Türkiye’nin günlük, kültür ve eleştirel düşünce platformu “Herkese Bilim Teknoloji”, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Nanoatık nedir ve neden endişelenmeliyiz?” başlıklı çalışmasına atıfla Mayıs ayı ortasında yayımladığı bir haberde, günümüz endüstri dünyasının nano boyutlardaki malzemelerinin gelecekte nasıl bir soruna yol açabileceği üzerine önemli bir soru soruyor.

İkinci Sanayi Devrimi seri üretim ve imalatta maliyet düşüşünü beraberinde getirmiş ama aynı zamanda kitlesel tüketimi arttırmış ve geri dönüşüm sorunlarını ortaya çıkarmıştı. Benzer şe- kilde Üçüncü Sanayi Devrimi elektronik veya dijital devrim olarak adlandırıldı ve bize bilgisayarlarla iletişim çözümleri sundu ancak elektronik atık sorunları halen tam olarak çözüme kavuşturulamadı.

İçinde bulunduğumuz Dördüncü Sanayi Devrimi ise insan bilgisayar etkileşimi, gelişmiş algoritmalar, küçük ölçekli, hızlı prototipleşme ve nanoteknolojiyle donatılmış akıllı sistemlerin dönemi. Bu dönemde sunulan çözüm ve fırsatlar sınırsız olsa da nanoatık adını verdiğimiz yeni ve henüz tam anlaşılamamış yan ürünlerle ilgili sorunlar gelecekte mutlaka çok tartışılacağa benziyor.

KÜÇÜK PAKETLERDEKİ BÜYÜK ŞEYLER


Bir nanometre, 1 metrenin milyarda biri ya da 10 üzeri -9’una (10-9) karşılık geliyor. Son yıllarda nanometre boyutlarında geliştirilen küçük mühendislik harikası malzemeler nanoteknoloji ürünleri olarak adlandırılıyor ve günlük yaşamda hızla kendilerine yer buluyor. Son 10 yılda nanoteknoloji çok hızlı büyüyerek elektronik, ilaç ve gıda alanlarında çok sayıda yeni uygulamalara olanak sağladı. Özelikle gelişmiş ülkelerde nanoteknoloji konusundaki yatırım ve çabaların miktarı oldukça şaşırtıcı boyuta ulaşırken, küresel nanoteknoloji endüstrisinin bu yıl 75,8 milyar dolarlık bir hacim oluşturacağı tahmin ediliyor.

“KÜÇÜK” BİR SORUNUMUZ VAR

Nanoteknolojide de her yeni teknolojide olduğu gibi özellikle malzemelerin çevresel etkileriyle ilgili kaygılar ciddi olarak endişe uyandırıyor. Nanomalzemeler ve nanoteknoloji tabanlı ürünlerin ömürleri de tıpkı diğer teknolojik malzemeler gibi sınırsız değil, ancak nanoatıkların üstesinden gelmek diğerlerine göre çok daha karmaşık olacak. Öncelikle bu ürünler gözle görünmeyecek kadar küçük ve bu nedenle de izlenmeleri son derece zor. Nanopartiküller ve nanoatıklar kendilerini oluşturan malzemeler gibi davranmıyor ve daha fazla toksik ve kimyasal olarak reaktif olma eğilimi taşıyorlar. Bu yüzden bu küçük parçacıkların farklı koşullar altında nasıl hareket edecekleri tahmin edilemez ve bu durum bazı büyük soruları da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, bu nedenle, böyle kimyasal tepkimelere açık malzemelerin önlem alınmadan çevreye salınmasının, çevre ve insan sağlığı için ciddi sonuçlar oluşturabileceğini düşünüyor.

Nanoatıklarla ilgili tehlikeler henüz çok yeni ve tam olarak anlaşılabilmiş değil. Kamuoyunda yeteri kadar dikkate alınıp tartışılmayan nanoatıklarların uzaklaştırıl- ması konusunda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) geçtiğimiz ay beş rapordan oluşan bir çalışma serisi hazırladı. Ancak şu ana kadar bu büyüyen sorunu çözmek için önleyici bir çerçeve henüz oluşturulabilmiş değil.

SAĞLIK İÇİN YENİ BİR TEHLİKE


Bazı nanomalzemelerin insan sağlığı ve çevre sorunlarıyla ilişkisi aslında uzun süreden beri biliniyor. Örneğin her biri ince iğne benzeri lifler içeren ve nano boyutlu fibrillerden meydana gelen asbest, ısı yalıtımı ve yapı malzemesi olarak son derece yaygın kullanılsa da çevreye serbest bırakılıp solunduğunda insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Nano boyutta küçülttüğümüz zaman zararlı olan bir diğer malzeme de gümüş: Mücevher yapımında kullanılan gümüş tehlikeli değil ancak nano boyutlarındaki gümüş partiküllerinin antibakteriyel özellikleri biliniyor. Ancak nano boyutlardaki gümüşün bakterilere karşı bu saldırgan özelliği vücudumuzdaki hücreler için de bir tehdit anlamına geliyor. Çalışmalar, çok düşük konsantrasyonlarda bile gümüş nanoparçacıklarının vücudumuzdaki faydalı mikropları da öldürdüğünü ortaya koyuyor. Yine uzmanlar, kozmetik ürünlerinde, güneş kremlerinde, vitaminlerde hatta boya endüstrisinde yaygın olarak kullanılan titanyumdioksit (TiO2) nanoparçacıkları konusunda da ciddi endişeler taşıyor: TiO2 nanoparçacıklarının DNA kırılmasıyla oluşan kromozomsal hasara ve kansere yol açan enflamasyona neden olabileceği endişeleri ciddi olarak tartışılmaya devam ediliyor.

Özetle, bu hızlı büyüyen alandaki kaygılara ilişkin maalesef henüz açık veya kesin cevaplar bulunamadı. Kimi çalışmalar nanoparçacıkların biyolojik koruyucularımız olan deri, mukoza ve hücre zarlarından yanlışlıkla vücudumuza giremeyeceğini, kimi çalışmalarsa bu olasılığın mevcut olduğunu gösteriyor. Yine, besin zincirlerine girdiğinde nanopatiküllerin nasıl davranacağı da bilinmezliğini koruyor. Doğal biyolojik süreçte organizma tarafından yok edilebilecek mi? Yoksa doğal süreçleri etkileyerek organizma içerisinde birikip sorunlara mı neden olacak?

NE YAPMALI?

Önümüzdeki birkaç yıl içinde nanoteknoloji alanında büyümeye tanıklık edeceğiz. Ama nanomalzemelerin kullanımı ve nanoatıkların geri dönüşümüyle ilgili net standartlar ve çerçeveler konusunda ciddi eksikler devam ediyor. Hükümetlerin, çevre kuruluşları ve bilimsel araştırma kuruluşlarının bu konuda kapsamlı değerlendirmeler yaparak, düzgün politikalar ve etkili uygulamalarla sorunları çözmeleri gerekiyor. Neyse ki, uluslararası ve ulusal kuruluşlar da bu konuyu ajandalarına almaya başladı: OECD, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO), ABD Çevre Koruma Kurumu (EPA) ve Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birimi (IUCN) yanı sıra çok sayıda hükümet, zaten tırmanan sorunun farkına varmaya başladı ve önlemleri belirlemek için çalışıyor. Bu konuda kişisel olarak bizlere düşen rol nanomateryallerin risklerini anlamak ve satın aldığımız ürünlerde bu bilinçle hareket etmek olmalı.