Teknoloji ve Ar-Ge çalışmalarına yaptığı yatırımlar ile Türkiye’nin toprak özellikleri ve Türk çiftçisinin ihtiyaçlarına göre ürün gamını 12 yıl içinde iki modelden 90’ın üzerine çıkaran Erkunt Traktör, kalite ile satış sonrası konularına titizlikle eğilerek, kurulduğundan altı yıl sonra pazardaki konumunu üçüncülüğe yükseltti. Türkiye’de ilk defa common-rail diesel teknolojisine sahip motorların kullanıldığı traktörleri de üreterek fark yaratan Erkunt Traktör, 2003 yılından beri Türk çiftçisinin ihtiyacına cevap vermek üzere kesintisiz Ar-Ge çalışmaları yürütüyor. Erkunt Traktör Sanayii’nin, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından geçtiğimiz ay Ar-Ge Merkezi olarak kabul edilmesi üzerine Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Erkunt Armağan Moment Expo dergisine konuya ilişkin açıklamalar yaptı.

Armağan, 24 Aralık 2015 tarihinde Sanayi Bakanlığı tarafından başvuruları olumlu yanıt alan Ar-Ge merkezlerinin aslında Erkunt Traktör kurulduğu günden beri bünyelerinde olduğunu ifade etti. Armağan bu konuyu şöyle açıkladı: “Aslında biz kurulduğumuz günden bu yana Ar-Ge ile var olan bir firmayız, bizim var oluş şeklimiz zaten bu. Tasarımlarımızın, tasarımlara yön verecek Ar-Ge çalışmalarımızın hepsi kurulduğumuzdan beri bünyemizde yapıldı. Bir başka firmadan aldığımız lisansla üretim yapmadığımıza göre zaten işin tabiatı da bu olmalıydı. Sadece ismimizin Ar-Ge Merkezi olarak onaylanması, belli bir başvuru, denetim ve onay sürecini gerektiriyordu, 24 Aralık 2015 tarihinde bu süreci tamamladık.”

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından lisanslı bir Ar-Ge Merkezi onayını alabilmek için gereken şartlara da değinen Armağan şöyle konuştu: “Kurulduğumuzdan beri çok arzu ettim aslında Ar-Ge Merkezi olabilmeyi ancak 6 Şubat 2014’e kadar Ar-Ge Merkezi olabilmek için en az 50 tam zamanlı Ar-Ge personeli istihdam etmek gerekiyordu. Bu Türkiye’nin gerçeklerine hiç uymasa da yürürlükteki kanun böyle olduğu için ürün mühendisliği ve Ar-Ge bölümümüzün çalışan sayısının bu rakamlara ulaşmasını bekliyorduk. Ne zaman ki kanun 50 çalışanı 30 çalışana düşürdü, biz de o zaman bu işin gereği neyse yerine getirelim, diye düşünerek başvuru dosyamızı hazırlamaya başladık.”

“BU UNVAN BIZI DAHA ÇOK AR-GE YAPMAK IÇIN MOTIVE EDECEK”

Erkunt Traktör’ün Ar-Ge Merkezi hakkında da bilgi aldığımız Armağan, Ar-Ge merkezlerinin 34 kişilik bir ekipten oluştuğunu ve bu ekip içinde lisans eğitimini tamamlamış çalışanların yanında, yüksek lisans ve doktoralarını da tamamlamış ya da programları devam eden mühendisler ve teknisyenler bulunduğuna dikkat çekti. Armağan, “Ar-Ge Merkezi olarak nitelenmek tabii ki yaptığımız işin adının koyulması açısından çok önemli. Bizi daha çok araştırmaya ve geliştirmeye sevk edeceğini, alacağımız desteklerle daha fazla işinde uzmanlaşmış mühendis/tasarımcı istihdam edebileceğimizi bilmek de Ar-Ge Merkezi olmanın önemini artırıyor elbette. Öte yandan, TÜBİTAK’ın desteklediği projelerde Ar-Ge merkezlerine daha çok güvendiğini bilmek de önemli tabii” diye konuştu.

