sektörün tanıtılması ve uluslararası organizasyonlarda söz sahibi olunması için sektör derneklerinde yer almak lazım. Önceki dönemlerde saymanlık görevini, son dönemde de vana sektörünü temsil eden POMSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyorum. Sektörün bir temsilcisi olarak kendi ülkenize odaklı olmanız yeterli olmuyor, yönetim kurulumuzun da desteğiyle Avrupa Vana ve Armatür Sanayicileri Derneği’nin (CEIR) Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildim. Burada da ülkemizi temsil ediyorum. Bu sebeple günlük vaktimin bir kısmını da CEIR’in faaliyetlerine ayırmam gerekiyor. Artık rutin mesaim hiçbir zaman 18:00’da bitmiyor.

Yoğun bir iş temposuna sahip olan makine sektöründeki başarınızı neye borçlusunuz?

Öncelikle sorunuz benim için bir fırsat oldu; bir nebze başarılı olabildiysem, emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Çok planlı olmaya çalışıyorum, yapacaklarımı yazmadan, planlamadan yol alamıyorum. Bir de, hiçbir şeye “Olmaz, yapamam!” şeklinde değil, “Neden olmasın!” diye yaklaştım. Çok hayal kuruyorum ama bu hayalleri sadece hayal olarak, düşünce olarak kurmuyorum; zihnimde hep hareket ve zaman boyutunu da katarak olayları simüle ediyorum. Tüm yeni işlerimde, yeni denediğimiz testlerde, hep önceden olayı zihnimde canlandırır ve çözerim. Sonrasında gerçekleştirmek, sanki daha önceden yapmışım gibi daha kolay oluyor benim için. Daima başarılarına hayranlık duyduğum ve örnek aldığım kişileri gözlemliyorum: Yönetim Kurulu Başkanımız Adnan Yücel ve Başkan Yardımcımız Kutlu Karavelioğlu birbirinden farklı ama çok tamamlayıcı bir şekilde çalışıyorlar. Her ikisinin de insan ayırmama özelliklerini, çalışma ve sorunlarla mücadele etme yöntemlerini izliyorum. Bana çok destek oldular ve her zaman minnetle anacağım bu desteklerini. Başarılı olmaya çalışmamın en büyük sebebi de onları hayal kırıklığına uğratmamak ve güvenlerini boşa çıkarmamak. Ben, utanmaktan çok korkarım; koskoca sektörü temsil eden yere getirilmişim, kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemem. Bu sebeple çok çaba harcıyorum ve mesai odaklı olunmaması gerektiğine inanarak çalışıyorum. Çalıştığım ekibimin de kıymetini bilmem lazım; bu açıdan da çok şanslıyım. Gerçekten yıllardır, hepimiz özveriyle, çok uyumlu bir şekilde, daha iyi olabilmek için üretiyor ve yoruluyoruz. Ekip arkadaşlarımdan daha az yorulamam, onlara önder olmam için onlardan daha çok çalışmam lazım. Yeniliklerden, yeni teknolojilerden haberdar olmam lazım. Bu bilgilerimi ekip arkadaşlarımla da paylaşıyor ve hiçbir bilgiyi kendimize saklamadan ekiple paylaşmanın önemine inanıyorum.

Erkek egemen bir sektörde kadın yönetici olmanın zorluklarını yaşıyor musunuz?

Ben, konuya biraz farklı yaklaşıyorum. Cinsiyetçi, ayrımcı dil kullanan tüm söylemlere, tüm hareketlere karşı bir insanım. İtiraf ediyorum ki “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”ne de, kadını ayrıştıran tüm girişimci hareketlere de karşıyım. Bu kadar ayrımcı dil beni çok rahatsız ediyor. Kadın ve erkek, yani “insan”, her zaman aynı platformlarda yer almalı; tüm enerjimizi aynı platformlarda harcamalıyız. Çok şanslıyım ki ben hiç ayrımcılığa maruz kalmadım. Önemli olan emek, çalışma, gayrettir! Aynı çaba ve enerjiyi harcadığınızda, kimse kimseyi dışlamıyor. Ayrıcalık beklememeli, gerçekçi olmalıyız. Bu kadar ayrıştırılmış dilin, biz kadınlara daha çok zarar verdiğini düşünüyorum.

İş hayatında kadın olmaktan kaynaklanan problemler yaşadınız mı?

Böyle problemler yaşamadım ve bunun için de çok çalıştım, her zaman hazırlıklı gittim. Bir de yerinde hareket etmeyi bilmek lazım. Hayat prensibim budur: “Yerinde hareket!” Ancak bu demek değil ki problem yaşanmıyor: Sadece Türkiye’nin sorunu değil, tüm dünyada aynı sorunlar var kadınlar açısından. Bu sebeple, erkeklerle aynı platformlarda yer almalı ve aynı sivil toplum örgütlerinde çaba göstermeliyiz. Gayretlerimizle bu örgütlerin başına geçmeliyiz ki sosyal olarak dönüşüm daha çok sağlansın.

