Ekim ayının son günü, sadece Avrupa Birliği ve İngiltere için değil, küresel İngiltere’nin en önemli ticari ortaklarından Türkiye için de çok önemli bir tarihi işaret ediyor. Brexit olarak adlandırılan ve İngiltere’nin AB üyeliğinden ayrılışını ifade eden süreç, 31 Ekim’de son bulacak ve İngiltere ya AB ile anlaşarak ya da anlaşmasız olarak 46 yıldır üyesi olduğu AB ile yollarını ayıracak. Son ihtimal, anlaşmalı ayrılık için yeni bir tarih belirlenmesi ki önümüzdeki takvime bakıldığında, bunun son derece zor bir ihtimal olduğu görülüyor. Peki, Brexit’ten sonraki dönemde Türkiye-İngiltere ticareti nasıl ilerleyecek? Gümrük Birliği üyesi olan Türkiye’den ihraç edilen ürün ve hizmetler, Gümrük Birliğinden ayrılan İngiltere’ye girişte nasıl gümrük duvarlarıyla karşılaşacak? Ticaret iyiye mi kötüye mi gidecek? Makine sektörü bu süreçten nasıl etkilenecek? Sürecin kazananı olmak ya da kötü senaryoda kayıpları en aza indirmek için neler yapmak, hangi adımları atmak gerekli? Bu soruların yanıtını ararken, makine sektöründen İngiltere ile güçlü ticaret bağları bulunan firmaların üst düzey yöneticileriyle de konuştuk ve onların stratejilerinden tüyolar almaya çalıştık.

BREXIT’İ HALA BİLMEYEN VAR MI?

Birleşmiş Avrupa fikri, bir zamanlar filozofların ve ileri görüşlü insanların düşlerinde yer alıyordu. Victor Hugo, insancıl ideallerden esinlenen barışçıl bir “Avrupa Birleşik Devletleri”ni hayal etmişti. Bu hayal, İkinci Dünya Savaşının yıkıntılarından sonra Avrupa Kıtası için yeni bir umut oldu. Avrupa Birliği’nin resmi kuruluş kronolojisindeki ilk madde, İkinci Dünya Savaşının ardından dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın, Eski Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri Jean Monnet’in tasarısına dayanarak, 9 Mayıs 1950 tarihinde Avrupalı devletleri kömür ve çelik üretiminde alınan kararları bağımsız ve uluslar üstü bir kuruma devretmeye davet etmesini içeriyor. Schuman Planına göre, Avrupa’da bir barışın kurulabilmesi için Fransa ve Almanya arasında yüzyıllardır süregelen çekişmenin son bulması gerekiyordu. Bunun yolu ise, söz konusu kurumun gözetiminde, ortak kömür ve çelik üretimini sağlamak ve bu örgütlenmeyi tüm Avrupa devletlerinin katılımına açık tutmaktı.

Schuman Deklarasyonunun bir sonucu olarak, 1951’de Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda’dan oluşan altı üye, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu (AKÇT) kurdu.

Böylece, savaşın ham mad- deleri olan kömür ve çelik, barışın araçları oluyor; dünya tarihinde ilk kez devletler kendi iradeleriyle egemenlik- lerinin bir kısmını uluslar üstü bir kuruma devrediyordu. Altı üye devlet, 1957’de, bu kez iş gücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurmaya karar verdi. Böylece, kömür ve çeliğin yanı sıra diğer sektörlerde de ekonomik birliği kurmak amacıyla Roma Anlaşması imzalanarak Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kuruldu. AET’nin amacı, malların, iş gücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaştığı bir ortak pazarın kurulması ve en nihayetinde siyasi bütünlüğe gidilmesiydi. Mamul mallar- daki gümrük vergileri, planlanandan önce, 1 Temmuz 1968’de kaldırılırken, özellikle tarım ve ticaret politikaları olmak üzere ortak politikalar 1960’ların sonunda yerli yerine oturmuştu.

