Değişen koşullarda İran’ın uluslararası topluluğun içine tekrar dönüyor olması Türkiye ihracatı ve ekonomisi için yakın zamanda, fayda sağlayacak önemli bir gelişmedir. Fakat orta vadede İran, Türkiye’ye nazaran çok daha rekabetçi bir ekonomiyi oluşturma avantajına sahip. 10 yıl sonra “İran’da üretilen ürünlerle baş edemiyoruz, orda enerji fiyatları son derece düşük, endüstriye yönelik böyle şeyler var!” gibi konuları konuşuyor olabiliriz. Ama bugün için İran’ın söz konusu potansiyeli bizim için önemli. Hızlı hareket etmemiz gerekiyor. Fransa, Almanya, Amerika dolayısıyla bütün iş dünya rotasını İran’a çevirmiş durumda. Türkiye’nin bu pazardan ne kadar pay alacağına dair fikrimiz yok. Daha çok “Biz yine kırıntılarla mı idare edeceğiz?” düşüncesi hakim.

Batı dünyası şu anda Mısır’ı Ortadoğu’da parlatmaya çalışıyor. Bu resmi çok net görebiliyoruz. Orada kuvvetli bir mekanizma oluşturuyorlar. O pazarda bizim de olmamız lazım. İhracat söz konusu olduğunda her ülke için en rekabetçi pazar komşu ülkelerdir. “Almanya en çok nereye ihracat yapar?” diye sorduğunuz zaman cevabın komşu ülkeler olduğunu görürüsünüz. Türkiye’ye baktığınız zamansa; Ukrayna, Rusya, İran, Irak ve Suriye de sorunlar yaşandığını, Yunanistan’ın ekonomisinin çöktüğünü ve Bulgaristan da zaten dünyadan silinmiş bir durumda olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla komşularda da ciddi bir sorun var. Huzurun geniş bir coğrafyaya yayılması ve Avrupa Birliği bizim için çok önemli. Amerika ekonomisi büyüyor ama biz Amerika’ya gidemiyoruz. Henüz o çapta bir girişimcimiz, ekonomimiz, üretimimiz yok. 33 bin kalem iş kolunun içinde sadece 500 kaleme sığışmışız ve bu sınırlı alan içinde bile birbirimizi taklit etmeye çalışıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu durumdan kurtulmamız gerekiyor. Kısa vadede söz konusu sorunların çözümüne yönelik adımlar atılırsa Rusya ve İran başta olmak üzere komşu ülkelerle sıkıntılar giderilirse ‘Ekonomimiz hızla canlanır mı? yoksa bölgemizdeki fırsatlardan yine başkaları mı faydalanır?’ Bunu da çok iyi analiz etmemiz gerekiyor.