Dünya, buharlı makinelerin icadı ile Birinci Endüstri Devrimi ile tanıştı. İkinci Endüstri Devrimi’nin habercisi ise seri üretim ve elektriğin kullanılmasıyla oldu. Elektronik ve dijital teknolojiler, seri üretim optimizasyonun bir parçası olduğunda Üçüncü Endüstri Devrimi yaşanmaya başlandı. Bugün, dünya artık Endüstri 4.0 aşamasını konuşuyor. Yani teknolojinin üretim süreçlerinin her aşamasında kullanıldığı, makinelerin birbiriyle konuştuğu yeni bir sistemin kalp atışları duyuluyor. İnternet sayesinde makineler arası iletişimin başladığı, insan gücü ile yapılan üretim süreçlerinde robotların devreye girdiği, neredeyse tüm üretim süreçlerinin dijitalleştiği bir dönemi ifade ediyor Endüstri 4.0.

Sanayideki mevcut üretim anlayışının gelişen teknolojiyle birlikte yeniden şekillenmesi anlamına geliyor. Bu yeni üretim biçimi ve anlayışını ise sadece teknoloji ile açıklamak mümkün değil. Siber-Fiziksel Sistemler (üretim sürecindeki türlü araç ve gerece entegre edilmiş, sensör ve işleticilerle donanmış, internet bağlantılı akıllı elektronik sistemler), Nesnelerin İnterneti ve Big Data gibi birçok farklı kavram ve uygulamaların üretim sistemlerine, dolayısıyla tüm değer zincirine eklenmesiyle ortaya çıkan yeni bir anlayıştan söz etmek mümkün.

ÇIKIŞ NOKTASI ALMANYA

Endüstri 4.0, kavram olarak ilk Almanya’da kullanılmaya başlandı. Alman hükümetinin, imalat gibi geleneksel sanayiyi bilgisayarlaşma yönünde teşvik etme ve yüksek teknolojiyle donatması projesini ifade ediyordu. Boston Consulting Group (BCG) analizine göre Endüstri 4.0’ı uygulamaya başlayan Almanya, sanayi üretiminde verimlilik artışı yakalarken, toplam üretim maliyetinde de yüzde 5 ila 8 arasında düşüş gerçekleştirdi. Bu düşüş, önümüzdeki 10 yılda Almanya’nın 90-150 milyar euro arasında maliyet avantajı yakalayacağını gösteriyor. Malzeme maliyetleri dışarıda bırakıldığında, işleme maliyetlerinin yüzde 20 civarında düşüş kaydetmesi bekleniyor. Bu kazançları elde edebilmek için ise Alman üreticilerin üretim sistemlerini ve süreçlerini Endüstri 4.0’a uyumlu hale getirmek için önümüzdeki 10 yıllık dönemde 250 milyar euro yatırım yapacağı düşünülüyor. Aynı zamanda kuruluşların ileri teknolojilere, tüketicilerin ise özelleştirilmiş ürünlere olan ilgisinin artmasıyla talepte görülecek artışın 300 milyar euro’luk ek gelir elde edilmesine imkan sağlayacağı ve istihdamda yüzde 6’lık bir artışa neden olacağı öngörülüyor.

Her şeyden önce Endüstri 4.0 diğer devrimlerden farklı olarak, kendi içinde de sürdürülebilirliği olan bir evrimleşmeyi beraberinde getiriyor. Bu (d)evrimin ortaya çıkaracağı finansal kazancın, iş gücü profilinde yaratacağı değişiklikler ve tetikleyeceği dev yatırımlar nedeniyle çığır açıcı nitelikte olacağı ifade ediliyor. Endüstri 4.0, maliyet avantajıyla birlikte, rekabet avantajı da yarattığından, bu (d)evrime hızlı uyum sağlayan ve üretim süreçlerine adapte eden ülkeler, yeni ekonomik sistemde arayı açacak gibi görünüyor. Almanya’nın süreci doğru yönetmesiyle yakalayacağı yüzde 20’lik işleme maliyeti avantajı, gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin bir an önce adım atmasını zorunlu kılıyor. Zira zamanında bu adımların atılmaması halinde Türkiye’nin Almanya’ya kıyasla şu anda sahip olduğu rekabet avantajının neredeyse tamamını kaybetmesi muhtemel gözüküyor.