Altılar’ın bu başarısı, İngiltere, Danimarka ve İrlanda’yı Topluluk üyeliğine başvurmaya yöneltti. General de Gaulle yönetimindeki Fransa’nın 1963 ve 1967’de İngiltere’nin üyeliğine karşı iki kez veto yetkisini kullandığı çetin bir pazarlık dönemini takiben, bu üç ülke 1973’te üye oldu. Hemen belirtmekte fayda var ki İngiltere ve AB arasındaki ilişki, aslında ilk günden itibaren sorunlarla dolu ilerledi.

AET’ye üyeliğinden iki yıl sonra ve tarihinde ilk kez, 1975’te bir referandum ile AET üyeliğini halka sunan İngiltere, yüzde 67 ile üyeliğin devamı kararı almıştı. Ardından 1980’lerde, bu kez dönemin Başbakanı Margaret Thatcher, AB’nin İngiltere’ye mali yüklerini eleştirmiş ve o dönemde önemli bir “indirim” koparmayı başarmıştı.

Devam eden süreçte, Eylül 1992’de ise İngiltere, bu kez “Kara Çarşamba” olarak bilinen süreçte sterlinin Alman Markı karşısında spekülasyonlarla yüzde 16 değer kaybetmesi üzerine, apar topar Avrupa Döviz Mekanizmasında ayrıldı ve sonraki dönemde Schengen ve Avro Birliğine de katılmama kararı aldı. Son olarak

İngiltere, 2015’te, dönemin Başbakanı David Camoron’un bir seçim vaadi olarak kamuoyuna sunduğu ve 23 Haziran 2016’da gerçekleşen referandumda, bu kez yüzde 51,9’luk oyla İngiliz halkının AB’den ayrılma isteğini dile getirdi. Referandumdan çıkan sonu- cun ardından İngiltere, AB Anlaşmasının 50’nci maddesi olan “Ayrılma Hakkı” sürecini başlattı. İşte bu süreç, Brexit (Britanya’nın ilk iki harfi BR ve İngilizce çıkış anlamındaki exit kelimesinin birleşiminden oluşuyor) süreci olarak adlandırılıyor. Bu arada, İngiltere olarak bahsediyor olmamıza rağmen, Brexit aslında İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın birleşik olarak AB’den ayrılığını ifade ediyor.

İNGİLTERE NEDEN AB’DEN AYRILMAK İSTİYOR?


Peki, İngilizlerin derdi ne? Neden AB’den çıkmak istiyorlar? Bu ayrılık kime fayda sağlayacak? Kaybedenler kimler olacak? İşte bugünlerde, cevabı en çok merak edilen sorular da bunlar... İngiltere ve AB arasındaki ta- rihsel kronoloji izlendiğinde, İngiltere’nin AB’den birdenbire kopmadığı ya da bu kararı almasının çok sürpriz olmadığı da söylenebilir. İngilizlerin AB’den çıkış isteği, az önce de söylediğimiz gibi yeni bir gelişme değil, daha üyeliklerinin üçüncü yılı tamamlanmadan bu soruyu kendisine soran İngilizler, AB bütçesine yaptıkları ödemeler ve Brüksel’den gelen emirlere uyma konusunda isteksizliklerini uzun süredir gündeme getiriyordu. Diğer yandan İngilizlerin bilinçaltında, köklü imparatorluk geleneği ve iki dünya savaşından galip çıkan ülke olarak “Neden Avrupa’nın gizli anlamıyla savaşın kaybedeni Almanya’nın boyunduruğuna girelim” duygusunun yatıyor olduğu da söylenebilir. Sonuçta son yaşanan Brexit krizinin ardında, göçmen krizi temel olarak gösterilse de, İngilizlerin tekrar ülkelerinin dizginlerini ellerine alma amacı olduğunu söylemek mümkün.

SÜREÇ NEDEN 31 EKİM’DE BİTECEK?