TÜBİTAK’ın çalışma prensiplerine ilişkin de yorum yapan Armağan, “Biz Türkiye’de hatta dünyada bugüne kadar eşini görmediğimiz bir dört çeker ön aks sistemi tasarladık mesela. Ar-Ge ve tasarım faaliyetleri iki sene civarında, testleri altı ay sürdü. Biz o dönem bu kadar yoğun Ar-Ge yapmış olmamıza rağmen, mali borçlarımız nedeniyle TÜBİTAK’a başvuruda bile bulunamadık” şeklinde konuştu. Erkunt Traktör’ün Ar-Ge Merkezi lisansını almasının bu anlamda firma için de daha geniş kadrolarla daha çok projeye kaynak ayırılabilmesi anlamına geldiğinin altını çizen Armağan, “Bu da daha hızla gelişen, dünyadaki rakipleri ile teknolojik anlamda boy ölçüşen bir Erkunt Traktör demektir” yorumunu getirdi.

İKİ BÜYÜK PROJE YOLDA

Merkez bünyesinde halihazırda yürütülen projeler hakkında da bilgi aldığımız Armağan, “İrili ufaklı pek çok proje yürüyor eş zamanlı. Bunların içinde yeni bir traktör modelinden traktörün elektronikleştirilmesine, kabin içi iyileştirmeden klima sisteminin farklılaştırılmasına kadar pek çok proje var” yorumunu getirdi. Armağan sırada bekleyenler arasında Türkiye için de oldukça önemli iki büyük proje olduğunun altını çizdi.

Zeynep Erkunt Armağan, sürdürülen Ar-Ge projelerine ilişkin şöyle konuştu: “Biz duramayız, durursak gerileriz. Dünya hızla elektroniğin nimetlerini tarım araçlarının, özellikle de traktörlerin üzerinde görmek ve yararlanmak istiyor. Biz kendi tasarımımızı kendimiz yapıyoruz, dolayısıyla literatürü ve dünyayı takip etmek, uygulanabilir her yeni düşünceyi proje haline getirmek zorundayız. Yeni tarım teknolojilerini -mesela hassas tarım teknolojilerini- traktörümüzün gerçekleştirebilmesini sağlamak zorundayız. Yani bu bölümün işi hiç bitmeyecek, projeleri hiç azalmayacak.”

“PROJE SEÇIMINDE DÜNYA LITERATÜRÜNÜ TAKIP EDIYORUZ”

Projelerin nasıl seçildiği, yatırım yapılacak projelerin nasıl geliştirildiği noktasında literatürü ve dünyadaki tarım uygulamalarını dikkatle takip etmenin önemine dikkat çeken Armağan, “Nasıl ki 40 yıl önce hiç birimiz gün gelip mobil telefonların hayatımızda bu kadar önemli yer tutacağını tahmin edemedik, şimdi de belki beş-altı, belki 10-12 sene sonra traktörlerin geleceği teknolojik seviyeyi tahmin dahi edemeyeceğimizi düşünüyorum” dedi.

“Yeni projelerimizi geliştirirken tabii ki önce çiftçilerimizi dinleyip bizden istediği traktörü ortaya çıkarmak en büyük hedefimiz” diyen Armağan, uzun soluklu en büyük amaçlarının ise çiftçinin henüz istemediği teknolojiyi, kullanım kolaylığını, ergonomiyi ve rahatlığı sunabilmek olduğunu, ancak bu şartlar altında fark yaratacaklarını sözlerine ekledi.

“AB’NIN ARDINDAN COMMON-RAIL MOTOR TEKNOLOJISINE GEÇTIK”

Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika common rail teknolojisini traktörlerinde uygulamaya üç yıl kadar önce başladı. Ancak üzerindeki karbon temizleyici sistemler nedeniyle common- rail motorlar oldukça pahalı. Türkiye’de ise Ekim 2018 tarihinden itibaren commonrail teknolojisini kullanan motor kullanımı şartı geliyor. Armağan, bu anlamda yaklaşık iki yıldır Erkunt Traktör’ün son kullanıcıya bu teknolojiyi sunduğunu anlatırken, bu sistemin faydalarının başında ise çevreye son derece zararsız ve sessiz bir motor olmasının geldiğini anlattı.