AMAÇ, SANAYI VE TEKNOLOJIYI BULUŞTURMAK

Endüstri 4.0 temel olarak bilişim teknolojileri ile endüstriyi bir araya getirmeyi hedefliyor.

Ana bileşenlerinden ilki yeni nesil yazılım ve donanım, yani bugünün klasik donanımlarından farklı olarak düşük maliyetli, az yer kaplayan, az enerji harcayan, az ısı üreten, ancak bir o kadar da yüksek güvenirlikte çalışan donanımlar. Bu donanımları çalıştıracak işletim ve yazılım sistemlerinin, kaynak ve bellek kullanımı açısından tutumlu olması ise en önemli hedef. Eğer Endüstri 4.0 stratejisi gerçekleşirse üretim süresi, maliyetler ve üretim için ihtiyaç duyulan enerji miktarının azalacağı, üretim miktarı ve kalitesinin artacağı temel beklentiler arasında yer alıyor. Enerji üretiminin büyük kısmını imalat sanayinin tükettiği gelişmiş ekonomilerde, kaynakların daha verimli kullanılabilmesi için RFID (radyo frekansıyla tanımlama) ve robot teknolojisindeki gelişmelerin, süreçlere dahil edilmesi gerektiği düşüncesi her geçen gün artıyor. Üretim süreçleriyle ilgili verinin toplanması, planlama ve kontrol süreçlerine dahil edilmesi, modelleme ve simülasyon, bulut bilişim ve büyük veri analizi gibi yöntemler yeni endüstri devriminin aşamalardan bazıları. Küreselleşme, endüstriyel şirketlere daha geniş pazarlar, iyileşen satın alma koşulları ve daha rahat üretim imkanı fırsatları sunarken, sanayi sektörüne de bazı zorluklar getiriyor. Küresel rekabet daha yoğun yaşanıyor ve bu rekabette öne çıkabilmek için aktörlerin sürekli olarak daha esnek ve verimli olması gerekiyor. Bu süreçte yeni, kaliteli, verimli ve kişiselleştirilmiş ürünler imal edebilme kabiliyetine sahip olmak kadar, pazara ürünleri daha kısa sürede sunmak da bir zorunluluk halini alıyor.

TÜM CİHAZLAR İLETİŞİM HALİNDE

Endüstri 4.0, hisseden robotlar ve akıllı makinelerin devri. Robotların insan beyninden gelen radyo dalgalarıyla komut alacakları günlere doğru giden bir teknolojik gelişmenin ayak sesleri. Endüstri ve sanayide geleneksel standart işçilik, yerini uzman mühendislere bırakırken, sanayileşmede; bir makine, bir insan ve bir fabrika dönemi başlıyor. Gören, sesi tanıyan, temasla algılayan, hareket eden, insandan hızlı karar veren algılayıcılar, birbiriyle haberleşen bileşenler ve çok eksenli hibrit üretim robotlarıyla donatılmış sofistike yapısına karşı tek bir kişi tarafından denetlenebilecek “siber fizik sistemler” devreye giriyor. Bugün başta Almanya ve ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin gündeminde yoğun bir şekilde yer alan Endüstri 4.0 ile fiziksel parça, araç ve makinelerin internet üzerinden birbiriyle iletişim kurdukları biliniyor. Bu sayede, lojistik hizmetlerinin tam zamanında, çok daha verimli çalışabilmesi veya makine arızalarının önlenebilmesi sağlanabiliyor. Bütün bu değişimler ile birlikte üretimdeki atıl zamanın azaltılması ve sonuç olarak kaynakların daha verimli kullanılmasının önü açılıyor.

AKILLI FABRİKALAR GELİYOR

Geleceğin fabrikaları hayalin ötesinde, bir zorunluluk olacak gibi. Değişen tüketici davranışları ve özelleşen ürünlere olan talep, bir işletmenin başarısının yalnızca yüksek üretkenlikle ölçülmesini engelliyor. Artık başarı, özelleşen ve farklılaşan ürünleri aynı imalat sürecinde üretmeyi zorunlu kılıyor. Endüstri 4.0’ın öngördüğü imalat süreci, üretimin tam otomatik olarak gerçekleşmesiyle mümkün. Müşteri ve tedarikçilerden toplanan veriler doğrultusunda üretimi daha verimli kılacak analizler yapılmasını gerektiren yeni endüstri çağında, akıllı fabrikalarda robotların kullandığı bir üretim sürecinin başlaması bekleniyor.