Brexit süreci, 2016’daki referandumun ardından  29 Mart 2017’de dönemin İngiltere Başbakanı Theresa May’in, AB üye ülkelerin AB’den ayrılışını düzenleyen Lizbon Anlaşmasının 50’nci maddesinin işletilmesi çerçevesinde, Brüksel’e resmi bildirimde bulunan mektubu imzalamasıyla başlamıştı. AB ve İngiltere arasında ayrılık anlaşmasına yönelik görüşmeler sürerken, İngiltere’deki iktidar partisinin parlamento çoğunluğunu kaybetmesi süreci oldukça karmaşıklaştırdı. 2018’in Kasım ayına gelindiğinde, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, AB’ye üye 27 ülkenin liderinin, İngiltere ile varılan Brexit mutabakatını onayladığını duyurdu. Ancak bu kez, İngiltere Parlamentosu, İngiliz hükümetinin AB ile vardığı anlaşmayı bu yılın başındaki ilk oylamada onaylamadı.

21 Mart ve hemen bir hafta sonrasında 29 Mart’ta ger- çekleşen ikinci ve üçüncü oylamalarda da anlaşma parlamentodan geçemedi. Bunun üzerine İngiliz Hükümeti, Nisan ayında AB ile geçici bir erteleme üzerinde uzlaşırken, ertelemenin son günü olarak da 31 Ekim tarihi belirlendi.

Mevcut durumda Boris Johnson hükümeti, “uzatma” talebini AB’ye iletmek “zorunda” ancak 31 Ekim’e sayılı günler kalmışken AB’ye böyle başvuruda bulunulmamış olması, anlaşmasız ayrılık ihtimalini her zamankinden daha fazla güçlendiriyor. Bununla birlikte, zor görülse de, hızlı bir başvuru ve müzakere sonucunda Brexit’in 31 Ekim’den 31 Ocak 2020’ye ertelenebilmesi de halen olasılıklar arasında yer almaya devam ediyor.

SİYASİ BELİRSİZLİK DAHA KORKUTUCU


Kıl payı kazanılmış bir referandumdan, yaklaşık 850 gün süren ayrıntılı pazarlıklardan, nihayet ortaya çıkan 585 say- falık metinden, İngiltere’de iki (belki üçüncü de olabilir) Başbakan ve önemli kabine değişikliklerinden sonra, Brexit sürecinin ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı konusunda halen bir cevap bulunabilmiş değil.

Brexit süreci, aslında tam anlamıyla bir ekonomik ayrılık olarak da adlandırılamaz; uzmanlar, Brexit ile henüz üzerinde ayrıntılı konuşulmamış ve ciddi sonuçlar doğurabilecek onlarca maddelik siyasi olumsuzluklar yaşanabileceği uyarısında da bulunuyor. İngiltere’nin egemenliğin- deki Cebelitarık ve Kuzey İrlanda gümrük sınırlarındaki belirsizlikler, AB ve İngiliz vatandaşlarının karşılıklı olarak bulundukları ülkelerdeki konumları, İskoçya ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık ve AB yanlısı politik güçlerin gelecekte nasıl bir yol izleyeceği gibi önemli başlıklar, halen mevcut mutabakat metninde yeterince müzakere edilmemiş durumda.

Üstelik bu siyasi belirsizlikler, anlaşma metninin İngiltere Parlamentosunda reddedilmesinin de ana gerekçeleri olarak gösteriliyor.

İNGİLTERE EKONOMİSİ BÜYÜK YARA ALACAK

Diğer yandan İngiltere, halen ihracatının yüzde 46’sı ve ithalatının yüzde 53’ünü AB ile gerçekleştiriyor. Dolayısıyla İngiltere, AB’den anlaşmasız çıkması halinde ciddi bir ekonomik sürecin içerisine girecek. Ülkenin 200 yıl önceki süper güç olmadığı dikkate alındığında, AB üyesi ülkelerin İngiltere karşısında daha güçlü durup ikili bir anlaşmada İngiltere’yi oldukça terletebileceği de beklentiler arasında yer alıyor.

Bu gelişmenin, İngiltere’de kısa ve orta vadede ekonominin yüzde 5-6 arasında küçülmeye neden olacağı öngörülürken, sterlinin yüzde 10-12 arasında değer kaybetmesi, ülkenin kredi notunun düşmesi, doğrudan sermaye yatırımları ve sermaye hareketlerinin olumsuz etkilen- mesi de beklentiler arasında yer alıyor. Son aylarda Brexit nedeniyle İngiltere’de üretimlerini geçici olarak durduran sanayi tesislerinin, finans dünyasındaki faaliyetlerini İngiltere dışına çıkaran firmaların haberlerini de okumaya başladık.