Common rail tekolojisiyle ilgili detaylar veren Armağan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Common- rail sistemi yeni geliştirilen bir dizel direkt püskürtme sistemi. Bu yeni geliştirilen sistemin, bugüne kadar kullanılan aynı türdeki sistemlere göre yakıt sarfiyatı konusunda bazı avantajları olmakla birlikte egzoz gazı emisyonu, çalışma sistemi ve gürültü oluşumunda da net bir şekilde daha üstün olduğu görülmüştür. Anlamı ‘tutuculu püskürtme’ veya ‘ortak boru’dur. Direkt tahrik edilen blok veya tek pompalı sistemlerden farklı olarak commonrail’de basınç oluşumu ve püskürtme ayrılmaktadır. Geleneksel dizel direkt püskürtücüleri yaklaşık 900 bar’lık basınç ile çalışırken, common-rail sistemi, yakıtı 1350 bar’a kadar yükselen bir basınç ile ortak bir boru üzerinden enjektörlere dağıtır. Elektronik motor kumandası, bu yüksek basıncı, motorun devir sayısına ve yüküne bağlı olarak ayarlar.”

“TÜBİTAK DESTEKLERI GÖZDEN GEÇIRILMELI”

Ar-Ge Kanunu’nda yıllarca pek çok eksiklik olduğunu bildiren Armağan, Ar-Ge teşviklerinin son derece sınırlı olduğunu ve maddi üst limit meselesininse firmaları zorladığını yineledi. Bu anlamda kısa süre önce yapılan düzenlemelerin ve Ar-Ge Kanunu’nda değişiklik yapılmasının gündeme gelmesini çok olumlu değerlendirdiklerini aktaran Armağan, bu düzenlemelerin firmalarda olumlu karşılık bulacağına inandıklarını aktardı.

Armağan, verilen desteklerin Ar-Ge Merkezleri’ne verilenler ve TÜBİTAK’ın Ar-Ge projelerine verdiği destekler olarak ikiye ayrılması gerektiğini kaydetti. Armağan, Ar-Ge Merkezi desteklerinin iyi düşünülmüş destekler olarak hayata geçirilmişse de, ilerleyen zaman ve ihtiyaçlar karşısında Ar-Ge kanununun yeniden gözden geçirilmesini gerekliliğini doğurduğunu söyledi. Armağan, “Nitekim Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı önderliğinde yapılan çalıştay ile Türkiye’nin Ar-Ge konusundaki yol haritası ve destek ihtiyaçları daha iyi anlaşıldı ve çok değerli bir çalışma ortaya konuldu. Bu çalışmaların en kısa sürede kanunlaşacağı da bizzat Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından duyuruldu” dedi. Buna bağlı olarak TÜBİTAK’ın desteklerinin de bir kere daha gözden geçirilmesinin kaçınılmaz olduğuna işaret eden Armağan, “Yasalar çok eskiye dayanıyor. Mesela 500 bin TL gibi bugünün koşullarında artık bir projenin minicik bir kısmını ancak karşılayan tutarlardan üst limit diye bahsediliyor. Oysa hedefimiz yenilikçi teknolojiler üretebilen bir ülke haline gelmek ise çok küçük kalan bu destek limitleri ve çok koruyucu kanun maddeleri ile hayal ettiğimiz noktaya ulaşmak mümkün değil” eleştirisini getirdi.