Akıllı robotlar, geleneksel üretim bandında hareket eden malzemeleri RFID etiketi gibi sensör teknolojileriyle tanıyıp, nasıl bir işlemden geçirmesi gerektiğini biliyor. Böylece farklılaşmış her bir ürün, aynı üretim hattında sıfır hatayla işlenip takip edilebiliyor. Sonraki aşamada birbiriyle konuşan, bağlantılı makineler ürünün kalite kontrolünü yapıp, üretim sürecindeki hataları daha hızlı tespit edebiliyor. Tüm bu sürecin birbirine bağlı siber fiziksel sistemler (Cyber-physical systems - CPS) tarafından idare edilmesi planlanıyor.

Tedarik zinciri ve tüketici verilerinin de kullanıldığı üretim sürecinin daha koordine ve bütünleşik olması öngörülüyor. Hayali kurulan akıllı fabrikaların bir diğer özelliği ise prototip ürünlerin tasarım süreçlerini 3D yazıcılar kullanarak hızlandırabilmesi. Böylece kişiselleşen ürünlerin, üretim maliyetleri de azaltılmış oluyor. Tüm bu sürecin yönetildiği akıllı fabrikalarda, büyük veri analiziyle üretimin daha etkin hale getirilmesi planlanıyor.

DÜNYA İNSANSIZ BİR ENDÜSTRİYE DOĞRU GİDİYOR

Endüstri 4.0’ın tam anlamıyla uygulamaya geçmesiyle, bugüne kadar sanayide üretim süreçlerinde önemli bir role sahip olan insan faktörünün yerini, büyük ölçüde akıllı makinelere bırakacağı bir gerçek. Üretim süreçlerinde akıllı makinelerin kullanılması, önemli bir istihdam kaybına yol açsa da, Endüstri 4.0 ile daha nitelikli insan gücü ihtiyacının artacağı da düşünülüyor. Endüstri 4.0 sürecine uyum sağlayacak nitelikli insan gücünün yaratılmasında, eğitim modellerinin yeni teknolojilerle desteklenerek verilmesinin de yolu açılıyor.

Sanayi de üretim dâhil tüm ekonomik döngünün kalitesinin artışı sadece teknolojiye adaptasyondan değil aynı zamanda nitelikli insan gücü ve yaşam kalitesindeki artışla da destekleniyor. Eğitim modellerinin geliştirilmesi, uygulanması noktasında mesleki ve teknik okullar ile üniversitelere büyük bir sorumluluk da düşüyor. İyi bir altyapıya sahip eğitim sistemi ile insan gücü ve akıllı sistemlerin entegrasyonu sağlandığında Endüstri 4.0’ın yarattığı yeni dünyada, insansız bir sanayileşmeye doğru gidildiği de bir başka gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

SANAYİDE DÖNÜŞÜM YAŞANIYOR

Endüstri 4.0’ın en büyük dönüşümlerinden birinin yedek parça ya da yan sanayi alanında yaşanması bekleniyor. Bu noktada özellikle üretimi sonlandırılmış olan ürünlerin yedek parça stokuna artık gerek kalmayacağını belirten Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği (ENOSAD) Başkanı Hüseyin Halıcı, “Bir araba modeli düşünün, üretimden çekildiğinde 10 yıllık yedek parça stoklama planlaması yapılır. Ancak bugün tüm üretim bilgileri, bilgisayar ortamına yüklenerek buna gerek kalmayacak. İhtiyaç olduğu anda 3D teknolojisi ile üretmek mümkün hale gelecek” diyor. 3D teknolojilerinin, yeni sanayi devriminin önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Halıcı, geleneksel üretim süreçlerinde mümkün olmayanların mümkün kılındığı, bir dönemin başlayacağını söylüyor. Halıcı şöyle devam ediyor: “3D teknolojileri; havacılık, sanayi, sağlık, otomotiv gibi birçok sektörde kullanılacak. Hatta evlerde gereksinim duyulan bir obje, 3D yazıcılarla kolaylıkla üretilecek. 3D teknolojisi ile verimliliğin artması, ürün optimizasyonunun hızlanması, üretim süreçlerinde maliyetlerin azalması gibi önemli avantajlar elde edilecek. Özellikle yan sanayide çok fonksiyonlu parça üretimi söz konusu olacak ve en önemlisi sadece gerçek talebe cevap verecek şekilde üretim yapılmak suretiyle stok maliyetleri azaltılacak. Burada yine yan sanayinin büyük bir dönüşümü ile karşı karşıyayız. İstihdam sorunu yine gündeme gelecek. Ancak diğer taraftan da tasarruf ve israf ortadan kalkacak. Kullanılmadan stoklanan yedek parçalar, stoklama bedelleri gibi süreçler yaşanmayacak. Bu anlattığımız konu, üretim bilgilerine ulaşılan her eski eşya için geçerli olacak. Bugün AB’de yoğun olarak bu konu tartışılıyor. Bütün bunlar verimli kaynakların verimli kullanıldığı bir dünyaya doğru bizi götürüyor.”