Ayrıca İngiltere, anlaşmasız ayrılık halinde AB’ye 39 mil- yar sterlinlik “Ayrılık ücretini” ödemek zorunda kalacak ki 

Boris Johnson bu ücreti öde- meyeceklerini de defalarca dile getirmişti. AB’li yetkililerse, bu durumunun gelecekte taraflar arasında yapılması öngörülen yeni STA’yı riske sokabileceği görüşünde birleşiyor.

Öte yandan, pek tabii ki anlaşmalı da olsa anlaşmasız da olsa İngiltere’nin ayrılığı AB’yi de olumsuz etkileyecek. Anlaşmasız Brexit’in AB’ye olası zararının 35 milyar dolarlık ticaret kaybı olarak gerçekleşmesi öngörülürken, İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerin İngiltere’nin deneyiminden ders çıkararak gelecekte AB treninden inmek isteyebilecekleri de düşünülüyor. Ayrıca, Avrupa Parasal Birliğinin bu süreçte tartışma konusu olabileceği ve euronun zayıflaması da beklentiler arasında yer alıyor. Elbette İngiltere ile değişecek ticaret sonucunda Avrupa’nın büyümesi de yavaşlayabilir, hatta bu süreç sonucunda dünya ekonomisinde de büyüme beklentileri negatif yönlü revize edilebilir.

OLAN BİZE OLACAK!

Gelelim, Türkiye açısından beklentilere... Süreci İngiltere dışından izleyen bizler için elbette işin ticari yönü öne çıkıyor. Çünkü İngiltere, Türkiye’nin en önemli ekonomik partnerlerinden ve dış ticaret fazlası verdiğimiz nadir ülkelerden biri. Bu nedenle, bugüne kadar

Gümrük Birliği ekseninde gümrük duvarları açık olarak devam eden ikili ticaret, Brexit sonrasında Türkiye’nin İngiltere karşısında “üçüncü ülke” konumuna düşecek olması nedeniyle, Türkiye aleyhine önemli sonuçlar doğuracak. Ayrıca Türk vatandaşlarının İngiltere’de iş kurmasına yönelik izin- leri düzenleyen Ankara Anlaşmasının Brexit süreci sonrasında nasıl bir statüye sahip olacağı da belirsizliğini koruyor. Hukuk uzmanları, Brexit sonrasında Ankara

Anlaşmasının geçerliliğini yitireceği ve iş vizesi uygulamasının devamı için Türkiye ile İngiltere arasında ayrı bir anlaşma yapılması gerekeceğinin altını çiziyor. Bununla birlikte, dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri olan Londra, Türkiye’nin en önemli borçlanma kaynağı ve bu merkezin geleceğinin Türkiye’nin borçlanma olanakları üzerinde belirleyici olacağını da söyleyebiliriz. Bu kapsamda, geçtiğimiz ay içerisinde Brexit sürecine ilişkin bir değerlendirmede  bulunan Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, anlaşmasız ayrılık durumunda Türkiye’nin 3 milyar dolarlık ticari zarara uğrayabileceğini açıklamıştı. İstanbul’da düzenlenen İngiltere-Türkiye İş Forumunda konuşan Bakan Pekcan, söz konusu zararların çelik, otomotiv ve tekstil gibi sektörlerde İngiltere’nin ithalat gümrük tarifelerinden kaynaklanacağını söylerken, Türk firmalarının Brexit hakkında yeterince bilgilendirilmediğinin altını çizmişti. Bilindiği üzere, Türkiye geçen yıl İngiltere’ye 11,2 dolar ihra- cat yaparken, 7,4 milyar dolar ithalatla dış ticaret fazlası verdi. Türkiye’nin ihracatta en kuvvetli olduğu alanlar ise otomotiv, tekstil, elektronik ve beyaz eşya olarak sıralanı- yordu. Bakan Pekcan’ın verdiği bilgilere göre Bakanlığın, sektörlerin ve danışman kuruluşların tahminleri dış ticaretin 2,4 milyar dolar ila 3 milyar dolar Türkiye aleyhine olumsuz etkilenebileceğini gösteriyor. Dış ticaretin en yoğun baskı altına girdiği 3 milyar dolar etki senaryosunda tekstil 1,4 milyar dolar, otomotiv 1,2 milyar dolar, beyaz eşya ve elektronik ise 500 milyon dolar olumsuz etkilenebilir. Çünkü İngiltere, Brexit sonrası ithal edeceği otomotiv ürünlerine yüzde 10, tekstile ise yüzde 12 ek gümrük vergisi getireceğini hâli hazırda açıklamış durumda. Geri kalan ithal ürün- lerdense ek gümrük vergisi alınmayacak. Bu, ilk aşamada makine sektörünün Brexit’ten etkilenmeyeceği anlamına geliyor olsa da makine gibi disiplinler arası karmaşık bir sektörün, paydaşları açısından Brexit’ten önemli ölçüde etkilenebileceği öngörülerini göz ardı etmememiz gerekiyor. 