“Hizmet alanınız içinde patent ya da faydalı model başvuru sayılarında artış gözlenmesini bekliyor musunuz?” sorumuza “Elbette” yanıtı veren Armağan, bugüne kadar sahibi oldukları “Faydalı Model” sayısının hızla artmasını beklediklerini söyledi. Daha fazla ihtisaslaşmış ve genişlemiş bir kadro ile yapılacak her türlü tasarım çalışmasının, eğer sıfırdan yapılacak bir Ar-Ge çalışmasının neticesi olacaksa, muhakkak Faydalı Model kapsamında olacağını aktardı.

2016 CIROSUNUN YÜZDE 8’I AR-GE BÜTÇESINE

AR-GE Merkezi yatırımları ve çalışmaları için ayırdıkları bütçeye ilişkin detaylar veren Armağan, “Ar-Ge Merkezi’nin fiziksel şartlarını yerine getirmek için, zaten yapılagelen uygulamaların bir kez daha gözden geçirilmesi kapsamında hareket ettiğimiz için, yatırım anlamında önemli bir bütçe ayırmadık. Ama çalışmalar için bütçenin hızla artacağını öngördük. Bu yıla kadar Ar-Ge çalışmalarımız ciromuzdan yüzde 2 civarında pay alırken, bu yıl üzerinde çalıştığımız büyük projelerle söz konusu oranı yüzde 8’e çıkarmayı planlıyoruz” dedi.

Diğer yandan insan kaynağına da yatırım yaptıklarını vurgulayan Armağan, “Bölüm büyüdükçe artan hardware ve software ihtiyaçları, eğitim ihtiyaçları, uluslararası kongre ve seminerlere, fuarlara katılım gibi planlamalarla, zannediyorum Ar-Ge Merkezi’mizin bütçesi, bu yıl ciromuzun yüzde 8’i civarında bir paya sahip olacak” öngörüsünde bulundu. Ar-Ge’nin tarım makineleri sektöründe oldukça önemli bir yer tuttuğuna dikkat çeken Armağan, “Bir traktörün sadece toprağı işlemek üzere tasarlanmış motor, transmisyon ve kaldırma ünitesinden ibaret bir makine olduğunu da düşünebiliriz, elektronik kontrol üniteleri ile toprağın nemini ya da gübre ihtiyacını anlayarak bu ihtiyaçları giderecek talimatı arkasındaki ekipmana verebilen, hafızasında tuttuğu toprağa ait bilgileri çiftçiyi yönlendirmek için kullanabilen bir elektronik makine olduğunu da” yorumunu yaptı. Bu iki yaklaşım arasındaki farkın bu ürüne katılmış bir değer olduğuna ve ancak Ar-Ge ile varılabilecek bir nokta olduğuna değinen Armağan, Ar-Ge’nin yeni bir ufuk, yeni bir bakış açısı demek olduğuna, katma değer yaratmak anlamına geldiğini vurguladı.

“TÜRKIYE AR-GE’DE EMEKLEME DÖNEMINDE”

Türkiye’nin Ar-Ge alanına yapılan yatırımlar va katma değerli üretim anlamında henüz emekleme döneminde olduğuna işaret eden Armağan, bu anlamda önemli eksikleri olduğunu anlattı. Bu eksiklikleri ise şöyle sıraladı: “Tasarımcı eksiği tartışmasız en önemli eksiklerimizin başında geliyor. Bunu takiben; eğitimin kalitesi, mühendislik eğitiminde yaratıcılıktan çok tekrara önem verilmesi, mühendis adaylarının uygulama eksiği ile mezun edilmesi, Ar-Ge için yapılacak yatırımın bedelinin yüksekliği, donanımlar, işletim sistemleri ve test ünitelerinin maliyetinin yüksekliğinin, yatırımcıların Ar-Ge’den ürkmesine neden olması izliyor” dedi.

Yatırımcıların bu korkuları yenmesi gerektiğini anlatan Armağan, tersine mühendisliğin Türkiye’de utanılması gereken bir çalışma şekli olarak lanse edildiğini ancak tersine mühendisliğin de öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu söyledi. Armağan, “Bunu taklit etmek değil, zihni çalışmayı anlama çabası olarak görmek gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.