TÜRKİYE’DE DURUM NE?

Endüstri 4.0’ın önemini ve Türkiye’nin nerede olduğunu göstermek adına TÜSİAD ve Boston Consulting Group, “Türkiye’de Sanayi 4.0 Dönüşümü” adıyla ortak bir rapor hazırladı. Bu rapor çarpıcı bilgiler içeriyor. Buna göre Türkiye, lojistik avantajı sağlayan coğrafi konumu sayesinde ve esnek, düşük maliyetli üretim yapabilmesini sağlayan görece düşük maliyetli işgücünü kullanarak, küresel değer zincirinde oldukça rekabetçi şekilde konumlanmış durumda. Üretim ücretleri, verimlilik, enerji maliyetleri ve döviz kurlarını dikkate alarak oluşturulan BCG Global Üretim Maliyeti Endeksi’nde, Türkiye 98 ortalama birim maliyet ile üretim yaparken, ABD 100, Almanya ise 121 ortalama birim maliyetle üretim gerçekleştiriyor. Diğer bir deyişle, Türkiye’deki ortalama doğrudan üretim maliyetleri Almanya’nın yüzde 23, ABD’nin ise yüzde 2 altında bulunuyor.

Bu analiz, Türkiye’nin küresel değer zincirinden pay almak ve ihracat platformunu güçlendirmek için sahip olduğu rekabet avantajını gösteriyor. Endüstri 4.0’ın Türkiye üzerindeki etkisini hesaplamak için TÜSİAD ve BCG ortak çalışarak Türkiye’de altı farklı sektörde faaliyet gösteren toplam 25 Türk imalat şirketiyle/grubuyla detaylı görüşmeler gerçekleştirdi. İlgili çalışma için altı pilot sektör seçilirken, öncelikle kamu tarafından hazırlanan politika belgelerinde yer alan imalat sanayi sektörleri değerlendirmeye alındı. Endüstri 4.0 dönüşümü bağlamındaki yetkinlik alanları, teknoloji perspektifi, istihdam boyutu, iktisadi büyüklük, tedarik zinciri içindeki rol gibi unsurlar da dahil olmak üzere çeşitli sosyo-ekonomik değerlendirmeler neticesinde altı pilot sektör; otomotiv, makine, beyaz eşya, gıda ve içecek, tekstil ve kimya olarak sıralandı.

MAKİNE SEKTÖRÜNDE YÜZDE 9-12 VERİMLİLİK ARTIŞI

Altı pilot sektör içinde yer alan makine sektöründe Endüstri 4.0 ile birlikte pek çok değişikliğin yaşanacağı ortak beklenti. Şöyle ki: Prototip üretiminde ve test sistemlerinde kullanılan gelişmiş simülasyonlar, kalıp tasarımını ve ürün geliştirme süreçlerini iyileştirecek. Ar-Ge, tasarım ve üretim birimleri için sanal ortamda ortak çalışma alanları oluşturulması ürün geliştirme sürelerini kısaltacak ve azalan fire oranları nedeniyle kalite kontrol mekanizmalarına bağımlılık asgariye inecek. Eritme kalıplarının ve CNC kullanan üretim hatlarının otomasyonu, hem kurulum ve teslimat sürelerini kısaltacak hem de kapasite kullanımını artıracak.Tehlikeli görevler için optimize edilmiş sevkiyat sistemleri, işçiler açısından sağlık ve güvenlik standartlarını iyileştirecek. CRM sistemleriyle entegre edilmiş büyük veri analizi, satış öncesi ve sonrası verilen hizmetleri geliştirirken, gömülü sensörlerle mümkün olan uzaktan arıza giderme sayesinde satış sonrası operasyon ve garanti maliyetleri azalacak. Ürün yaşam döngüsü boyunca sunulan bu ekstra hizmetler, müşteri memnuniyetini artıracak. Fabrika ve depo mimarisini iyileştirmek ve akıllı envanter yönetimi için simülasyon ve zenginleştirilmiş gerçeklik kullanılacak. Siparişlerin lazerle yönlendirilen otomatik araçlarla ve ışıklı toplama sistemiyle hazırlanması, teslimat sürelerini kısaltarak iş gücü kullanım oranlarını ve ergonomiyi iyileştirecek. Tüm bu süreç makine sektöründe yüzde 9-12 oranında verimlilik artışı getirecek.