ŞARTLAR EŞİTLENİYOR!

Benzer şekilde, Brexit öncesi Türk ürünleri Gümrük Birliğinin sağladığı avantajlarla İngiltere pazarına giriyordu ancak anlaşmasız Brexit sonrasında Türk ürünlerinin diğer üçüncü ülke ürünlerine karşı avantajı kalmayacak. Bakan Pekcan, bu hususu, “Yani Çinli firmayla Türk firma ikisinde de sıfır gümrük ya da ikisinde de aynı gümrük vergisi olacak. Eşit şartlarda yarışacağız. Bugüne kadar eşit şartlarda yarışmıyorduk, biz İngiltere’de AB’nin bize tanıdığı haklardan yararlanıyorduk. Gümrük Birliğinden kaynaklanan haklardan yararlanıyorduk. Şimdi bütün dünya ile İngiltere pazarında yarışıyor olacağız. Ben, Türk firmalarının kalitesine, satış sonrası servisine, zamanında teslimatına güveniyorum ama fiyat açısından biraz tereddütlerim var. Uzak Doğu’ya, Çin’e ve Vietnam’a karşı hangi şartlarda çalışacağız bundan çekiniyoruz doğrusu.

Burada da İngiltere’den, yıllardır iş birliği yaptığımız ortak firmalardan ve İngiltere hükümetinden destek bek- liyoruz, aynı kefeye konulmamak için. Bunu da bunca yıllık bir ilişkiden sonra hak ettiğimizi düşünüyorum” sözleriyle ifade ediyor.

KISA DÖNEM ÇALKANTILI GEÇECEK

Diğer yandan, Brexit sonrası Türkiye-İngiltere ticaretinin bir STA ile baştan düzenlen- mesi gerekliliği her iki ülke tarafından kabul edilmekle birlikte, kısa-orta vadede böyle bir anlaşmanın gerçekleşmesi mümkün görülmüyor. Bakan Pekcan, Türkiye ve İngiltere’nin aralarında gümrüksüz ticarete izin veren, ticareti etkilemeyecek STA’yı iki ülkenin de arzu ettiğini söylerken, “Hem İngiltere’nin taahhütleri hem de Türkiye’nin AB’ye taahhütleri nedeniyle bugün bir STA imzalayamıyoruz. Türkiye- İngiltere STA’sını müzakere edebilmek için İngiltere-AB STA’sını beklemek zorun- dayız” değerlendirmesinde bulunuyor.

İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott ise uzun dönemde İngiltere ve Türkiye’nin ilişkilerinin
iyi olacağını, kısa dönemin biraz çalkantılı geçebileceğini ifade ederken, “Her durumda, hangi hükümet iktidarda olursa olsun birbirine önem verme hissi devam edecek ve artacaktır. AB komşusu bir ülke olarak nasıl yaşayacağız? AB’ye ne kadar uyumlanıp, ne kadar bağımsız kalacağız? Bunlar ortak büyük sorularımız. Brexit, Türkiye’ye verdiğimiz stratejik önemi herhangi bir şekilde etkilemeyecek. Hatta Türkiye ve İngiltere, AB üyesi olmadıkları için karşılıklı yatırımları çok daha rahat bir şekilde yapabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.