Firmanızda sizin gibi iyi bir konuma gelmiş başka kadın çalışanlar/yöneticiler var mı?

Yönetim kurulumuzda kadın üyelerimizin yanı sıra yürütme pozisyonlarından birinde yer alan ve benden çok daha önce işe başlayan; proje, imalat, kalite kontrol ve satış bölümlerimizde de kadın çalışanlarımız var.

İşinizle ilgili gerçekleştirdiğiniz yurt dışı gezilerinde, makine sektöründe yönetici pozisyonda görev yapan bir kadın yönetici olarak nasıl tepkiler alıyorsunuz, gözlemleriniz nelerdir?

Nottingham Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimimi sürdürürken kendimi hep Türk kadını temsilcisi olarak gördüm ve hep en iyi şekilde temsil etmeye çalıştım: “Okulunda çalışkandır, dairesi düzgün olur, arkadaşları geldiğinde iyi ağırlar ve görüntüsü ile çağdaştır!” gayretindeydim. Şimdi de iş hayatındaki çağdaş Türk kadınını temsil etme çabasındayım. Her zaman hazırlıklı katılırım toplantılarıma, kendime özen gösterir ve yabancı ziyaretçilerimizi ülkemize geldiklerinde de en iyi şekilde ağırlamaya çalışırım. Her zaman fikirlerim eşit olarak dinlenmiş ve gündeme not olarak alınmıştır. Çalışkan olmak önemlidir ve ben de tüm toplantı gündemime çalışarak katılmışımdır. Her zaman yerinde söyleyebilecek bir cümlem olmuştur. Yani, doğru çaba karşılığını görür inancındayım.

Erkek egemen bir sektör olan makine imalat sektöründe, diğer sektörlere kıyasla sizce neden daha az sayıda kadın görev yapıyor?

Bizim işimiz ağır sanayi olduğu için çalışma şartları da biraz ağır. Bu şartlarda çalışmak kadınlar açısından her zaman kolay olmuyor. Özellikle çocuk sahibi olduktan sonra işi bırakan kadın çalışanlarımız oldu. Yetişmeleri için harcanan emek açısından üzülüyorum, çok yakında bir personelim beş yıl sonra bu sebeple işi bırakma kararı aldı. Bu, onun için “Tam yetişti!” dediğim zamandı. Onların bu kararlarını saygıyla karşılıyorum; çocuklarıyla vakit geçirmek, büyütmek istiyorlardır. Umarım çocukları okula başlayınca pişman olmazlar; çünkü bu kez beş, altı yıl ara verdikleri iş hayatı, artık çok hızlı akan zamanın getirdiği değişiklikler nedeniyle yeniden dönmelerini zorlaştıracaktır.

Makine imalat sektöründe daha fazla kadın çalışan ve yönetici görmek için neler yapılabilir?

Konuya farklı yaklaşacağım; herkes nerede daha verimli olacaksa orada çalışsın. Hiç kimse mutlu ve faydalı olamayacağı yerde çalışmasın. Bu sebeple, kadın-erkek fark etmeden, gerçekten kim verimli olacaksa o çalışsın diye düşünüyorum. Önemli olan, ülkenin gelişmesi açısından hem kadının hem de erkeğin ekonomik ve sosyal katkıda eşit olması. Bu eşitsizlik sürdürülebilir kalkınmaya giden yolda önemli bir engel ve bu engeli, kadın-erkek hep birlikte birbirimizi destekleyerek aşabiliriz. Kesinlikle yanlış anlaşılmak istemem; sektörde kadın çalışan sayısının artması için gayret etmiyor değilim. Benimki göze sokmadan, akışına bırakılarak gösterilen bir gayret. Biz kadınlar, erkeklerle aynı platformlarda, sivil toplum örgütlerinde ne kadar çok yer alırsak -ki ben buna çabalıyorum- diğer kadınlara rol model olup bu sektörde çalışmayı tercih etmelerini de sağlarız.

Diğer kadın çalışanlara ve yöneticilere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Önce kendilerine sonra da topluma ve ülkeye faydaları olsun. Bunun için de eğitimlerine önem versinler. Dinamik ve sürekli yeniliklere açık bir sektörde çalışıyoruz; bu sebeple sürekli öğrenmeye ve kendilerini geliştirmeye hazırlıklı olsunlar. Şu inançla çalışsınlar: “Önemli olan kişinin işini iyi yapmasıdır. Bu gerçekleşince, iş hayatında kadın-erkek ayrımı yapılmaz. İşte o zaman, hepimize eşit fırsatlar tanınacaktır!”