İŞ GÜCÜNÜN YETKİNLİKLERİ DEĞİŞECEK

Yeni üretim teknolojilerini etkin biçimde yönetmek ve entegre olmuş dünyada gelirlerini artırmak için şirketler, şimdi sahip olduklarından daha yetkin bir iş gücüne ihtiyaç duyacak.

İş gücünün değişen yapısı nedeniyle, Ar-Ge, BT ve otomasyon gibi teknik, satış/pazarlama gibi müşteriye değen fonksiyonların daha da yaygınlaşması gerekecek. Özellikle kapsamlı tasarım bilgisine ve dijital/BT yetkinlerine sahip çalışanlara olan talep artacak. Bu sayede şirketlere daha nitelikli iş gücü için yeni istihdam fırsatları doğacak. Endüstriyel veri uzmanı gibi yeni rollerin yaygınlaşırken, BT sistemleri; kurumsal, üretim ve ürün yaşam döngüsü yönetimi sistemlerini entegre edecek ve operasyonların oluşturduğu ağları kullanarak daha çok sayıda veri grupları oluşturacak. Endüstriyel veri uzmanları, bu veri tabanlarını düzenleyerek, analiz edecek ve operasyonları sürekli iyileştirmek için bulgulardan faydalanacak. Bu rolü üstlenmek isteyen adaylar, ağ sistemleri, istatistik bilimi ve programlama prensiplerine hakimiyetini göstermek durumunda kalacak.

100 BİN YENİ İŞ GÜCÜ

Endüstri 4.0 ile özellikle üretim, kalite ve bakım fonksiyonlarında çalışan düşük nitelikli çalışanların yerini otomasyona sahip sistemlerin alacağı kesin. Yaygınlaşan otomasyon, fiziksel olarak zorlayıcı operasyonlarda ergonomik iyileştirmeler yaparak çalışanlara yardımcı olacak. Ağır parçaların kaldırılması veya hassasiyet isteyen parça montajları, önemli ölçüde robotlar tarafından yapılabilirken, bu sayede, hem işçi kapasitesi daha yüksek katma değerli işlere yönlendirilecek hem de genel sağlık ve güvenlik standartları yükseltilecek. Önümüzdeki 10 yıllık süreçte, nitelikli olmayan işçilik ihtiyacında yaklaşık 500 binlik istihdam azalması beklenirken, yaklaşık 100 bin kadar yeni, yüksek nitelikli çalışan ihtiyacı olacak. Bunun yanında sanayileşmenin getireceği büyüme akımı sonucunda yine yaklaşık 500 binlik yeni bir iş alanında istihdam yaratılabilecek. Türkiye’deki üretim sektörlerinin modellemesine dayanarak, Endüstri 4.0’ın önümüzdeki 10 yılda, istihdamda yüzde 5’lik bir mutlak artış yaratması bekleniyor. Aynı zamanda, yüksek nitelikli iş gücü yapısı ile gelir piramidinin ve Türkiye know-how altyapısının gelişeceği de öngörülüyor.

YÜZDE 3 BÜYÜME YARATMASI BEKLENİYOR

Endüstri 4.0’ın ülke ekonomilerini büyüteceğini söyleyen uzmanlar, müşteriye özel ürünlere artan talebin, ürünlerin zamanında bulunabilir olmasının, artan küresel entegrasyon ile global değer zincirinden daha çok pay alınmasının bu büyümeyi tetikleyen unsurlar olarak ön plana çıkacağı görüşünde birleşiyor. Bu gelişmelerin sanayi üretiminde yıllık yüzde 3’lük bir artış yaratması bekleniyor. Bu büyüme Türkiye GSYİH’sinde yüzde 1 ve üzeri bir ek büyüme ve 150-200 milyar TL düzeyinde ek gelir anlamına geliyor. Ancak bu kazanımların gerçekleşmesi için Endüstri 4.0’ın şirketler bazında uygulanmasının ötesinde, bütüncül bir sanayi stratejisi ve dönüşüm programı yaklaşımıyla ele alınması zorunlu görünüyor. Türk üreticilerin, Endüstri 4.0 teknolojilerini üretim sürecine dahil etmek için önümüzdeki 10 yıllık süreçte, yılda yaklaşık 10-15 milyar TL (üreticilerin gelirlerinin yaklaşık yüzde 1-1.5’i) yatırım yapması gerektiği tahmin ediliyor.

REKABET AVANTAJI SAĞLIYOR

Artık firmalar ilk taslak tasarımdan seri üretime daha hızlı, daha esnek ve daha akıllı süreçleri takip etmek zorunda. Dizayn ve mühendislik yazılımlarından otomasyon sistemlerine, servisten teknik ve lojistik desteğe uzanan entegre ürünler, endüstriyel üretimin değer zincirini birbirine sıkıca bağladığı gibi tüm üretim adımlarını iyileştirmede yardımcı oluyor. İleri simülasyon teknikleri sayesinde, üretim süreci değişikliklerinin, maliyet iyileştirmenin ve malzeme kullanımını azaltmanın test edilebilmesi mümkün oluyor. Bu da kullanılan kaynakları azaltırken, verimli üretimin önünü açıyor. Yeni üretim teknolojileri, seri üretim biçiminde üretilebilecek ürünlerin verimli ve hızlı şekilde üretimine izin veriyor. Değişimlere hemen tepki veren, kısa teslim zamanlarıyla üretim yapan firmaların uluslararası pazarda rekabetçi olmalarını sağlamayı vaat ediyor.

AR-GE YATIRIMLARININ ARTMASI BEKLENİYOR

“Türkiye sanayisi, teknolojiyi kullanmada oldukça iyi bir noktada, ancak teknoloji üretiminde, inovasyonda olması gereken seviyede değil” diyen ENOSAD Başkanı Hüseyin Halıcı, Endüstri 4.0’a geçilmesiyle eş zamanlı yapılması gerekenleri de şöyle özetliyor: “Serbest piyasa ekonomisinin hakim olduğu Türkiye, bürokratik engellerin kaldırılması, teşvikler ve vergi sisteminde iyileştirmelerin sağlanması ile yabancı yatırımların cazibe merkezi haline getirilmelidir. Bu sayede Ar-Ge ve ileri teknoloji üretiminin ülkemizde geliştirilmesi sağlanmalıdır. Türkiye’de Ar-Ge harcamaları 2014 yılı itibarıyla yüzde 0,80 seviyesinin üzerine yükselmiş olmakla birlikte, hala diğer ülkelere kıyasla oldukça düşüktür. Ancak bu konuda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yürütmekte olduğu çalışmalar kapsamında, Ar-Ge ve üretim altyapılarına sağlanan teşvik-destek ve strateji belgelerinin Endüstri 4.0 vizyonu ile gözden geçirilmesini, gerekli düzenlemelerin yapılmasını da öngörüyor.”

İş gücü profilini geliştiren, küresel değer zincirinde yüksek katma değerli ürünlerin payını ve küresel rekabet gücünü artıran Endüstri 4.0’ın Türkiye üzerindeki potansiyel etkisi, devrimin evrimleşme aşamasıyla birlikte ele alınmasıyla, yani sürdürülebilir bir politika haline getirilmesiyle mümkün gibi görünüyor. Birinci, ikinci ve üçüncü sanayi devrimi ile başlayan eski dünyanın üretim altyapısı, Endüstri 4.0 ile yeni bir ekonomi perspektifine kapı aralıyor. Türkiye’nin kaçırdığı ve sonrasında yakalamak için çok fazla kaynak harcadığı geçmişin devrimlerinden, Endüstri 4.0 ile bugün ve yakın geleceğin (d)evrimine bir an önce uyum sağlamak için ne gerekiyorsa yapmasını zorunlu kılıyor.